Şizofreni hastalığı ve hasta yakınları paylaşım/bilgilendirme köşesi


Nihil
1-01-12, 17:01
-28-

Bir ay sonra oğlum taburcu oldu. Eve döndük. 'Şokların' etkisiyle, iki ay biraz iyiydi. O iyi günlerinde yeni bir saz almış, sazını zaman zaman çalıyordu. Bir gün Kayahan'ın "Allah'ım, neydi günahım" ve "kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime, titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime" şarkılarını çalmaya başladı. Söylerken ağlıyordu. Oğluma ağlamamasını, iyi olacağını söyledimse de fazla ikna edemedim. İki ay sonra yine Tıp Fakültesi'ne yatırdık. Yine aylar ayları kovalıyordu. Küçük oğlum ve eşim yine yalnızdı.

Bazen eşim hastaneye gelmeyince, kardeşi gelirdi. Ona yiyecek birşeyler getirirdi. Oğlum hastanenin yemeklerini yemiyordu. Şüpheleniyordu. Zaman zaman doktorlarından da şüpheleniyordu. Bir gün bana "anne" dedi ve yine sustu. "Söyle oğlum ne olur söyle" diye ısrarla sordum. Geç te olsa cevap verdi. "Ben ölürsem çok ağlama, ama bil ki ben çok acı çekiyorum, bunu bilin" dedikten sonra yine derin bir sesizliğe gömüldü. Bir anda dünya başıma yıkıldı. Ben o anda kendimi zor salona attım, fenalaştım. Hemşire hanımlar sağ olsunlar çok ilgilendiler benimle. Doktor hanım bana bir iğne yaptırdı, moral verdi. Bu hastalığın insanı öldürmediğini söyledi. "Oğlunuzun söylediklerini ciddiye almayın, o çok ızdırap çekiyor ama hastalığından öyle konuşuyor" dedi. Oğlum ve onun gibi hasta olan insanlar ne kadar acı çekiyorlar bizler bunun farkında değiliz.

Kardeşiyle bir gün onu alıp hastanenin alt katındaki kafeteryaya götürdük. Biraz oturduk. Fakat çok sinirli ve tedirgindi. Alıp odasına çıkarırken birden kardeşine sarılıp pencereye doğru sürüklemeye başladı. Sonra onu bırakıp, kendini camdan atmak istedi. Çok korkmuştuk. Zorla ikna edip odasına çıkardık. Kardeşi de çok korkup etkilenmişti. Kardeşine hastaneye gelmemesini söyledim. Artık sık gelmiyordu. Onu hep uzak tutmaya çalıştık. Etkilenmesin diye... O yavrum da hep yalnız kalmıştı. Zaten yıllardır yalnızdı. Okula gidiyordu. Babası da kendini iyice içkiye kaptırmıştı. Babası çok üzülüyor, bir türlü kabullenemiyordu. Üzüldükçe içkinin dozunu artırıyordu. Yine de o yavruma elinden geldiğince yardımcı oluyordu; yemek yapıyor, ütüsünü yapıp okula gönderiyordu.

Yine de çok üzülüyordum. Çünkü ben ona yıllardır annelik yapamıyordum. O sıcacık yuvamız ne hale gelmişti. Hafta sonları bazen eve gelirdik. Evimiz sanki cenaze evi gibiydi. Herkes suskun, üzgün. "Allah'ım sen bize sabır ver, sen bana sabır ver" diye dua ederdim. Anlıyordum ki sabır ve cesaretle bunların üstesinden gelebilirdim. Başka çarem yoktu. Bir yandan hasta oğlum, bir yandan eşimin alkolü. Gün geçtikçe alkolün dozunu daha çok artırıyordu. Zaman zaman onunla uğraşmak Serdar'la uğraşmaktan daha zordu.

O sıkıntılı çaresiz yıllarımızda, bir de eşimin alkolü... Eşim aslında uysal bir insandır, fakat alkol onu sanki esir almıştı. Ona da hak veriyordum. Çünkü acıları beraber yaşamıştık. Çok genç yaşında acıları yaşamış, evlatlarımızı kendi elleriyle toprağa vermişti. Ve Serdar'ın hastalığı onu büsbütün yıkmıştı. Alkolle kendini avutuyordu. Ömründe hiç sigara bile içmeyen bir insanın kendini alkolle avutmasını anlıyordum. Eşime de sabredip anlayış gösteriyordum. Yine de sadece dua edip, hayata dört elle sarılıyordum. Bir gün yuvamız yine eski haline dönecekti. Bundan emindim. Bu kadar çaresizlik ve yoğun sıkıntılarıma rağmen bir gün herşeyin düzeleceğine inanıyor, sabrediyordum. Bir anne, bir eş olarak benim tek silahım sabır, sevgi ve zamandı. Hele de zaman her şeyin ilacıydı.​

Nihil
1-01-12, 17:01
-29-

Yine bir gün akşam üstü küçük oğlum hastaneye telefon açtı. "Anne eve gel, ben hastayım" dedi. Hemen eve gittim. Yavrum diş çektirmişti. Damaklarına dikiş atılmış, iki gündür yüzü şişmiş, hiç bir şey yiyememişti. Babası da iki gündür görevli, şehir dışındaymış. Çok ızdırap çektiğini, mecburen beni çağırdığını söyledi. Fakat Serdar'ı yalnız bırakamıyordum. Ne yapacağımı düşünürken o anda odamıza annesi ve babası 'Psikiyatri Profesörü olan ve kendisi de o zaman tıp öğrencisi olan 'Tolga' geldi, ondan rica ettim. "Serdar'ın yanında biraz kalır mısın? Eve kadar gitmem gerekiyor" dedim. "Tabii ki kalırım, siz gidin" dediğinde çok sevindim. Hemen eve gittim. Oğlumla ilgilendim ve gece hastaneye geri döndüm. Döndüğümde "Tolga" hala Serdar'ın yanında oturuyordu. O anda çok duygulandım. Anladım ki "Tolga" çok iyi bir doktor olacaktı. Şimdi Amerika'da psikiyatrist. TEŞEKKÜRLER 'Tolga' Küçük oğlumsa o dişinden çok ızdırap çekmişti

Bu oğlum sessiz, sakin, uyumlu bir yapıya sahip. Kardeşiyle çok iyi anlaşan, onu iyi anlayan, hastalığını iyi bilen bir insan. Bazen düşünüyorum ya aksi olsaydı. Bir de onunla uğraşmak zorunda kalırdım. Bu yönden şanslıydım.

Birkaç ay sonra taburcu olup eve geldik. Yine aynı sıkıntılar devam ediyordu. Gecemiz, gündüzümüz yine çok sıkıntılı geçiyordu. Babası kendini içkiyle avutuyordu. Bana da sabretmemi, bu hastalıktaki en iyi ilacın sabır olduğunu söylüyordu. Benim de sabretmekten başka hiçbir seçeneğim yoktu. Hep, "Allah'ım, bize sabır, yavrumuza şifa ver" diye gece gündüz dua ediyordum. Yıllardır hep yaptığım gibi, yanından hiçbir yere ayrılmıyordum. Onun sorularına cevap bulmaya çalışıyordum. Artık yıllardır akrabalardan hiç kimse de gelmiyordu evimize. Ne arayan, ne soran... Ailece iyice yalnız kalmıştık.

Bazen düşünüyorum. İnsanlar ne kadar acımasız ve anlayışsız. Siz hastayla, hastalıkla uğraşırken insanlar nelerle uğraşıyor. En yakın akrabalarınız da sizi terk ediyor. Önceden sizi ziyarete gelenler, arayıp soranlar ne yazık ki hastalığın adını duyunca sizi terk ediyorlar. Yıllardır sizi telefonla bile aramıyorlar. Sanki bu hastalık sızın ve evladınızın seçimiymiş gibi, sanki siz günah işlemişsiniz de bu da cezasıymış gibi... Önceleri çok üzülüyordum. Ama artık üzülmüyorum. Alıştım çünki. ​

YENA
2-01-12, 07:01
Nihil
-5-

Eşim ve yakınlarım beni psikiyatriste götürdüler. Doktor benim çaresizliğimi anlayıp bu kadar acı çekmemin yaşım itibariyle normal olduğunu söyledi. Bana en iyi ilacın zaman olduğunu, adece uyku ilacı vermelerini söylemiş. Allah'ım ani ölümü hiçbir kuluna göstermesin. Hele evlat acısını. Yavrumu sapasağlam evde bırakmıştım, birkaç saat içinde kaybetmiştim. Annemin ve babamın yokluğunu o zaman daha çok hissetmiştim. Bir anda kendimi yapayalnız, çaresiz hissettim. Allah'ım, bu dayanılmaz bir acıydı. O zaman bana bütün olanlar kötü bir rüya gibi geliyordu. Olamaz, böyle bir acı yaşanamazdı. Doktor olan komşumuz sürekli yatıştırıcı iğne yapıyordu. Ben yine herşeyin farkında idim. Tam Hakan'ı unutmaya çalışırken bu acı bana çok büyük haksızlık. Çok defa yaşamak istemiyordum, çok ağır bir yüktü çekdiğim ızdırap. Dayanamıyordum. Ölmek, evladıma kavuşmak istiyordum fakat eşim, komşular ve akrabalar buna izin vermiyorlardı. Çok acı çekmesine rağmen eşim bana destek oluyor, komşular ve akrabalar moral vermeye çalışıyorlardı. Fakat ben kendimi bir türlü toparlayamıyordum. Kendi kendime 'benim iki çocuğum daha var, eşim, yuvam var. Allahım bana sabır ver" diyordum. Fakat elimde olmadan çok özlüyordum. Mezarı Narlıdere'de, evimizin karşısındaydı. Sabahlara kadar balkonda oturup mezarını seyrediyordum. Sanki onu karanlıktan koruyordum. Sabah olunca hemen mezarının yanına gidip, akşama kadar oturup ağlıyordum. Eşim ve komşular beni zorla eve getiriyorlardı. Bu durum günlerce, aylarca sürdu. Ben nasıl unutabilirdim ki? Sapasağlam evladım bir anda ellerimin arasından uçup gitmişti. Bir daha asla göremeyecektim. Ev anılarıyla dolu, nasıl dayanabilirim? Çantasını, kitaplarını, önlüğünü ve de akşam olunca boş yatağını görmek çok acıydı, kendimi kaybediyordum.

Yavrum kara toprakta yatıyor, bense boş yatağında teselli arıyordum, işte o zaman beni kimseler teselli edemiyordu. Yakınlarım baktılar olmayacak özel eşyalarını saklayıp, odasını kilitlediler, aylarca açmadılar. Ne kadar yalvarsam da odasının anahtarını vermiyorlardı. Sadece yatağını koklamak istiyordum, çok çok özlüyordum. Demek ki zaman her şeyin ilacıymış. Üç yıl boyunca sürekli mezarına gidiyor akşama kadar oturuyordum. Mezar taşını okşuyor, onunla konuşup rahatlıyordum. Ben ne kadar konuşsam ağlasam da yavrum beni hiç duymuyordu, duyamadı, o artık yanımda yoktu, yine de oğlumla sanki hasret gideriyordum. Mezarına gitmediğim günler onu çok özlüyordum, sanki yavrum orada yalnız kalıyor beni bekliyor zannediyordum. Belki düşüyordur. Belki de karanlıktan korkuyordur diye sabahlara kadar balkonda oturuyor, onu koruyordum. Hep mezarını seyrediyordum. Sanki beni çağırıyor gibi geliyordu.
:KK14::KK14::KK14::KK14::KK14::KK14::KK14::KK14:

YENA
2-01-12, 08:01
Nihil
-29-

Yine bir gün akşam üstü küçük oğlum hastaneye telefon açtı. "Anne eve gel, ben hastayım" dedi. Hemen eve gittim. Yavrum diş çektirmişti. Damaklarına dikiş atılmış, iki gündür yüzü şişmiş, hiç bir şey yiyememişti. Babası da iki gündür görevli, şehir dışındaymış. Çok ızdırap çektiğini, mecburen beni çağırdığını söyledi. Fakat Serdar'ı yalnız bırakamıyordum. Ne yapacağımı düşünürken o anda odamıza annesi ve babası 'Psikiyatri Profesörü olan ve kendisi de o zaman tıp öğrencisi olan 'Tolga' geldi, ondan rica ettim. "Serdar'ın yanında biraz kalır mısın? Eve kadar gitmem gerekiyor" dedim. "Tabii ki kalırım, siz gidin" dediğinde çok sevindim. Hemen eve gittim. Oğlumla ilgilendim ve gece hastaneye geri döndüm. Döndüğümde "Tolga" hala Serdar'ın yanında oturuyordu. O anda çok duygulandım. Anladım ki "Tolga" çok iyi bir doktor olacaktı. Şimdi Amerika'da psikiyatrist. TEŞEKKÜRLER 'Tolga' Küçük oğlumsa o dişinden çok ızdırap çekmişti

Bu oğlum sessiz, sakin, uyumlu bir yapıya sahip. Kardeşiyle çok iyi anlaşan, onu iyi anlayan, hastalığını iyi bilen bir insan. Bazen düşünüyorum ya aksi olsaydı. Bir de onunla uğraşmak zorunda kalırdım. Bu yönden şanslıydım.

Birkaç ay sonra taburcu olup eve geldik. Yine aynı sıkıntılar devam ediyordu. Gecemiz, gündüzümüz yine çok sıkıntılı geçiyordu. Babası kendini içkiyle avutuyordu. Bana da sabretmemi, bu hastalıktaki en iyi ilacın sabır olduğunu söylüyordu. Benim de sabretmekten başka hiçbir seçeneğim yoktu. Hep, "Allah'ım, bize sabır, yavrumuza şifa ver" diye gece gündüz dua ediyordum. Yıllardır hep yaptığım gibi, yanından hiçbir yere ayrılmıyordum. Onun sorularına cevap bulmaya çalışıyordum. Artık yıllardır akrabalardan hiç kimse de gelmiyordu evimize. Ne arayan, ne soran... Ailece iyice yalnız kalmıştık.

Bazen düşünüyorum. İnsanlar ne kadar acımasız ve anlayışsız. Siz hastayla, hastalıkla uğraşırken insanlar nelerle uğraşıyor. En yakın akrabalarınız da sizi terk ediyor. Önceden sizi ziyarete gelenler, arayıp soranlar ne yazık ki hastalığın adını duyunca sizi terk ediyorlar. Yıllardır sizi telefonla bile aramıyorlar. Sanki bu hastalık sızın ve evladınızın seçimiymiş gibi, sanki siz günah işlemişsiniz de bu da cezasıymış gibi... Önceleri çok üzülüyordum. Ama artık üzülmüyorum. Alıştım çünki.
NE kadar doğru ve ne kadar acı...:KK43:

YENA
2-01-12, 08:01
Nihil,

inanılmaz etkilendim..KEsinlikle yaşanmış bir olay, hayal ürünü değil..
Süslü püslü cümlelere girmeden birebir dökmüş kağıda yazar..

Sizindemi kardeşiniz hasta.?
Erkenmi farkettiniz,geçmi.?

Geçmiş olsun tüm hastalara...

sevcan...
2-01-12, 12:01
Nihil
Evet, derneğin sitesi çok atıl kalmış, forumları da keza öyle. Halbuki bedensel engeli olan arkadaşların forumlarında güncel bilgilendirmelerine kadar aktif bilgiler mevcut, hareketli bir forum. Engelliler haftasında buluşma düzenlediler, İstanbul fuar merkezinde görme engeli olan, fiziksel engeli olan, ortopedik engeli olan... buluşup birliktelik düzenlediler.
Aslında şizofreni derneği, buluşmaların sürekli olmasını sağlıyor ama katılım çok yok. Düşünki İstanbul gibi bir ilde dernek de 20 kişi yok. Belki bilinmediği için, ki burada bahsetmemin sebeplerinden biri de okuyan arkadaşların ailesinde, yakınlarında veya uzaklarında şizofreni olan kişiler bilgi sahibi olsun. N'apmalıyım diyen arkadaşa böyle bir yer var, demek olsun. Tüm gün yalnız, odalarından dışarı çıkmayan, sabit noktaya bakarak gün geçiren ve hastalıkları artan hasta yakınlarına fikir olsun.bilgi olsun.

Hollanda gezisini bu sene de yapmayı planlıyorlar. Folklor grubuna katılan arkadaşları hollanda gezisi düzenleyecekler. Aysel Hanım başlarında olmak üzere yalnızca hastalara düzenlenen bir etkinlik, evvelki sene 9 gece 10 gün kalmışlar.
Bugün de senebaşı eğlencesi yapıyorlar, yeni sene ağacı süslemişler ama biz henüz gitmek için pek hazır değiliz galiba. Birkaç gün evvel doktora gidelim bahanesi ile kardeşimi derneğe ilk kez götürdüm. Eve geldikten sonra tüm gece uyumadı. Kimbilir neler düşündü, yanına gidip biraz konuşalım mı dediğimde hayır abla konuşmayalım dedi.
İnsan kendisinde kabul etmediğini başkasında görünce sinirlenirmiş. Hatırlamak istemediği kendisini görürmüş onda. kendisini görmek istemediği için de onu görmek istemezmiş.
Zaman geçmesi gerekiyor bu aşamayı atlatmak için. Şu sıra sesleri yoğun yoğun işitiyor, bekliyorum biraz zaman geçsin seslerden uzak olduğu
keyfi yerinde olduğu bir zaman konuşucam. Gönüllü gitmesine ikna etmem gerekli. Evden çıksın biraz. Tüm gün odasında, tüm gün. Uğraştığı, zihnini meşgul eden hiçbirşey yok. Normal insan için bile bu durum yıpratıcıyken onlar için hepten geriletici.
Bursa'da dernek var mı yok mu hiç bilgim yok ama, Ankara da İzmir de var, Bursa'da da olmalıdır diye düşünüyorum. bilgim olursa yazarım burada.

Derneği çoğu insan bilmiyordur muhtemelen, çünkü genelde insanlar bu rahatsızlığı saklıyorlar, araştırmada yapmıyorlar ve ne yazıkki hasta olan insanları geçtim aileleri bile kabul etmiyorlar bu rahatsızlığı, bari aileler bilincinde olsa doğru tedavi ile az da olsa etkileri aşılacak.

Aynen öyle kardeşinde kendisi rahatsızlığıyla yüzleşmekten kaçıyor aslında, umarım düşünür taşınır kendisi için iyi bir yer olduğuna kanaat getirir, çünkü ne kadar sosyal o kadar hastalık belirtisi değil mi?
Hiç evden çıkmıyor demek üzüldüm gerçekten,değin gibi normal bir insan bile bunalıma girebiliyorken sürekli evde, hatta oda da onlar için daha da zor :KK43:
İnşallah geçecek, bitecek, senin kardeşin de Serdar gibi aşacak...

hersey_mumkun
2-01-12, 15:01
benim kardeşim de malesef zihinsel engelli, aysel hanımın anlattıklarından yaşadıklarından çok etkilendim bazı cümlelerinde sanki annemin üzüntülerini dile getirmiş :KK43:
Allahım dertli olan herkese deva,sabır ve acil şifalar versin... yazınızın devamını bekliyorum

Nihil
2-01-12, 19:01
YENA
Nihil,

inanılmaz etkilendim..KEsinlikle yaşanmış bir olay, hayal ürünü değil..
Süslü püslü cümlelere girmeden birebir dökmüş kağıda yazar..

Sizindemi kardeşiniz hasta.?
Erkenmi farkettiniz,geçmi.?

Geçmiş olsun tüm hastalara...

Yena,, kardeşim de lise ikinci sınıftan sonra belirtiler başlamış aslında, fakat biz çok geç farkettik. Bizim kabullenmemiz, inanmamız epey zaman aldı. Sonrasında kardeşimi ilaçlar ve tedavi süreci için ikna etmek de ayrı bir zaman kaybıydı.
Şimdi 29 yaşında. geçtiğimiz sene ikibuçuk ay kadar klinik de yattı, hastalığını fark etmesi açısından yatışı çok faydalı oldu. Tam olarak kabul etmemiş olsa da artık hasta olduğunun farkında.

Hastalığın varlığını, öyküsünü, bilseydik, kardeşim neden böyle soruları sorar sormaz hekime giderdik.
Ebeveynin ego problemi varsa o da ayrı bir handikap. 'Benim oğlum ruh hastası olmaz' diyen anne baba da var. ki o evlat nasıl iyi olma sürecine girsin.

Hastalığın doğum esnasında bebeğin beynine oksijen gitmediğinden de oluşma riski varmış. Çok zor olan doğumlarda oksijen eksikliğinden beyin zarar görür, beyin hastalığı oluşma riski olurmuş. Bebeğin doğumda hiç ağlamaması bir belirti olabilirmiş.
Kardeşim hiç ağlamamış doğarken. Dakikalar sonra bi can belirtisi sesi gelmiş o kadar.

Nihil
2-01-12, 19:01
sevcan...
Derneği çoğu insan bilmiyordur muhtemelen, çünkü genelde insanlar bu rahatsızlığı saklıyorlar, araştırmada yapmıyorlar ve ne yazıkki hasta olan insanları geçtim aileleri bile kabul etmiyorlar bu rahatsızlığı, bari aileler bilincinde olsa doğru tedavi ile az da olsa etkileri aşılacak.

Aynen öyle kardeşinde kendisi rahatsızlığıyla yüzleşmekten kaçıyor aslında, umarım düşünür taşınır kendisi için iyi bir yer olduğuna kanaat getirir, çünkü ne kadar sosyal o kadar hastalık belirtisi değil mi?
Hiç evden çıkmıyor demek üzüldüm gerçekten,değin gibi normal bir insan bile bunalıma girebiliyorken sürekli evde, hatta oda da onlar için daha da zor :KK43:
İnşallah geçecek, bitecek, senin kardeşin de Serdar gibi aşacak...
Tereddütsüz inanıyorum buna Sevcan.. Allah'ın izni ile,, var bir zamanı demek ki.

hersey_mumkun
benim kardeşim de malesef zihinsel engelli, aysel hanımın anlattıklarından yaşadıklarından çok etkilendim bazı cümlelerinde sanki annemin üzüntülerini dile getirmiş :KK43:
Allahım dertli olan herkese deva,sabır ve acil şifalar versin... yazınızın devamını bekliyorum
Sevdiğim bir teyzem var, der ki; kızım derdimiz çok büyük ama Allah hepsinden büyük. Yaşadıklarımız sebepsiz nedensiz değil, engelli yaşayanlar boş boş yaşamıyorlar. Tanımlayamıyorum, inanıyorum sadece.
Senin kardeşin kaç yaşında? Zihinsel engelli derken, beyin ruh hastalığımı, kendi ihtiyacını görebiliyor mu? Doğuştan mı engelli?
Engelli haklarından yararlanıyor musunuz?

Nihil
2-01-12, 19:01
-30-

ESKİŞEHlR'E TAYIN

1995'te eşimin tayini Eskişehir'e çıktı. Sanki bu çektiklerimiz yetmiyormuş gibi anlamsız, çok zamansız bir tayin durumu idi. Çaresizdim. Oğlumuz hasta, hava çok soğuk, kış. Diğer oğlum okula gidiyor. Ne yapacağımı bilemiyordum. Eşimi ikna edip hasta çocuğumuzu evde, kardeşiyle bırakıp eşimle birlikte Ankara'ya gittik. Ertesi günü durumu Orman Genel Müdürlüğü yetkililerine anlattık ve tayini durdurdular.

Bursa'ya evimize geri döndük. Eve geldiğimizde oğlumuz ağır bir alevlenme geçirmişti. Kardeşini dövmüş, evde bir çok şeyi parçalamış, kırmış, kardeşine üç gün yemek yedirmemişti. Yemeklerde zehir var diye hep engellemiş. Hemen hastaneye götürdük, iğnesini yapıp, hemen yatışını yaptılar. Böylece sık sık hastane yatışlarıyla zaman su gibi akıyordu. Yıllar geçtikçe çok üzülüyordum. Evladımın hayatla bağları sanki günden güne kopuyordu. Yine de sabırla ona yardımcı olmaya çalışıyordum. Artık hastalığını iyice öğrenmiştim ve oğlumun şüphelerine, halüsinasyonlarına çok zekice, onu yatıştırıcı cevapları vermeyi, onu kırmadan, sinirlendirmeden, dakikada bir anlamsız sorularını cevaplandırmayı öğrenmiştim. Ama yine de yeterli olmuyordum. Yıllarca hastanede, evde uyumamayı artık benimsemiştim. Adeta bir robota dönmüştüm. Yılları, ayları, günleri unutmuştum. Tek isteğim ıssız bir dağın çok yükseklerine çıkıp haykırarak ağlamaktı. Oğlumun yanında ağlayamıyor, hep sabrediyordum. Öyle bir sabır ki; bana ayların değil yılların sabrı gerekliydi, bunu biliyordum. Fakat zaman zaman sabrımın da tükendiğini hissediyordum. O zaman ıssız dağları çok özlüyordum. Rahatça ağlayabilmek için... Belki de beni dağlar anlardı diye düşünürdüm. Zaman mevhumunu çoktan unutmuştum. Saatler, günler, aylar, yıllar benim için hiç önemli değildi.

Birgün hastanede camdan dışarısını seyrediyordum. Cama kar taneleri düştü. Birden irkildim ve "hangi aydayız" diye düşündüm. Fakat aklıma gelmiyordu. Hemşire hanıma sordum. Aralık ayında olduğumuzu söyledi. Şaşırdım. Aylar ne de çabuk geçiyor diye düşündüm. On bir yıl boyunca sekiz saat uyuduğumu hiç hatırlamıyorum.

Sabahlara kadar oğlumun baş ucundan ayrılamıyordum. Biraz uzaklaşsam hemen çağırıyordu. Gündüzleri de öyleydi. Biliyordum; yanından ayrılsam hemen "anne" diye çağırıyordu. Sadece serum takılınca sesini çıkarmazdı. Sürekli dua ediyordum. Tek sahibim Allah'ımdı. Ona yalvarıyordum. Yağan kara, yağmura... Açan çiçeklerinin yapraklarını okşayıp ağlayarak "ne olur
Serdar için sen de dua et" diye ağaçlara yalvarıyordum. Ne olur sizler de benimle dua edin Serdar'a. Allah'ım onun gençliğine acısın, şifa versin. Bazen, kendimi dünyada yapayalnız hissederdim. Balkondaki çiçeklerim benim dostlarımdı. Evde onlarla dertleşirdim.

Bir gün çok yağmur yağıyordu. Ben balkona çıkıp, ellerimi gökyüzüne açıp, yağan yağmuru biriktirip, çaresizlikten yağmura, "sen de, sen de dua et yavruma" diye saatlerce ağladım. "Allah'ım yardımcımız ol" diye hep dua ederdim. Yoldan geçen insanlara, çıkan gürültüye, konuşulan her kelimeye... Arada set oluşturmaya çalışıyordum ama nafile. Ben doğrularımla ona yeterli olamıyordum. Evimizdeki kapı zilini iptal etmiştik. Telefonun fişini çekmiştik. Televizyon açamıyorduk. Bunlardan müthiş rahatsız oluyordu. Televizyondaki spikerden dahi şüpheleniyor, onun ve bizim beynimizi yıkadıklarını, düşüncelerini okuduklarını söyleyip, sinirleniyordu. Konuşulan her kelimeden bir anlam çıkarıyordu. Yine bir gün babasına çok sinirli sinirli bakıp, aniden büyük sehpayı kaldırıp tam babasının başına atarken ben sadece "Serdar o senin baban", diyebildim. Hemen sehpayı yere bıraktı, ilk defa o hareketi sabrımı taşırmıştı. Babasına, "neden Serdar'a bir tokat atmadın, ya sehbayı başına atsaydı" dediğimde babası tokatın çözüm olmadığını, aksine ona ters etki yapacağını söyledi.
Evde nasıl hareket edeceğimizi şaşırıyorduk. Yok elinizi niye öyle tuttunuz, ayağınızı niye böyle koydunuz, niye öyle baktınız. "Bana hasta olmam için işaret ettiniz", gibi saçma sapan şeylerle sürekli bizimle uğraşıyordu.

Nihil
2-01-12, 20:01
-31-

Oğlum yirmi beşinci yaşına girmişti. Onsekiz yaşından, yirmibeş yaşına, nasıl bir hastalıkla mücadele ederek girmişti. Hayatının baharı zindan olmuştu. Bunca yılı hastaneler ve ev arasında geçirmişti. Bir gün profesör hanıma "artık hiç umudum kalmadı" dedim. Hoca "her zaman umut vardır, sabredin, çok iyi gelişmeler, çalışmalar var yurt dışında. Çok etkili ilaçlar çıkacak" demişti. Ben çok rahatlamıştım. Onun o sözünü unutamam. Yeni ilaçları beklemekten başka hiç umudum kalmamıştı.

Artık iyice anlamıştım. Oğluma şimdilik tıbbın yapacağı fazla da bir şey yoktu. Herşey denenmişti. Çok dirençli, ağır hastaydı. Oğlumla, çaresiz, ayları, yılları, sıkıntı ve acı içinde geçiriyorduk. 'şizofreninin' oğluma verdiği acıyla, yıkımla kahroluyorduk. Yine de yeni ilaçların çıkmasını ümitle bekliyorduk. Elimizden geldikçe onu rahat ettirmeye çalışıyorduk. Bazen, keşke oğlum küçük olsaydı, yine onu kucağımda sallayarak uyutsaydım diyordum. Hep o günleri arıyordum. Fakat artık hiçbir şekilde ona gücüm yetmiyordu. Küçüklüğünde uyumadığı zamanlar beşiğinin yanına radyoyu koyardım, müzik dinletince uyurdu. Bazen gözlerimi kapatıp derin derin düşünürdüm oğlumun şimdiki yaşadıkları keşke rüya olsaydı diye... Ne yazık ki şimdi ancak iğnesi yapılınca biraz sakinleşiyordu. O zaman saçlarını okşardım, ses çıkarmazdı. Fakat kalçalarında iğne yapacak yer kalmamıştı. Kalçaları taş gibi sertti. Sık sık alkolü pamuk koysak ta iyileşmiyordu. İğne yapılırken hiç ses çıkarmıyordu artık, yıllardır alışmıştı. Fakat baldırlarından vurulunca yalvarıyordu; "bacağımdan yapmayın çok acıyor". Hemşire hanım da "üzülüyorum Serdar ama kalçaların artık ilacı almıyor çok sertleşmiş" diyordu. Kollarında da artık hal kalmamıştı. Serumları ellerinin üzerindeki damarlara yapılıyordu. Yine de bu tedaviler benim oğlumun iyileşmesi içindi. Bu kadar yoğun tedavi yapılmasaydı kim bilir daha çok hasta olurdu. Çünkü çok dirençliydi.

Yine iğnesi yapılmış, rahatlamıştı. Başucuna oturup, saçlarını okşadım. "Geçecek aslan oğlum, badem gözlüm, sabret " diye onu iyice sakinleştirmeye çalıştım. Yüzüne baktım. Ağlıyor, o güzel gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Bana bakıp; "anne neden ben, söyle neden ben hasta oldum? Ben kime ne yaptım? Karıncayı bile ezmedim" dediğinde, sanki o sözleri hançer gibi kalbime saplandı. Ben de kendimi tutamayıp, dayanamayıp ağladım. Yine de, o sıkıntılı haliyle, "ağlama anne, ben iyi olacağım" diye moral vermeye çalıştı. Eğer onbir yıl yaşadıklarımı, oğlumun ızdıraplarını yazsam, inanın onlarca cilt kitap olurdu. Sık sık ellerini tutup, "oğlum biz başaracağız, bu hastalığı doktorların ve ilaçların yardımıyla, bizim desteğimizle yenecek iyi olacaksın, başaracaksın" dediğimde bazen yüzünde bir umut belirirdi, bazen beni hiç duymazdı. Ben yılmadan sürekli tekrarlardım. "Başaracağız, ne olur hastalığa teslim olma Serdar" diye yalvarırdım.
Düşünün. Bir insanın hayatı, bir hastalıkla nasıl alt üst oluyor. Umutları yok oluyor, istikbali yok oluyor ve üstelik uzun yıllar, yirmidört saat acı içinde geçen bir ömür... Hem evladınızın hem sizin umutlarınız bir hastalıkla nasıl yok oluyor. Evladınız, yakınınız, düşünün... Bir anda kendini bir cehennemde buluyor. Ya annelerin yaşadığı acı? Cehennemden daha beter. Ben eminim ki evladı hasta olan tüm anneler benim gibi acı içindeler. Dünyada hiçbir hastalık 'şizofreni' kadar hastaya da yakınına da bu kadar acı, ızdırap ve yıkım vermiyordur. Düşündükçe kalbim kan ağlıyor.

Yavrum sürekli isyan ediyordu, beni hastaneden çıkarın diye. O haklıydı fakat iyileşebileceği tek yer hastaneydi. Hastanedeki odamızın keşke dili olsa kimbilir neler anlatır diye düşünüyorum. Yıllar boyunca ne sıkıntılarımıza şahit olmuştur. Öyle zalim bir hastalık ki en yakın akrabalarınız hastalığın adını duyunca, ne yazık ki sizden uzaklaşıyor. Desteklerine ihtiyacınız olduğu zaman hiç kimseyi bulamıyorsunuz. Yıllar geçtikçe daha iyi anladım; insanın annesinden, babasından ve kardeşinden başka gerçek dostunun olmadığını... Yeter ki sabretmesini bilelim.
Bir anne, biz şizofren hasta annelerinin çaresizliğini ve acılarını aşağıdaki dizelerle çok iyi dile getirmiş:
Biliyorum oğlum;
isteyerek üzmüyorsun beni
beyninde fırtınalar kopuyor
kurtaramıyorum seni.​

Nihil
2-01-12, 20:01
-32-

BİR GÜNLÜK ASKERLİK HATIRASI

[​IMG]
[​IMG]
Serdar ve Annesi Aysel Hanım

YorgunPenguen
3-01-12, 07:01
Nihil her sabah işe geldiğimde ilk buraayı açıyorum akşam bişey yazmışmısın diye. Çok büyük ilgiyle ve üzüntüyle okuyorum Serdar'ın başına gelenleri. Rabbim tüm şifa bekleyen hastalara şifa, ailelerine sabır versin. Şükürler olsun halimize. İşallah kardeşinde bu hastalığı çabuk atlatır.

Nihil
3-01-12, 15:01
-33-

ACABA NEREDE YANLIŞ YAPTIK?

Sürekli derin derin düşünüyordum. Biz nerede yanlış yaptık, nerede hata yaptık diye. Hep bir sebep arıyor fakat bulamıyordum. Elimizden geldiği kadar evlatlarımızı iyi yetiştirmeye çalışıyorduk. Vatana, millete, hayırlı bir insan olmasını istedik. Ama hayat süprizlerle dolu... Nedense bize hep acı süprizler sundu. Yine de beni en çok üzüntü ve kedere boğan şey, okulların açılması, yaşıtlarının askere gitmesi, evlenip yuva kurmalarıydı. Çok üzülürdüm. Allah'ım hiçbirini yavruma nasip etmedi. Her yıl okullar açıldığında derinlere dalıp düşünüyordum.

ilkokula başlaması...
Okula başlayınca ne kadar sevinçliydik. Kaderini bilemeden...

Derken ortaokul ve lise...
Okuldan eve gelişi, ders çalışması, oyun oynaması, günden güne boy atıp büyümesi...

Boyunun omuzlarımı geçmesi beni ne kadar da sevindirirdi. Çocukken her gün "denize gidelim anne" diyen oğlum ne yazık ki artık denizden çok korkuyordu.

Okulu çok sevmesi, başarıları... Şimdi ise üniversiteyi kazanmasına rağmen ne yazık ki okuma gücü ve isteğini yitirmesi...

Bunları düşündükçe sanki beynim parçalanıyor!

Hayır! Bu gördüğüm kötü bir rüya olmalı! Serdar'ım hasta olamazdı! Çıldıracak gibi oluyordum. Allah'ım sabır ver!

O yıllarda. Doğu ve Güneydoğu'da yüzlerce Mehmetçik şehit oluyordu. "Ne olurdu Allah'ım, oğlum da asker olup şehit olsaydı, bu hastalığa yakalanmasaydı. Bu ızdırabı, bu acıyı bize de, kendine de çektirmeseydi" diye çok dua ederdim. Şehit anaları ağlamasın, ben ağlayayım diye düşünürdüm. Çünkü benim yavrum çok ama çok hasta. Ben ona baktıkça her gün ölüyorum. Her gün daha da kötüye gidiyor. Allah'ım ya şifa ver, yahut ölüm diye ağlardım. Bir yandan da yeni ilaçların çıkması için dua ederdim. Küçük oğlum, biz hastaneden eve geldiğimizde o zamanlar abisinden korktuğu için eve girmeye korkardı. Zamanla onun gülmelerine, bağırıp, çağırmalarına alıştı. Artık o da abisine sahip çıkmaya başlamıştı. Evde kesici hiçbir şey bulundurmuyorduk. Sürekli intihar etmeyi düşünüyordu.

Vücuduyla ilgili takıntıları daha da artmıştı. Durmadan burnunun şeklinin değiştiğini, ayaklarının bacaklarının çok değiştiğini söyleyip, bize durmadan sorular soruyordu. Verdiğimiz cevaplarla ikna olmuyordu. "Beni kulak burun doktoruna götürün, ortopediye götürün" diye tutturuyordu. Çaresiz götürsek yine de ikna olmuyordu. Hastalanmadan önce çektirdiği resimlerine bakıp sürekli ağlıyordu. Resimdeki yüzünün, gözlerinin değiştiğini, farklı biri olduğunu söyleyip duruyordu. Ne kadar ikna etmeye çalışsak da inanmıyordu. Resimlerini yırtıp atıyordu.

Nihil
3-01-12, 15:01
-34-

YİNE HASTANE AMA BAŞKA BİR İLDE

Çok sıkıntılı günler geçiriyorduk. Bir gün eşimle düşünüp, çok büyük bir ilin hastanesine götürmeye karar verdik. Bir umuttur diye. Fakat benim için çok zor bir karardı, çaresizdik. Sağ olsun, doktorlar hemen yatışını yaptılar, iki ay tedavi gördü. Elektroşoklar yapıldı, ilaçlar verildi.

Taburcu oldu fakat hiç iyi değildi. Hastaneden ayrıldık ve minibüse bindik. Kardeşimin evine gelmek üzere hareket ettik. Yolda minibüs, yolcu almak için durunca, arabadan hızla inip, hastaneye doğru koşmaya başladı. Hem bağırıyor, hem de koşuyordu. Ben de peşinden koşuyordum. Yorulup bir parkta oturdu. Az ilerde de üç genç oturuyordu. O gençlere çok sinirli bakmaya başladı. Ben gizlice gençlere kalkmalarını söyledim. Gençler yavaşça kalktılar. Biraz oturduk. Yalvarmaya başladım, ikna oldu. Tekrar hastaneye döndük. Doktoru onu çok kötü bir durumda gördü. Gerçekten durumu çok kötüydü. Doktor Bey, yapacak başka birşey olmadığını, eve götürmemi söyledi. Çok zor bir yolculukla eve geri döndük. Yine iyileşme olmamıştı. Ben artık umudumu yeni çıkacak ilaçlara bağlamıştım. Evde ne kadar elektronik eşya varsa fişlerini, kablolarını kesiyordu. Uzaydan onu dinlediklerini söylüyordu. Düşüncelerinin okunduğunu, bizim onun hakkında konuştuğumuzu, 'rus ajanları' tarafından takip edildiğini, onu öldüreceklerini söylüyor ve yerinde duramıyordu. Sonra evde, balkondan kendini atmak istedi. Zor kurtardık. Aynı gece, salonda oturmuş, yine de ne olur ne olmaz diye bekliyordum. Biliyordum ki uyumuyor, yine de evin ışıklarını söndürüp oğlumun uyumasını her zamanki gibi bekliyordum.

Gece yarısı hızla mutfağa doğru koşup tedavi için aldığı ilacın bir kutusunu (50 tane) içti. Ben engel olmaya çalıştım. Beni hızla fırlatıp yere düşürdü. Kafamı çok kötü çarpmıştım. Bir yandan bana: "Neden beni dünyaya getirdin, acı çekmem için mi?" diye bağırıyordu. Babası yetişti. Fakat o ilacın hepsini içmişti. Hemen yine Tıp Fakültesi acil servisine yetiştirdik. Midesini yıkıyorlardı. Biz dışarıda bekliyorduk. Biraz sonra dayanamayıp bulunduğu yere gittim. Yanına vardığımda karnı çok şişmişti inliyordu. Kendinde değildi. Biraz sonra psikiyatri servisinden oğlumun doktoru da geldi, o gece nöbetçiymiş. Saat ikiyi geçiyordu. Bana, "burada biraz kalsın hemen yatışını yapalım, kliniğe gelsin" dedi. Sağ olsun her zamanki gibi doktor hanım çok ilgilendi ve böylece biz yine mekanımıza döndük.

Bursa Tıp Fakültesi'nin psikiyatri kliniğinin profesörlerine, doktorlarına, tüm çalışanlarına binlerce kez teşekkür ederim, hepsine minnettarım. Bize ve çocuğumuza çok destek oldular. Ve bir sekiz ay daha bu hastanede yattı. Eğer bu hastanede uzun sürelerle yatmasaydı, belki de bir ömür boyu ilaçlarını içmezdi. Buranın sayesinde ilaçlara alıştı. O çok zor dönemlerde bu insanlar bize hep destek oldular.
Profesör Sayın Bilgen Taneli Hocaya sonsuz teşekkürler. Profesör Suna Taneli Hocam o çok çaresiz yıllarımda, bana çok destek olup umut verdiniz, evladıma doktorluğun ötesinde bir anne şevkatiyle sabırla sahip çıkıp destek oldunuz size minnettarım. Sizlere ve çalışma arkadaşlarınıza sonsuz teşekkürler. Akrabalarımızdan göremediğimiz desteği, ilgiyi, sabrı bu değerli bilim adamlarından ve hastane çalışanlarından gördük. Yavruma sahip çıktılar, can siperane yardım ettiler. Eğer bu değerli insanlar da ilgilenmeselerdi, benim için artık yaşamın hiç bir anlamı kalmazdı.
Oğlum adına, ailem adına ve özellikle kendi adıma Sonsuz Teşekkürler...

Evet sonsuz teşekkür ederim o çaresizce çırpınmalarımızda evladımıza bize çok destek oldular.

Bazen düşünüyorum da, ben galiba dayanamazdım. Evladımın sürekli gözümün önünde çaresiz haykırışları, şüpheleri, anlamsız kelimeleri, saçma sapan soruları, çok tuhaf gülmeleri, duvarlara, herhangi bir yere çok şiddetli bağırması, kendisinin başka birisi olduğunu söylemesi, annesi babası olmadığımızı söylemesi, evladımın ızdırap ve çaresizliğine sabredilip dayanılması çok da kolay değildi ve ben bunlara dayanmasını uzmanlardan öğrendim. Bir gün geçeceğine inandım, inatla sabretmeyi öğrendim. Uzun yıllar sürse de bu sabrı gösteriyordum. Zaman zaman ben de kendimi bir girdap içinde hissediyordum. Sanki bu girdaptan hiç çıkamayacağız gibi geliyordu. Yine de kendimi toparlayıp sabırlı olmayı kendi kendime telkin ediyordum. Ben sabırlı olup oğluma sahip çıkıp yardım etmeliydim. Onun bana çok ihtiyacı vardı. "Allah'ım bana sabır ver" diye dua ederdim. Oniki yılı böyle sabırla, ümitle geçiriyorduk. Bazen ümitlerim bir güneş gibi, bazen de bir mum ışığı gibiydi. Bir gün bu umutsuzluğun yerini umut alacaktı.

Nihil
3-01-12, 15:01
-35-

İSTANBUL'A TAYİN

Eşimin tayini İstanbul'a çıkmıştı (1997). Ben çok sevinmiştim. Kardeşlerim, akrabalarımız İstanbul'daydı. Hiç olmazsa bana manevi destek olurlardı. Hemen İstanbul'a gittik, oğlumuzu Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne yatırdık. O hastanede iken evimizi taşıyıp yerleştirdik. Oğlumuz da tedavi oluyordu. Fakat benim hiç umudum yoktu. Bu hastanede yanında kalmıyordum. Dokuz yıldır ilk defa ayrı kalmıştık.

Yine de her gün ziyaretine gidiyordum. Doktoru yeni bir ilacın çıktığını, alabilirsek belki de bu ilacın oğlumuza iyi gelebileceğini söyledi. Fakat bu ilaç ta henüz ülkemize gelmemişti. Bu ilacı yurt dışından getirmemiz gerekiyordu. Reçeteyi alıp hemen eve geldim. Kısa sürede ilacı temin ettik. Doktorlar ilaca başladılar. Dört aya yakın bir süre iyiye gitti. Fakat dört ayın sonunda yine hastalandı. Zaten alevlenmeleri başladığında hemen anlıyordum. Yine kedilerle uğraşmaya, türbanlı bir kızın ruhundan ve kel kafalı siyah cüppeli bir adamdan bahsetmeye başlıyordu. Etraftan şüphelenmeye başlamıştı. Hemen hastaneye götürdük yine yatırdılar. Birkaç gün sonra doktorları yine yeni bir ilaçtan bahsettiler. Biz onu da yurt dışından getirttik. Yine hemen bu ilaçla tedaviye başlandı. Yaklaşık bir ay sonra taburcu edildi.

Fakat yine iyi değildi. Akşamları vücudunda çok şiddetli kramplar oluyordu, yine aynı halüsinasyonları başlamıştı, yine ızdıraplı günler geçiriyorduk. Her zamanki şüpheleri fazlasıyla başlamıştı. "Allah'ım sen yardımcım ol" diye dua ediyordum. Çok yoğun sıkıntısı vardı ve gergindi.

Evde yalnızdık. Bir şeyler olacak diye korkuyordum. Babası işe, kardeşi okula gidiyordu. Ben ne yapacağımı bilemiyordum.
Yavaşça korkarak, "oğlum seninle biraz dışarıya çıkıp hava alalım olmaz mı"diye lafımı bitirmeden birden fırlayıp beni dövmeye başladı. Hayır, bu benim oğlum olamazdı. Çaresiz hiç sesimi çıkarmadan, o vurdukça ben telefona doğru gidip sadece yan komşuyu çağırabildim. Telefonu elimden alıp parçaladı. Kapı zili çalınca kendisi açtı, sessizliğe gömüldü.

Komşu onu alıp evine götürdü, ben gizlice yatıştırıcı ilacını komşuya verdim, içirdi. Birkaç saat orada tuttular. Eve geldiğinde benden özür diledi ağlıyordu. "Anne ben sana vurmadım, sanki başkaları vuruyordu" diye üzülüyordu. Fakat yine sıkıntılıydı. Sürekli bir şeyler arıyor, kendini öldürmek istiyordu. Evde bulunan tüm kesici aletleri saklıyordum. Bazen banyodaki aynanın önünde saatlerce kendini seyrediyordu.

Yine günler, saatler, dakikalar çok sıkıntılı ve üzüntülü geçiyordu. Güneşin doğuşu benim için yeni sıkıntıların, yeni üzüntülerin başlangıcıydı. Oğlum hiç olmazsa geceleri bir iki saat uyuyordu. Ben biraz dinlenip gündüz soracağı sorulara ne cevap vereceğimi düşünüyordum.​

Nihil
3-01-12, 15:01
eliff_87
Nihil her sabah işe geldiğimde ilk buraayı açıyorum akşam bişey yazmışmısın diye. Çok büyük ilgiyle ve üzüntüyle okuyorum Serdar'ın başına gelenleri. Rabbim tüm şifa bekleyen hastalara şifa, ailelerine sabır versin. Şükürler olsun halimize. İşallah kardeşinde bu hastalığı çabuk atlatır.
Beterin beteri var Elif, çok haklısın. Kardeşim Serdar kadar zor yaşamadı, yaşamıyor. Serdar, dışında da yaşamış, içsel çatışmasını dışına da yansıtmış. Kardeşim hep içinde yaşadı, ilaç kullanmadığı zamanlar biz de evde bıçakları saklıyorduk, anneme küfür ediyordu, dışarı çıkıp akşama doğru bizi arıyor,beni ele geçirmeye çalışıyorlar, bir ordu adam peşimde gelin beni alın diyordu.
İlaçlarını düzenli kullanmaya başladıktan sonra, iğnelerini düzenli vurulmaya başladıktan sonra hiçbirisi kalmadı. Tüm gün odasında oturuyor şimdi, film izliyor, kitap okuyor, bekliyor, bazen sabit noktaya bakıyor, bazen seslerle cebelleşiyor.
En zorlayıcısı sesler şimdi. Geçenlerde evde yoktum, anneme vurmuş,, sonra gelmiş özür dilerim anne, ben istemedim sesler yaptırıyor demiş. ilk defa yaşadık bunu, çok korkmuştu annem. önemsemezce yaklaştım, gelmiş gitmiş anne, ilk defa olmuş yapmaz öyle şey gibi konuştum anneme de. tedirgin olmasın korkusu artmasın diye, söz ile kalmayıp davranışlarımla da teskin etmeye çalışabildim sadece.

YENA
3-01-12, 19:01
Nihil
Beterin beteri var Elif, çok haklısın. Kardeşim Serdar kadar zor yaşamadı, yaşamıyor. Serdar, dışında da yaşamış, içsel çatışmasını dışına da yansıtmış. Kardeşim hep içinde yaşadı, ilaç kullanmadığı zamanlar biz de evde bıçakları saklıyorduk, anneme küfür ediyordu, dışarı çıkıp akşama doğru bizi arıyor,beni ele geçirmeye çalışıyorlar, bir ordu adam peşimde gelin beni alın diyordu.
İlaçlarını düzenli kullanmaya başladıktan sonra, iğnelerini düzenli vurulmaya başladıktan sonra hiçbirisi kalmadı. Tüm gün odasında oturuyor şimdi, film izliyor, kitap okuyor, bekliyor, bazen sabit noktaya bakıyor, bazen seslerle cebelleşiyor.
En zorlayıcısı sesler şimdi. Geçenlerde evde yoktum, anneme vurmuş,, sonra gelmiş özür dilerim anne, ben istemedim sesler yaptırıyor demiş. ilk defa yaşadık bunu, çok korkmuştu annem. önemsemezce yaklaştım, gelmiş gitmiş anne, ilk defa olmuş yapmaz öyle şey gibi konuştum anneme de. tedirgin olmasın korkusu artmasın diye, söz ile kalmayıp davranışlarımla da teskin etmeye çalışabildim sadece.
Bir anne için dayanılması çok zor bir durum...
İlaçların etkisimi azalıyor zamanla,hastalık hep ilerliyormu.?
Bağışıklık kazanıyor sanırım değilmi.?

Allah yardımcınız olsun....

Nihil
4-01-12, 00:01
YENA
Bir anne için dayanılması çok zor bir durum...
İlaçların etkisimi azalıyor zamanla,hastalık hep ilerliyormu.?
Bağışıklık kazanıyor sanırım değilmi.?

Allah yardımcınız olsun....
Alevlenme dönemleri oluyor şizofreni hastalarının. hastalık belirtileri artıyor. sara nöbeti geçiriyor derler ya, veya migrenim tuttu derler, gibi benzetebilirim belki.
tetikleyen birşeyler vardır, bağışıklık kazanmasından ziyade yüzeye çıkartan, taşmasına sebebiyet veren birşeyler vardır muhakkak.

İlaç alımı olmazsa hastalık belirtileri artar ve ilerler, diğer hastalıklar gibi.
süreğen bir hastalık şizofreni. başlayıp biten değil. belirtileri artan ve azalan.
Düzenlenen ilaçlar vaktinde alınıyor ise zaman zaman belirtiler şiddetlenebilir ve söner. bu dönemlerde mümkün mertebe ılımlı hoşgörülü yaklaşmak gerekiyor. hastalığının getirdiği tedirginliğini tetiklememek için.

Sağolasın Yena. Kardeşim tek başına dışarı çıkıp geliyor, ilaçlarını düzenli bir şekilde alıyor, iğnesini yaptırmaya kendisi hatırlayıp gidiyor, alışveriş yapıyor, girmek istediği sınavlara hazırlanıp çalışıp giriyor. v.s. bunları yapamayan, kendini bilmeyen, sürekli gözetime muhtaç olan hastaları duydukça şükürler olsun diyoruz defalarca.

Nihil
4-01-12, 12:01
-36-

OĞLUM 12 YIL UYUDUKTAN SONRA UYANDI...

Bir gün çok sinirlendi. Yine kendini balkondan atmak istedi. Zor ikna edebildik. Akşam oldu, onu uyuyor zannettim. Babasıyla ne yapacağımızı konuşurken bir ara "oğlumuzu olmazsa bağlayalım" diye ağlayarak anlatıyordum ki birden yatağından doğrulup sadece bana bakarak, "yazıklar olsun size, yazıklar olsun insanlığınıza" dediğinde sanki dünya başıma yıkıldı. Babası onu ikna etmeye çalıştı. "Oğlum, annen senin iyiliğin için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Sen haklısın. Şunu unutma çok hastasın. Belki ilaçların sana yaramıyor, belki de yeterli değil. Hastaneye gidelim doktorunla görüşelim" deyince biraz ikna oldu.

Ertesi gün hastaneye gittik. Yine yatırdılar. Bu sefer benim artık bütün ümitlerim tükenmişti. Dokuz yılı dolmuş, yolun sonuna geldiğimizi anlamış, çok daha zor günlerin bizi beklediğini düşünmüştüm. Bir gün doktoru bana, "yıllar önce oğlunuzun tedavi olduğu, fakat kan tablosunu bozduğu için verilmeyen ilacı biz tekrar denemek istiyoruz, belki bu sefer iyi gelir, inşallah kan tablosunu bozmaz, siz kabul ederseniz, imza verin, oğlunuza bir daha bu ilaçtan verelim" dediğinde oğluma bir şans daha doğduğu için çok sevindim. Bir an aklıma yıllar önce bu ilacın verildiği, fakat kan tablosunu bozduğu için doktorların bu ilacı kesmiş, bir daha kullanmamasını söylemiş oldukları geldi. Bunu düşününce bir an vazgeçmeyi düşündüm. "Fakat ya bu sefer ilacı iyi gelirse" diye içime bir umut doğdu. Kabul ettim. Sağ olsun doktorlar tedaviye başladılar. Üç ay hastanede tedavi edildikten sonra taburcu edildi.

Fakat yine sıkıntılıydı. Yine arada bir sinirlenip bağırıyordu, gülmeleri devam ediyordu. Böylece aylar geçiyordu. Sık sık kontrollere gidiyorduk. Tabii ki yollarda binbir sıkıntılarla... Doktoruna ilacı saatinde içtiği halde sıkıntılarının devam ettiğini anlatıyordum. Doktoru yeni çıkan bir ilacı da verdi. Diğer ilaçla beraber içmesini söyledi. Biz ilaçlarını muntazam içiriyorduk fakat sıkıntıları devam ediyordu. Sık sık kontrole götürüyordum. Doktoruna şikayetlerinin devam ettiğini anlatıyordum. Doktoru ilaçlarına devam etmemizi, biraz zamana ihtiyacımızın olduğunu, sabretmemizi söylüyordu, ilaca devam etmesini öneriyordu. ilaçlarına devam ettikçe oğlumda epeyce bir iyileşme olmaya başlamıştı. Arada bir sıkıntılı oluyordu, ona da razıydık.

Derken iki yıl geçti.
Sanki uykudan uyanmış gibiydi,
inanamıyorduk. Oğlum ilaçlara iki yıl sonra cevap vermişti.
Akşamları erkenden uyuyordu,
geceleri hiç uyanmıyordu.
Gündüzleri daha da rahattı.
Bize artık saldırmıyordu.
Etrafta olan biteni anlıyordu.
O hastalandıktan sonra alınan eşyaları fark etmeye başlamış, "Bunları ne zaman aldınız" diye soruyordu.
Bizimle sohbet etmeye başlamıştı.
Hastalanmadan önce bana şakalar yapardı. Mesela mutfakta yemek yaparken gizlice gelir, yemek malzemelerini saklardı. Baktım yine o şakalarını yapıyor.
Bir gün ellerimi tutup öperek, "anne başardık değil mi" dediğinde ben çok şaşırdım.
Unutmamış benim "başaracağız oğlum" dediğimi.
Şaşırdığımı anlamış olmalı ki, "anne sen bana sürekli başaracağız oğlum ne olur dayan sabret demiyor muydun" dediğinde,
Allah'ım ben sanki rüyadan değil kabustan uyanmıştım.
Sevinçten ne yapacağımı şaşırmıştım. Demek ki beni duyuyormuş. Yıllardır verdiğim mücadele ve çabalarım boşa gitmemiş.
Oğlumun beyni uykusundan uyanmıştı.
Ama ne yazık ki oğlum yine de on sekiz yaşındaki bilgisiyle kalmıştı. Bazen kendi yaşındakilere "amca" diyor, bunun gibi şeyler.
Oniki yıl uyumuş, on iki yıl sonra uyanmıştı.
Bunca yıl neler değişmişti neler.

Artık bize düşen görevin bilincindeydim.
Ona oniki yılda kaybettiklerini kazandırmaya çalışıyoruz.
Oğlum "12 yıl uyumuş, 12 yıl sonra uyandı" diye düşünüyorum.

Nihil
4-01-12, 12:01
-37-

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, KA/4, KAT-2'nin değerli doktorları,
Timuçin Oral, Nesrin Kocal ve çalışma arkadaşları hemşireleri ve tüm çalışanları;
bu zor savaşımızda bize çok destek oldukları için kendilerine minnettarız.

Bir insanı hayata döndürmenin haklı gururunu sizler de yaşıyorsunuzdur.
Oğlum ve ailem adına, özellikle kendi adıma hepinize sonsuz teşekkürler...

Eskiden hastanenize binbir güçlükle, korku ve umutsuzlukla evladımla gelirdik. Şimdi ise yavrumla sohbet ederek neşe içinde geliyoruz.

Bu hastalığı yaşayan ve en yakınında olan insanlar bilir ne kadar zor bir hastalık olduğunu. Oğlumu hastaneden taburcu olduktan sonra kontrollerine ne kadar zorluk içinde götürüyordum. Kendi isteğiyle geliyordu buna alışkındı, fakat yollarda ya çok sıkıntısı oluyordu yahut ta ilaçların etkisiyle çok halsiz olurdu. Sürekli dinlenerek, yollarda oturarak giderdik.
Çok şükür bu yeni ilaçlar o kadar halsizlik yapmıyor.

Yıllar önce bir gün yine hastaneye kontrole gittiğimizde merdivenleri çıkarken bayıldı. Daha o zaman yirmi üç yaşındaydı. Ben etraftan yardım isterken, yavrum gözlerini açıp "anne korkma, ben iyiyim" demişti.
Bir keresinde hastaneden hafta sonu için doktorları izin verdiler. "Biraz eve gitsin, değişiklik olsun" dediler. Ben "gidelim oğlum" dediğimde gelmek istemediğini söyledi. Fakat ben oğlumun gelmiyorum demesinden, bakışlarından, bize küstüğünü hissettim. Evet küsmüştü, üzerine gitmedim. Saatlerce camdan dışarısını seyretti, sonra bana dönüp: "Anne ben size ne yaptım? Yıllardır hayatım kaydı, gençliğim hastanelerde geçiyor, ben hiç yaşamadım. Neden beni sürekli hastanede tutuyorsunuz?"
dedikten sonra sustu. Bir süre konuşmadı.
"Doktor hanım Serdar bize kusmuş diye ağlamaya başladım. Doktor hanım da üzgün bir şekilde "Üzülmeyin, başka zaman gidersiniz" demişti.

Bunun gibi çok hatıralar var. Halen aklıma gelince çok üzülür, zaman zaman ağlarım.

Evet çok genç yaşta şizofreni hastalığına yakalanan yavrumun ve onun gibi nice gençlerin yaşadığı çaresizliği, yıkımları, acı ve korkuları
ben uzun yıllar görüp bu hastalığın onlara ne kadar acı dolu yıllar yaşattığına şahit oldum.

Nihil
4-01-12, 13:01
-38-

NELER KAYBETTİK NELER KAZANDIK?

Uzun yıllar oğlumun, onun gibi hasta olan insanların ızdıraplarını, çaresizliklerini yakından görüp yaşadım. Bazen hastaneden eve gelirken evimin yolunu şaşırıp yanlış vasıtalara binerdim. Yarı yolda inip ağlayarak "Allah'ım bana sabır ver, bu kadar acı, bu kadar üzüntü çektim, çekiyorum, aklımı koru Allah'ım, evimin yolunu bile şaşırıyorum" diye hep dua ederdim. Dualarım kabul olmuştu herhalde. Çok şükür yeni ilaçlar çıktı oğlum iyileşiyordu. ON SEKİZ YAŞINDA UYUDU, YİRMİ DOKUZ YAŞINDA UYANDI. Ben bu yılları sanki oğlumun uyuyarak geçirdiğini düşünüyorum. Geçmişi bütünüyle unutmak istiyorum. Galiba beynim bana unutturmak istiyor. Bu kitabı yazarken bunu daha iyi anladım.

Koca oniki yılda yaşadıklarımızı ve hatırladıklarımı, yazmaya çalıştım. Allah'ım biz insanları ne kadar mükemel yaratmış. Her şeyi ne çabuk unutuyoruz, her şeye ne çabuk adapte oluyoruz. Oğlumun daha da iyi olup hastalığını kabullenmesiyle geçmişteki yaşadıklarımızı ben unuttum. Ama tek unutamadığım şey umutla beklediğim ilaçlardı. Her yeni çıkan ilaç bizler için çok önemli. Yakınlarımızın iyileşmesi için tek çare... Evet ilaçsız olmazsa olmaz. Bunu artık oğlum da, ben de, ailem de çok iyi biliyoruz. Bu nedenle bu ilaçları çıkaran firmalara, tedavi eden doktorlara, çok ama çok teşekkür ederim.

Zaman zaman düşünüyorum; çaresizlik on iki yıl bize neler yaşatmıştı. Bir de biz neler kazanmıştık;
evladımız iyileşmiş, babası alkolü tamamen bırakmıştı, babası kendini içkiyle avutmuştu. Ben de eşime bir kere bile "niçin içiyorsun" dememiştim. Bu nedenle çevremden eleştiri de alıyordum ama biliyordum ki bir gün eşim bu içkiyi bırakacak ve öyle de oldu. Sigara dahi içmeyen eşimin, kendisini yaşadığı sıkıntılardan dolayı alkole vermesini çok bulmuyor, zamanla içkiyi bırakacağına inanıyordum. Benim sabrım ve desteğim, oğlumuzun iyi olması, eşimin işini kolaylaştırdı ve alkol olayı da böylece bitti.

Eşimin zaman zaman, "sana çok teşşekür ederim, bana ve evladımıza çok sabır gösterdin, çok destek oldun" demesi beni çok mutlu ediyor. Evladım da olsa eşim de olsa ben insana yardım etmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Diğer oğlum, ağabeyi hasta olduğunda ortaokul ikinci sınıftaydı. Sonra liseyi tamamladı. Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu'nu okul birincisi olarak bitirip üniversite sınavına tekrar girip kazanıp Alman Dili ve Edebiyatını bitirdi. Şimdi Almanya'da, bir teknik üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölümünde öğrenim görüyor.

Yarabbim yıllar ne çabuk geçmişti. Ben de ne yazık ki bu kadar acı ve stresli yıllardan sonra yüksek tansiyon hastası oldum. Yıllar önce çok ağır hasta olmuştum. Eşim beni hastaneye götürdüğünde acilen yatırmışlardı. Doktorlar eşime benim çok hasta olduğumu söylemişler. Gerçekten çok hastaydım. On gün hastanede yattım. Sadece "Allah'ım beni Serdar'a bağışla" diye dua ediyordum. Çünkü ben ölürsem yavrum çok perişan olurdu. Böylece zor günler geçirdim. Ben bir hastanede, oğlum başka bir hastanede yatıyorduk. On gün sonra ben iyi olmaya başladım. Doktorlar bu bir mucize demişlerdi. Yine de taburcu olur olmaz oğlumun yanına gittim. Yollarda zor yürüyordum. Ağır bir hastalık geçirmeme rağmen oğlumu yalnız bırakmak istemiyordum. Beni gördüğünde bir çocuk gibi sevinmişti. "Anne" diye koşarak gelmesi, beni de hemşire hanımı da ağlattı. Her gün "annem neden gelmiyor" diye sorup üzülüyormuş.
Oniki yıl acı, üzüntü ve çaresizlik bizi çok yıpratmıştı, fakat şimdi sabır ve sevginin ve azmin zaferini yaşıyoruz.

Nihil
4-01-12, 13:01
-39-

Zaman zaman hastalığı hafif de olsa dalgalanıyor. Ona her zaman söylediğimi yine söylüyorum. "Bak oğlum sen yalan söylemiyorsun senin beynin sana yalan söylüyor, tekrar düşün, bu düşünceler senin düşüncelerin, hastalığından dolayı daha da yoğunlaşıyor". Biraz sonra haklı olduğumu söylüyor. Biraz düşününce, "anne bu sesler galiba benim beynimde bilinç altında kalan şeyler, çünkü daha çok küçükken izlediğim çizgi filmlerin konuşmalarına benziyor" diyor. "Biraz daha düşün, bu sesler ve düşünceler senin düşüncelerin, tekrar düşün" dediğimde, "anne haklısın, tamamen benim düşüncelerim, ben yanlış algılıyorum, bu da hastalığımdan kaynaklanıyor". Yine de bunca acı dolu yıllardan sonra bugünleri bizim için bir bayram diye düşünüyorum. En önemlisi "SERDAR'IMI TEKRAR KAZANMIŞTIK BİZE VE DÜNYAYA YENİDEN MERHABA DEMİŞTİ"

Beni en çok üzen, küçük oğlumun da aramızda üzülmesiydi. Yine de bize belli etmemeye çalışıyordu. Ailece oniki yıl biz hiç bayram yapmadık. Anlamadık daha doğrusu. Ben hiç bayram yapmadım, bayramı yaşamadım. Özel günler bizim için artık bitmişti. Benim için en güzel bayram yavrumun iyileşmesiydi. Onun o sıkıntılı hali, dünyadan, bizden zaman zaman uzaklaşması, beni kahrediyordu. Çaresizlik çok zor. Allah insanı çaresiz bırakmasın. Bilemiyorum; insanın kaderi kendi elinde değil değil ki. Ne acılar yaşamış, nelere katlanmıştım. Bazen bu yaşadıklarımı hak etmediğimi, bu acıların bana çok büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ama kaderin önüne geçilmiyor. Demek ki benim yavrumun alın yazısı buymuş, bunu iyice anladım.

Dünyaya evladınız sapa sağlam geliyor. Siz emek veriyorsunuz, büyütüyorsunuz, o yıllarca okuyup emek veriyor, siz artık evladım büyüdü kendini koruyacak yaşa geldi derken ne yazık ki kader ona en acımasız tokadını vuruyor. Yavrum, vurgun yemiş gibi bir düşüyor yıllarca kalkmıyor. Anne ve baba için, tüm aile bireyleri için çok zor yıllar başlıyor.

Bazen düşünüyorum, bilseydim hasta olacağını belki ilkokula bile göndermezdim. Bazen de bu düşüncemin yanlış olduğunu söylüyorum kendi kendime. Böyle olacağını kimse bilemezdi. Galiba biraz ben de haklıyım çünkü her insanın bir dayanma gücü vardır. Zaten yıllarım hep keşkeleri düşünerek geçti. Yine Allah yardım etti. Oğlum hiç olmazsa bizi dinleyip konuşuyor, gülüyor şaka yapıyor. Bundan daha güzel ne olabilir? İşte bayram bu!
Hastalığının ağır geçen yıllarında zaman zaman yürürken yerlere kadar eğilerek yürürdü. Omuzlarından tutup doğrultmaya çalışınca, doğru yürüyemeyeceğini, çünkü beynindeki seslerin böyle yürümesini istediklerini söylüyordu, insanların yüzüne bakınca gözlerinden çok şüpheleniyordu. Çok şükür bunların hepsi geçti.​

nur_nurca
4-01-12, 15:01
Offffffffffff.......................

nur_nurca
5-01-12, 08:01
Çok şükür ki Serdar iyileşmiş ağlayarak okudum inanın çok etkilendim.......

ghs
5-01-12, 10:01
Alllah yardımcınız olsuuuuun coook cok duygulandım hemde çoookkkkk

Nihil
5-01-12, 13:01
nur_nurca
Çok şükür ki Serdar iyileşmiş ağlayarak okudum inanın çok etkilendim.......
ghs
Alllah yardımcınız olsuuuuun coook cok duygulandım hemde çoookkkkk
yaşanmış ve yaşanabilir durumlar. etkilenmez mi insan.
etki bıraktığı kadar duyarlılık, bilinç ve farkındalık da geliştirmesini dilerim.

bilhassa ilkokul öğretmenleri. lise öğretmenleri. çocukların sınıftaki tavır ve davranışlarında alışılmamış aykırılıklar gördüklerinde
aile ile iletişime geçilse. aile de öğretmen de çocukluktur, ergenliktir ezberinden sıyrılarak değerlendirse.

biz aile olarak, yazdıklarımın varlığından haberdar olsaydık
kardeşimin doğumundaki ağlamamasının aslında problem olduğunu bilseydik, (ki burada doktorun bilgi vermesi gerekirdi)
kardeşim yirmi yaşına gelinceye kadar hastalığı yerleşmeden çok daha evvel hekime gitmez miydik. davranışlarını terslik zıtlık olarak algılamaz, hoşgörülü yaklaşmaz mıydık.
kardeşim yanıma gelip, ablacım çok sıkıntım var bu sesler ne zaman bitecek dediğinde midemin ağrıdığını hissediyorum. 29 yaşında delikanlı, ama bir bebeğe üzülür gibi kalbim acıyor kardeşime.
yeni yeni alışıyoruz biz birbirimizle. yeni yeni dinliyor beni, ben de yavaş yavaş kendimi dinletmeyi öğreniyorum. kabullense kendisini, hastalığını,, sesler en aza inse,hiçe inse,, ve/ya işittiklerini gerçek ile ayırabilse, ses komutlarını yapmak zorunda hissetmese,,
üniversite mezunu kardeşim. masabaşı bir işe girse,, psikolojik güveni yavaş yavaş dirilse,, ilerisi için dualarımızda bunlar var.

-birileri başlığı okuyup iyi ki okumuşum diyorsa, ne mutlu bana-

ghs
5-01-12, 14:01
ARKADAŞLAR İŞTE HAYAT !!!!


nihilcim Allahım yardımcınız olsunnn


ben okb sebebiyle ruh ve sinir hst yattım cok kotu donemlerim oldu intihara yaklaştım ama ilaçlarımın sayesinde kurtuldum suan gayet iyiyim ki bnm hastalıgım devede kulak onlara göre. asırı takıntı hastalıgı bnmki..... o bile bni mahfetti annem cnm nsl üzülürdü eşim herşeyim çok zor şeyler yaşadık SINAVIMDI iyiki ölmedim iyiki yaşadım :KK5::KK5::KK5::KK5:

Nihil
5-01-12, 15:01
-40-

YALNIZ BIRAKMAYALIM

Yalnızlık hasta yakınlarımız için belki de en ızdırap veren sorun. Oğlumu küçükken bir yere gittiğimde eşe dosta bırakabiliyordum. Şimdi ise otuzüç yaşında olmasına ve iyileşmesine rağmen hiç yalnız bırakmıyorum. Yakınlarımız her zaman çok sevdiğimizi ve destek olduğumuzu bilmeliler. Biz onlara destek olursak daha da iyiye gideceklerine ben inanıyorum. O yıllarca hastalığından dolayı çok ızdırap çeken, zaman zaman bizden uzaklaşıp kendi dünyasına dalan, sanki beni hiç duymayan oğlum, bizi hiç sevmediğini, annesi babası olmadığımızı söyleyen yavrum iyileşince, "anne senin hakkını nasıl öderim" diyor. Demek ki çok ağır hasta zamanlarında dahi herşeyin farkındaymış. Bu sözü beni çok sevindirmiş, mutlu etmişti. Ben her anne gibi sadece görevimi yapmıştım, ona sevgi ve sabır göstermiştim.

17 Ağustos 1999 depreminde ilk uyanan o olmuştu. Biz şaşkınlıktan ne yapacağımızı düşünürken o bize bağırıp "anne, baba haydi dışarı çıkalım!" dedi ve sıkışan kapıları açan oğlum oldu.
Ben çok korkmuştum. Ya oğlum bu korkuyla yine hasta olursa diye endişelenmiştim. Çok şükür bu korkuyu yenmeyi daha o gece başarmıştı. İnşallah bir gün bu hastalığı yenmeyi tamamen başaracak, ben buna inanıyorum. Yine de bu haline şükrediyorum. Hiç olmazsa beni duyuyor. Yıllarca iğne yapıldı. Kalçaları artık taş gibi olmuştu ve hala geçmedi. Biz neler yaşadık yavrumla! Büyük oğlum ve Hakan'ım gibi ellerimi bırakmadı beni terketmedi. Şimdi Serdar beni artık hiç bırakmaz. Gencecik yaşımda iki evlat acısı birden yaşamıştım. Yıllar geçtikçe unutmaya çalışırken Serdar'ın hastalığı bana en büyük darbe oldu. Bu acıları yaşamam yıllarca Serdar'ın hastalığıyla uğraşmam, mücadele etmem, beni duyarlı, sabırlı ve sevgi dolu kılmıştır. Sevgi, sabır ve zaman her derdin ilacıdır. Bunca acı yıllar geçirmiştim; tek tesellim yavrumun iyileşmesi bize geri dönmesi... Sevgi ve sabır olmasa hiçbir şekilde bu hastalıkla baş edemeyiz sanırım. Her şeyin ilacının sevgi olduğuna inandım. Hele şizofreni gibi bir hastalıkla mücadele eden gencecik evlatlarımızın bizim sevgimize, desteğimize ne kadar da çok ihtiyaçları var. Bu hastalık iyileşebilir bir hastalık. Fakat biz ailelerin de görevleri var. Bunca yıllık deneyimlerim bana şunu öğretti; evet iyileşebilir fakat doktor ve ilaç olmazsa olmaz. Ya biz aileler? Biz de sevgimizle, sabrımızla desteğimizle onları, evlatlarımızı, yakınlarımızı yalnız bırakmamalıyız. Onlara sevgimizle, sabrımızla, destek olmalıyız. Hastalıklarını saklamamalıyız.

Oğlumun hastalığının üçüncü yılında, hastanede bir hasta kızcağız vardı. Kimya Fakültesi'nde öğrenciymiş. O masum yavru da çok hastaydı. Birgün benim yanıma gelip, "siz ne iyi annesiniz, benim ailem benim yanıma sık gelmiyor" dedi. Ona biraz moral verdim. Bana, "teyze söyle, bize ne oldu, niye hastayız" dediğinde cevap vermekte çok zorlandım.
Bu kızı hiç unutamam. Her zaman o sözünü hatırlarım. "Bize ne oldu?" Zaman zaman hastanelerde tedavi gören gençleri hatırlayıp üzülüyorum.

Afganistan'lı çok genç birisiydi "Muhammed" Türkiye'ye üniversite okumak için gelmiş, şansızlık hastalanmıştı. Sürekli annesini babasını anlatıyor, üzülüyordu. O yıllarda Afganistan'da savaş vardı. Babası orada öğretmenmiş. Anlattığına göre savaş nedeniyle ailesi dağlarda yaşıyormuş ve haber alamıyormuş. Bu gence çok üzülüp etkilenmiştim.

Adanalı Ali de bir tıp öğrencisiymiş. Son sınıfta hastalanmış, okulunu ne yazık ki bitirememiş.

Yine bir gün, oğlumun odasına bir genç hasta geldi. Oğlumun oda arkadaşı oldu. Bu genç te yıllar önce Tıp Fakültesi ikinci sınıfta okurken rahatsızlanmış ve okulunu bırakmak zorunda kalmış. Çok zeki bir insandı. Yıllar sonra tekrar sınava girip elektrik ve elektronik mühendisliğini okuyup bitirmişti. Oğluma "ah Serdar, bu hastalık zalim hastalık" derdi.

Bu gençler gibi daha nice genç insanlarla karşılaştım. Bu gençler benim yavrumun kader arkadaşlarıydı, hatırladıkça çok üzülüyorum.​

Nihil
5-01-12, 15:01
ghs
ARKADAŞLAR İŞTE HAYAT !!!!


nihilcim Allahım yardımcınız olsunnn


ben okb sebebiyle ruh ve sinir hst yattım cok kotu donemlerim oldu intihara yaklaştım ama ilaçlarımın sayesinde kurtuldum suan gayet iyiyim ki bnm hastalıgım devede kulak onlara göre. asırı takıntı hastalıgı bnmki..... o bile bni mahfetti annem cnm nsl üzülürdü eşim herşeyim çok zor şeyler yaşadık SINAVIMDI iyiki ölmedim iyiki yaşadım :KK5::KK5::KK5::KK5:
sağolasın ghs,

okb'nin hastaneye yatışa kadar etki bıraktığını bilmiyordum, şiddetli yaşamış olmasın. geçmiş olmuş bitmiş.
iyi misin şimdi, takıntıların devam etmiyor değil mi?

YENA
5-01-12, 21:01
Nihil merhaba,

Yazılardan anladığım erkekler dahamı elverişli hasta olmaya.?
Eğer öyleyse neden.?

Nihil
5-01-12, 21:01
20li yaşlarda bir kız vardı Yena, şizofreni hastasıydı o da. annesi ile konuştuğumda
kızının hasta olduğunu kimseye söyleyemediğini paylaştı, söylediği en yakını kızını taciz etmeye yeltenmiş.
ailelerde bu korku olduğundan kızların hastalığı söylenmiyor olabilir. söylenmeyince bilinemiyor da.

YENA
5-01-12, 21:01
Nihil
20li yaşlarda bir kız vardı Yena, şizofreni hastasıydı o da. annesi ile konuştuğumda
kızının hasta olduğunu kimseye söyleyemediğini paylaştı, söylediği en yakını kızını taciz etmeye yeltenmiş.
ailelerde bu korku olduğundan kızların hastalığı söylenmiyor olabilir. söylenmeyince bilinemiyor da.
Doğrudur..ne acı bir gerçek..:KK43:
Bu tür engeller her alanda olduğu gibi kadınları maalesef çok daha zor durumda bırakıyor..

Hamile kalan biri vardı bir akrabamızın oturduğu muhitte.:KK43:
Allahından bulsunlar .:KK47:

Nihil
5-01-12, 22:01
YENA
Doğrudur..ne acı bir gerçek..:KK43:
Bu tür engeller her alanda olduğu gibi kadınları maalesef çok daha zor durumda bırakıyor..

Hamile kalan biri vardı bir akrabamızın oturduğu muhitte.:KK43:
Allahından bulsunlar .:KK47:
Diyecek hiçbirşey yok. Veya söylenecek çokşey var.

Nihil
6-01-12, 09:01
-41-

TERAPİ VE ...."ANNE BEN ŞİZOFRENİM"

Bir gün yine kontrol için hastaneye gitmiştik. Doktoru "hastanemizde hastalar için uzman psikolog ve uzman hemşire tarafından terapi yapılıyor, oğlunuzun ismini yazdırıp gidip görüşün" demişti. Ve gidip görüştük. Birkaç gün sonra terapiye alındı. Terapiye başladığı gün ben hemşire hanıma, "oğluma on yıldır şizofreni olduğunu biz söylemedik, hastalığını bilmiyor, sizden öğrenince tepkisi ne olur bilemem" dedim.

Hemşire hanım, "siz merak etmeyin, biz ona söyleriz" dediyse de ben çok endişeliydim. Dördüncü hafta oğlum terapiden dışarı çıktığında, yüzünde rahat bir ifade vardı gülümseyerek, "anne ben şizofreni hastasıymışım, beynimdeki kimyasal salgıların düzensizliği bu hastalığa neden oluyormuş" dediğinde çok rahatlamış, sevinmiştim. Biz ona on yıldır "sen şizofrenisin" diyemedik. O kendisi uzmanından hastalığının ne olduğunu öğrenmiş ve kabul etmişti. Ailece çok rahatlamıştık. 10 yıl boyunca her dakika bize, "benim neyim var söyleyin" diye isyan ediyordu. O artık hastalığını öğrenmiş, bize soru sormuyordu. Kendisi de rahatlamıştı. Bize de artık "neyim var" demiyor, "ben şizofreniyim" diyor. Hastalığını kabullenmesi de iyileşmesinde çok büyük bir ilerleme idi.

Düşünüyorum da, evladınıza bu kadar acı veren hastalığını söyleyemiyorsunuz ne kadar acı... Bu kadar acı veren bir hastalığı söylemek bize zor geliyordu. Ne 18 yaşında söyledik, ne 25 yaşında. Ta ki 29 yaşına gelene kadar... Ne yazık ki hayatının baharı da bitmişti. Çok çırpınmış, çok merak etmişti. "Benim neyim var, neden beni hastanede tutuyorsunuz, neden insanlar neden benden uzaklaşıyor". Bunları düşündükçe çok üzülüyorum.

Hiç olmazsa hastalığını öğrendi. Şimdi soranlara ben şizofrenim diyor. Nedenlerle geçen gençliği ve nihayet nedenini öğrendiği hastalığı "ŞİZOFRENİ".
Evet şizofreni olduğunu öğrendi. Ne yazık ki yıllar hayatının baharını çalmıştı yavrumun. Ona ne yazık ki tek geri veremeyeceğimiz şey, hiç yaşamadan biten baharı... Yine de çok şükür artık kontrollerine daha rahat gidiyorduz. Önceden her doktora gittiğimizde, "benim neyim var, hastalığım nedir" diye sürekli soruyordu. Artık rahat. Artık durmadan doktoruna da bana da ilaçları içiyorum niye iyileşmiyorum demiyor. Hastalığının ilk yıllarında ilaçları kabul etmiyordu fakat ben içiriyordum. Zamanla iyileştikçe artık ilaçlarını kendisi içmeye, ilaçlarının saatini kaçırmamaya başladı. Şimdi ilaç saatlerini o bana hatırlatıyor. Önceden uyandırdığımda uykulu uykulu elini açıp ilaç için uyandırdığımı zannediyordu. Artık kendisi uyanıp saatinde ilaçlarını içiyor.

Nihil
6-01-12, 10:01
-42-

AİLE TERAPİSİ

Kontrollerine gidip gelirken bir gün doktoru "hastanemizde aileler için terapi yapılıyor siz de gider misiniz" dediğinde çok ihtiyacım olduğunu düşündüm ve aile terapisine katıldım. Bu terapiler aileler için çok faydalı oluyordu. Özellikle annelere. Çocuklarının ve yakınlarının hastalığını, ilaçların yan etkilerini, faydalarını çok iyi öğretiyorlardı. Bilginiz artıyor, hastalığı daha iyi tanıyorsunuz. Alevlenmeleri nüksleri öğreniyor, nasıl davranılması gerektiğini öğrenip yakınınıza daha iyi yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Ona göre davranıyorsunuz.

Bir gün Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde, biz ailelere terapi uygulayan psikiyatrist doktor Ayla Yazıcı Hanım istanbul'da "Şizofreni Dostları Derneği"nin olduğunu söyledi ve bu derneğe gitmemizi önerdi. Adres ve telefonunu verdi. Çok sevinmiştim.

Yıllar önce yeni çıkan bir ilacı yurt dışından getirtiyorduk. Tanıdıklardan ve akrabalarda defalarca ilaç istemiştik. Artık bir şekilde bunu halletmemiz gerekir diye çareler arıyorduk. Oğlum internetten Almanya'da bir yer bulmuş. Sevinerek, "anne ben bir çare buldum, ağabeyime ilaç gönderecekler" dediğinde çok sevindim. Hemen reçetesini ve ücretini gönderdik, ilaç çok kısa bir süre içinde geldi. Pakette bir de Almanca mektup vardı. Oğlum mektubu okudu. Mektupta istanbul'daki "Şizofreni Dostları Derneği"nden bahsediyordu. Telefon numarasını yazmışlardı. Hemen aradık. Fakat oradan taşınmışlardı. Doktor hanımın verdiği adres bu derneğin adresiydi. Çok sevinmiştim. Çünkü yıllardır "keşke bir dernek kursak" diye hep düşünürdüm. Aileler bir dernek çatısı altında toplansak, birbirimize dertlerimizi anlatıp yardımcı olsak, bilgi birikimimizi paylaşsak...

Çünkü ben yalnızlığı çok çekmiş ve yaşamıştım. En yakın akrabalarımıza dahi derdimizi anlatamıyorduk. Anlatsak da anlamıyorlardı. Hiç yardım ve destek görmemiştim. Bizi ancak bu hastalığı çeken hasta yakınları anlardı. Özellikle biz anneler birbirimizi daha iyi anlar, destek oluruz...

Yıllarca hep dua etmiştim. "Allah'ım sen oğluma şifa ver" hiç olmasa yollarda, vasıtalarda bağırıp çağırmasın, insanlardan şüphelenmesin, ben onunla rahat gidip geleyim. Bir dernek kurup bu dernekte hastalara, ailelere elimden ne geliyorsa yardım edeyim. Hiç olmazsa benim gibi evladı hasta olan annelerle dertlerimizi paylaşabiliriz. Biz aileler birbirimize yardımcı olalım çünkü aynı cephede savaşıyor, aynı üzüntüleri yaşıyoruz.
Ben her sabah oğlum uyandığında, acaba bugün nasıl bir gün geçirecek diye hala endişeleniyorum.
Çünkü yıllarca, her sabah uyandığında, kalkış şekli ve yüz ifadesinden o günün çok sıkıntılı geçeceğini anlıyordum. Oğlum sanki bir başka boyutta ona hiç yetişemiyordum. Girdiği bunalımlar, hezeyanlar, hayaller ve o sesler, o sıkıntıları sanki ben de yaşıyordum. Tabii ki diğer anneler de benim gibiydiler. Bu hastalık konusunda hiçbir bilgisi olmayan insanlardık. Sağ olsun duyarlı doktorlarımızın sayesinde öğrendik. Sabahları artık tedirgin olmuyoruz. Terapi gören anneler de aynı fikirde.

Uzun yıllar hastanelerde evladımın ve bu insanların ızdıraplarını, çaresizliklerini yakından görüp yaşadım. Ailelerin ve masum hasta evlatlarımızın böyle derneklere çok ihtiyacı olduğunu hep düşündüm. Yıllar geçmiş, oğlum daha iyi olmuştu ve artık bir dernek vardı. Allah'ım dualarımı kabul etmişti. Doktor Ayla Yazıcı Hanım'a beni bu derneğe yönlendirdiği için çok teşekkür ederim.

er_ca
6-01-12, 12:01
sayfaları diğer arkadaşlar gibi bende çırpıda okudum.

Allah yardımcısı olsun şifa bekleyen tüm hastaların.

kesinlikle araştırmak bilgiye açık olmak hoşgörülü olarak mücadele edilen bir hastalık bu.:26:

ghs
8-01-12, 16:01
Nihil
sağolasın ghs,

okb'nin hastaneye yatışa kadar etki bıraktığını bilmiyordum, şiddetli yaşamış olmasın. geçmiş olmuş bitmiş.
iyi misin şimdi, takıntıların devam etmiyor değil mi?
şuan iyiyim cnm evet bi dönem gerçekten cok kötüydüm duygusallıgımda bunu tetikliyor hala duygusalım ama daha dik duruyorum öyle olmayya calısıyorum en azından. tabi bnmki bunlara göre çok hafif kalır Allahım yardımcıları olsun

YENA
9-01-12, 22:01
Nihil,

kitap bittimi.?

Nihil
10-01-12, 04:01
Bugün öğlenden sonra doktora gidecektik. Herhangi bir işi olduğu günün evvelinde ertesi gün uyanamayabilirim endişesi ile tüm gece uyumuyor,uyuyamıyor kardeşim. Unuttum yine bunu.
Şu saat oldu geceden beri hala odasında bir oraya bir buraya gidiyor geliyor. Birkaç saat evvel abla bi gelir misin dedi
Bu sesler neden böyle yapıyor bana, beni felç ediceklermiş, seslerini duyura duyura delirteceklermiş beni gitsinler artık bıraksınlar beni dedi.
Sıkıntılı sinirli ve huzursuzdu da. Dilimin döndüğünce hastalık belirtileri olduğundan
tüm gün meşguliyetsiz kaldığımızdan seslerin arttığını anlatmaya çalıştım.
Uyutmuyorlar abla beni, uyumazsın diyorlar bana dedi. Akşam belli bir saatten sonra çay kahve içmemizi azaltmalıyız dedim, şimdi bile yan odada kimbilir kaçıncı üçü bir aradasını içiyor.
Bunlar senin içinde biriktirdiğin düşüncelerin. Onları duyuyorsun sen. Delirmekten korktuğun için sağlığından endişe ettiğin için, kendi sesini duyuyorsun aslında sen. Az beni dinle, bir müddet bir ay iki ay seni yönlendirmeme izin ver dedim.
Hayır abla sen anlamıyorsun beni, sıkıldım git artık odamdan dedi.
Tamam, istediğin bir şey olursa çağır beni dedim.

Gerildim. Üzüldüm. Midem acıdı yine. Ne yapabilirim soru işaretleri belirdi tekrardan.

Kardeşimin elinden tutma çabam her daim aynı gayrette olamıyor. Enerjim düşüyor bu zamanlarda. Panikliyorum. Yapmak istediklerimi baskı hissetmek
belki de sıkıştığımı düşündüğümden baskı hissediyorum,
böyle zamanlarda -yapmak zorunda kalmak- hiç yapmak istememek gibi bir davranış geliştirmişim
üzerine gitmeli iken kulaklarımı tıkamak, bırakmak istiyorum.
Bunu yapamayacağımın da mantığındayım.

Gergin ruh halimi yumuşatmaya ihtiyacım var.

Nihil
10-01-12, 04:01
er_ca
sayfaları diğer arkadaşlar gibi bende çırpıda okudum.

Allah yardımcısı olsun şifa bekleyen tüm hastaların.

kesinlikle araştırmak bilgiye açık olmak hoşgörülü olarak mücadele edilen bir hastalık bu.:26:
Mücadele edilen hastalık derken er_ca yakınında var mı şizofreni olan? mücadele eden?

ghs
şuan iyiyim cnm evet bi dönem gerçekten cok kötüydüm duygusallıgımda bunu tetikliyor hala duygusalım ama daha dik duruyorum öyle olmayya calısıyorum en azından. tabi bnmki bunlara göre çok hafif kalır Allahım yardımcıları olsun
Geçmiş olsun ghs. Atlatmışsın.

YENA
Nihil,

kitap bittimi.?
Birazdan devam edeceğim Yena,
vakit ayıramadım bir kaç gündür.

Nihil
10-01-12, 05:01
-43-

DERNEĞE GELİŞİMİZ

Doktor hanımdan almış olduğumuz derneğin adresini gidip buldum. Ertesi günü oğluma, "çok iyi bir dernek var, senin gibi hasta gençlerin bir araya gelip sohbet ettiği ve arkadaş oldukları bir yer gidelim mi" dediğimde kabul etti ve hemen gittik. O zaman dernek çarşamba günleri açıktı, içeriye girince ben endişeliydim çünkü oğlum kalabalıktan ve alışık olmadığı insanlardan rahatsız oluyordu, içeriye girince oğlum gibi pırıl pırıl gençlerle karşılaştım. Fakat oğlum on beş dakika oturmadan kalkalım dedi. O zaman cana yakın bir sekreter kızımız vardı, çok ısrar etti, "kal arkadaşlarımla tanış" fakat oğlumu ikna edemedi. Oradan ayrılmak zorunda kaldım. Kapıdan çıkarken çok sinirlendi, bir daha gelmeyeceğini söylüyordu. "Burası bana göre yer değil" deyip duruyordu. Eve gelince, "derneği unut anne, asla gitmem" diye tutturdu. Ben de artık üzerinde durmadım. Üç ay sonra ben yavaş yavaş derneğin çok faydalı olacağını, kendisine ve bana çok faydaları olacağını anlatmaya başladım. Bir gün, "anne bugün çarşamba değil mi", "evet çarşamba, neden sordun" dediğimde, "derneğe gitmek istiyorum, gidelim" dedi. Hemen kalkıp gittik. Biraz oturduktan sonra bu sefer ben "kalkalım" dedim kalktık. Böylece üç ay kadar haftada bir gidip kısa süre kalmaya başladık. Oğlum zamanla derneğe ve arkadaşlarına alıştı.
Derneğimiz sıcacık samimi bir yuvamızdı. Anneler biraraya gelince en yakınlarımızla paylaşamadığımız dertlerimizi birbirimizle paylaşıyorduk. Değerli doktorlarımızın düzenlemiş olduğu sempozyumlar ve şizofreni yürüyüşüyle üye sayımız günden güne artıyordu. Bu sempozyumu ve çeşitli etkinlikleri düzenleyerek bizlere destek olan, şizofreni yürüyüşünde hasta yakınlarımızı ve bizleri yalnız bırakmayan Profesör Doktor Alp Üçok'a, Doktor Şahap Erkoç'a, Doktor Cem Ataklı'ya ve diğer katılımcılara, şizofreniler ve yakınları adına teşekkürler...

Bu etkinliklerden sonra üye sayımız artmaya başlamıştı ve zaten bir oda bir salon olan dernek binamız artık dar geliyordu. Dernek başkanı ve yönetim kurulu olarak taşınmamız gerektiğine karar verdik. Taksim'de, dört oda bir salonu olan bir daireye taşındık.

Genel kurulda, değerli üyelerimizin oylarıyla dernek yönetiminde yer aldım. Şu an haftanın altı günü açığız. Devamlı gelen hasta üyelerimiz çok mutlular, çünkü burası onların ikinci evi. Burada birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Arkadaşlarına ilaçların yararlarını anlatıyorlar. Kontrollerini aksatmamaları konusunda birbirlerini uyarıyorlar.

Oğlum artık benimle her gün gelip, arkadaşlarıyla çok güzel günler geçiriyor. Daha önceleri "ben dünyada yapayalnızım, hiç arkadaşım yok" diye isyan ederdi. Çok şükür artık onlarca arkadaşı var. Biz de çok rahatız. Artık oğlumuz yalnız değil... Bazen, "anne dernek olmasaydı ben yine yalnız kalacaktım, benim iyileşmemde derneğin ilaçlar kadar faydası oldu" diyor. Evet; ilaçsız, doktorsuz olmazsa olmaz ama derneğin de çok faydası oldu. Sürekli gelen hasta üyelerimizin 4 yıldır hastaneye yatışları yok. Başta benim oğlumun 4 yıldır hastane yatışı olmadı, işte derneğin faydası. En azından bu insanların vasıtalara binip derneğe gelmesi bile bir sosyal terapidir diye düşünüyorum. Uzun yıllar boyunca, gerek hastalığı, gerekse sık sık ve uzun süreli hastane yatışları oğlumu toplumdan uzaklaştırmıştı. İyileşince bunu daha iyi anlamıştım. Fakat ben hiç yılmadım. Onu sürekli toplum içine sokmaya çalıştım. Hastaneye en son yatışında, taburcu olduğu günlerde, onu çok kalabalık bir çarşıya götürdüm. Fakat çok rahatsız oldu. Eve geldiğimizde insanların onu çok rahatsız ettiğini söyledi. Biraz konuştuğumuzda kalabalıktan rahatsız olduğunu anladım. Daha sonra her gün dışarı çıkarıp hayata, topluma alışmasını sağladım, iki yıl mücadele verdim. Çok şükür bunu da aştı.

Bu hastalığı bir savaşa benzetiyorum, ilaçları da silaha. İlaçlar bizim en etkili silahlarımız. Daha sonra zaman ve sosyal destek... Şu an oğluma en iyi sosyal destek veren yer dernek. Dernekte kendisi gibi hasta gençleri gördükçe kendine güveni geldi. Gördü ki kendisi gibi nice insanlar var. Dernekteki tüm hasta üye gençler, benim için hepsi bir Serdar. Hepsi de benim oğlum gibi, çok acılı ızdıraplı yıllar geçirmişler. Tabii ki aileleri de benim gibi üzülmüşlerdir. Bu üye gençleri çok seviyorum. Hepsi benim evladım sayılır. Onları gerçekten sevip gözetiyorum. Benim kendime sözüm vardı, "Allah'ım oğluma şifa ver dedim. Hiç olmazsa yollarda vasıtalarda bağırıp sinirlenmeden şüphelenmeden gitsin. Ben dernek kurup bu insanlara ölünceye kadar elimden geldiği kadar yardımcı olayım. Çok şükür dualarım kabul edilmişti. Şimdi ben dernekte bu insanlarla çok mutlu oluyorum. Bütün gün elimden geleni yapıyorum. Elimden geldiği kadar yardımcı oluyorum. Hele annelerle bir araya gelince ne kadar da çok konuşacağımız şeyler varmış. Hiç tanımadığım bu insanlarla ne çok paylaşacak dertlerimiz varmış.

Oğlumu Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne her götürüşümde, "ne Allah'ım şu bahçede küçük bir yer verseler, dernek kurup tüm aileler burada bir araya gelip dertlerimizi, bilgi birikimimizi paylaşsak, kim bilir bizim gibi ne yalnız aileler vardır" diye düşünürdüm.

Türkiye'de ilk defa Şizofreni Derneği'ni kuran Doktor Ercan Kesal Bey'e, Doktor Fatih Altınöz Bey'e ve derneğin kurucu üyelerine teşekkür ederim. Allah razı olsun. Emeği geçen insanlara çok teşekkürler. Toplumsal destek şart!

Nihil
10-01-12, 06:01
-44-

Ne yazık ki bu kadar ağır ve yıllarca süren bu hastalık çok ihmal edilmiş, hasta aileleri ne maddi ne de manevi yönden hiç mi hiç destek görmemiştir.
Toplum olarak şizofreni hastalarına borçluyuz. Çünkü hiç bir insanlık görevimizi yapmadığımız kanısındayım. Sadece damgaladık. Hiçde hak etmedikleri halde dışladık. Onların hastalığı nedir ne değildir? Nasıl bir hastalıktır? Toplum olarak bilinçlenmemişiz. Bu hastalık hiç kimsenin suçu ve tercihi değildir. Tek suçları insan ve hasta olmak. İyileşseler bile yine de toplumun bilinçsizce damgalamalarından kurtulamıyorlar. Bence bu insanlığa hiç mi hiç yakışmıyor. İlimin ilerlediği çağda yazık, çok yazık...

Bir hasta annesi olarak oğlumun devletimiz tarafından desteklenip iş verilmesini isterim.
Bütün gün ilaçlarını içip, evde veya hastanede boş boş oturması, sürekli düşünmesi, hiçbir şeyle meşgul olmaması iyileşmesine ne kadar yardımcı olabilir?
Doktorlarımız, şizofreni iyileşebilir bir hastalıktır diyorlar. Ellerinden geleni yapıyorlar, ilaçlarını yazıp tedavi ediyorlar. Fakat kontrollerine vaktinde gidilmesi gerekir.
Ben oğlumu sıkıntılı görünce hemen doktoruna götürüyorum. Doktoru belki yine ilaçlarını ayarlar diye... Öyle de oluyor.

Bir hasta annesi olarak yıllardır edindiğim tecrübelere göre, ailelerin biraz daha dikkatli olmaları gerekir.
Vaktinde ilaç, doktor kontrolü, sevgi, destek... Bunca yıllık deneyimim bana bunları öğretti.

Sadece bir beyin hastalığı olduğunu bilerek yakınlarını suçlamamalarını, kendilerini suçlamamalarını, bu bilince varınca çok şeyleri aşacaklarına inanıyorum. Ben hiçbir zaman oğlumun hastalığını saklamadım. Onun hastalığından hiç utanmadım. Çünkü oğlumun hastalığı kendi tercihi değildi. Benim oğlum ne devletine ne de milletine zarar vermemişti. Zarar verenler utanmalıydı.

Eşim, oğlumun hastalığının ilk yıllarında, "Oğlumuzun hastalığını çevremize söylemeyelim, oğlumuzu damgalarlar, bu onun için iyi olmaz, toplumumuz bu konuda fazla bilinçli değil" dediğinde çok şiddetli tepki göstermiştim. "Saklamanın ne anlamı var?" dedim. Saklamadım. Oğlum kimseye kötülük yapmamıştı, o sadece hastaydı.

Nihil
10-01-12, 06:01
-45-

HASTA VE YAKINLARINA TERAPİ

Çok şükür derneğimizde gönüllü psikiyatristler, psikologlar ve hemşireler tarafından haftanın belirli günlerinde hasta ve yakınlarına terapiler yapılmaktadır. Dört yıldır süren bu uygulamalar çok faydalı oluyor. Hasta üyelerimiz hastalıkları konusunda, ilaçlar ve sosyal hayata uyumla ilgili çok şeyler öğreniyorlar. Ailelerin terapiler sonrası salondan ağlayarak çıktıklarını görüyorum. "Biz hasta yakınlarımıza ne yanlışlar yaptık" diye çok üzülüyorlar. Keşke bu terapiler yıllar önceden ailelere uygulanmış olsaydı, çok daha iyi olurdu. Belki çoğu anne ve baba evlatlarının hastalığının ne olduğunu öğrenmeden ölmüşlerdir diye düşünüyorum. Çok üzülüyorum.

Ülkemizde çok büyük hastaneler var. Yakınlarımız doktorları tarafından bu hastanelerde tedavi ediliyor. Ya aileler? Evet ya aileler? Şaşkın ve bilinçsiz bir şekilde ızdırap çekiyorlar.
Bir anne bana; "derneğe gelmeden önce oğlumun hastalığından çok utanıyordum, burada hastalığı öğrenip terapiler sayesinde artık çok rahatladım, oğlumdan utanmıyorum" dedi.

Yine bir hasta ablası; "annem, babam rahmetli oldular ama bana öyle bir miras bıraktılarki her gün yudum yudum zehir içiyor gibiydim, sizleri tanıdıktan sonra çok rahatladım artık yalnız değilim" dedi. Utanç ve üzüntü...

Neden bu kadar acı veren bir hastalık için bu kadar büyük hastanelerde aile ve hasta terapi merkezleri kurulmuyor?

Hasta hastaneye yatırılınca neden aileler bilinçlendirilmiyor? Niçin insanlar hiçbir şekilde bu konuda bilinçlendirilmiyorlar. Tam bir muamma...

En yakın zamanda bu merkezlerin açılmasının, işin uzmanları tarafından hasta ve yakınlarının bilinçlendirilmesinin çok yararlı olacağını düşünüyorum. Ülkemizde büyük eksiklik.

Ülkemizdeki Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanelerinde terapi ve bilgi hizmeti veren hiçbir merkez yok.
Bazen anneler, "Bu nasıl bir hastalık, ne olur siz biraz yardım edin, bize bilgi verin" diye ıstırap içinde bizden yardım istiyorlar. Sağ olsun gönüllü uzmanlar ellerinden geldiğince yardımcı oluyorlar.

Doğal olarak hasta ve yakınlarının düşmanını iyi tanıması gerekir. Bir beyin hastalığı olan şizofreniyi tanımalarının en doğal hakları olduğunu düşünüyorum, insan düşmanını tanırsa savaşması kolay olur. Evet ülkemizde çok büyük ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri var. Örneğin Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Bünyesinde bulunan terapi merkezinin kapatılıp sağlık ocağına dönüştürülmesi... Yazık! Çok yazık! En önemli yeri kapatmışlar. Ülkemizde çok büyük eksiklik. Ne yazık ki hasta ve yakınları için hiçbir terapi ve bilgilendirme merkezleri yok. Aileler bilinçlendirilmezlerse yakınlarına yardım ve destekleri ne derece olabilir bilmiyorum. Hasta bilinçlendirilmezse ne derece ilaçlarını kabul edip zamanında ve sürekli içer? Çok hasta yakınını biliyorum ki ilaçların önemini daha kavrayamamış, yazık! Yakınlarını doktora götürdüklerinde verilen ilaçları içtikten sonra hemen iyileşeceklerini zannediyorlar veya sürekli ilaçlarını içse de tekrar doktora götürmüyorlar.
Onun için bu terapi ve bilgilendirme merkezleri çok önemli.

Hasta ve yakınlarının çoğu sosyal haklarını bile bilmiyorlar.

Sağlık Bakanlığı hastanın sosyal hakları adlı küçük bir kitapçık yayınlayıp hastanelere dağıtsa, hasta ve hasta yakınları hiç olmasa bu kitapçıktan yararlanırlar.

Derneğe gelen hasta ve yakınları sosyal haklarını duyduklarında şaşırıp kalıyorlar. Çoğu yıllardır ilaçlarını parayla aldıklarını, çok mağdur olduklarını, zaman zaman ilaçları alamadıklarını, ilaç içmeyince yine hastalandıklarını söylüyorlar. Bu konularda insanlar bilinçlendirilmeli.

Nihil
10-01-12, 18:01
Tüm gece uyumadığı için öğlenden sonra uykuya daldı kaldı. Az evvel uyandı, yemeğimizi yiyip ilaçlarımızı içip uyuyalım ki gündüz erken uyanabilelim düzenimiz olsun dedim
erken uyursun erken uyanırsın, sen gece uyayamayınca ben de uyuyamıyorum sonra bugün olduğu gibi doktora götüremiyorum seni gidemiyoruz dedim.
Uykumu aldım ben uyumam artık abla dedi. Söylediğimi yapmak zorunda hissetsin de istemiyorum ama isteyerek yapsın olumlu olsun istiyorum.
Uyuyacak mı uyumayacak mı, tüm gece koridorda gezinecek mi, çay kahveye dadanır mı, ne düşünüyor,düşünceleri sese dönüşür mü,,
dinlemeyip asileştiğinde içim sinirleniyor. Sinirlendiğim için kendime kızıyorum çünki istediğimce hoşgörülü yaklaşamıyorum.
Neden gerginleşiyorum diye de kendime kızıyorum. Erken uyursa eğer yarın doktora gidebiliriz.
Abla bir bardak çay içebilir miyim diye sordu az evvel.
Parça parça olumlu olumsuz duygular yumağı hali. Bunları düşünmek de bu halde kalmayı tetikliyor. Evrene gönderdiğini yaşarsın mentalitesi.
Seksen milyon kişi izliyor bizi. Kişi üye foruma. Tek şizofreni hastalığını yaşayan yakını olmak mutlu ediyor beni.

yasmi_n
10-01-12, 18:01
Nihil
Tüm gece uyumadığı için öğlenden sonra uykuya daldı kaldı. Az evvel uyandı, yemeğimizi yiyip ilaçlarımızı içip uyuyalım ki gündüz erken uyanabilelim düzenimiz olsun dedim
erken uyursun erken uyanırsın, sen gece uyayamayınca ben de uyuyamıyorum sonra bugün olduğu gibi doktora götüremiyorum seni gidemiyoruz dedim.
Uykumu aldım ben uyumam artık abla dedi. Söylediğimi yapmak zorunda hissetsin de istemiyorum ama isteyerek yapsın olumlu olsun istiyorum.
Uyuyacak mı uyumayacak mı, tüm gece koridorda gezinecek mi, çay kahveye dadanır mı, ne düşünüyor,düşünceleri sese dönüşür mü,,
dinlemeyip asileştiğinde içim sinirleniyor. Sinirlendiğim için kendime kızıyorum çünki istediğimce hoşgörülü yaklaşamıyorum.
Neden gerginleşiyorum diye de kendime kızıyorum. Erken uyursa eğer yarın doktora gidebiliriz.
Abla bir bardak çay içebilir miyim diye sordu az evvel.
Parça parça olumlu olumsuz duygular yumağı hali. Bunları düşünmek de bu halde kalmayı tetikliyor. Evrene gönderdiğini yaşarsın mentalitesi.
Seksen milyon kişi izliyor bizi. Kişi üye foruma. Tek şizofreni hastalığını yaşayan yakını olmak mutlu ediyor beni.
Sen zoru başarıyorsun çünkü sabrın ve sevgin çok büyük İnş. kardeşinde en kısa zamanda Serdar gibi her şeyi atlamış olur.

Nihil
10-01-12, 19:01
Yaptıklarım ile değerlendirip yapamadıklarım ile değersizleştirir oldum kendimi. Böyle söyleyince artı birşey yapıyormuşum gibi hissettim bir an. Oysa ki hangimizin kardeşi göz önünde yaşar yaşamaz şekilde yaşarsa onu bu halden çekip çıkartmak için canla başla çalışmayız?
Yaşamayan kişi karşısındakinin yaşadığı sıkıntıya aaa ben olsam asla katlanamazdımvari sözler sözlüyor düşünüyor. Başkası bir tarafa, kendi yaşadıklarımız için bile, misalen beş sene evvel on sene evvel ki sıkıntımız için, şimdi olsa asla yapamazdım, nasıl dayanmışım demiyor muyuz?
İnsan yaşadığı olaylar karşısındaki yaşayabiliyor olma gücünü kendinden zamanla yükselen eşiğinden, kendi birikiminden alırmış. Olaylar yaşanan seviyeye gelinceye kadar alışa alışa yaşayabiliyor olurmuş. Bitip gittikten seneler sonra yaşarkenki alışkanlığı olmadığından yaşayamazmış gibi gelirmiş.
Ne sunulsa ne verilse kabul edip, üstesinden gelmeye çabalamak. Yeter ki sağlığımız ile uzuvlarımız ile sınanmayalım. Bu arada ne kadar fazla yaşamak türevli kelime kullanmışım, anlamını yitirdi neredeyse :~

Nihil
10-01-12, 19:01
Tövbe ediyorum. Çay kahve içme demiyeceğim bir daha. Gitmiş 2,5 litre kola almış gelmiş, tüm gece git gel kola içecek.

melix01
10-01-12, 21:01
Tesadüfen tıkladığım sayfayı bilmiyorum kaç dakikada bitirdiğimi Serdara nasıl üzüldüğümüibir annenin mücadelesini nasıl gözyaşlarıyla bitirdiğimi anlatamam.Nihil sana,ailene ve herşeyden önce kardeşine büyük sabır ve sağlık versin Yüce yaradan.Allah yar ve yardımcınız olsun.Bu durumdaki tüm ailelere Allah büyük güç versin.Çok şükür sağlıklıyız ama kimin başına neyin geleceği hiç belli olmuyor.

Nihil
11-01-12, 06:01
-46-

DERNEĞİN FALİYETLERİ

Benim çok genç yaşta iki evlat acısı çekmem, daha sonra Serdar'ımın şizofren olması...

Bütün bu acılar beni insanlara karşı duyarlı ve sevgi dolu bir insan kıldı. Evet anılarım, acılarım ve şizofreni... İşte her anı üzüntüyle geçen yıllar. Onun için dünyada hiçbir insanın acı ve üzüntü çekmesine dayanamam. Zamanım evimden çok dernekte geçiyor. Sağ olsun uzmanlar terapiler yapıyorlar. Biz de dışarıdan işinin uzmanı gönüllü resim öğretmeni, folklor hocası ve tiyatro öğretmeni bulduk. Bu insanlar gönüllü geliyorlar. Hasta üyeler resim ve ebru çalışmaları öğrenip çok güzel şeyler yaptılar. Yaptıkları resimlerle çok güzel tebrik kartları bastırdık. Folkloru öğrendiler. Bana yıllar önce senin oğlun iyi olup folklor oynayacak deselerdi inanmazdım. Kesinlikle olmaz derdim. Evet oğlum folklor oynuyor. Arkadaşlarıyla çok güzel bir gösteri sundular. Yaklaşık 500 kişi, sergiledikleri halk oyunları dakikalarca ayakta alkışlandı. Biz hasta aillerine bundan daha fazla mutluluk verecek hiçbir şey düşünemiyorum.

Bu başarılı folklor ekibimiz Almanya ve Hollanda'ya davet edildi. Çok da başarılı gösteriler sundular. Demek ki ilgilenince, destek olunca bu yakınlarımız çok başarılı işler yapabiliyorlarmış.

Genç yaşına rağmen çok duyarlı bir insan olan ve çok emek veren destek olan halk oyunları hocası Mehmet Ali Taşdemir'e ve Sarp Akyüz'e, M. Onur Güngör'e çok teşekkür ederim.

İstanbul çok büyük bir şehir. Bu nedenle Kadıköy'de de bir dernek kurmaya karar verdik. Bir gün Taksim'deki derneğimize seksen yaşlarında bir baba, kırk beş yaşındaki oğluyla geldi. Kalp hastası olduğunu, bu nedenle çok zor geldiğini, neden Anadolu yakasında da dernek kurmadığımızı, oradaki insanların da çok ihtiyaçları olduğunu söylediğinde çok etkilendim.
Duyarlı doktorlar ve biz hasta yakınları, Kadıköy'de "Şizofreni Evi Dostluk Derneği"ni kurduk, inşallah insanlara biraz da olsun faydalı olur.
İki dernekte de günlerim çok yoğun geçiyor. Çok yorulduğum günler oluyor ama ben çok mutlu ve iç huzuru ile akşamları oğlumla beraber evime dönüyorum. Bazen çok üzüldüğüm olaylar da oluyor. Üzüntüm bu insanların çoğunun sosyal güvencelerinin olamaması.

Bir gün bir hasta genç çok üzüntülüydü. Böyle üzgün görünce sordum. "Neyin var?" "Yok bir şey" dedi. Yine ısrarla sorunca arkadaşları ilacını içmediğini söylediler. İlacını ihmal etmemesini söyleyip çıktım. Arkadaşlarına ilacını içmeyeceğini söyleyince gelip bana haber verdiler. Tekrar yanına gidip ilacını içmesini söyledim ve ağlamaya başladı, "ilacımı içersem ilacım bitecek, almaya paramız yok" dediğinde ben gerçekten yıkıldım.

Yine başka bir üyemiz evli ve dört yaşında bir kızı var. Kendisi de iktisat fakültesi son sınıf öğrencisi, hastalığı nedeniyle okulu bitirememiş. Bir gün gazetedeki bulaşıkçı aranıyor ilanını okuyunca gidip müracat etmiş, iş yeri sahibi, bulaşıkları iyi yıkamadığı için aynı gün işten kovmuş. Derneğe gelince çok üzgündü, "iş buldum diye çok sevinmiştim, kızıma bir şeyler alırım diye, fakat beni kovmaları çok gücüme gitti" demesi beni çok üzmüştü.

Bunun gibi olaylar beni çok üzüyor. Dernekteki üyelerimiz birbirlerine çok destek oluyorlar. Hastalıklarını, sıkıntılarını birbirlerine anlatıp dertlerini ve bilgi birikimlerini paylaşıyorlar. En önemlisi ilacın, doktorun, onların hayatında nedenli önemli olduğunu birbirlerine anlatıyor, yardımcı oluyorlar. Zaten dertler paylaşıldıkça hafifler.

Bir gün derneğe gelen bir telefon beni çok etkiledi:

Erzurum'un bir köyünden duyarlı bir vatandaş köylerinde otuz altı yaşında bir kızcağızın şizofren hastası olduğunu, üstelik de cilt kanserine yakalandığını, annesinin öldüğünü, ailesinin ilgilenmediğini, dağda koyun çobanlığı yaptığını, akşamları da hayvanlarla ahırda kaldığını söyleyip bizden yardım etmemizi rica etti. İşte Anadolu'daki bir hastanın durumu. Yurdumuzun her yerinden buna benzer telefonlar açıyorlar. Çok çaresiz insanlarımız var.