PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mustafa Kemal Atatürk Hayranlarının Kulübü



Sayfa : [1] 2 3 4

Lereenim
23-06-2008, 19:15
Fan kulüplerimizin arasına gururla Atamız"ın fan kulübünü açmak istedim .Sizden ricam Atamız"ın hangi sözünü,resmini ,düşüncelerini yani Atatürk"ümüzle ilgili neleri beğeniyorsanız burada paylaşalım istedim .Ona olan saygınızı ,sevginizi ,paylaşmak istediğiniz sorunlarınızı burada dile getirin istedim .Paylaşımlarımız saygı,sevgi ve seviyeli bir şekilde olursa sevinirim .Şimdiden teşekkürler .

HanimKelesimiGetir
23-06-2008, 19:50
İlk ben yazayım o zaman güzel bir konu düşünmüşsünüz teşekkürler sevgiler a.s.
.
Atamız!ın kadınlar hakkındaki en beğendiğim sözlerinden birisi




Dünyada hiçbir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez.

Eylul
23-06-2008, 20:43
Bende varım ve bir şiirini yazmakla başlıyorum keni şiiridir

BİR ASKERİN MEZARINA

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!...


MUSTAFA KEMAL
· Harbiye talebesi iken yazmıştır.

Eylul
23-06-2008, 20:45
http://www.ataturk.net/ata/79b.gif

kendi el yazısı

Lereenim
23-06-2008, 21:07
http://img118.imageshack.us/img118/8799/ataturkresimleri47bw9.jpg


Ülkesini bu kadar düşünen bir lider gelmedi dünyaya .Bu resmini çok beğeniyorum

HanimKelesimiGetir
24-06-2008, 10:14
Türk milleti istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
Türkiye halkı asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali bir lazıme-i hayatiye etmiş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

HanimKelesimiGetir
24-06-2008, 10:17
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. 30 Ekim 2006

Lereenim
24-06-2008, 18:02
Eğer sağ olsaydı ona neler söylemek isterdiniz.

Lereenim
24-06-2008, 18:42
O,Türklüğün sessiz onuru,gururu,cesaretidir.
O, başlı başına bir Türkiye'dir.Onu çok seviyorum .

yesilim
24-06-2008, 19:01
http://www.doguturkistan.net/2005/12/ataturk-2.jpg


Atatürk İlkeleri, çağdaşlaşma yönünü belirleyen ve Atatürk İnkılaplarına temel teşkil eden fikir ve düşüncelerdir. Atatürkçü Düşünce Sistemi içinde birbirine bağlı bir bütün oluşturan Atatürk İlke ve İnkılapları, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştirabilmek için bilimsel düşünceyi esas alan aklın ve mantığın çizdiği yollardır. Bu nedenle Atatürk İlke ve İnkılaplarının felsefesinde yapıcılık, en doğruya, faydalıya yöneliş yatar.

Atatürk İlkeleri, başlangıcından itibaren Türk İnkılabı içinden doğmuş ve onun uygulamalarına yön vermiştir. Atatürkçülük konularını araştıran bilim adamları bu ilkeleri Temel İlkeler ve Bütünleyici İlkeler olarak iki başlıkta toplarlar.

Bu ilkeler, Atatürk’ün devlet anlayışına hakim olan milli devlet, tam bağımsızlık, milli egemenlik ve çağdaşlaşma (medenileşme) hedefinden kaynaklanmaktadır.

Atatürk İlkeleri, önce dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın program ilkeleri olarak benimsenmiştir. 1937’de çıkarılan bir kanunla 1924 Anayasası’na eklenen ilkeler, bu uygulama ile hukuken Türk milletine mâl edilmiştir.

ALINTI.

Aysecik
24-06-2008, 20:00
Atatürk diyor ki,

Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.
--------------------------------------------------------------------------------

Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.
--------------------------------------------------------------------------------

Hiç bir zafer gâye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan gâyeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gâye, fikirdir.

Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.

Her büyük meydan muhare-besinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.
--------------------------------------------------------------------------------

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir.
--------------------------------------------------------------------------------

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
--------------------------------------------------------------------------------

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
--------------------------------------------------------------------------------

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
--------------------------------------------------------------------------------

Ne mutlu "Türküm" diyene.
--------------------------------------------------------------------------------

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------

Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.
--------------------------------------------------------------------------------

Yurtta sulh, cihanda sulh.
--------------------------------------------------------------------------------

Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.
--------------------------------------------------------------------------------

Doğruyu söylemekten korkmayınız.
--------------------------------------------------------------------------------

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
--------------------------------------------------------------------------------

Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------

Eylul
24-06-2008, 20:04
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahna 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.


Atatürk'ün Türk tanımı

Eylul
24-06-2008, 20:08
Mustafa Kemal realist bir liderdi. Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek, açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi. Sicil yoklamalarına rağbet etmedi. Bir gün bana:
- Kuva-yı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklı idiler, demişti.

Falih Rıfkı ATAY

Kaynak: Falif Rıfkı Atay - Mustafa Kemal, Mütareke Defteri, 1955
http://www.mustafakemal.net/images/galeri/part2/R04.jpg

Aysecik
24-06-2008, 20:12
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir

Mustafa Kemal Ataturk

Adıvar
24-06-2008, 20:16
böyle bir topik açılırda ben olmazmıyım,ablacım teşekkürlera.s.
ATATÜRK DİYOR Kİ;


Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.


Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.


Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.


Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.


Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.


Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.


Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.


Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.


Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.


Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.

Aysecik
24-06-2008, 20:17
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Mustafa Kemal Ataturk

seher yeli
24-06-2008, 22:27
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
Yüce önder Mustafa Kemal ATATÜRK

yesilim
25-06-2008, 15:29
ATATÜRKÜN SÖZLERİ

AHLAK

Tehdide dayanan ahlak, bir erdemlilik olmadığından başka, güvenilmeye de layık değildir.
Birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz; bunun hiçbir kıymeti ve önemi yoktur.
Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar.
Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.
Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur.
Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır.
Medeniyetin esası, ilerlemesi ve kuvvetin temeli, aile hayatın-dadır. Bu hayattaki fenalık mutlaka toplumsal, ekonomik ve politik beceriksizliği doğurur.
Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.

BAĞIMSIZLIK

Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.
Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.
İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye’nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.
Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.
Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.
Türkiye’nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır.
Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır.
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.
Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.
Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.
Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.
Ya istiklal, ya ölüm.

BİLİM

Bilim, gerçeği bilmektir.
Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.
Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

BİRLİK - BERABERLİK

Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.
Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur.
Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.

CUMHURİYET

Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller . ister.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.
Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.
Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Cumhuriyet fazilettir.

ÇALIŞMAK

Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak! Servet ve onun doğal sonucu olan rahat yaşamak ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. . Yaşamak demek çalışmak demektir.
Türk, öğün, çalış, güven.

DEĞİŞİM

Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.
İnkılap, Türk ulusunun son asırlarda geri bırakılmış kurumlarını yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek uygarlık düzeyine ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar koymaktır.
Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

DİL

Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.

EĞİTİM

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.
Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

EKONOMİ

Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz. •
Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir.
Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.

FİKİR
Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez.


Alıntı

http://img205.imageshack.us/img205/1695/cooltext92049943zr5.gif


http://img131.imageshack.us/img131/1552/cooltext92132772lr4.gif


http://img179.imageshack.us/img179/497/tcqx6xn2.gif

yesilim
25-06-2008, 15:30
GENÇLİK
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklall ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu sonsuza kadar yaşatacak olan sizlersiniz.
Türk gençliği amaca, bizim yüksek ülkümüze, durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

KADIN
Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de “iyi anne” olmalarıdır.
Ey kahraman Türk kadını, Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Dünyada her şey kadının eseridir.
Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.
Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur.
Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir.

KÜLTÜR VE MEDENİYET
Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.
Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin-, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.
Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.

MEDENİYET
Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder.
Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.

MİLLET HALK MİLLİYETÇİLİK
Büyük ve tarihi olayları ancak büyük milletler yaşayabilir.
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır.
Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sev keder.
Bir millete hizmet eden onun efendisi olur.
Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Türk milleti kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri ve kurullan zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek onur duygusuyla doludur.
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.
Bu millet, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği, bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır.
Milletimizin saf karakteri yetenekle doludur. Ancak bu doğuştan gelen yeteneği geliştirebilecek metodlarla donanmış vatandaşlar lazımdır.
Kurtulmak ve yaşamak için çalışan, çalışmak zorunda olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve ömrünü çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur.
Halkın sesi, Hak’ın sesidir.

öĞRETMEN
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister.
öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırlar. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız.
öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.

MÜZİK-TÜRK MÜZİĞİ- SANAT
Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabil mesi, kavrayabilmesidir.
Millî, ince duygulan, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede, Türk milli musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.

SANAT
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin.tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz… Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız.
Sanatkar, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.
Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.
Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.

SPOR
Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim. Spor, ahlaktır.
Türk gençliği, sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır.
Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatanî görev saymak gerekir.
Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim.

TAKLİT
Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir.
TARÃŽH
Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar etmez.

TUTSAKLIK – ESARET
Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

VATAN

Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor.
Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya lâyıktır.
Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.

Alıntı

http://img205.imageshack.us/img205/1695/cooltext92049943zr5.gif




http://img179.imageshack.us/img179/497/tcqx6xn2.gif

Lereenim
25-06-2008, 17:17
http://img204.imageshack.us/img204/9517/4004bvt9gu0.jpg

Bu resmine bayılıyorum ve bakınca çok mutlu oluyorum .Dikkat ederseniz Atamızın gülerken çekilen resmi o kadar azki.Özgürlüğümüzü,bağımsızlığımızı hatta aldığımız her nefesi borçluyuz Atamıza. Onun sayesinde rahat yaşayabiliyor ,uyuyabiliyor ,gülebiliyoruz

Lereenim
26-06-2008, 17:03
http://img397.imageshack.us/img397/7074/imza5usxl8.png

Lereenim
26-06-2008, 17:10
Keşke zamanı durdurma imkanım olsa ve Atamızın yaşadığı yıllara dönebilsem .Onu çok özlüyorum .Nur içinde yatsın .

Barçman
26-06-2008, 17:17
tabiki bende geldim atamızla ve ilkeleriyle ilgili herşeyde sonuna kadar varım çok sıkı bir kemalistim lerenim sana bu kulübü açtığın için teşekkür ederim bende yoğun işlerimi bitirip burada güzel paylaşımlarda bulunacağım hemde seve seve

Lereenim
27-06-2008, 12:57
Görünüşte değil ÖZDE ATATÜRKÇÜ olmak ne kadar güzel .Arkadaşlar bekliyorum kulübe .

Eylul
27-06-2008, 13:22
http://www.istanbul.gov.tr/Portals/Ata/images/renklifoto/renklkucuk/6.gif
http://www.istanbul.gov.tr/Portals/Ata/images/renklifoto/renklkucuk/15.gif
http://www.istanbul.gov.tr/Portals/Ata/images/renklifoto/renklkucuk/2.gif
http://www.istanbul.gov.tr/Portals/Ata/images/renklifoto/renklkucuk/vom4k.jpg

Eylul
27-06-2008, 13:25
*Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür;Cumhuriyet erdemdir.

*Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924

*Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi.1923

*Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez.1919

Ne kadar aydın bir insan :asigim:

ÖzgürCe
27-06-2008, 22:55
http://www.meb.gov.tr/belirligunler/ataturk/foto/006/Resimler/3c05b.jpg

TBMM Başkanı Mustafa Kemal, Birinci İnönü Savaşı sırasında Dikmen sırtlarında dinlenirken (1921)

En çok içimi acıtan fotoğrafıdır. Bu vatanı vatan yapmak için ömrünü verdi, çevresinde mandacılığı savunan o kadar insan vardı, ama kolay yolu değil zor yolu seçti, bağımsız bir Türkiye , bağımsız bir ulus içindi tüm gayreti.
Şimdi dökülen kanların, çekilen sıkıntıların hakkını verebiliyor muyuz ?

yesilim
27-06-2008, 23:01
ATATÜRK’ÜN OTUZ ÖZELLİĞİ

1.”ATA” LAFINI SEVMEZDI
“Atatürk” hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak
almıştı.Kendisine” Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BASUCU KITABI “CALIKUSU” YDU.
Binlerce kitabi vardı.Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin’in unlu
Çalıkuşu” romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. “Fox” adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Muzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına onculuk edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi.Lacivert takım giymeyi
sevmezdi.

9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46′ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı
giyerdi.

10.RUMELI SIVESI
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle
telaffuz ederdi.

11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanım`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi.Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde ,çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış,”Alin bunu kendi içsin” diyerek Atatürk`e
küfretmişti.Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra “Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin” dedi.

17.SIGARA PAZARLIGI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk “sekiz” demişti. Doktor bunu günde bir
pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:”Ben
zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım”.

18.”BU NASIL HALKCILIK?”
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti.Kondüktörün milletvekillerinden
bilet parası almamasına şaşırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, “Ne de güzel halkçılık ama” demişti.

19.”LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!”
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini
kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: “Adam olmak
demektir hocam,adam olmak!”

20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle
durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca’yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya
Fransızca sözcükler de eklerdi.

22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı.Oyun sonunda
kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor
olmasına şaşırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: “T.C`de bir
tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar”.

25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, “Hafız Hanim
benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın?” diye sormuştu. Kadın bas
örtüsünü açarak , Atatürk`un önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BASARILI DERS.
Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasıda kendisine gereksiz şekilde iltifat
eden Abdulhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rustu
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği
güvercinliği var
Alıntı

yesilim
27-06-2008, 23:10
Mustafa Kemâl Atatürk
1881 Selânik -1938 İstanbul

http://www.ataturk.net/foto/1899/b/mkemal01.jpg

Mustafa Kemâl Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu.

http://www.sj.k12.tr/fotograf/ataturk/dogdugu-ev.jpg


Babası bir gümrük memuru olan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.


Zübeyde Hanım

http://www.sj.k12.tr/fotograf/ataturk/anne.jpg



Ali Rıza Efendi

http://www.sj.k12.tr/fotograf/ataturk/baba.jpg

yesilim
27-06-2008, 23:22
Mustafa Kemal Atatürk

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/34/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk.gif

Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Doğum tarihi 19 Mayıs 1881
Doğum yeri Selanik, Osmanlı Devleti
Ölüm tarihi 10 Kasım 1938
Ölüm yeri Dolmabahçe Sarayı, İstanbul
Rütbesi Osmanlı: Mirliva

Türkiye: Müşir (Mareşal)
Kumanda ettiği birlikler 19.Tümen, 16.Kolordu, 2.Ordu, 7.Ordu, Yıldırım Orduları Grubu, 9.Ordu (3.Ordu), Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusu
Madalyaları Bakınız: Atatürk'ün aldığı madalyalar ve madalyonlar
Savaşlar Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı (Çanakkale Savaşı, Filistin-Suriye Savaşı), Kurtuluş Savaşı
TBMM Başkanlığı 24 Nisan 1920-29 Ekim 1923
Cumhurbaşkanlığı 29 Ekim 1923–10 Kasım 1938
CHP Genel Başkanlığı 9 Eylül 1923–10 Kasım 1938

husel
27-06-2008, 23:37
ATATÜRK’ÜN OTUZ ÖZELLİĞİ



9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46′ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı
giyerdi.



boyu 1.68 olması lazım
hatta bu konu biraz abartıldı malum bal mumu heykeller yapılıyor ya işte orda halkımız tepki bile gösterilmiş Atamızın boyu 168 olamaz diyede heykelin boyu 1.85 e uzatılmış
ama gerçek olan 1.68 arkadaşlar zaten genelde büyük liderler ve dahiler böyle genelde ufak tefek adamlardır beden olarak

life_city
27-06-2008, 23:37
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.

Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada


babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu. Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale


geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf


Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
• Sarıkamış (20 Eylül 1920),
• Kars (30 Ekim 1920) ve
• Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
• Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
• I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
• II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)


• Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
• Büyük Taarruz,
•Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927, 1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.


Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kız kardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.

Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05’te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe


Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

husel
27-06-2008, 23:38
ATATÜRK İÇİN DİYORLAR Kİ!
Türkiye

Mustafa Kemâl Atatürk, hemen her zaman nerede durulacağını bilmiştir. Bu, O'nun pek hayran olduğum meziyetlerinden biriydi. Daima ilerisini düşünmek, daima dikkat, O'nun memleket yolundaki işlerinde hâkim olmuştur.

Mareşal Fevzi ÇAKMAK

Atatürk, seni sevmek millî ibadettir.

Celal BAYAR

Kıvrak ve ahenkli adımlar, zarif ve duygulu bir ruha işaret eden uzun, ince parmaklarla süslü ince bir el. Cömert yüreğine rahatça yer kalsın diye geniş yaratılmış olan omuzlar üstüne ahenkle oturtulmuş bir baş. Her zaman kibar, her yerde büyüklüğünden bir şey kaybetmeden gülen, şakalaşan, yaşayan üstün bir insan.

Avni DOĞAN

Harbiye nezareti için Mustafa Kemâl'i tavsiye et. Harbiyeye O gelmelidir. O'ndan başka orduyu toplayacak kimse yoktur.

Enver PAŞA

Türkiye'de çağdaş düşüncenin ve demokratik düzenin temellerinin atılmasının baş mimari ve öz sahibi Atatürk'tür.

Fethi BOLAYIR

Atatürk, ortayı biraz geçen mutedil ve mütenasip bir vücut üstüne geniş omuzlarda ve geniş bir göğüsle heykele benziyen bir endam taşıyor. Bu heybetli heykele altın sarısı saçlarla, herşeyin ruhuna geçer gibi bakan gök mavisi gözlerle tunçtanmış hissini veren kuvvetli bir simâ ile hakikaten eşsiz bir baş riyaset ediyor.

Belli ki o baş, yalnız Mustafa Kemâl'in değil, bütün Türkler'in başıdır. Ve milletin zekâ ve irade kudretleri orada toplanmıştır.

Dudakların sımsıkı kapanışı, çenenin sağlam ve keskin vaziyeti o eşsiz simadaki irade manâsını büsbütün meydana çıkarır. Sesinde uzaklardan ve derinlerden gelen bir mâden çınlayışı vardır.

Çok doğru, çok iyi konuşuyor. Sözlerinde o kadar külfetsizlik, o kadar açıklık var ki herşeyi bir billûr şeffaflığı ile gördüğünü ve o suretle düşündüğünü bundan sezmemek kabil değildir.

Bir şeyi sorarken ve izah ederken fikirlerini suallerinden sonra anlatır. Eğer yanlış düşünüyorsanız, onunla konuşurken bunu mutlaka kendi kendinize düzeltirsiniz. Çünkü onun sözleri size, hissettirmeden, yeni ve doğru bir kanaat verir.

Dikkat ettiğiniz zaman hissedersiz ki, her meseleye ait olan suali o işin en can alacak noktasına dokunur.

Ayrı ayrı meseleler ve işler hakkında onu biraz dinledikten sonra, imân edersiniz ki, Çanakkale'nin istikbalini Anafartalar'dan İzmir'in ve Türkiye'nin kurtuluşunu Dumlupınar'dan sezen o eşsiz kahraman, yalnız büyük bir asker değildir. Milletin, memleketin her işi, her ihtiyacı; medeniyetin, asrın ve dünyanın her meselesi onun kudretli görüşünden kaçmıyor.

Bazı meşhur insanlar vardır ki şöhretleri hâdiselerden ve tesadüflerden doğmuştur. Onlarla konuştuğunuz zaman hayalindeki büyük adamın yavaş yavaş küçüldüğünü hissedersiniz. Fakat hadiselerin, zaferlerin ve inkılâpların yaratıcısı olan büyük Atatürk'ün huzurunda insan, emsalsiz bir kalp kuvveti kazanıyor.

Türk'ün meziyetlerini görmek ve o meziyetlerden en imkânsız bir zamanda harikalar vücuda getirmek, şüphesiz eşi olmayan bir kudrete delalet ederdi. Fakat, milletin ve memleketin zayıf ve noksan taraflarından daha yüksek bir kudrete ve bir dehâya mütevakkıftı ki, millet birbirinden yüksek olan bu iki sıfatı ancak Atatürk'ten buldu.

Yaradılışın birçok güzellikleri ve birçok büyüklükleri vardır. Fakat şüphe yok ki mükemmel bir insan, bütün güzelliklerden ve büyüklüklerden yüksektir. Buna gönülden iman etmek için, Büyük Atatürk'ün huzurunda bir an bulunmak kâfi geliyor.

İbrahim Alâettin GÖVSA

Atatürk, pozitif düşüncenin, çağdaş medeniyetin, insan haklarının, demokrasinin, sosyal hukuk devletinin daima savunucusu, özgürlüğe susamış milletlerin önderi ve emperyalizmin, insan haklarını çiğneyenlerin amansız düşmanı olmuştur.

Fethi BOLAYIR

Atatürk, büyük Türk, büyük insan. O bize yalnız savaşmayı değil, sevmeyi de öğretti. Onun için bir ve beraberiz.

Prof. Dr. Fevzi ERCAN

Bütün dünyaya kendisini dâhi olarak kabul ettiren bu insanın, her konuda şüphesiz dâhiyane fikirleri olacaktı. Bu fikirleri peşinen bilmeye imkân göremiyorum. Atatürk durumlara göre gerekli tedbirleri almasını çok iyi bilen bir insandı.

Ancak şu vesile ile halk efkârına şunu açıklamak isterim; Atatürk'ün en çok kızdığı cümle "Az gelişmiş ülke" cümlesiydi.

Prof. Afet İNAN

Atatürk, "Yurtta barış, dünyada barış" sözüyle insanlık aleminin en büyük medeniyetçisi ve barışçısı olmuştur.

Fethi BOLAYIR

Hayatta olmayan bir kimsenin, şimdi muhtelif meseleler hakkında ne gibi kararlar vereceğini kesin olarak söylemek elbette doğru ve mantıkî olamaz. Bilhassa bu zat, Atatürk gibi büyük bir dâhi olursa...

Fakat Atatürk'ün hayatında takip ettiği açık sebepleri biraz tetkik edersek, sorunlarınızın cevaplarını ad orada kolayca bulmak kabildir.

1- Atatürk mütemadiyen batılılaşmak yolunda çaba sarfetmiştir. Elbetteki yaşasaydı, aynı yolda ilerleyecekti.

2- O yaşasaydı, hiçbir devlet bizden toprak isteyemezdi. Ve böyle bir talebi şiddetle reddederdi. Lüzumuna göre her yabancı memleketle tam karşılıklı olarak anlaşma yapmak taraftarı idi. Yaşasaydı bu itiyadı da devam edip giderdi.

3- Hayatın her politikasını; lâiklik esasına dayanan inkılâplarıyla tesbit etmişti. Yaşasaydı bu politikada devam edeceği tabiîydi. Memleketin efendisi dediği köylüler ile köyleri kalkındırmak da bu politikanın esaslarından biriydi.

Hasan Rıza SOYAK
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri

Savaş meydanlarının muzaffer kumandanı, barış masalarının ateşli savunucusu, hürriyet ve bağımsızlık aşığı; demokrasi, millî egemenlik ve millî hâkimiyetin ateşli taraftarı K. ATATÜRK, bilim ve tekniğin aydınlığında çağdaş Türkiye'yi kurmayı, Cumhuriyeti emanet ettiği gençliğe esas hedef olarak göstermiştir.

Fethi BOLAYIR

1- Batı medeniyetçisi Atatürk'ün "İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki bloklaşmada" alacağı yer, hiç süphe yok ki, demokrasi cephesinde olacaktı. Zaten, İtilâf Devletlerine karşı büyük zaferi kazanır kazanmaz politikamıza verdiği yön, her bakımdan bunu gösteriyordu.

İngiltere ve Amerika ile dostluk münasebetlerimiz daha o zamandan beri başlamıştır.

2- Buna göre, Atatürk hem İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında İngiliz ve Fransızlarla yaptığımız Üçüzlü Anlaşmayı, hem de savaştan sonraki Türk-Amerikan ittifakını (milli menfaatlerimiz bakımından daha sağlam esaslara bağlamak şartı ile) tasvip ve kabülde asla tereddüt etmeyecektir.

3- Atatürk sağ olsaydı bugünkü iç politikamız, herhalde O'nun büyük otoritesi sayesinde, şimdi içinde bocalandığımız kargaşalık duruma yol açacak güçsüzlüğe düşmezdi.

Yakup Kadri OSMANOĞLU

1- Tereddütsüz hürriyet cephesini tercih ederdi. Atatürk bir bağımlaşmacı idi. Sağlığında, Balkan Devletleri ve Sadâbat Paktı Devletleriyle bağımlaşma halinde dış politikasını görmüştür.

2- Amerika ile ittifak ederdi. Bu ittifak başka, ikili anlaşmalar başkadır. Amerika'nın Türkiye'yi Rusya pençesinden kurtardığına şüphe yoktur.

3- İç politikada gericiliğe ve komünistliğe nefes aldırmazdı. Bugünkü Anayasa rejimini benimserdi.

Falih Rıfkı ATAY

Atatürk'ün, dolayısıyla Türk Milletinin ve gençliğinin hayat felsefesi olan Atatürkçülük, millî iradenin mutlak üstünlüğüne ve millî egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu esasına dayanır.

Fethi BOLAYIR

1- Atatürk pek tabi ki, Batı hürriyet cephesini seçerdi. Zaten sağlığında da gösterdiği tutumda Batıya yaklaştığını ispat etmişti. Delilleri Balkan İttifakı ve Sadâbat Paktı'dır.

Atatürk her zaman batıyı örnek almış ve Türk Milleti'ni batı medeniyetlerinin seviyesine ve hattâ üzerine çıkartmayı düşünmüştür.

O büyük insan, Türk'e Türk olduğunu öğretebilen ve bu millete Türk'lükten gurur duyma şuurunu aşılayan kimsedir.

2- Gerçi sağ olsaydı; Rusya sizden üs ve üç vilâyeti geri isteyebilir miydi? Bu düşündürücü bir sualdir. Zira Atatürk gibi bütün cihanı otoritesi ile büyüleyen bir insanın karşısında yabancı devletlerin takınacağı tavır da başka olabilirdi.

Çağımız, bütün milletlerin birbirlerine dayanak ve yardımcı oldukları bir çağdır. Biz şüphesiz bu birliklerin dışında yalnız ve tek olarak kalamayız. Bu bakımdan fikrime göre Atatürk Amerika ile ittifak ederdi.

3- Bugünkü iç politikasına gelince; Atatürk huzur ve sükûn isteyen bir insandı. Bu millete de vermek istediği şey bu idi.

Yurtta huzurun olabilmesi için hiçbir şeyden çekinmezdi. Hareketin tarzına göre icabında sert, icabında ise yumuşak tavırlar takınabilirdi. Nitekim Kubilây hâdisesini haber alır almaz, Edirne'den hemen Menemen'e gelmiş ve suçluların kafasını ezmiştir.

İsmail Hakkı TEKÇE
Muhafız Alay Komutanı

husel
27-06-2008, 23:39
1- Bizim tuttuğumuz siyaset mâlum. Bitaraf kalmak. Sağla da dost, solla da dost. Bu dostlardan biri, bizi öbürü aleyhine teşvik ederse, kendisine; ileri gitme, öbürüyle birleşip senin aleyhine yürürüz, diyebilirdik.

Demek ki, hürriyet içinde bitaraf kalmak başlıca poblemimizdi.

2- Bu sorunuza cevap vermek için kendimi yetkili göremiyorum. Zira Atatürk öyle bir dâhidir ki, zemine ve zamana göre hareket etmesini gayet iyi bilirdi. O, halde vatanın menfaatleri için uygun gördüğü şekilde hareket edebilirdi.

3- İç politikada Atatürk daima terakkici idi. Benim bildiğime göre inkılâplarından taviz vermezdi.

Yusuf Kemal TENGİRŞENİK

Türk'ün istiklâl ve hürriyetinin karanlıklara gömülmek üzere olduğu bir sırada, bir güneş gibi Anadolu ufuklarında doğan Gazi Mustafa Kemâl, bu karanlıkları nuruyla boğdu. Karanlıkların içine düşmüş ve acılarla kıvranan Türk Milleti'nin beklediği aydınlığı, O getirdi. Kurtuluş yolunu, O gösterdi. Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nın destanını, O yazdı. Milleti'nin beklediği özlemi, O giderdi.

Fethi BOLAYIR

Türk insanı kendine güveni, kazanma azmini ve yenilmezliğini ondan öğrendi. O'nun yolunda ebediyyen muzaffer olacaktır.(1988)

Prof. Dr. Fevzi ERCAN

Şimdiye değin hiçbir yerde rastlamadığımız bir bilgi, bir meraklının sorusu ile araştırma konusu oldu: Atatürk'ün boyu ne kadardı? Gerçekten bu yolda bir kayda rastlamış değildik. İbrahim Alaattin GÖVSA, Atatürk'ü şöyle anlatır. "Atatürk, uzuna yakın orta boylu idi. Endamı, çok biçimli olduğu için daima daha boylu hissini vermiştir."

Orta boydan uzun boya geçişin çizgisi nereden başlar? Gövsa'nın tanımlamasına bakılırsa" endamı biçimli olduğu için daima daha boylu hissini" veren Atatürk'ün orta boylu olması gerekiyor. Nitekim, araştıranlardan biri O'nun 1.68 boyunda olduğunu söyledi. Bu bizim "heybetli" yapılıştı tasarladığımız bir büyük adam için az bulduğumuz bir uzunluktu. Neden büyük adamlar boyu bosu gerekli sayarız? Tarihte birçok büyük adam orta hattâ kısa boyludur. Bu biraz çocukça bir tasarlayış değil midir? İlk okulda iken, birkaç çocuğun, ancak birbuçuk metre yükseklikten kim atlıyabilirdi? Hiçbiri, buradan kolayca atlanabileceğini sanmıyordu. Sonunda içlerinden birisi kesip attı.

"Buradan Mustafa Kemâl Paşa bile atlıyamaz!"

Atatürk için birtakım "dış heybet" öyküleri anlatılmıştır. Gözlerine bakılamazmış. Bir elçi, onunla karşılaşır karşılaşmaz heyecandan ayakları kaymış, boylu boyunca yere yuvarlanmış.

Mithat Cemal Kuntay'ın, Atatürk'ün heykellerini yapan İtalyan heykelcisi Kanonika'ya seslenen bir şiiri vardır. Bu şiirinde, onun madde olarak büyüklüğünü, anlam olarak büyüklüğü ile karıştırarak anlatmayı denemiştir.

"Elbet de bilirsin onu herkes gibi kimdir?
Lakin onu sen anlıyamazsın; o bizimdir.
Bilmem ki bu ellerle o temsil edilir mi?
Diye başlıyan şiir şöyle biter:

"İnsan boyu olsun, fakat iflâke sürünsün,
Göğsünde de bir milletin eb'adı görünsün.
Dağ parçalarından da mehib olsun omuzlar,
Sırtında bütün memleketim var, vatanım var."

Ozan, büyük adamın omuzlarını dağ parçalarından da heybetli görmek istiyor. Anlaşılıyor ki, insanlar büyük adamları kesin olarak boylu boslu görmek istiyorlar. "İnsan boyu olsun, ama göklere sürünsün!"

Atatürk'ün asker giyimi ile yapılmış bir resmi vardır. beden çok uzun ve iri, baş ise küçüktür. Bu ölçüsüzlüğü de bir öykü ile açıklarlar. Ressam Atatürk'e, boyunu nasıl yapacağını sorar, o da, ileride duran bir Mehmetçiği gösterir; onun boyunu örnek almasını söyler. Gerçek mi değil mi, bilmiyoruz. Bildiğimiz, ressamın da, O'nu iri yarı çizmek hevesine aldanmış olduğudur.

Mithat Cemal Kuntay, sırtında vatanı taşıyan adamı, mitolojinin Atlası gibi güçlü bir beden içinde göstermesini istiyor heykelciden...

Atatürk'ü Kurtuluş Savaşı'na başladığı 1919 yılında çekilmiş fotoğraflarında, solgun yüzlü, ince bedenli, uzun boylu, arkadaşlarının yanında çelimsiz kalan bir adam görürüz. İşte o devce işleri bu adam yapmıştır.

Şimdi bir de Atatürk'ü dinleyelim:

"Beni görmek demek behemehal yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir." (1929)

İşte Atatürk buradadır.

Evet:O'nun sarı saçlarından, mavi gözlerinden, bir incelik simgesi olan bedeninden vazgeçemeyiz. Ama, Atatürk herşeyden önce bir "düşünce" dir. Bu yurdu bir düşünce kurtarmış, bir düşünce yeniden işlemiş ve kurmuştu. Heykelcinin taş üzerinde düşündüğünü söylerler. Gerçekten, taşa oyulan insan bedenleri insan yüzleri de heykelcinin düşüncesinden başka bir şey değildir. Atatürk'ün o, her birimizin başka türlü görmek istediği, çeşitli görünüşlerde tasarladığı bedeni artık toprağa karışmıştır. Üzerinde büyük bir anıt yükseliyor. Ama, Atatürk'ün düşünceleri ortada duruyor. Hem de taptaze. Bunları, söylediği günlerde, yarınlar düşünülerek söylenmiştir. Bu düşüncelerde bir ülkenin gençliği, güvenliği, ışıklı yarını vardır. Atatürk, Türk Milleti'nin ta içinde, onunla birlikte yaşamış, onun bütün varlığını derinden tanımıştır. Yaşadığı sürece, sevgili milletini, gerekliğini duyduğu yaşama felsefesini işlemiş, bu felsefeyi söylevlerinde, konuşmalarında belirtmiştir. Bunlar, şimdi kitaplarda bekliyor. Atatürk'ü bu söylevlerin, konuşmaların içinde bulacağız. O, bütün heybetiyle, dağ gibi tasarladığımız bedeniyle değilse bile, gökler gibi yüksek ulu düşünceleriyle bunların içindedir. Bunların içinde, bir düşünce güneşi gibi parlıyor:

Sami Nâbi ÖZERDİM

Türk istiklâl ve hürriyet destanının, hem en büyük kahramanı ve hem de baş yazarı Atatürk'tür.

Fethi BOLAYIR

Türk hitabetinin timsali Atatürk'tü! O'nun nutukları, en karanlık günlerin ışığı olmuştur. Millî mücadeleye başlarken, içerisindeki îmanı, milletine en beliğ sözlerle anlatmıştır. O, dâhi bir kumandan, büyük bir inkılâpçı, eşsiz bir politika adamı idi. Bu vasıfların herhangi birini taşıyan insanın hatip olmasında, başarının yarısı sağlanmış demektir. O, saatlerce konuşur, top gibi gürler, şelâle gibi çağlar, şimşek gibi parlardı.

Ruha hitap eden sihirli bir sesi, dinleyicilerini sürükleyen zarif bir jesti vardı. Nutuk söylerken zekâ dolu gözleri parlar, tatlı siması heybetleşir ve sanki insan değil, bir inkılâp tarihi konuşurdu.

İhtilâle başladığı zaman beyannameleriyle, hitabeler ile milleti başına topladı. Tarihi Birinci Büyük Millet Meclisi'nde gizli ve açık celselerin en kahraman hatibi o idi. O konuşunca dalgalı deniz durulur. O haykırdıkça durgun hava fırtınalaşırdı.

Cumhurbaşkanı olarak seyahatlerinde, millete hitablarında bir başka eda ve başka bir sihir vardı. Hitabet tarihleri O'nu, saatlerin farkına varılmadan dinlenilen yegâne hatip olarak yazacaktır.

Atatürk'ün nutukları inkılâp tarihimizin bir yaprağıdır. Gençliğe hitabını, gelecek nesil zevkle ezberliyecek ve mukaddes emanetini, kurduğu devletin bekçisi olarak muhafaza edecektir.

(Türk Hatipleri) Taha TOROS

O'nun en büyük ideali Türk Milletini ilim ve iktisatta kalkınmış; yorulmadan çalışan bir millet olarak görmekti. Ne yazık ki, bu uğurda yemin eden milletinin azim ve kararını, kazandığı başarılarını göremedi. (1988)

Prof. Dr. Fevzi ERCAN

Doğuşunu asırlardır beklemiştik.... Aramıza nurdan bir hâle ile girdi. Yüksek irade, erişilmez zekâ, derin duygusuyla her dokunduğu yerde, hayatın en coşkun ve berrak pınarları aktı....

Biz ne mesuduz ki; hilkatin en mucizeli bir eserinin aramızda yaşadığını gördük.... Felâket yıllarımızda gizli bir ibadet gibi, onun mukaddes ismini, heyecandan titreyerek ümitle andık.

Asırlar... sonu gelmiyen asırlar?....

Onun mübeccel adını, uzak devirlerde yaşayacak bahtiyar nesillere eriştirin; âlemi hayran eden o kahramanın zafer destanını onlar da bilsin...

Tarihin gördüğü en büyük kahraman kimdir? Diye soranlara bir Türk'ün adını söylesinler....

Onun gölgesinde erişilmez saadetleri idrâk eden nesil, gene sen ne bedbahtsın ki: seni zaferden zafere koşturan, inkılâplar yapan; kudretiyle sana hayatı, neşeyi, ümidi veren bir kahramanın ölümünü gördün... ondaki sonsuz kudreti gördükçe maddi varlığını da biz ölmez sanırdık. Her fâni gibi işte o da öldü; çürüyen et ve kemik, sonra bir avuç toprak !...

Hilkatin üzerinde asırlarca çalışarak vücuda getirdiği bu muhteşem varlık, bir an içinde yok olsun!... Hayır!... Mümkün değil bu, adâlet değil bu.... Kendi iclâlinden azâmet vererek onu böyle kaadir yaratan Rab; meydana getirdiği en mükemmel eserini hiç mahveder mi?.... Buna inanmıyorum.

Fânilikten kurtarmak istediği içindir ki, ona fikrin, dehânın en yüksek cevherini verdi...

O, felâket günlerimizde, bize acıyan Rabbın, milyonlarca Türk'ün dehâsından, zekâ ve irâdesinden teksif edip, Türk dünyasına kurtarıcı olarak gönderdiği bir kudret, yüksek bir fikirdi. Evet şimdiden sonra aramızda dolaşamıyacak!... Bize sonsuz sevgi ve itimat veren güzel yüzünü bir daha göremiyeceğiz!... Bakışlarında şimşeklerin keskinliği olan mavi gözlerin nuru artık bize ışık vermeyecek!....

Hicran büyüktür. Fakat fikrin esas varlığıyla o bizde asıl şimdi yaşıyor. İstikbâlin ebediyete uzanan yollarında, gelecek nesillerin ruhunda da aynı kudret ve canlılıkla yaşıyacak....

Bu ne büyüklük!...

Sen ölmedin!...

Ruhlarımızda ebedlere giden bir imânın timsâlisin!...

Ey Mukaddes fikir!... Ey zafer!

Cafer SENO

life_city
27-06-2008, 23:39
boyu 1.68 olması lazım
hatta bu konu biraz abartıldı malum bal mumu heykeller yapılıyor ya işte orda halkımız tepki bile gösterilmiş Atamızın boyu 168 olamaz diyede heykelin boyu 1.85 e uzatılmış
ama gerçek olan 1.68 arkadaşlar zaten genelde büyük liderler ve dahiler böyle genelde ufak tefek adamlardır beden olarak

ben çanakkaleye gittiğimde atamzıın boyunu 1,70 olarak duyunca çok olmuştum
iri yarı bi adam bekliyodum kendi kafamca....
oranın rehberi şöyle anlattı
çanakkale abidesinin boyu 41,70 cm imiş.
40 metre şehitler için+1,70 cm ise atamız için dikildi demişti

husel
27-06-2008, 23:39
Samsun ufkunda doğan hürriyet güneşi, Anadolu'daki işgalci güçleri ve teokratik yöneticileri yakıp yoketti. Aynı zamanda aydınlığıyla da esaret altındaki milletlere ışık oldu, aydınlattı. Bu güneş, Mustafa Kemâl Atatürk'tür.

Fethi BOLAYIR

Türkler yirminci asrın fâtihi ve hâkimidirler. Çünkü yirminci asrın en büyük adamını, Türkler yetiştirmişlerdir.

Raif Necdet KESTELLİ

Atatürk, millî devlet olma ihtiyacımızı ve mecburiyetimizi çok iyi değerlendirmiş, akılcı uygulamalarıyla şekil vermiş ve hakiki mecrasına oturtmuştur. Yapılacak yegane iş, O'nun işaret ettiği güzergâhda yola devam etmektir.

Av. Ünsal AKTAŞ

Türk'ün asırlarca orta zamanlara akan gönlünü, Arabistan çöllerine bakan gözlerini, medeniyete, asra ve istikbâle çeviren, Atatürk olmuştur.

Ali Fuad BAŞGİL

Atatürk, biz Türkler kadar, bütün insanlık için de bir ilham kaynağı olmuştur. Onun yaptıkları ve söyledikleri, en derin görüş ve anlayışın, en yüksek yurtseverliğin, en geniş insanlık duygularının birer örneğidir.

Yusuf Hikmet BAYUR

1- Elbette, hiç şüphesiz batı hürriyet cephesini tercih ederdi.

2- Amerika ile ittifakı gayet uygun karşılardı. Yalnız Amerika ile yapacağı anlaşmada, memleketimizin yüksek menfaatlerini çok dikkatle gözetir ve memleketimizin coğrafi durumunun aynı zamanda Amerika'yı da savunmakta olduğunu düşünür, ona göre ikili anlaşmaları bizim için daha faideli şekilde yapardı.

3- Bugünkü iç politikada Anayasa yönünden daha başka olamazdı. Ancak lâiklik işlerinde daha kesin ve daha hassas bir politika güderdi. Bununla demek istiyorum ki, halkın din işlerini ihmal etmezdi. Bilâkis din bilginlerinin daha üstün bir kalite ve bilgi sahibi olmalarını ve bilhassa bunların müsbet ilimlerde de (teknik ve akli bilgiler) rüsuh sahibi olmaları için çalışırdı. Bunu yürekten istiyordu da. Yazık ki, buna ömrü vefa etmedi.

İnkılâplarından da taviz verilmesine asla taraftar değildi. İcap ederse bunun için de sert tedbirler dahi almayı düşünebilirdi. O bu vatanı en çok seven ve vatanın bir an önce kalkınmasını isteyen büyük bir kahramandı.

Fahrettin ALTAY

"Büyük eser yapılması, imkânsızlaşacak bir zamanda olmayacaktır. Bizden sonra gelecek yaratıcılar henüz doğmadılar: Onların bütün şerefleri, şanları ve eserleri, her ne olacaksa doğmuş ve doğacak olanlar için, büyüklük fırsatları değilmidir?

"Gazi, yeni Türkiye'yi çocukluğundan beri kendi benliğinin dibinde yaratmağa başlamıştı. Öyle bir zekâ gibi, öyle bir düşünüş ve duyuş kâbiliyeti gibi, O'nun sabrı ve enerjisi olmadıkça O'na benzeyemeyiz."

"Bir fıkrasından, bir hikâyesinden, bir yazı veya nutkundan hemen anladığımızı sandığımız Gazi, aradıkça yeni bir sır verir. Yaklaşılan bir dağ gibi büyür. Asıl O'nu elimizle tuttuğumuz zamandır ki, artık tamamını hiç göremeyiz."

Falih RIFKI

Olağanüstü kuvvette bir hafıza ile beslenmiş zekâ, ön sezisi ileri, sağ duyusu sağlam, sonucu kestirmesi yanlışsız, muhakemesi isabetli, kararı kesin, icrası çabuk kudreti.

Hülyalar, tasarılar, gizli yayınlar, teşkilâtçılıklar, sürgünler, ihtilâleller, inkılâplar arasında yoğurula-tavlana, henüz genç yaşta iken birçok tecrübeden geçerek olgunlaşmış, ülkülü bir neslin çocuğu!

Çanakkale'de kalbine sarabnel isabet eden, ölmeyen, Sakarya'da attan düşüp kaburga kemikleri kırıldığı halde savaş alanını terk etmeyen, saatlerce konuşan, yorulmadan münakaşa edip, fikir teatisinde bulunan, vücut yapısı bir kaya kadar sağlam olan...

Rüşen Eşref ÜNAYDIN

Atatürk, uzuna yakın orta boylu idi. Endamı pek biçimli olduğu için, daima daha boylu hissini vermiştir. Omuzlarıyla göğsünün geniş ve dolgun olması gövdesine dikkati çeken bir tenasüp temin ederdi. Vücudunda baştan ayağa kadar tam bir ahenk vardı ve hiçbir estetik noksanı göze çarpmazdı. Duruşunda heykelî bir mehabet, hareketlerinde canlı ve çalâk, aynı zamanda zarif bir mümtaziyet gözleri alırdı. Başı, omuzlarıyla göğsünün genişliğine uygun gelecek surette irice ve gayet biçimli olmakla beraber altın sarısı saçlarla daha süslüydü. Bu müstesna saçlar, iki yanı daha açık olduğu için, genişliği artan güzel bir alın mesafesi bıraktıktan sonra başlıyarak arkaya doğru sımsıkı taranmış bulunur ve o erkek baş üstünde bir arslan yelesini hatırlatırdı. Çatık ve kavisli olmayan gür kaşlar, şahlanmış gibi yukarıya ve tersine kıvrılarak yüzün hususiyetini arttırırdı. Ve o gür kaşların altında irice, hafif şehlâ olan gök mavisi gözler, mânası her an değişen ışıklarla parıldar ve şimşeklenirdi. Elmacıklar biraz çıkık, gözlerin arası epeyce açık olduğundan o geniş cephenin altında sima da karşıdan geniş görünür ve burun, kusursuz olmakla beraber, dolgun kanatlarıyla bu adalî yüzün ehemmiyetini besliyecek derecede büyük dururdu. Hele kanatların belirtili kımıldanışları, mizaçtaki fazla duyarlığı meydana vururdu.

İnce dudakların sımsıkı kapanışı, çenenin sağlam duruşu, ruhundaki irade kudretini anlatan bir manâ taşırdı. İnce-uzun parmaklı eller, yıkıcılığı değil, yapıcılığı ifade eden sanatkâr elleri, âhenkli jestlerle zarafet ve talâkatini arttıran o güzel eller Atatürk'ün hususiyetini tamamlar, daima en esaslı noktaları ve varılması lâzım ufukları işaret ederdi.

29 Ekim 1953 Hürriyet Gazetesi

İngiliz ateşemiliteri Armstong, "Mustafa Kemâl" adlı eserinden bir balo gecesi tasvir eder. Oradan, sabaha karşı ayrılanlar arasında, kıravatının düğümüne, elbisesinin ütüsüne kadar, geldiği itina ile yalnız Atatürk'ün çıktığını söylüyor. Zarfına bu kadar ihtimam gösteren bu mazruf, aynı zamanda bir bilgi ve fikir hazinesidir.

Yaptığı işlerden hiçbirisi gelişi güzel şeylerden değildir. Hepsinin üzerinde olgun bir şuurun derin izleri var. İyi düşünen bir dimağda taazzuv eden bu yeni fikirler, günü gelince yumurtalardan fırlayan renk renk civcivler gibi ortaya yayılmış ve seyircileri hayretler içinde bırakmıştır. Bunlar sevimli ideal kuşlarıdır.

Güzellik bu hakikatin âhenginde ve âhenk, o hakikatin güzelliğinde yaşıyor.

Asırları yıl yaparak ilerliyoruz, ölçümüz ziya sür'atidir. Geçmişlerden kalan mirası, tâ düşünce tarzlarına kadar, geçmişe bağışladık. Yepyeni bir duygu sistemiyle, insanlığa model olmağa çalışıyoruz!

Atatürk, işte böyle bir terbiyecidir.

Onu yaptığı işlerle tanımak güçtür, yaşadığı hayat ve düşündüğü şeylerin maddî ölçülere sığmayan yüksek hendesesiyle kavramağa çalışmalıyız. İmkânsızlığa gülümseyen ve boşlukları kucaklar gibi saran bu kudret, meçhûl büyük kudretle en iyi anlaşmıştır.

O, gittikçe farkına varılan derin bir psikoloji, fikirleri istediği kalıba döken bir mantıkçı, dünyaya yol gösteren bir terbiyeci ve nihayet filozofların düşündüğü büyük insan modelidir!

Atatürk öyle bir Cumhuriyet âbidesi kurdu ki, asırların hârikaları tek yıllara sıkışmış, onun ayaklarına yüz sürüyor!...

Tarihin bile kıskanacağı, bu yaratıcı kudret önünde hangi baş eğilmez?..

Hemen tesiri altına düşeceğiniz bu tip de beddi zevkler, en son inkişafiyle yaşamaktadır. Hiçbir artist Atatürk kadar jestlerini konuşturamadı. Belki bütün dünyanın en zevkle giyinen adamı da odur.

Dr. Mesut FANİBİLGİLİ

Atatürk, özellikle bulunduğu toplumda kötümserlik duygularını derhal yıkayan ve memlekette çalışmak için, güçlü, ileri ve mutlu olmak için gereken neşe ve kudreti derhal çevresine aşılayan bir varlıktır.

İsmet İNÖNÜ

Türk Milleti'nin en zengin millî serveti, Atatürk'ün fikir ve düşünceleridir. Bu millî servetin gerçek ve tek mirasçısı da Türk gençliğidir. (1988)

Fethi BOLAYIR

Herşeyden önce kendisinde, durumunda, davranışında, bakışında ve konuşuşunda bir duygusallık, bir çekicilik vardı ki, insanın baştan gönlünü alır, herkesi kendine ısındırırdı.

Prof. Dr. Hikmet BAYUR

Sohbetin tatlılığı, emsalsiz denilecek bir şefti. Ve O'nun yanında daima ilmî içtimaî, herhalde müsbet ve faydalı bir mevzu üzerinde konuşulurdu. Kendisi mücessem irfan ve nezaketti. Muaşeret adâbında, terbiyenin Atatürk'deki kadar asiline başka fânilerde tesadüf edebildiğimi hatırlamıyorum.

Yunus NADİ

husel
27-06-2008, 23:40
Muharebe meydanlarında en kahraman asker ve en iyi kumandan, salonda en kibar ve medeni bir adam, bütün memleketi mektep yaparak okutmak isterken, en başarılı bir öğretmen, Devlet Başkanlığında en idareli ve uzak görüşlü bir şef, siyasî davalarda en şaşmaz sezişli bir diplomat, hususî münasebetlerinde en vefalı bir dost, millet ve memleket meselelerinde en ateşli vatansever, ilim araştırmalarında en çalışkan bir mütetebbu. Ne bileyim, herşeyde daima en mükemmel yapmak isteyen adam. Onu ancak Kemâl Atatürk adı ile ifade ediyoruz. Bu adı anarken, bu manâyı hiçbir zaman unutmayalım.

Atatürk'ü bütün hakikatiyle aramak, anlamak ve anlatmak Türk münevverinin baş vazifesidir.

H. A. YÜCEL

Mustafa Kemâl Paşa, mücadeleye atılmasıydı bu memleket kurtulamazdı. Anadolu'nun tehlikeye düşen yerlerinde, batıda, doğuda ve güneyde başlayan ve bir yurtsever düşüncenin mahsulü olan zayıf, fakat millî karşı koyma hareketleri Mustafa Kemal Paşa tarafından birleştirilmesiydi, her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi. Nur içinde yatsın büyük kurtarıcı.

Rauf ORBAY

Yunan orduları, Ankara üzerine yürüyordu. Bir sabah erken, Millet Meclisi'nde toplandık. O'ndan bilgi alacaktık.

Bir Anadolu haritası istedi, getirdik. Kırmızı kalemle, Sakarya arkasında geniş, uzun bir hat çizdi ve bu hattı bize göstererek:

-Düşmanı burada tepeleyeceğiz dedi. İnandık, niçin inandık, nasıl inandık, hâlâ bilmiyorum.

Bu işi üzerine aldı ve düşmanı çizdiği hat üzerinde tepeledi. O, Sakarya'dan Ankara'ya bir çocuk gülümsemesiyle dönmüştü. Yenilgimizle bittiği taktirde Türk bağımsızlığının mutlak ve mutlak sonu olacak bir çarpışmayı kişisel çabalarıyla kazanmıştı.

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

Atatürk, Türk Milleti için muazzam bir millî kuvvettir. Varlığımızın en büyük mânevî desteğidir.

Rauf ORBAY

Mesut ve müreffeh Türkiye ideali, Atatürk'ün aydınlık izinde yürümeye and içmiş Türk gençliğinin tek arzusudur. Bu arzu, günden güne yeşererek, güçlenerek nesilden nesile intikal edecektir.

Fethi BOLAYIR

Atatürk, dinamik bir ruha sahiptir. O'na tutulan insan olduğu yerde kalmaz. Atatürk, geliştirici ve genişletici bir düşünceye sahipti. O'nun arkasından gidenler geride kalmaz.

Atatürk bugün için de önderimizdir, ışığımızdır, yarın içinde.

Cemal GÜRSEL

Senin arkandan gelmekle muhakkak muvaffakiyete yürümenin inşirahı vardır. Sen, ebediyete intikâl edince Türk nesilleri senin izinde yürüyecektir. Türk Milleti davasının çıkar yolu ancak senin içindir.

İsmet İNÖNÜ

Atatürk'ün hayatı bir tek ebedi davayı isbat eder. Muzaffer olan daima ve yalnız fikirlerdir.

Sadi IRMAK

Kendisi resimlerinin hepsinden daha sevimli, daha canlı daha müstesna bir simadır. Elmacık kemikleri çıkık, ağız kemikleri kuvvetli ve alnı serttir. Ve bu yüzün görünüşünde çok zahmet çekmiş, çok uğramış, çok düşünmüş kimselerin çehresindeki ifade var; fakat hiçbir yorgunluk belirtisi gözükmemek şartiyle... (1921)

Her kahramanın, her dâhinin mezarı olan kibir ve gurur O'nun semtine bile uğramamıştır. (1922)

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

Bu kudretli adamın umudu kuvvetle değil, zekâda ve haktaydı,

Nurullah ATAÇ

Atatürk, milletinin verebileceği en yüksek ikbal zamanlarında dahi mevkiini fikirleri uğruna feda etmeğe hazırdı. Bütün devrinde hiçbir tavizcilik, hiçbir gerileme, hiçbir tezatlaşma olmamıştır.

Falih Rıfkı ATAY

Herşeyden önce kendisinde, durumunda, davranışında, bakışında ve konuşusunda bir duygudaşlık, bir çekicilik vardı ki, insanın baştan gönlünü alır, herkesi kendisine inandırırdı.

Prof. Dr. Hikmet BAYUR

Büyük asker, büyük ıslahatçı, fakat hepsinin üstünde büyük bir idealistti.

Falih Rıfkı ATAY

O, bu ulusun sağduyusunun gösterdiği yönde, hepimizin mutluluğu için bilimin ışığında yürüdü. Onun için Atatürk'ü anlatan tarihçiler ve O'nun yakınları:

-Atatürk realist bir insandı, derler.
Ne yapmak gerekiyorsa onu yapmıştır.

Orhan Seyfi ORHON

Bir bakışta dize getiriyor ve bir okşayışta alnımızı göklere değdiriyordu. O'nun işaretiyle akın akın ölümün kenarına dizilendiğimiz zaman, ne kadar insanlaştığımızı anlıyor ve âkibet için yaşamanın en büyük zevkini tadıyorduk. İşte onun içindir ki, Mustafa Kemal'in savaş yönetiminde ve düşmana saldırışında görüleni hiçbir devrin tarihinde bulamayacaklardır.

Hasan Reşit TANKUT

Güneş hiçbir yurdu bu kadar ısıtmamış, hiçbir yurda bu türlü feyiz ve bereket vermemiştir. Hiçbir devir, O'nun devri kadar çevresini nura boğmamıştır.

Ercüment Ekrem TALU

Aydınlık bir geleceğe, çağdaş bir düşünceye, modern ve güçlü Türkiye idealine koşan, sel gibi coşup, şimşek gibi çakan dinamik Türk gençliğinin tek ilham kaynağı ATATÜRK'tür.

Fethi BOLAYIR

O sipere, bir salona giren erkânı harp zâbıtı gibi girerdi.

O, düşmanın atış saçan ağızlarını açıp sinsi sinsi bekleyen topları karşısında siperlere geliyor; bizimle yanyana omuz omuza durup bakıyor, düşman siperlerini inceliyordu.

Ben, O'na yıl gösterirken günlerden değil, aylardan beri siper hayatına alışmış olduğum halde titriyordum. Fakat O, boyunun uzunluğuna rağmen ayaklarının ucuna basarak doğrulur, siperlerin üstünden düşman siperlerine bakardı.

Düşman Çanakkale'de ateşten göz açtırmazdı. O, bu göz açtırmayan ateşe gözlerini kırpmadan bakardı.

O'nu ben, ilk defa "Korku Bilmeyen Adam" olarak tanıdım.

Mahmut YESARİ

O'nun adını duyduk duyalı, O'nun kahramanlığını bildik bilelidir ki sağlığımızı seziyor, dinçliğimizi anlıyor ve yaşamak denilen unutulmuş zevki tadıyorduk.

Öksüzdük Ata'mız oldu: Yoksulduk bize genlik genişlik getirdi.

Nurettin ARTAM

Biz, O'nun gövdesine tapan bir putperest değil, ölmez eserine ve mânasına bağlı bir şuuruz. Çünkü O, kendi vücuduyla beraber kaybolacak fâni bir milletin değil, kendi mânasıyla beraber yaşayacak ebedi bir milletin yaratıcısıdır.

Peyami SAFA

Türk Milleti, Atatürk'te iki yüz yıl beklediği kurtarıcıyı bulmuştur. Atatürk'ün eseri, bir bütün olarak, tek bir kelimede toplanabilir: "Kurtuluş". Bu gerçek, aydının kafası kadar, halkın şuuru içindedir.

Halk için, hâtırası güzel ne varsa hepsi, özellikle Atatürk devrine aittir.

Falih Rıfkı ATAY

husel
27-06-2008, 23:40
Hiçbir baba yetimlerine Atatürk kadar zengin ve ölümsüz miras bırakmamıştır.

Bu gün, Türk vatanı denen toprakta yaşayan bütün insanlar O'nun zekâsından, aşkından, enerjisinden kopmuş parçalardır.

Reşat Nuri GÜNTEKİN

Atatürk, bizde öyle bir nefse güven, öyle bir azim ve irade yaratmıştır ki, hiçbir tehlike karşısında göz kırpmıyoruz.

Bu cesur, atılgan ve yaratıcı ruhu memlekete aşılayan Atatürk'tür.

Hüseyin Cahit YALÇIN

Biz bugün bir millet olarak ayakta isek, yarına umutla bakıyor yeni hamlelere girişmek gücünü kendimizde görüyorsak, bunu o büyük adamın eseri olan eşsiz zafere olduğu kadar, gene O'nun başbuğluğu altında verdiğimiz şanlı medeniyet savaşına borçlu olduğumuzu nasıl unutabiliriz?

Yaşar Nabi NAYIR

Kemâl Atatürk, o yaradılışta kahramanlardan biridir ki, tarihi görevini başarabilmek için yaşadığı devre sığamaz; zamanın dışına ve yüzyılların ötesine uzanır, hizmet ettiği milletle beraber ileriye doğru yürümekte devam eder. O'na "Ebedi Şef" dememizin sebebi budur.

Nadir Nabi ABALIOĞLU

Her başımız sıkıldıkça, O'na başvurmaktayız. Bu ölüsü diri adam, Türkiye'ye gelmesi muhtemel her karanlıkta alevli bir meşaledir. O'nu elden bıraktığımız anda gündüzlerimiz gece olur.

Hasan Âli YÜCEL

Biz 1923'de bir Mustafa Kemal'e kavuşmasaydık, gelecek zamanlara doğru yollarımızı tıkayan aşılmaz setleri yıkamazdık.

Falih Rıfkı ATAY

Atatürk, Batı kafasının kişileşen bir timsali olmasaydı, inkılâplarımızın hiçbiri gerçekleşmezdi. Onun içindir ki, bize yalnız eseriyle değil, kişiliğiyle de önderlik ve örneklik etmekte devam ediyor.

Yaşar Nabi NAYIR

Atatürk bir ayna idi, O'nda ve yaptıklarında milletimizin yalnız kendini gördü. "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözü millî varlığımızın yankısı oldu.

Doç. Dr. Gündüz AKINCI

Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk; siyasal, sosyal, kültürel ve millî alanlardaki inkılâp hareketleriyle Türk Tarihine ve Dünya Tarihine yeni bir yön verdi. Etrafına yaydığı ışıklarıyla medeniyet ufuklarımızı aydınlattı. Kafalardaki karanlığı kovdu.

Fethi BOLAYIR

Ölümünden pek az önce de hasta hasta didinmiş, Hatay'ı Anayurda kavuşturmuş, böylece ta 1919 Erzurum Kongresi'nde ilân edilen Millî Misak sınırlarını gerçekleştirmişti.

Nadir Nabi ABALIOĞLU

Bir tarihi yaşamakla, onu başka milletlerin ancak gözlerini kapayarak tasarlıyabildikleri büyük bir dâhinin, bir kahramanın kişiliğinde okumak arasında çok derin fark vardır.

Yurdun kurtarcısı, bütün kurtuluş ve inkılâp hamlelerinin başında işte böyle bilen ve düşünen, yaratan ve yorulmayan bir önder olarak durdu.

Samih RIFAT

Türk, her zaman O'ndan aldığı inancın, gücün hızıyla şahlanacak, her zaman Türk, O'ndan öğrendiği yolda mucizeleri tasarlayacaktır. Dünden beri edediyeti de fethe giden Başkumandanımızdır gene O; ne biz O'nsuz, ne de O bizsizdir.

Nurettin ARTAM

Başımız sıkıldıkça, aştığımız dağların yüksekliği başamızı gururla döndürdükçe, yine O'na koşacağız. Bir daha derman istemek, minnetimizi bir kere daha söylemek için...

Hakkı Süha GEZGİN


Türk vatandaşı şunu keşfetmiştir ki milletimizin; birleştirici bir millî kuvvet olarak, inkılâp ve gelişme çabalarının sarsılmaz bir desteği olarak, Atatürk'ün mânevi önderliğine şiddetle ihtiyacı vardır.

Ahmet Emin YALMAN

"Ben, gerekince en büyük armağanım olarak, Türk Milletine canımı vereceğim" diyen Atatürk'ümüz yaşarken hiçbir şeyini bizlerden esirgememişti. İşte öldükten sonra da esirgemiyor. Gerçek şu ki, daha uzun yıllar toplumumuzun geleceği O'nun sesiyle yöneltilecek.

Orhan HANÇERLİOĞLU

Atatürk'ün ruhu örneğimiz ve önderimiz oldukça yükselme yollarında gittikçe artan bir hızla ilerleyeceğiz.

Kadircan KAFLI

Gerçeğe giden bütün yollar O'nda birleşiyor. O'nda tamamlanıyoruz. O'na sırtını çeviren düşünce bizden değildir.

Prof. Dr. Cahit TANYOL

Atatürk'ün hâtırası, teselli bulmaz acılarla dolu olan kalbimizin aziz timsalidir. Kadir bilen ve büyük evlat yetiştiren milletimizin yüreğinde, Kemâl Atatürk adı, sevgi ve hürmet içinde ebedi olarak yaşayacaktır.

Ulus, 12 Kasım 1938

Üzülmeyin O'nu görmedik diye!

Geçici fânilerdik ki yalnız dünya gözü ile görülürler. O bir fani değildir; hayatında ve ölümünde, uzağında ve yakınında, her zaman O'nu görecek, ebediyete kadar daima O'nu duyacaksınız.

Nurettin ARTAM

O, yaşadığı devirde olduğu gibi, tarihte de ancak dostlarının sevgi ve saygısıyla sarılı bulunacaktır. Bin yıl sonrakilere şu meşhur mısra ile sesleniyoruz:

"Hürmetin inkâr eden bir lâhza hürmet bulmasın!"

Vâlâ NURETTİN

Atatürk, her zaman içimizde göğeren bir mlllî şereftir.

Ahmet Kutsi TECER

Bütün tarihi boyunca bir defa Atatürk görmediği veya talihin en karanlık anında bir Atatürk bulamadığı için çöken, dağılan milletlere bakıyoruz da Türk olduğumuza ve Atatürk'ü bulduğumuza bir kat daha şükrediyoruz.

Yücel Dergisi

Atatürk, zamanın hâtırasını gevşetmediği, unutturmadığı ilk büyük şahsiyettir. Birbirinin ardından geçen yıllar O'nu bizden uzaklaştırmıyor, bir kat daha kendisine yaklaştırıyor. O'nun en üstün ve temiz bir vatanseverlikten şaşmıyan önderliğinin özlemini çekiyoruz.

Ahmet Emin YALMAN

Atatürk, sokak politikacısının ağzına kaşık olmaz. Atatürk'e karşı gelinmez. Atatürk'le oynanmaz. O müsbet bilim, uygarlık ve özgürlük demektir.

Çetin ALTAN

Türk milletinin aziz Atatürk'e gösterdiği sevgi ve saygı, onun için Atatürk gibi bir evlât yetiştirebilir bir millet olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.

Hakikatte yarattığı yer Türk Milleti'nin O'nun için aşk ve iftiharla dolu kahraman ve vefalı göğsüdür.

Ulus, 22 Kasım 1938

Atatürk, inkılâplarını yaparken, onların yaşama gücünü Türk Milleti'nin, herkesten ve hepimizden çok kendi tarafından tanınan faziletlerinde aramış ve bulmuştur.

Falih Rıfkı ATAY

Atatürk'ün en büyük gururu Türk Milleti'nin evlâdı olmaktı. Hiç kimse bu milletin asil faziletlerine ve yüksek kudretlerine O'nun kadar derinden inanmamıştır.

Falih Rıfkı ATAY

Atatürk, milletle var olan feyzi gördü, çünkü onu görmek için görmesini bilmek yeterdi.

O'nun en büyük eseri, milletine inanmış ve milleti kendi kendine inandırmış olmasıdır.

Nurullah ATAÇ

Atatürk, sana üzerinde şaşmadan yüzyıllarca yürüyeceğin eserler ve prensipler bıraktı.

O eserlerle prensipler ışığında çalıştıkça sen, bugün yasını tuttuğun aziz büyük evlâdınla kucak kucağa yaşamakta devam edeceksin.

Yusuf Nadi ABALIOĞLU

life_city
27-06-2008, 23:41
http://photos-h.ak.facebook.com/photos-ak-sf2p/v250/162/104/685720972/n685720972_1338791_5294.jpg

husel
27-06-2008, 23:41
Atatürk'ü genç saklayan en büyük etkeni de, yüksek ruhunun her gün en taze bilgilerle beslenmesinde aranmalıdır.

Dr. Fani BİLGİLİ

Atatürk'ün asıl yüreği, pas tutmayan madenler gibi, kın nedir, hiç bilmemiştir. Devlet, millet, inkılâp, davalarındaki husumetleri ne kadar sert ve derinse, kendi şahsi ve özel hayatı ile ilgili konulardaki hiddetleri o derece hafif ve geçici idi.

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

Yeni devletin kuruluşunda Atatürk'ün üstün başarısını sağlayan temel haslet, ülkücülük ile gerçekçiliği en dengeli kaynayışla kişiliğinde toplamış bulunmasıdır.

Prof. Dr. Yavuz ABADAN

Gerçekten büyük yaratılışlı bir insandı. En doğru düşünceler, O'nun başından doğuyor; en güzel duygular, O'nun yüreğinde tomurcuklanıyor; ille vatan ve hürriyet O'nun gözlerinde tütüyordu. Daha da iyilik mi dedin, iyilik; yiğitlik mi dedin, yiğitlik; bu toprağın kalbi, bu toprağın kalbi, bu toprağın diliydi O....

Eflatun Cem GÜNEY

"Büyük Gazi" bize, Dumlupınar Zaferini bir sene evvel haber vermiş: "Düşmanı vatanın harimi ismetinde boğacağım". Demişti. Dedi ve boğdu.

İsmail Habip SEVÜK

O, bu vatanın acılarından doğdu ve yalnız bu acıları temsil ediyor.

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

1- Atatürk muayyen hâdiseler karşısında nasıl hareket ederdi sualine cevap vermek benim için küstahlık olur. Atatürk'ün alacağı kararlar kendi dehasına has kararlardır. Benim yapacağım şey, O'nun mektebinde bulunmuş olmak şerefinden aldığım ihtisasla, kendi fikrimi arzetmek olacaktır.

Atatürk için hürriyet esastı. Halkçılık, hürriyete gidecek tek yoldu. Nitekim "Hakimiyet bilâkaydü şart milletindir." demişti.

Demirperde arkası ise vaadlerle dolu bir hapishanedir. İnsanlar, insanlık şuuruna vardıkları vakit hürriyetten ayrılmazlar. Hiçbir zaman mide dolgunluğu, her nevi konfor bir insan için, hürriyetten mahrumiyeti karşılamaz. Atatürk diyor ki: "Bizim nokta-i nazarımız halkçılıktır. Kuvvetin, kudretin, hâkimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Halkın elinde bulunmasıdır". Ve buna benzer meselâ: "Ben imtiyazsız, sınıfsız bir memleket istiyorum" gibi beyanları hakiki halk hürriyetçiliğini, ne kadar istediğini bize gösterir. Atatürk'ün istediği şekil hürriyet değil, hakiki hürriyettir. Bunu tefsir etmeğe kalkışırsak diyebiliriz ki; Türkiye'nin kalkınmasında ölçü, en fena vaziyette bulunan Türk ferdine yapılacak yardımdır.

2- Atatürk, Türk milliyetçisi olduğu kadar insaniyet hadimidir de... İçerde sulh, dışarda sulh formülü ile ne istediğini ayan beyan göstermiştir. Harp hakkında da aşağı yukarı aynen şöyle söylemiştir. "Ben milleti harbe götürürken, vicdanımda bir azap duymamalıyım. Sizi öldüreceğiz diye harbedemeyiz. Hayat-ı millet tehlikeye düşmedikçe, milleti harbe götürmek bir cinayettir."

Bunlar meydanda olduktan sonra, Atatürk hayatında da Türk Milleti'nin istikbâlini muhafaza için ittifaklardan çekinmemiştir. Yaptığı Balkan ve Sadabat Paktı, Türkiye için olduğu kadar da, dünya sulhü için birer emniyet supabı olmuştur.

Lozan Konferansı'nda da İngiltere ile ittifak taraftarı olduğunu göstermiştir. Hiçbir millet, istiklâlinin muhafazasını bir devletin veya komşusunun iyi niyetine bağlıyamaz.

Bunu söyledikten sonra ve birinci sorunuzdaki ileriye sürdüğüm sakıncayı muhafaza şartıyla, yine kendi fikrimi arzedeyim:

Bugünkü bloklar vaziyetinde, Türkiye ortada yalnız başına bir yetim gibi kalamaz. Bir şamar çocuğu olamaz. Amerika ile ittifakımız NATO manzumesi içerisindedir. NATO'ya girmiş herhangi bir devletten daha fazla bir yük altına giremeyiz. Müsavi şartlarda NATO'da kalmamız bizim için bir meseledir. Şurasını hemen ilâve edeyim ki; Atatürk, Sovyet komşularımızla daima en iyi ve en samimi münasebetlerin muhafazası taraftarıydı.

3- Atatürk sağ olsaydı, bütün beyanlarından ve hareketlerinden çıkarabiliriz ki, memleket idaresini bir takım arkadaşlık zümrelerinin tekeline vermezdi. Bir oligarşiye bırakmazdı. O'nun iktidar ölçüsü, herkesin memlekete yararlıkları derecesiydi.

Kendi fikrime gelince; partiler seçim kanunu ile, Anayasayı geçerek Türk seçmenlerini listeler köleliğine indirmişlerdir. Seçimler bir dereceli olmaktan çıkmıştır. Kendi içlerinde de hizipler vardır. Memleket bu suretle mutaassıp çevrelere parçalanmıştır. Atatürk, Türk Milleti birliğini yaratmıştır. Bu birliğin bozulmasında ancak sağlam fikir ayrılıkları veya fikir inceliklerinden doğma ayrılıklara müsaade edebileceğini tahmin ediyorum. Yoksa arkadaşlık toplumuna, yahut çıkarlar beraberliğine tahammül edemezdi.

Üniversiteye gelince, üniversitenin büyük vazifesi öğrencilerde şüphe yaratmak değil, daima hakikati teşvik etmektir.

Öğrencilerin üniversite idaresine öğretim programlarına iştirakleri, yeni çağımızın yarattığı bir haktır. Öğrencilerin yönetimde giremiyecekleri yer imtihan şeklidir. Öğrettiklerinin ne kadar öğrenildiğini araştırmak hakkı ve bu yolda takip edilecek usül hakkı yalnız öğretmenlere ve öğretim üyelerine aittir.

Öğrenci isteklerini fikirle ortaya koyar, sopa ile değil. Bunun da karşısına fikir çıkar. Aralarındaki tartışmalar gayet serbest müsamahalı olmalı, şahsi meseleler ve iftiralar bu tartışmalara katiyyen karıştırılmamalıdır. Bu nevi tartışmalar için, üniversiteler muayyen günlerde muayyen salonlarını bu münakaşalara tahsis etmeli ve bu oturumlara bir felsefe veya sosyoloji hocası riyaset etmeli ve tamamen tarafsız hareket etmelidir.

Benim için öğrenci, fikri cereyanlarda hakem olamaz. Diplomasını aldıktan sonra hakem olabilir.

Yalnız bir meseleyi istisna etmek gerekir. O da gençliğe ait hitabesindeki prensipleri Atatürk'ün istediği gibi fedâkarlığa katlanarak, müdafaa etmektir. Lâiklik bunun başındadır. Devrimiz, dinî ibadeti işten ayırmıştır. Muamelât Millet Meclisi'nin kararlarına bağlıdır. Hürriyet de dinin yalnız ibadet kısmına aittir.

Netice olarak, hürriyet Türk Milleti için, Türk Milleti'nin ferdinin vekârı ve haysiyeti için birinci şarttır. Bizden dışarda olan ve takbik edilen rejimlere karşı da hürmetkârız. Amma Türk, fikriyle de olsa hapishaneye giremez.

Cemal Hüsnü TARAY
Milli Eğitim Bakanı

husel
27-06-2008, 23:42
Atatürk vefat edeli 30 sene olmuştur. Bu müddet zarfında birçok şey değişmiştir. Ondan bugün Atatürk sağ olsaydı ne düşünürdü, nasıl kararlar alırdı diye bir mütalâa serd etmek güçtür. Yalnız Atatürk'ün pek iyi bildiğim bazı prensip ve düşünceleri vardır ki, bunların hiçbir zaman değişmeyeceğine eminim.

Bu prensiplerin ışığında bazı tahminler yürütebilirim.

Atatürk her şeyden evvel milliyetçi idi. Vatanına sonsuz bir sevgisi ve güveni vardı. Türk Milleti'nin her sahada başarı göstereceğine emindi.

Türk Milleti'ni Garb Medeniyeti'nin en yüksek seviyesine ulaştırmak en büyük gayelerinden biriydi.

Bu gayeye ulaşabilmek için, bilhassa Türk gençliğine güvenir, ilim ve irfan yolunda yürümesini, en yüksek fikir ve idealleri benimsemesini isterdi.

Uluslararası münasebetlerde, her millet için istiklâl ve hürriyetin esas olduğuna, bunun her milletçe korunması lüzmuna kaniydi. Saldırgan bir politikayı asla tasvip etmezdi. (Yurtta Sulh, Cihanda Sulh) vecizesi en samimi düşüncelerinden biriydi.

Şimdi gelelim suallerimize:

1- Eğer Atatürk sağ olsaydı, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki bloklaşmada, şüphesiz batı hürriyet cephesini seçerdi. Yalnız diğer komşu devletlerle de, hiçbir taviz vermeden, iyi münasebetler idame ettirirdi.

2- İkinci sualimize gelince:

Atatürk, memleketin müdafaası için kendi milletinden başka kimseye güvenmezdi. İstiklâl Savaşı'nı yaptığı zaman, pek üstün kuvvetlere karşı, yalnız öz vatanının gücüyle savaştı ve muvaffak oldu. Rusya'nın bizden Boğazlarda üs ve üç vilayetimizi geri istemesini en kat'i bir şekilde derhal red ederdi. Amerika'nın dostluğunu ve yardımını herhalde kabul ederdi; yalnız buna karşılık en ufak bir tavizde bulunmazdı.

3- İç politikada, Atatürk demokrasiye taraftardı. Memlekette demokratik rejimin yerleşmesini çok arzu ederdi. Nitekim, hayatında birkaç deneme yapmıştı. Fakat henüz erken olduğunu görmüş, zamanını beklemeye karar vermişti. Şimdi hayatta olsaydı iç politikası herhalde çok partili demokratik rejim olacaktır.

Atatürk'ün iç politikada çok önem verdiği ve üstünde hassasiyetle durduğu bir nokta da gericilikti. Türk Milleti'ni medeniyet, ilim ve terakki yollarında engelleyecek her türlü gerici hareketlere şiddetle muhalifti.

Asım GÜNDÜZ
Genelkurmay II. Başkanı

Türk Milleti'nin millî şeref ve haysiyetini ayaklar altına alınmasını isteyen betbahtların, bu arzularını ayaklar altına alıp ezen, milletinin yüce millî şeref ve haysiyetini baştacı yapar Kemal Atatürk'tür.

life_city
27-06-2008, 23:44
http://photos-b.ak.facebook.com/photos-ak-snc1/v264/162/104/685720972/n685720972_1338817_457.jpg

husel
27-06-2008, 23:44
Dimdik, erkek yapılı bir vücut, şaşmaz bir vakar, geniş alnında birkaç keskin çizgi, çoğu defa ciddî ve sert; insanı teslim alıcı bir çift çelik mavisi gözün; sarı, mavi yeşil ışıklarla aydınlattığı yüz...

Sakin durmayan gür âhenkli kaşlar, bir heykel güzelliği taşıyan narin eller, fikirler kaynağı efsanevi bir baş ki yanardağlar zirvesi gibi taşıdığı ateşe lâkayt....

Derisi açık renkli ve güneşten yanmış... elmacık kemikleri tunç sertliği ile çıkkın... vücudu kurulmuş yay gibi her an harekete hazır, ağzının temiz kesilmiş çizgisi ve çenesi kararlarının kesinliğini göstermekte.

Saçının rengine uygun ve aynı madendenmiş gibi çınlayan altın sesiyle konuşurdu. Konuştuğu zaman güzel, söylediği zaman çok güzel, anlattığı zaman fevkalâde güzeldi.

Saçının rengine uygun ve aynı madendenmiş gibi çınlayan altın sesiyle konuşurdu. Konuştuğu zaman güzel, söylediği zaman çok güzel, anlattığı zaman fevkalâde güzeldi.

Hissiyatı konuşurken değil, susarken kendini gösterirdi. Berrak bir hâfıza, müthiş bir dikkat melekesine sahipti. Muhteşem iradesi, temkinli bir cesaretle süslüydü.

Kapalı bir gök altında, tamamen kapalı bir gecede, bir yıldırım ışığında nasıl birdenbire bir denizin enginliğini seyretmek mümkün olursa, hiddet anında da onun ruhundaki enginliği seyretmek mümkündü.

Millî mücadelenin en sıkışık zamanlarında, bu mücadele ruhunda şahlanmış Birinci Büyük Millet Meclisi kürsüsünden bazı soysuzları kasdederek "Efendiler! İçinizde namussuzlar var!" diye kükrediği ve yine İkinci Meclis'de Saltanat ilgası görüşülürken, ileri geri konuşanlar karşısında sabrı tükenerek kürsüye çıkıp tabiat kuvvetleri gibi önüne geçilmez bir heybetle".... yoksa bunu anlamıyanların kafası kesilir!.... dediği zaman sararmış yüzünde bu hiddet anı görülebilirdi.

Türkiye aleyhinde dünyanın en uzak bir köşesinden akseden bir söze, çizgilenen bir harekete; yahut yurt içinde en hafif bir huzursuzluğa karşı kendisini öylece tetikte tutup hücuma hazırlanır ve tam zamanında pençesini atmak fırsatını kaçırmazdı. Onun, normal zamanlarda insanı okşamak arzusunu veren ipek gibi sarışın saçları birdenbire yelelenir, lacivert gözlerine bir madenî parıltı gelir, yüzünün çizgileri sertleşir ve ağzı bir hançer misali keskinleşirdi.

Derin, mütekâsif düşünceli olup hayali değildi. İstediğini bilir, bildiğini yapar, yapamıyacağı birşeyi de istemezdi.

Kibirsizdi. Gösterişi sevmez, övünmesini bilmezdi.

Hatipti; mevzuuna kolayca intibak eder, çoğu defa irticalen konuşurdu. Madenî büyülü sesi, ruha görünmez bir kanat füsunu ile girerek insanı içinden yukarılara kaldırır, cümlelerini bitirdikten sonra da gözleri ile sesini devam ettirirdi. Fazla jest yapmazdı, yalnız bir parmağını uzattığı zaman şimşekli bir satır konuşuyor sanılırdı.

Ansızın ilmî ve siyasî dolaşık mevzular karşısında kalınca, emniyet ve hâkimiyetle konuşmak onun sanatıydı.

Tarihten söz açılıp izahat verirken sesi çelikleşir, bir tunç külçesinin granite çarpışını andıran tok bir seda çıkarırdı.

Türk Milletine mensup olmak ve ona hizmet etmekle iftihar eder, en büyük saygıyı milletine ve meclisine gösterir, alev gibi parlayan vatan sevgisiyle "Ne Mutlu Türküm Diyene" dediği anda sesi gök gürültüsünü andırırdı.

Bir konuşmasında, fena ruhlu ve geri kafalı adamların atabilecekleri menfi bir adamı kasdederek "Benim ve benimle hemfikir arkadaşların yapacağı şey, mutlaka ve mutlaka o adımı atanı tepelemektir. Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyleyeyim; farzumuhâl bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben yalnız kalsam onları yine tepeler ve yine öldürürüm!" Bu anlarda o, artık bir hatip değil, bir infilâktı.

Millî menfaatleri sınıf, din ve şahıs kaprislerine kaptırmak için otoriterdi. Kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmederdi."

Kemal ARIBURNU

husel
27-06-2008, 23:45
Atatürk, görünüşte, narin, ince yapılı olduğu halde çok kuvvetli ve dayanıklı bir bünyeye sahipti. Gerek muharebetler esnasında, gerek bunun haricinde uzviyeti, ağır yüklere maruz kalmıştı. Çanakkale harbinden sonra böbreklerinden, İstiklâl Savaşı'ndan sonra kalbinden rahatsızlaşmış, fakat bilâhare bu uzuvlarından şikayet edecek bir hali görülmemişti. Ölümünü intac eden siroz hastalığı esnasında kalbinin kuvveti bu hastalığa mukavemetini uzatmıştır. Maddi ve uzvî acılara tahammülünün bir misâli, Sakarya muharebesi esnasında attan düşüp kaburga kemikleri kırıldığı halde muharebe meydanını terk etmemesinde görülür. Uzun saatler konuşması, münakaşayı sevdiği için yorulmadan fikir teatisinde bulunabilmesi uzviyetinin, bilhassa sinir sisteminin ve dimağının kuvvetine delâlet eder.

Şeklen güzel ve çehresi çok mânalı olan Atatürk, psikoloji bakımından bariz vasfını, hür ve müstakil bir karakterde oluşunda gösterir. Çocukluğundan ölümü anına kadar bu istiklâl meylini bir an terk etmemiştir. Bu itibarla müstakil Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunda, kurucusunun şahsi karakterine Türk Milleti'nin minneti ve borcu büyüktür. Pek çok fertlerde İstiklâl meyli, onları bencil ve çekingen yaptığı, hatta münzevi bir hayata sürüklediği halde Atatürk'ün diğer bir vasfı olan cemiyet ve kalabalık sevgisi; kendisini halkçı, milliyetçi ve insaniyetçi yapmıştır. Türk oluşunu ve Türk cemiyetine bütün mazisi, hali ve istikbaliyle bağlanışını kendisi için büyük bir saadet kaynağı bilmesi; bu duygunun zeval bulmaz bir eseridir. Atatürk'ün bütün müstakbel Türk nesillerine kalacak en kuvvetli nasihat ve vasiyeti şu sözde toplanır:

"Ne mutlu Türk'üm diyene!.."

Atatürk, Türklerin millî kahramanıdır. Omuzlarında taşıdığı askerlik işaretlerinin en küçük rütbesinden başlıyarak ve derece derece baş olup yükselerek, Trablusgarp'ta, İstanbul'un kapısı Çanakkale'de, Filistin ve Doğu cephelerinde, nihayet kendisinin önderi olduğu İstiklâl Mücadelesi'nde, daima muzaffer bir kumandan sıfatıyla düşmanla döğüşmüştür. Atatürk, küçük rütbeli subaylığından başlıyarak Türk ordularının başkumandanlığında bulunduğu zamanlar dahil olmak üzere, bütün askerlik hayatında daima komuta ettiği kuvvetleri başarıya götürecek ihtimallerin en kesinini, her tehlikeyi göze alarak ve herşeye rağmen ihtiyar etmekte tereddüt etmemiştir. Başkaları için başarısızlıklar doğuracağı zannını veren bu cüretli kararlara teşebbüste çok kere en büyük mesûliyeti tek başına üzerine almaktan çekinmemiştir. Fakat bunda harikulâde bir cesaretle, itinalı bir düşme, hesaplama ve ihtiyatın hissesi büyüktür. O'nun askerlik dehâsı bu iki zıt kabiliyeti birleştirmesindendir.

Kahramanlığını, şahsi ihtiraslardan kurtaran sıfatı ise, vatanseverliğidir. En büyük hizmetler ve gayretlerle haklı olarak kazanmış olduğu rütbeleri söküp bir "ferd-i millet" sıfatıyla İstiklâl Mücadelesine girişmesi; ondaki vatan ve millet sevgisinin üstünlüğü, bu uğurda fedâ etmiyeceği hiçbir şeyin bulunmadığını isbat etmiştir. Hayatının son yıllarında Hatay meselesinde aldığı iradeli ve hareketli durum, bu vasfın onda ölümüne kadar devam ettiğini gösterir.

Onun kahramanlığını ve yurtseverliğini, yalnız muharebe meydanlarında değil, millet kürsülerinde de gördük. En sıkıntılı ve çapraşık zamanlarda halk arasına karışmaktan çekinmeyen, millet kürsüsüne atılmaktan kendini alamıyan Atatürk; hareketleri kadar sözleri ile de, Türk tarihinin şerefli kahramanlarından biri olmuştur.

Atatürk, en geniş mânasında bir cemiyet değiştirici, islâhatçı ve inkılâpçıdır. Gerçekçi bir görüş ve düşünüş kudretine gereği gibi sahip olan Atatürk; içinde çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği Osmanlı Cemiyeti'nin ne olduğunu çok iyi görmüştür. Müstakil Türkiye Devleti'nin kuruluşundan sonra medeniyette ilerlememize asırlarca engel olan bu kurumlar ve kıymetlere, ruhundaki engin mücadele kudret ile taarruz etmiştir. Saltanatın ilgası, hilâfetin kaldırılması, medenî kanunun kabulü, medrese ve tekkelerin kapatılması, harf inkılâbı, serpuş değişmesi ve kisve meselesi, kadın erkek eşitliği; içine girdiğimiz büyük reform hareketinin birer önemli ve ünlü safhasıdır. Teferruatı üstünde durulmayarak esasıyla mütalâ edilmesi gereken, millî dil ve millî tarih hareketleri ise "Yeniden doğma" Renaisance hareketlerimizin başlangıç safhalarıdır. Millî karekterimizi daima mahfuz tutarak Garplı bir cemiyet olmamızda toplanan bu inkılâpçılık ruhunun ülküsü; Atatürk'ün vicdan ve idrâkında şu düsturla kendisini ifade etmiştir:

"Cemiyetimizi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız."

Atatürk, bütün bu vasıfları ve hareketleri ile ülküsünü gerçekleştirme yolunda dünya tarihinde benzeri nadir görülebilen diplomatlardan biri olmuştur. Ondaki inandırma kuvveti, şahsiyetinin çekici tesiri, yalnız dostlarını değil, düşmanlarını bile, kendine hayran etmesinde, hattâ bağlıyabilmesinde açık olarak görülür. Karar aldıktan sonraki hareketlerinde iradeli ve azimli görünüşüne rağmen neticeyi elde etmekte gösterdiği zekâ ve intibak kabiliyeti, onun diplomatlıktaki başarısının ve üstünlüğünün delilidir. Muharebede maharetli bir komutanın taktiklerini, Atatürk'ün dış ve iç siyaset meselelerini halletmesinde bütün inceliğiyle görmemek kabil değildir. Bu mücadeleci ve harb meydanlarının döğüşçü insanından "Yurtta sulh, cihanda sulh...." düsturunu işitebilmek için, onun ruhuna ne kadar asil ve anlayışlı bir duygu, zekâsında ne kadar uzağı gören bir kudret bulunmalıdır?

Atatürk, her şeyiyle büyük bir insandı. Tarih onu, Türk Milleti'nin en ünlü evlâtlarından ve insanlığın en haklı şereflerinden biri sayacaktır.

İslam Ansiklopedisi, "Atatürk"
Özel Sayısı

life_city
27-06-2008, 23:50
-------------♥♥♥♥♥♥♥♥♥
-------♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
---♥♥♥♥♥♥♥---------------♥♥♥-- -------♥
-♥♥♥♥♥♥♥---------------------♥ ------♥♥♥
♥♥♥♥♥♥♥----------------------- ------♥♥♥♥♥♥♥
♥♥♥♥♥♥♥----------------------- ---♥♥♥♥♥♥♥♥
♥♥♥♥♥♥♥----------------------- ♥♥♥♥♥♥♥♥♥
-♥♥♥♥♥♥♥---------------------- -----♥♥♥♥♥♥
---♥♥♥♥♥♥♥-------------------- -♥----♥♥♥♥♥♥
-----♥♥♥♥♥♥♥--------------♥♥♥- ----♥♥♥---♥♥
---------♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥------ ♥♥
-------------♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥

yesilim
27-06-2008, 23:51
Sevgili Husel, inan 6 cm'e hiç takılmadım. fikirlerinin büyüklüğünü daha çok önemsiyorum.

life_city
27-06-2008, 23:55
http://photos-b.ak.facebook.com/photos-ak-sf2p/v284/169/56/664266385/n664266385_912209_3292.jpg

Lereenim
28-06-2008, 14:08
http://img524.imageshack.us/img524/2259/beyazataturkkravati1wk9.jpg


Proğramda gördüğüm zaman çok beğenmiştim .Harika bir tasarım .

Lereenim
28-06-2008, 14:16
Kulübümüze hepinizi bekliyorum arkadaşlar neredesiniz.

husel
28-06-2008, 14:20
Sevgili Husel, inan 6 cm'e hiç takılmadım. fikirlerinin büyüklüğünü daha çok önemsiyorum.


sanırım yanlış ifade etmişim
seni kastetmemiştim takılma hususunda
sadece gözüme çarptı hata onu düzeltirkende öyle yazdım işte bu konuyu da epey çıkmıştıda haberlerde falan a.s.a.s.a.s.

yesilim
28-06-2008, 15:29
SAVARONA

http://www.sarksaat.com/Resim/20032007165031.jpg

İsmini Hint okyanusundaki bir deniz kuşundan alan Savarona yatı, Golden Gate ve Brooklyn köprülerini imal ederek servet sahibi olmuş olan John Roebling isimli mühendisin torunu, Richard M. Cadwallader’in dul eşi Bayan Emily Roebling Cadwallader tarafından Almanya’nın Hamburg şehrinde, Blohm und Woss tersanesine Gibbs ve Cox dizaynı olarak sipariş edilmiştir. Yapımına 29 Temmuz 1930 tarihinde başlanan yat 28 Mart 1931 tarihinde denize indirilmiştir. Yat 4.000.000,-USD‘a imal edilmiştir.

Yat, döneminin en büyük özel yatı olup, içi antika meraklısı sahibinin isteği doğrultusunda dünya’nın dört bir yanından getirilmiş özel ve tarihi eşyalarla zenginleştirilmiştir.

Savarona denize indikten sonra Atlantik’te, Akdeniz’de ve Kuzey Afrika sularında dolaştı. Yatını çok seven Bayan Cadwallader, Amerikan hükümetince ülke dışında imal edilmiş teknelerden istenen tescil ile ( teknenin bedeli kadar ) gümrük vergilerinin yüksekliği nedeniyle yatını Amerika’ya götürememişti. Bu sebeple yatını kullanamayan sahibesi onu satmaya karar verdi.

Ulu Önder Atatürk döneminde uzun bir süre ‘Cumhurbaşkanlığı Yatı’ olarak Ertuğrul Yatı kullanılmıştı.

savarona 1938.jpgAtatürk, denize olan büyük sevgisi nedeniyle İstanbul’da bulunduğu yaz aylarında özellikle Moda Koyu’nda yapılan yelken ve kürek yarışlarını Acar Motoru ve Ertuğrul Yatı’ndan izlemekten de büyük bir zevk alırdı. 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı nedeniyle Moda Koyu’nda yapılan deniz şenlikleri başta olmak üzere önemli yarış günlerinde Acar Motoru ve Ertuğrul Yatı, Atatürk’ün yarışları en iyi biçimde izleyebileceği yere gelirdi. Büyük önderin bu yarışları izlemeye gelmiş olması hiç kuşkusuz denizciler için de ayrı bir heyecan, şevk ve gurur kaynağı olurdu.

Atatürk; İran Şahı Rıza Pehlevi, İngiliz Kralı VIII. Edward ve Ürdün Kralı Abdullah’ı da Ertuğrul Yatında ağırlamıştır. 1938 yılında Kral VII. Edward İstanbul’u ziyaret ettiğinde bacadan dökülen kurum Majestelerinin beyaz pazenlerini kirletince, Atatürk Ertuğrul’un hurdaya gönderilmesine karar vererek yeni bir cumhurbaşkanlığı yatı araştırılması için emir vermiştir.

Başbakan Celal Bayar’ın çok yakın ahbapları olan Zeki Rıza Sporel ile Mahmut Baler, İstanbul’da Yun-Is’in temsilciliğini yapıyorlardı. Zeki Rıza Bey de, İngiliz Vitol ailesinin kızı ile evliydi. Eşinin kardeşleri de İngiliz Konsolosluğu’nda çalışıyorlardı. Bu iki İngiliz’in, satılan yat’tan bahsederek Zeki Rıza Bey’i haberdar etmesi ve Rıza Beyin de, o sırada Atatürk için bir yat alınması girişiminde bulunan Celal Bayar’a durumu anlatması ile hükümet Savarona’nın satışından haberdar olmuştur. Araştırmalar sonucu İngiltere’nin Southampton limanında satışa çıkarılan eşsiz Savarona yatı Atatürk için uygun görülmüştür.

Bayan Cadwallader görüşmeler sonunda, takdir edip hayranı olduğu Atatürk’ün kullanabilmesi için gemiyi imalat değerinin çok altında ucuz bir fiyatla Türk hükümetine satmıştır.

Ancak Alman tekniğinin bir harikası olan Savarona’yı elinden kaçırmak istemeyen Almanya, Krupp firmasının desteği ile Savarona Yatı’na haciz koyar. Fakat daha sonra, Atatürk’e karşı büyük sempatisi olan Amerika’nın o zamanki başkanı Roosvelt, Savarona Yatı’nın üzerindeki Almanya’nın koymuş olduğu hacizin en kısa zamanda kaldırılarak, Türkiye’ye satılmasını; aksi halde o sıralarda, New York Limanı’nda bulunan ünlü Alman transatlantiğinin haczedileceğini Hitler’e bildirir. Sonunda Almanya haczi kaldırarak, Savarona’nın Hamburg Limanı’ndan çıkmasına izin verir. Bundan sonra Amerikan bandırası ile İngiltere’nin Sauthampton Limanı’na getirilen Savarona’ya, 24 Mart 1938 tarihinde Türk Bayrağı çekilerek, satın almak için gelen heyet üyelerine (Londra Büyükelçimiz Fethi Okyar, Cumhurbaşkanlığı Başkatibi Hasan Rıza Soyak, Hava Müsteşarı Sadullah Güney, İş Bankası Genel Müdürü Muammer Eriş, Etibank Genel Müdürü İlhami Nafiz Pamir) teslim edilir.

savarona2.jpg12.04.1938 tarihinde her türlü hazırlığını yapmak üzere İngiltere’nin Southampton limanından tekrar Almanya’nın Hamburg Limanı’na gelen Savarona Yatı, bazı döşemeleri yenilendikten sonra 22.05.1938 tarihinde Gemi Süvarisi Sait Özege ve 45 kişilik personeli ile İstanbul’a hareket etti. Atatürk’ün ölümcül hasta olduğu sırada 01 Haziran 1938 Çarşamba günü saat 6.30′da Florya önlerinde demirleyen Savarona, aynı gün saat 12.30′da hareket ederek 13.45′de Dolmabahçe Sarayı’nın önünde demirlemiştir. Atatürk aynı gün saat 15.30′da yanında Hasan Rıza Soyak, Salih Bozok, Kılıç Ali ve Yaver Celal olduğu halde, Acar motoru ile Savarona Yatı’na gelmiştir.

Atatürk evvelce planları görmüş ve yatı çok beğenmişti. Son zamanlarda giderek artan rahatsızlığı nedeniyle pek sevdiği bu yatta çoğu zamanını yatakta geçirdi. Bir gün şöyle dedi:
-Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim?

Atatürk’ün Savarona’da geçirdiği altı hafta boyunca, kabine toplantıları düzenlendi, Romanya Kralı Carol da dahil olmak üzere önemli konuklar, devlet başkanları ağırlandı. Atatürk’ü ölüm yatağına Savanora’daki kamarasından bir koltuk içinde ancak götürebildiler. Yat Dolmabahçe Sarayı önünde boynunu bükerek Atatürk’ü boşuna bekledi. Atatürk, 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe sarayında öldü. Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz naaşı, 19 Kasım günü, İstanbul’dan İzmit’e Türk ve yabancı Harp gemilerinden oluşan bir donanma refakatinde götürüldü. Denizde cenaze törenine katılan, Yavuz muharebe kruvazörü, Zafer, Tınaztepe muhripleri, Dumlupınar, Gür denizaltı gemileri, Doğan, Martı hücumbotları yanında, Savarona yatı da törene katılarak korteje İzmit’e kadar eşlik etti.

Savarona yatı Atatürk’ün ölümünden sonra, Ulaştırma Bakanlığının, 3.8.1939 tarih, 1650/2115 sayılı emirleriyle hazine namına İstanbul limanı gemi sicil defterine 2051 sicil numarasıyla tescil edildi.

Yat Cumhurbaşkanı İsmet İnönü döneminde de Cumhurbaşkanlığı yatı olarak korundu.
Kanlıca koyunda uzun süre hareketsiz yatan Savarona yatının 1951 yılında donanmaya devredilerek, okul gemisi olarak kullanılmasına karar verildi. Gemi kısa bir süre İstinye’de havuza alındı, daha sonra da Haliç’te havuza alınarak, gerekli bakımı, tamir ve tadilatı yapıldı. Bu arada baş ve kıç kısmına ikişer adet top yerleştirildi. Gemi, bir müddet Haliç’te, Kasımpaşa’daki tarihi divanhane binasının önünde demirli kaldı.
2 Temmuz 1951 tarihinde Savarona yatı Deniz Kuvvetleri Komutanına devredilerek okul gemisi olarak kullanılmaya başlandı.

savarona1.bmp70 gün süren ilk inceleme ve tatbikat gezisini, 65 öğrenciyle 1 Ekim 1951-8 Aralık 1951 tarihleri arasında, Hindistan’ın Bombay şehrine yaptı. Gemi komutanı, Dz. Alb. Vedat Burak komutasında, İstanbul’dan hareketle, Mısır’ın İskenderiye limanını 3 gün ziyaret ettikten sonra, Süveyş kanalını geçerek, Suudi Arabistan’da Cidde’de, daha sonra Aden’de 3 gün, Pakistan’ın Karaçi limanında 5 gün kaldıktan sonra Bombay’a vardı. Dönüşte İskenderun, Antalya ve İzmir’e uğrayarak İstanbul’a demirledi. Bu uzun gezisinde Savarona okul gemisi şanlı Türk bayrağını uğradığı ülkelerin sularında dalgalandırmış, bu ülkelerle aramızda kardeşlik, dostluk bağlarını kuvvetlendirmiştir. Savarona da, uzun süre Atatürk’ün kullanmış olduğu özel daire eşyalarıyla birlikte müze olarak muhafaza edildi.

Savarona yatı, Heybeli ada açıklarında 3 ekim 1979 sabahı çıkan yangın sonucu ağır bir şekilde hasar gördü. Gölcük tersanesinde 6 ay içinde onarılan gemi, bir müddet daha okul gemisi olarak hizmete devam ettikten sonra kadro dışı bırakıldı.

Savarona okul gemisinin yangından kurtarılabilen bir kısım eşyası 1986 yılında, teşhiredilmek üzere İstanbul Deniz Müzesi’ne devredildi. Atatürk’ün Savarona yatında kalmış olduğu 54 gün süresince kullandığı karyola, komodin ve komple yatak takımları da Deniz Müzesinde, müzenin Atatürk salonunda teşhir edilmektedir.

1989 yılında Savarona’yı hurdaya çıkarma kararı alındı; ancak Kahraman Sadıkoğlu son dakika kararıyla yatı 49 yıllığına kiraladı ve Savarona’yı önceki görkeminden daha iyi bir hale kavuşturmak için çok çaba isteyen yeniden döşeme işine başladı. İçi Donald Starkey tarafından tasarlanan yatı yenilemek için 425 işçi yaklaşık üç yıl çalıştı. Toplam restorasyon bedeli yaklaşık 25 milyon dolar kadardır.

Savarona’nın içinde Atatürk’ün kütüphanesi ve yatak odasıyla birlikte 19 suit bulunuyor. Süper lüks döşenen suitlerin bazılarının genişliği 50 metrekareye ulaşıyor. Savarona’nın içinde bulunan Türk Hamamında kullanılan Mermerlerin ağırlığı ise 260 ton dur. Yatın en geniş salonu başta bulunup ve burası aynı zamanda yemek salonu görevi de görmektedir. Salonda gerçek XV. Lui’ye ait yemek masası ve 12 iskemlesi vardı. Köşede gayet güzel bir şömine ve karşısında antika bir komodin ile siyah orjinal bir etejer bulunuyordu. Hemen bitişiğinde Atatürk’ün kısa bir süre için çalışma odası olarak kullandığı, çok şık ve çok güzel döşenmiş bir bölüm vardı, içinde de yaklaşık 1500 kitaptan oluşan bir kütüphanesi vardı. Yat sahibinin kullanacağı bütün kapı kulpları, banyo muslukları ve diğer madeni aksam, altın kaplama idi.

Tekne safrası civalı olarak yapılarak 90 derece yatmadıkça devrilmemesi sağlanmıştır.
Alıntı

yesilim
28-06-2008, 15:43
Savarona

http://www.onlinebilgiler.com/wp-content/uploads/2006/06/savarona1.bmp

http://img399.imageshack.us/img399/1126/029fg.jpg

http://www.savarona.com.tr/Savarona/recreation1.jpg

http://www.savarona.com.tr/Savarona/sultan1.jpg

http://www.savarona.com.tr/Savarona/sultan2.jpg

http://www.savarona.com.tr/Savarona/sultan3.jpg

NazLı
28-06-2008, 15:49
Kulübümüze hepinizi bekliyorum arkadaşlar neredesiniz.

Burdayım ablacım ve bu kulübe üye olmaktan onur duyarım..Hayatımın büyük bir kısmında yer kaplıyor Atamız..Her adımımda layık olmak için uğraşırım bir çok yerde bununla ilgili yazılar yazdım biliyorsun..Oğlum doğarken bile yaşantımın ,rüyalarımın içindeydi ve doğduğu gün onun izinde Türk halkına faydalı bir insan yetiştireceğime söz verdim..
Hala Atatürk'ümüzün gözlerinin üzerimizde olduğunu hissediyorum..Onun bu vatan için yaptıklarının yanında neler yapabileceğimizi sürekli düşünüp dururum..Düşünmekle kalmayıp uygulamaya geçtiğim dönemler oldukça fazladır..Ne mutlu bizlereki böyle yüce bir insanla aynı topraklarda yaşıyoruz ,belkide bastığı yerlere basıyoruz...
Hayalim hep onun yanında savaşa gitmekti ama olmadı..Şimdi ise sonuna kadar ilke ve inkılaplarına sahip çıkmak , bu uğurda mücadele vermektir amacım...En sevdiğim söz en başta NE MUTLU TÜRKÜM DİYENEDİR..

yesilim
28-06-2008, 15:50
http://img528.imageshack.us/img528/3231/savarona10me3xu.jpg

http://img528.imageshack.us/img528/4129/savarona29ge2nf.jpg

http://img528.imageshack.us/img528/3418/savarona35vh7fx.jpg

http://img528.imageshack.us/img528/6433/savarona43sw0ka.jpg

http://img528.imageshack.us/img528/888/savarona51qm0uj.jpg

http://img528.imageshack.us/img528/3412/savarona68ti2eg.jpg
Alıntı

Lereenim
28-06-2008, 16:12
http://img169.imageshack.us/img169/930/ozelg05nj4wu4.jpg
http://img510.imageshack.us/img510/5802/ozelg21ix4hv4.jpg
http://img169.imageshack.us/img169/7766/ozelg17su8ee2.jpg
http://img362.imageshack.us/img362/7061/ozelg26ka2ff7.jpg

Atamızın özel eşyaları.

yesilim
28-06-2008, 16:19
SAVARONA

http://img371.imageshack.us/img371/5015/mainimage9rz.jpg

http://img371.imageshack.us/img371/183/optimage18xv.jpg

http://img371.imageshack.us/img371/6702/optimage25yk.jpg

http://img371.imageshack.us/img371/1017/optimage31nb.jpg

http://img371.imageshack.us/img371/9342/optimage47xj.jpg

http://img371.imageshack.us/img371/3610/optimage55qj.jpg

http://img371.imageshack.us/img371/7771/optimage63rz.jpg

Lereenim
28-06-2008, 16:20
http://img362.imageshack.us/img362/9490/ozelg37xj8jf2.jpg
http://img169.imageshack.us/img169/4834/ozelg29ft3zf3.jpg
http://img362.imageshack.us/img362/4122/ozelg30qf9yt3.jpg

Lereenim
28-06-2008, 16:27
http://img510.imageshack.us/img510/1580/ozelg38up9iy0.jpg
http://img510.imageshack.us/img510/7002/ozelga02op8yt3.jpg
http://img510.imageshack.us/img510/8558/ozelga11ac0gl3.jpg

Barçman
28-06-2008, 16:39
http://img510.imageshack.us/img510/9895/55hpwx8.jpg (http://img510.imageshack.us/my.php?image=55hpwx8.jpg)
http://img529.imageshack.us/img529/6853/68fisj5.jpg (http://img529.imageshack.us/my.php?image=68fisj5.jpg)

Lereenim
30-06-2008, 15:29
http://img237.imageshack.us/img237/9304/e0607bigall01kt7.jpg
http://img73.imageshack.us/img73/7866/u1111bigall01rr5.jpg
http://img237.imageshack.us/img237/1254/u0110bigall01rr7.jpg

Lereenim
01-07-2008, 16:06
Bize düşen görevATATÜRK’ÜN düşünce sistemini iyi bilip kavrayarak, toplumumuzda ikiliğe yol açmamak özellikle ATATÜRK’ÜN laiklik ilkesi ile islamiyete en büyük hizmeti yapmış olduğunu anlatarak ATATÜRK"ÜN bizlere emanet ettiği laik cumhuriyeti özgürlük ve demokrasi içinde sonsuza kadar yaşatmak için sürekli uyanık bulunmaktır.

“BEN, MANEVİ MİRAS OLARAK HİÇ BİR DONMUŞ VE KALIPLAŞMIŞ DÜSTUR BIRAKMIYORUM. BENİM MANEVİ MİRASIM; İLİM VE AKILDIR.” Mustafa Kemal Atatürk..

Bu sözü ve diğer tüm güzel ve anlamlı sözleri bize daima rehber olmalı .Şu günlerde lütfen Atamızın tüm sözlerini tekrar tekrar okuyalım .

Lereenim
01-07-2008, 19:40
Atamızı sevenleri burada görmek istiyorum nerdesiniz.

Lereenim
03-07-2008, 12:40
http://img399.imageshack.us/img399/1432/026impm1ou5.jpg
http://img112.imageshack.us/img112/3007/029ajjg0qm3.jpg

Lereenim
03-07-2008, 12:51
http://img66.imageshack.us/img66/6585/imza5usvj6.png

Eylul
03-07-2008, 13:13
http://img161.imageshack.us/img161/6803/atatrktimecb9ix7.jpg
yabancı basın bile büyük bir zat olan mustafa kemal atatürkü kapak sayfası yapmıştır

masal
03-07-2008, 21:09
hayattadaşım öyle güzel bir köşe hazırlamışsınki, tek kelimeyle kutluyorum seni.bende şu küçük hikayeyle bu güzel köşeye konuk olmak istiyorum:)

> Gazi, çiftliginde dolasip hava alirken oldukça yasli bir kadina rastladi.
> Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadinin yanina sokuldu.
> - Merhaba nine.
> Kadin Ata'nin yüzüne bakarak hafif bir sesle;
> >- Merhaba dedi.
> - Nereden gelip nereye gidiyorsun?
> Kadin söyle bir duralayip,
> >- Neden sordun ki, dedi. Buralarin saabisi misin? Yoksa bekçisi mi?
> Pasa gülümsedi.
> - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
> malidir.Buranin bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Simdi nereden
> gelip nereyegittigini söyleyecek misin?
>
> Kadin basini salladi.
> >- Tabii söyleyecegim, ben Sincan'in köylerindenim bey, otun güç bittigi,atin
> eç yetisdigi, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana bilet
> aldi trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
> - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
> >- Gazi Pasamizi görmem için. Basini pek agrittim da... Benim iki oglum gavur
> harbinde sehit düstü. Memleketi gavurdan kurtaran kisiyi bir kez
> görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarima girdi Gazi
> Pasa. Bende gün demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip
> saldi Angaraya,giceleyin
> geldimdi. Yolu neyi de bilemedigimden iste agsamdan belli böyle kendimi ordan
> oraya vurup duruyom bey.
> - Senin Gazi Pasa'dan baska bir istegin var mi? Kadinin birden yüzü sertlesti
> >- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim
> Vatanimizi gurtardi. Bizi düsmanin elinden kurtardi.Sehitlerimizin
> mezarlarini onlara çignetmedi daha ne isteyebilirim ondan?Onun
> sayesinde simdi istedigimiz gibi yasiyoruz. Sunun bunun gavur dölünün
> köpegi olmaktan onun sayesinde kurtulmadik mi? Buralara bir defa
> yüzünü
> görmek,ona sagol pasam! Demek için düstüm. Onu görmeden ölürsem
> gözlerim açik gidecek.
> Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardim ediver de Gazi Pasayi
> bulacagim yeri deyiver. Atatürk'ün gözleri doludolu olmustu, çok
> duygulandigi her halinden belliydi.Bana dönerek,
> - Görüyorsun ya Gökçen, iste bu bizim insanimizdir... Benim köylüm, benimvefali
> Türk anamdir bu.
> Attan indim. Yasli kadinin elini tuttum anacigim dedim, sen gökte
> aradiginiyerde buldun, rüyalarini süsleyen, seni buralara kadar
> kosturan Gazi PasayaniAtatürk iste karsinda duruyor.
> Köylü kadin bu sözleri duyunca saskina döndü. Elindeki degnegi yere firlatip
> Atatürk'ün ellerine sarildi. Görülecek bir manzaraydi bu.Ikisi de
> agliyordu. Iki Türk insani biri kurtarici, biri kurtarilan, anaogul
> gibi sarmas dolas agliyorlardi. Yasli kadin belki on defa öptü
> ataninellerini.Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir
> paket çikartti. Dahadogrusu beze sarilmis bir köy peyniri. Bunu
> Atatürk'e uzatti;
> >- Tek inegimim sütünden kendi ellerimle yaptim Gazi Pasa, bunu sana hediye
> getirdim. Seversen gene yapip getiririm.
>
> Pasa hemen orada bezi açip peyniri
> yedi. Çok begendigini söyledi. Sonra birlikte köske kadar
> gittik.Oradakilere su emri verdi;
> -'Bu anamizi alin burada iki gün konuk edin. ( 'Anani da al git'
> diyenler var artik zamanimizda )Sonra köyüne götürün. Giderken de
> kendisine üç inek verin benim armaganim
> olsun.'

ÖzgürCe
04-07-2008, 03:11
ATATÜRK, LAİKLİĞİ SELÇUKLULAR'DAN MI ALDI?

Mustafa Kemal’in Türkiye’yi işgal eden sömürgeci Batı’yı def etmesini göz ardı ederek, onu yıpratmak isteyenler de laikliğe sığınıyor!..
Ağzından bir kez bile “Hedefimiz Avrupa’dır” sözü çıkmayan Atatürk’ü “AB’ci!” göstermek isteyenler, “çağdaş uygarlık” hedefini “hedefi Avrupa idi” biçimine dönüştürüyorlar..
Yalan...

“LAİKLİK FRANSA’DAN ALINMADI!..”

Bu gerçek dışı iddialarına gösterdikleri kanıtlardan biri de laiklik.. “Atatürk laikliği Fransa’dan aldı. Bu da hedefinin Avrupa olduğunu gösteriyor” diyorlar.
Bunun da yalan olduğu, geçen Ceviz Kabuğu programında ortaya çıktı.
ART’de (Avrasya TV) canlı olarak yayınlanan Ceviz Kabuğu’na telefonla katılan araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı, “Bu yargı batı misyonerliğinin bir yargısıdır” dedi.
Yaklaşık 900 yıl öncesini inceleyen Atatürk, laiklik için Selçuklu Sultanı Tuğrul’dan esinlenmiş!..Bu bilgi, tüm değerleri ve yorumları alt üst ediyor.
Türkiye’de ciddi gazetecilik yapılıyor olsaydı, Sayın Özakıncı’nın Ceviz Kabuğu’ndaki açıklaması birçok gazeteye manşet, televizyonlara da birinci haber olurdu.. Rakip görüştekiler de en azından -reddetmek adına- karşı çıkardı...
Nerdee..
Bakınız, Cengiz Özakıncı neler diyor:
“1058 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul, Abbasi halifesi ile din işlerinin halife tarafından yürütülmesi ve saltanat işlerine karışmaması gerektiğinde anlaşır. Halife kendi belindeki kılıcı sultanın beline takar.”
Peki bunun kaynağı var mı?
“Bunun kaynağı Nutuk’tur. Nutuk’ta Belgeler bölümünde 18 sayfalık bir yer kaplar.”

DİL DEVRİMİNİN KAYNAĞI DA AVRUPA DEĞİL!..

Peki, ............ “travma yaratan” dil devriminin kaynağı Batı mı?
Hayır!..
Yakında çıkacak kitabında bu konulara geniş yer verdiğini açıklayan Özakıncı şunları söylüyor:
“Atatürk, dil devrimini de Avrupa’dan değil Karamanoğlu Mehmet Bey’den almıştır.”
Nasıl, Atatürk’ü çağdaş uygarlıktan uzaklaştırarak “Avrupacı” ya da “AB’ci” yapmak isteyenlerin tezleri yerle bir oluyor, değil mi?..
Ne demişti Mustafa Kemal?
“Türk genci ecdadını tanıdıkça büyük işler yapmak için kendisinde kuvvet bulacaktır!”
“Türklügün unutulmuş medeni vasfı bir güneş gibi doğacaktır!..”Birileri elbirliği ile unutturmaya çalışsa da; gerçekler yüzlerce yıl sonra da gün ışığına çıkıyor!..


Alıntıdır :)

Elif26
04-07-2008, 03:21
Onun için söylenecek söz bulamıyorum....
Keşke yaşasaydı ve bu sıkıntılı günlerden bizleri kurtarsaydı...

http://www.resimvadisi.com/data/media/161/Ataturk3_800x600.jpg

burcukutlu
04-07-2008, 16:17
Harika paylaşımlar .Emeğinize sağlık .Atamız"ın kulübünde olmaktan onur ve gurur duyarım .

burcukutlu
09-07-2008, 12:35
Atam sen nasıl bir ülke teslim ettin ve ülkemiz ne hale geldi .Yabancılardan arınmış bir halde teslim ettin ama şimdi sessizden ve derinden ülkemize sahipleniliyor .

gurbaa prenses
09-07-2008, 12:37
tüm varlıgım feda olsun O'na ve Cumhuriyetine Şeniz
bu konu için de cok teşekkürler ablacım, harikasın Şeniz

ÖzgürCe
09-07-2008, 14:50
Atatürk kurtuluş savaşını başlatan , peşinden büyük kitleleri sürükleyebilen, tüm dünyanın şaşkınlık, kıskançlık, ve hayranlıkla izlediği büyük liderdir. Bizimdir.
Ne oldu da Atatürk başka başka halklara ilham kaynağı olmuşken, başka halkların düşmanla savaşı sırasında, kaybedilen askerlerin göğüslerinden Atatürk resmi çıkmışken, ne oldu da antipati duyulmaya başlandı, bunu da iyi düşünmek lazım.
Sevgide ileri gitmek , sevginin dozunu aşmak, en çok ben seviyorum iddiasına girmek acaba büyük liderimizin anısına zarar veriyor olabilir mi?
Atatürk belli bir kesimin olmak yerine, ömrünü verdiği halkın kalbinde yaşamak istemez miydi...
Bir yerlerde yanlış yapıldı, yanlış yaptık.
Tabi ki yaşadığı dönemlerde dehasını anlayamayanlar vardı. Ya bu güne ne demeli? Günümüz şartlarında Atatürk'ü, kurtarıcısını sevmediğini söyleyen biri, bir utanç değil mi?
Bunda birilerinin de suçu olduğunu düşünüyorum.
Atatürk'ü gerektiğince anlatamamanın sonuçlarını görüyoruz bu gün.

İlkokul zamanlarımıza bir dönelim Benim kafamda o zamanlar Atatürk, tarlada kargaları kovan bir çocuktu. Bu öğretilmişti.
Zamanla onu övmek için çok fazla söz sarfetmemize gerek kalmayacak kadar iyi bir lider, iyi bir komutan , bir vatanperver, milletine karşı fedakar bir dahi olduğunu görünce hakkında kullanılan, büyük, vb. sıfatların ne kadar da küçük olduğunu gördüm.

O içinde bulunduğu şartlarda çok zor bir şeyi başarmıştı, bağımsızlığımızı onun dehasına ve vatan millet sevgisine , cesaretine borçluyuz bu kadarını bilmek bile onu sevmek , ona saygı duymak için yeterli.
Dileğim şudur ki bir gün , çok geç olmadan bir gün Atatürk hakettiği şekilde bütün halkının gönlünde yerini alır.

HeartLess
09-07-2008, 15:05
Atatürk Ödülü Unutuldu.

Kaynak : Cumhuriyet Gazetesi, 11.02.2008



http://img230.imageshack.us/img230/1811/11subat2008cumhuriyeteh3.jpg

HeartLess
09-07-2008, 15:10
http://img514.imageshack.us/img514/7794/ataturk1au2fg2po6.gif

Eylul
09-07-2008, 16:50
İLK BAŞ KALDIRIŞI :
Atatürk, oldu olası Arapça derslerinden, yere bağdaş kurarak oturmaktan ve dizleri üstünde durarak yazı yazmaktan hiç memnun değildi.Yine dizlerinin üstünde durmaktan dizlerinin ağrıdığı bir gün ayağa kalkarak dersi ayakta dinlemeye başladı.Fakat bu seferde hocası bundan memnun olmamıştı ve Atatürk´e yerine oturmasını söyledi.Atatürk ise dizlerinin ağrıdığını ve oturamayacağını söyledi. Bunun üzerine hocası sinirlenip, deliler gibi haykırarak ;
"Neee bana karşımı geliyorsun " dedi.
Atatürk bunun üzerine ;
"Evet karşı geliyorum" dedi.
Tam bu anda diğer bütün çocuklarda ayağa kalkıp ;
"Evet karşı geliyoruz" diyerek aynı sözleri tekrarlayınca,hoca ne yapacağını şaşırarak onlarla uzlaşmak zorunda kalmıştı. Bu onun ilk baş kaldırışıydı. Liderlik vasfının ve kitleleri peşinden sürükleyen karizmasının ilk ortaya çıkışıydı.

HanimKelesimiGetir
09-07-2008, 20:00
ATATÜRK’TEN VECİZ SÖZLER


Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin; Memleket için gerçek idealin ne ise onu görecek hedefe yürüyeceksin.

Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; Herkes seni yolundan döndürmeye çalışacaktır; Önüne sonsuz engeller yığacaklardır; Fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın.

Kendini büyük değil, küçük, zayıf,vasıfsız, hiç kabul ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu engelleri aşacaksın.

Bundan sonra da sana büyüksün derklerse söyleyenlere güleceksin.

Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene!



Mustafa Kemal Atatürk

Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasında Türk kadınını artık tarihlerde aramak gerekecektir. Türk kadını evdeki uygar yerini yetkiyle almış, iş hayatının her aşamasında başarılar göstermiştir.



Mustafa Kemal Atatürk

HanimKelesimiGetir
09-07-2008, 20:02
ATATÜRK'ÜN ANZAKLAR HAKKINDAKİ MESAJI



“İnsanlık ve Savaş” konusunda bugüne kadar söylenmiş büyük nutuklar vardır. Perikles’in, Antonius’un ve Abraham Lincoln’ün nutukları gibi….

Ama Atatürk’ün 1935 yılında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya aracılığıyla “Anzak Günü” törenine gönderdiği mesajın yanında hepsi çok sönük kalır. Çanakkale Şehitleri Abidesinin duvarına da kazılan o inanılmaz, düşmanın gönlünü fetheden mesaj söyle diyor:

“Bu Ülkenin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar!

Burada dost bir vatan toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz!

Sizler, Kahraman Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız…

Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen analar! Göz yaşlarınız dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Bu yazıyı okuyanlar ve uzak yerlerden Çanakkale’ye gelmiş yerli yabancı herkesin içinden bu yazıdaki dizeleri dile getiren insana bir dokunmak, onun rölyefini okşamak geçmektedir. Bir şeyin daha içlerinden geçtiğini duyar gibi oluyorum: "..Avustralya, Yeni Zelanda nere, Çanakkale nere?Yahu bizim çocuklarımızın burada işleri ne? Böyle gelen, böyle yatar; bizim gibi turist olarak gelselerdi, bizim gibi gezer, eğlenir, dönerlerdi." Deyip oldukça rahatlamış gözüküyorlar.

Çanakkale'ye gelenler orada yatan Anzakların mezarların dokunmak yerine Atatürk'e dokunmak isteği ağır basmaktadır. Böylece, ona olan teşekkür borcunu ödemek, eliyle iletmek istemektedirler.

Bu basit ve anlamlı davranışlar, belki, ona olan borcumuzu ödemeye yetmez ama bencil ruhumuzu bir an için bile olsa rahatlatmaya, yıkamaya yeter.

Çünkü, asıl olanı, düşmanın da sevgisini ve saygısını kazanmış olan Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak, anlamaya çalışmak, onun gibi düşünerek Türk Ulusu ve insanlık için yüce şeyler yapmak ve başarmaktır.

HanimKelesimiGetir
09-07-2008, 20:04
ATATÜRK’TEN SON MEKTUP


Siz beni hala anlamadınız!

Ve anlayamayacaksınız çağlarca da.

Hep tutturmuş: “Yıl 1919 Mayıs’ın 19’u” diyorsunuz,

Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.

Mustafa Kemali anlamak bu değil,

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil!



Bırakın o altın yaprağı artık,

Bırakın rahat etsin anılarda şehitler.

Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin,

Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin?

Mustafa Kemali anlamak yerinde saymak değil,

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil!



Bana buluşlar getirin bir daha,

Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan,

Kuru söz değil, iş istiyorum sizden, anladınız mı?

Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı?

Mustafa Kemali anlamak avunmak değil,

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil!



Hala o acıklı ağıtlar dudaklarınızda,

Hala oturmuş on kasımlarda bana ağlıyorsunuz,

Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın!

Uluslar fethine çıkıyor uzak dünyaların,

Mustafa Kemali anlamak göz boyamak değil,

Mustafa ;Kemal ülküsü sadece söz değil!



Beni seviyorsanız ve eğer anlıyorsanız,

laboratuarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.

Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar.

Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar,

Mustafa Kemali anlamak ağlamak değil,

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil!

Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü…

Görüyorum ki hala aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,

Birbirinize düşmüşsünüz halka inmek dururken,

Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen!

Mustafa Kemali anlamak işitmek değil,

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil!



Arayı kapatmanızı istiyorum, uygar uluslarla;

Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla,

Bu vatan,bu canım vatan sizden çalışmak ister,

Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter; yeter!

Mustafa Kemali anlamak aldatmak değil,

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil!



Halim Yağcıoğlu

Winston
10-07-2008, 13:33
atatürkün beğenmediğim bir yönü yok mukemmel bir insanmış keşke bu kadar mükemmel insanlar yetişsede türkiye olarak daha da gelişsek

zeyno07
10-07-2008, 13:51
ne mutlu türküm diyene............................................ atam sen rahat uyu.

BenOyku
11-07-2008, 17:50
Ey milletim,
Ben, Mustafa Kemal'im...
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hâlâ en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim...

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Özgürlük hâlâ,
En yüce değer
Değilse eğer...
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler...

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı...

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hâlâ medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden...

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek...

Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki, okumasın Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız...

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Fazla geldiyse size,
Hürriyet, Cumhuriyet...
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın...
Hâlâ önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...
RAHAT BIRAKIN BENİ...

Lereenim
11-07-2008, 18:54
http://img514.imageshack.us/img514/738/halk07wr6.jpg
http://img514.imageshack.us/img514/9944/halk08hn7.jpg

Eylul
11-07-2008, 19:02
atamızın bugun yaptıkları

http://www.ataturktoday.com/Resimler/Savarona1.JPG
Savarona, Atatürk’ün ölümcül hasta olduğu sırada İstanbul’a geldi.
Atatürk’ün Savarona’da geçirdiği altı hafta boyunca kabine toplantıları düzenlendi

http://www.ataturktoday.com/Resimler/AnkaraHalkeviMuzesi_small.jpg
(1930'lar Ankara Halkevi)
1939 - Milli Piyango Genel Müdürlüğü kuruldu.
1936 - Atatürk'ün, gece Sakarya motoruyla Florya'dan Büyükada'ya gelişi ve geceyi burada geçirişi.
1932 - Atatürk'ün, sabah Ankara Halkevi'nde Türk Tarih Kongresi'nin çalışmalarını izlemesi, saat 13.00'de Çankaya'ya dönüşü.
1930 - Atatürk'ün, Yalova'dan İstanbul'a dönüşü.
1927 - Atatürk'ün, İstanbul'da motorla deniz gezintisi yapması: Üsküdar çarşısında halk arasında dolaşması.
1921 - Yunanlıların Köprühisar'ı işgali.
1920 - Cemal Paşa'nın, Moskova'dan Atatürk'e mektubu: "...Resmî bildirinizi okudum. Bu resmî bildirinizde benim, Talât ve Enver Paşaların Büyük Millet Meclisi adına hiçbir siyasî girişimde bulunmaya yetkimiz olmadığını ihtar ediyorsunuz. ...Sizin ve Büyük Millet Meclisi'nin adına hiçbir siyasî girişimde bulunmadım." 1919 - Demirci Mehmet Efe'nin Kuvay-ı Milliye saflarına katılması.

Eylul
11-07-2008, 19:05
http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2007/12/image00143.jpg

Lereenim
14-07-2008, 19:24
http://img253.imageshack.us/img253/8246/e36np4.jpg

Yeşil memerden dikdörtgen şeklinde yapılmış, kulpları beyaz nikelajlı metal, tutma yerleri ise yuvarlak mermerden olan, özellikle kahve servisinin ikram edilmesinden zevk aldığı bir tepsidir.

http://img529.imageshack.us/img529/1654/e50nx8.jpg

Resimde görülen porselen meyve tabağından altı adet olup, tabakların kenarlarına ince bant halinde yaldızlı desen, orta kısımlarında ise çeşitli renklerde iri çiçek ve yaprak motifleri işlenmiştir.

http://img501.imageshack.us/img501/2892/e54lf7.jpg

Gümüşten yapılmış yuvarlak tepsinin ortasında çok köşeli geometrik şekiller, kenarlarında ise bitki motifleri bulunmaktadır.

Atamızın özel eşyaları

burcukutlu
17-07-2008, 18:42
http://img177.imageshack.us/img177/2108/adszft7el7.png
http://img503.imageshack.us/img503/6258/adszmg3kt1.png
http://img503.imageshack.us/img503/3433/adszli6ka1.png

KIZILCIKLI
17-07-2008, 22:21
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Lereenim
21-07-2008, 22:36
İki kez yazıldığı için .

Lereenim
21-07-2008, 22:36
Şu günlerde ülkemiz üzerine oynanan oyunlardan , senin yolunda yürüyen Cumhuriyet evlatları olarak çok rahatsızlık duyuyoruz .Umarım sonuçsuz kalır bu oyunlar .

yesilim
21-07-2008, 22:53
YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR

Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı.
Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu.
İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada,eli yere değerek tozlandı.
O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu.
Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk:
-Yurdumun toprağı temizdir,o elinizi kirletmez,diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

DEVRİM BİR ANDA OLUR YA DA OLMAZ

Atatürk yazı devrimini gerçekleştirmişti.
Yaşlı,genç,kadın,erkek tüm yurttaşlar yeni harfleri öğrenmek için gece gündüz kurslara gidiyorlardı.
Devrimi izleyen iki yıl içinde bir buçuk milyon vatandaş okur yazar olmuştu.
yazı devriminin en dikkate değer yanı,Atatürk'ün bu devrimin yerleşmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiş olmasıdır.
Örneğin bazı kimseler kendisine:
-Paşam,ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım.
O kuşakla birlikte ortaokulu,liseyi ve üniversiteyi izletelim,diyorlardı.
Atatürk bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı. -Devrim ya bir anda olur,yada hiç olmaz,dedi.

YAPACAKLARIMDAN SÖZ EDİN

Bir soruşturma dolayısıyla,Atatürk'ün başardığı işlerden Vasıf Çınar söz açmıştı.
Kendisine Sordu:
-Sizin en büyük eseriniz hangisidir?
Atatürk'ün kısa cevabı şu olmuştu:
-Benim yaptığım işler,biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir.Fakat,bana yaptıklarımdan değil,
Yapacaklarımdan söz edin.

BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK

Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk'ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O'na "başöğretmen" denilmeye başlanmıştı.
Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı.
Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:
-Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz?
Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
-Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır.
Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.
Birgün Atatürk'ün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu.
Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti.
Atatürk:
-Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir

Atamızın farklılığı işte budur

glhn
03-08-2008, 23:04
bende geldim aranızaaaa

turuncu86
05-08-2008, 11:58
http://www.huseyinonder.com/images/ataturk.jpg

yesilim
08-08-2008, 21:38
Haydi Atatürk fan kulübü neredesiniz

http://img169.imageshack.us/img169/1237/atatrk4ri3.jpg


http://img169.imageshack.us/img169/2404/atatrk5ha7.jpg


http://www.guneyataturk.k12.tr/dosya/haber/istiklal_marsi_bayrak_ataturk_ve_anitkabir.jpg

yesilim
16-08-2008, 16:58
Mustafa Kemal Atatürk

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Doğum tarihi 19 Mayıs 1881

Doğum yeri Selanik, Osmanlı Devleti

Ölüm tarihi 10 Kasım 1938

Ölüm yeri Dolmabahçe Sarayı - İstanbul, Türkiye

Rütbesi Osmanlı: Mirliva

Türkiye: Müşir (Mareşal)

Kumanda ettiği birlikler 19.Tümen, 16.Kolordu, 2.Ordu, 7.Ordu, Yıldırım Orduları Grubu, 9.Ordu (3.Ordu), Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusu

Madalyaları Bakınız: Atatürk'ün aldığı madalyalar ve madalyonlar

Savaşlar Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı (Çanakkale Savaşı, Filistin-Suriye Savaşı), Kurtuluş Savaşı

TBMM Başkanlığı 24 Nisan 1920-29 Ekim 1923

Cumhurbaşkanlığı 29 Ekim 1923–10 Kasım 1938

CHP Genel Başkanlığı 9 Eylül 1923–10 Kasım 1938
Alıntı

ÖzgürCe
17-08-2008, 03:21
Akbabalar yurduma gözlerini dikmiş , sinsi sinsi amaçlarına yol almakta, şuan da sana öyle ihtiyacı varki bu vatanın.
Çok erken gittin, yapacakların bitmemişti. Yolunu gözlüyorum senin gibi vatansever, ileriyi gören, güçlü ve zeki bir liderin.

antrenör
18-08-2008, 18:28
http://img47.imageshack.us/img47/6521/ataturk2010wo8.th.jpg (http://img47.imageshack.us/my.php?image=ataturk2010wo8.jpg)http://img360.imageshack.us/img360/5244/ataturk20vazife20anlayisb2.th.jpg (http://img360.imageshack.us/my.php?image=ataturk20vazife20anlayisb2.jpg)http://img139.imageshack.us/img139/3152/ataturkes4.th.png[/URL]

yesilim
18-08-2008, 18:46
İçimizden Biri Atatürk



http://www.pha-turkey.com/forum/resim/Ataturk220.jpg

http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/ekim/ataturk1.jpg

http://www.haber10.com/documents/library/ataturk10.jpg

Alıntı

saral
19-08-2008, 01:24
atam seni çok arıyoruz.

saral
19-08-2008, 02:14
ATATÜRK 1911'de Yüzbaşı, 30 yaşında Tabur Komutanı, Trablusgarp'ta İtalyanlara karşı savaştı.

30 yaşında sen ne yaptın?

ATATÜRK 1915'te Yarbay, 34 yaşında Tümen Komutanı, Çanakkale'de İngilizlerle savaştı

34 yaşında sen ne yaptın?

ATATÜRK 1916'da General, 35 yaşında Kolordu Komutanı, Muş, Bitlis ve Van bölgelerini Rus'lardan temizledi.

35 yaşında sen ne yaptın?

ATATÜRK 1917'de Korgeneral, 36 Yaşında Ordu Komutanı, Filistin cephesinde ordularıyla İngilizlere karşı savaşarak, Halep'in kuzeyinde,

Şimdiki Misak-i milli hududuna kadar geri çekildi. Bu savaşlarda

Araplar düşmanla beraberdi.

36 yaşında sen ne yaptın?

ATATÜRK 1919'da 38 yaşında düşman işgali altındaki İstanbul'dan Samsun'a geçti.

Amasya mülakatı, Erzurum ve Sivas kongrelerini yaptı. ANKARA'ya geldi.

1920'de 39 yaşında. Türkiye Büyük Millet Meclisini kurdu. Meclis Başkanı seçildi.

38 ve 39 yaşlarında sen ne yaptın?


ATATÜRK 1920'de 40 yaşında.

TBMM'nin isteği üzerine Atatürk'e Başkomutan görevi verildi. Sakarya'ya kadar ilerleyip taarruza gecen Yunan ordusuna karşı savaştı. Düşmanın taarruz ümidini kırdı.

40 yaşında sen ne yaptın?


ATATÜRK 1922'de Mareşal.

41 yaşında Başkomutan olarak Yunan ordusuna taarruz etti. Dumlupınar Meydan savaşında düşmanı yendi. Bütün Anadolu toprakları düşmandan temizlendi.

41 yaşında sen ne yaptın?


ATATÜRK 1923'te 42 yaşında Türkiye Cumhuriyetini kurdu.

42 yaşında sen ne yaptın?


ATATÜRK 1924'ten 1928'e kadar, Cumhurbaşkani olarak 47 yaşına kadar süren dönemde DEVRIMLERI yaptı.

43 yaşından 47 yaşına kadar sen ne yaptın?”



Atatürk'ü sevmeyenler siz ne yaptınız

Yada neler yapabilceksiniz bu vatan için?


bunu diğer kk.atatürk köşesinde gördüm çok beğendim.

Barçman
19-08-2008, 13:38
atatürke karşı duyduğum sevgi ve saygının karşısında hayranlık çok hafif kalır gerekirse ölürüm onun emanetini koruyup ilkelerini yaşatmak için ona dil uzatanlara karşı asla sessiz kalamam gerekirse sokaklara dökülürüm kanımın son damlasına kadar savaşırım benim gibi düşünenleri görüncede inanılmaz seviniyorum

YaGmur
19-08-2008, 13:50
agzına saglık ne güzel döktürmüşsün ablam yine beynimizi okudun söylemek istediklerim vede benimde biraz sözlerine ilavem olucak bana göre onun gibi bu dünyaya daha gelmez gelmiyecekte allahım inşallah öyle yüce insanın aynısından bir evlatda bana nasip eder hayırlısıyla ben bize emanet ettigi yoluna kurban olurum biz ailecek atacıyız cocuklarımızın da adını ata koyuyoruz bende bugün farketim böyle bir güzel siteyiz geç oldu ama inşallah hayırlı olur ata severlerim hepinizin ellerine yüregine diline saglık kocaman öpücükler

YaGmur
19-08-2008, 14:04
Aydınlarımız, milletimi en mutlu yapayım der. Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım der. Ama düşünmeliyiz ki, böyle bir teori hiç bir devirde muvaffak olmuş değildir. Bir millet için saadet olan bir şey diğer millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birini mutlu ettiği halde diğerlerini bedbaht edebilir. Onun için millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşiflerinden, gelişmelerinden istifade edelim, ama unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz.»

jojee
20-08-2008, 14:19
http://www.upload-images.net/imagen/56c280607a.jpg
özür dilerim Atam
yazamadım sana uzun bir süre
sana sırt çevirdiğimi sanma sakın
Güzel ülkem için çalıştım senin açtığın Güzel Devletim için..
Seni seviyorum Atam
Nerde resmini görsem büstünü görsem çakılıp kalır kor gibi siyah gözlerim deniz gibi masmavi gözlerine
Gökyüzündeki maviliğinde gülümsüyorsun hergün güneş gibi doğuyorsun
Ülkendeki seni sevenlerin gönlünde..
http://www.bartinhalkegitim.gov.tr/image/ataturk2.jpg

YaGmur
20-08-2008, 15:50
Yok gayri bizlere uyku dünek vay
Kime bel bağlayak kime dönek vay
Vay amansız ecel alçak felek vay

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağyasın gayrı

Ağla gözüm ağla yaşlar dil olsun
Kurumuş dereler baştan sel olsun
Çiçek kara açsın çayır kül olsun

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

En büyük en güzel en yiğit kayıp
Dereler denizler çağlar ağlayıp
Rabbim de gözyaşı dökmezse ayıp

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Her gittiği yerde o şan verirdi
Aslan bakışını görse erirdi
Kaşları yeleden nişan verirdi

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Bakışları şimşek gibi çakardı
Yarını görürdü düne bakardı
Kürsüye çıktı mı, arşa çıkardı

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Her belâyı önler arda atardı
Dermandı her dalda hemen yeterdi
Babamızdı elimizden tutardı

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Kaybını yıldızlar bile bileler
Kırıla kanatlar sola yeleler
Kurt kuş duyup cenazene geleler

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Millet Atan gitti başın sağ olsun
Ölümü devr açsın yeni çağ olsun
Dağlar birer birer yanar dağ olsun

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı



Gitti her ocağın söndü alevi
Yeryüzü dediğin bir ölü evi
Cihan türbe olsa almaz o devi

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Dönmüş denizler gözyaşı taşına
Dünya ortak çıkmış Türk'ün yasına
Her evden bir ölü çıkmışcasına

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Gökler ağıtlardan titriyor kat kat
Düştü üstümüze gerilen kanat
Onsuz dünya yarım, insanlık sakat

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

O hep dolu tuttu boş atmadıydı
Söz verince yaptı aldatmadıydı
On beş yıl tek burun kanatmadıydı

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Bizdendi sevinci bizdendi derdi
Biz uyurduk o bizleri beklerdi
Uyudu nöbeti bizlere verdi

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Kuru yapraklara benzedik bu güz
Her göz kan içinde sapsarı her yüz
Milyonlarız bir babadan öksüzüz

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Gök düşsün toprağa toza belensin
Mezarına gece yıldız elensin
Şehitler doğrulsun nöbet dolansın

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

Dünya hem kahr olur hem onu gömer
Yıldızlar kandildir semalar kemer
Sus boğulayazdın sus Aşık Ömer

Türklük yüreğini dağlasın gayrı
Cihan da bizimle ağlasın gayrı

evrem716
21-08-2008, 20:43
Atatürk, Türk milletinin başına gelen en iyi şey!!!
Öyle bir evladı yetiştiren millete mensup olduğum için gurur duyuyorum!!!

YaGmur
22-08-2008, 11:32
«…Medeniyetin esası, gelişme ve gücün temeli aile hayatındadır. Bu hayatta fenalık, muhakkak sosyal, ekonomik, siyasal güçsüzlüğe sebep olur. Aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurların doğal haklarına sahip olmaları, aile görevlerini başaracak güçte olmaları gereklidir.»

canlarım selam nasılsın inşallah herkesin saglıgı keyfi yerindedir hepiniz kendinize iyi davranın kocaman öpüyorum atamızın güzel sözlerinden biri hayranlıkla okuyorum her defasında ne kadar dogru söylemiş atam atam sen kalkta ben yatam

vesta
22-08-2008, 11:38
Bu kulubü şimdi gördüm.Geç buldum ama artık takipçisiyim.Atam'a sahip çıkan herkesin yanındayım, her zaman.

YaGmur
22-08-2008, 22:29
hoşgeldin. tabiki çok memrun oluruz .hayırlı olsun

deenizz
01-10-2008, 14:44
ATATÜRK'ÜN HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN 30 ŞEY

1. "ATA" LAFINI SEVMEZDİ

"Atatürk" hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine " Ata " diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.



2. EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.



3. EN BÜYÜK HAYALI DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.



4. BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rasgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu.



5. KABUL SALONUNDA Kİ AT YAVRUSU

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adini verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.



6. TAM BİR SALON ADAMI

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.



7. GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.



8. DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.



9. ÖLÇÜLERİ

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.



10. RUMELİ ŞİVESİ

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.



11. HAZİN BİR HİKAYE

Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.



12. CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.



13. PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.



14. KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.



15. DÜZEN TAKINTISI VARDI

Evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.



16. HOŞGÖRÜLÜ LİDER

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.



17. SİGARA PAZARLIĞI

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti :" Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".



18. "BU NASIL HALKÇILIK?"

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu örgenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.



19. "LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti : "Adam olmak demektir hocam, adam olmak! "



20. KURBANLARI BAĞIŞLARDI

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.



21. YABANCI DİLE MERAKI

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.



22. FASULYESİNE POKER

Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.



23. KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI

Cephelerde düşmanla göğüs göğüs'e savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.



24. KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu espirili bir dille anlatmıştı :"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".



25. BİR RİCASI

Bir gün halk arasında dolaşırken kara çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanım benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın ?" diye sormuştu. Kadın çarşafını açarak, Atatürk' ün ellerini öptü.

( * http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/99/05/06/yazarlar/15yaz.htm

* Ali Kılıç; Kemal Arıburnu, Ayyaldız Matbaası- Ankara 1960 ‘Atatürk Anekdotlar, Anılar’, s: 197 )



26. BİLARDO VE YÜZME

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo oynardı.



27. EN BAŞARILI DERS.

Eğitim hayatı boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca sürdü.



28. YAĞCILARA GEÇİT YOK

Yağcılara çok kızardı. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.



29. SON YILBAŞI GECESİ

1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.



30. KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK

Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.

o.m.a.y.r.a
01-10-2008, 14:49
atam gibi biri daha dünyaya gelir mi acaba?

gelmez ...ona hayranım,keşke onu görme fırsatım olabilseydi...

efsun12
01-10-2008, 14:52
Öncelikle Atatürk ile ilgili bir köşe açılmış olmasından dolayı çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu değerli insanın bize bir ülke, bir yaşam kazandırdığını ne yazık ki milletimizin bir çoğu unutmuş durumda.
Ben şahsım adına Atatürk'ü her zaman örnek almışımdır ve onun dürüstlüğünü, olaylar karşısındaki duruşunu her zaman takdir etmişimdir.
Atamızın en çok "Adalet mülkün temelidir." sözünü beğenirim. Çünkü onun bu sözünü anlayıp yurdumuzda yaygınlaştırsalardı bu gün ülkemiz adaletli duruşuyla hem dünyada hem de yurt içinde önemli bir itibara kavuşurdu diye düşünüyorum. Çünkü her şey ahlak ve adaletli olmakla başlar diye düşünüyorum.
hepinize sevgiler

sodi-certila
01-10-2008, 14:53
her daim çağdaş-erdemli- büyük önderimiz...
Seninle hep gururluyuz...
Bir ulusu karanliktan aydinliga çikaran inançinin bekçileriyiz....

sodi-certila
01-10-2008, 14:56
http://www.huseyinonder.com/images/ataturk.jpg