Şu anda arşiv sayfalarında bulunmaktasınız. Konunun orjinali için tıklayınız:

Mustafa Kemal Atatürk Hayranlarının Kulübü


Lereenim
23-06-08, 15:06
Fan kulüplerimizin arasına gururla Atamız"ın fan kulübünü açmak istedim .Sizden ricam Atamız"ın hangi sözünü,resmini ,düşüncelerini yani Atatürk"ümüzle ilgili neleri beğeniyorsanız burada paylaşalım istedim .Ona olan saygınızı ,sevginizi ,paylaşmak istediğiniz sorunlarınızı burada dile getirin istedim .Paylaşımlarımız saygı,sevgi ve seviyeli bir şekilde olursa sevinirim .Şimdiden teşekkürler .

HanimKelesimiGetir
23-06-08, 15:06
İlk ben yazayım o zaman güzel bir konu düşünmüşsünüz teşekkürler sevgiler a.s.
.
Atamız!ın kadınlar hakkındaki en beğendiğim sözlerinden birisi




Dünyada hiçbir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez.

Eylul
23-06-08, 16:06
Bende varım ve bir şiirini yazmakla başlıyorum keni şiiridir

BİR ASKERİN MEZARINA

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!...


MUSTAFA KEMAL
· Harbiye talebesi iken yazmıştır
.

Eylul
23-06-08, 16:06
[​IMG]

kendi el yazısı

Lereenim
23-06-08, 17:06
[​IMG]


Ülkesini bu kadar düşünen bir lider gelmedi dünyaya .Bu resmini çok beğeniyorum

HanimKelesimiGetir
24-06-08, 06:06
Türk milleti istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
Türkiye halkı asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali bir lazıme-i hayatiye etmiş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

HanimKelesimiGetir
24-06-08, 06:06



Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. 30 Ekim 2006

Lereenim
24-06-08, 14:06
Eğer sağ olsaydı ona neler söylemek isterdiniz.

Lereenim
24-06-08, 14:06
O,Türklüğün sessiz onuru,gururu,cesaretidir.
O, başlı başına bir Türkiye'dir.Onu çok seviyorum .

yesilim
24-06-08, 15:06
[​IMG]


Atatürk İlkeleri, çağdaşlaşma yönünü belirleyen ve Atatürk İnkılaplarına temel teşkil eden fikir ve düşüncelerdir. Atatürkçü Düşünce Sistemi içinde birbirine bağlı bir bütün oluşturan Atatürk İlke ve İnkılapları, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştirabilmek için bilimsel düşünceyi esas alan aklın ve mantığın çizdiği yollardır. Bu nedenle Atatürk İlke ve İnkılaplarının felsefesinde yapıcılık, en doğruya, faydalıya yöneliş yatar.

Atatürk İlkeleri, başlangıcından itibaren Türk İnkılabı içinden doğmuş ve onun uygulamalarına yön vermiştir. Atatürkçülük konularını araştıran bilim adamları bu ilkeleri Temel İlkeler ve Bütünleyici İlkeler olarak iki başlıkta toplarlar.

Bu ilkeler, Atatürk’ün devlet anlayışına hakim olan milli devlet, tam bağımsızlık, milli egemenlik ve çağdaşlaşma (medenileşme) hedefinden kaynaklanmaktadır.

Atatürk İlkeleri, önce dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın program ilkeleri olarak benimsenmiştir. 1937’de çıkarılan bir kanunla 1924 Anayasası’na eklenen ilkeler, bu uygulama ile hukuken Türk milletine mâl edilmiştir.

ALINTI.

Aysecik
24-06-08, 16:06
Atatürk diyor ki,

Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.
--------------------------------------------------------------------------------

Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.
--------------------------------------------------------------------------------

Hiç bir zafer gâye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan gâyeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gâye, fikirdir.

Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.

Her büyük meydan muhare-besinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.
--------------------------------------------------------------------------------

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir.
--------------------------------------------------------------------------------

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
--------------------------------------------------------------------------------

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
--------------------------------------------------------------------------------

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
--------------------------------------------------------------------------------

Ne mutlu "Türküm" diyene.
--------------------------------------------------------------------------------

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------

Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.
--------------------------------------------------------------------------------

Yurtta sulh, cihanda sulh.
--------------------------------------------------------------------------------

Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.
--------------------------------------------------------------------------------

Doğruyu söylemekten korkmayınız.
--------------------------------------------------------------------------------

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
--------------------------------------------------------------------------------

Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------

Eylul
24-06-08, 16:06
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahna 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.


Atatürk'ün Türk tanımı

Eylul
24-06-08, 16:06
Mustafa Kemal realist bir liderdi. Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek, açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi. Sicil yoklamalarına rağbet etmedi. Bir gün bana:
- Kuva-yı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklı idiler, demişti.

Falih Rıfkı ATAY

Kaynak: Falif Rıfkı Atay - Mustafa Kemal, Mütareke Defteri, 1955
[​IMG]

Aysecik
24-06-08, 16:06
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir

Mustafa Kemal Ataturk

Adivar
24-06-08, 16:06
böyle bir topik açılırda ben olmazmıyım,ablacım teşekkürlera.s.
ATATÜRK DİYOR Kİ;


Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.


Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.


Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.


Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.


Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.


Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.


Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.


Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.


Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.


Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.​

Aysecik
24-06-08, 16:06
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Mustafa Kemal Ataturk

seher yeli
24-06-08, 18:06
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
Yüce önder Mustafa Kemal ATATÜRK

yesilim
25-06-08, 11:06
ATATÜRKÜN SÖZLERİ

AHLAK

Tehdide dayanan ahlak, bir erdemlilik olmadığından başka, güvenilmeye de layık değildir.
Birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz; bunun hiçbir kıymeti ve önemi yoktur.
Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar.
Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.
Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur.
Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır.
Medeniyetin esası, ilerlemesi ve kuvvetin temeli, aile hayatın-dadır. Bu hayattaki fenalık mutlaka toplumsal, ekonomik ve politik beceriksizliği doğurur.
Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.

BAĞIMSIZLIK

Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.
Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.
İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye’nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.
Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.
Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.
Türkiye’nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır.
Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır.
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.
Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.
Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.
Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.
Ya istiklal, ya ölüm.

BİLİM

Bilim, gerçeği bilmektir.
Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.
Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

BİRLİK - BERABERLİK

Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.
Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur.
Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.

CUMHURİYET

Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller . ister.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.
Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.
Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Cumhuriyet fazilettir.

ÇALIŞMAK

Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak! Servet ve onun doğal sonucu olan rahat yaşamak ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. . Yaşamak demek çalışmak demektir.
Türk, öğün, çalış, güven.

DEĞİŞİM

Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.
İnkılap, Türk ulusunun son asırlarda geri bırakılmış kurumlarını yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek uygarlık düzeyine ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar koymaktır.
Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

DİL

Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.

EĞİTİM

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.
Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

EKONOMİ

Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz. •
Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir.
Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.

FİKİR
Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez.


Alıntı

[​IMG]


[​IMG]


[​IMG]

yesilim
25-06-08, 11:06
GENÇLİK
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklall ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu sonsuza kadar yaşatacak olan sizlersiniz.
Türk gençliği amaca, bizim yüksek ülkümüze, durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

KADIN
Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de “iyi anne” olmalarıdır.
Ey kahraman Türk kadını, Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Dünyada her şey kadının eseridir.
Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.
Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur.
Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir.

KÜLTÜR VE MEDENİYET
Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.
Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin-, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.
Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.

MEDENİYET
Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder.
Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.

MİLLET HALK MİLLİYETÇİLİK
Büyük ve tarihi olayları ancak büyük milletler yaşayabilir.
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır.
Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sev keder.
Bir millete hizmet eden onun efendisi olur.
Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Türk milleti kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri ve kurullan zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek onur duygusuyla doludur.
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.
Bu millet, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği, bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır.
Milletimizin saf karakteri yetenekle doludur. Ancak bu doğuştan gelen yeteneği geliştirebilecek metodlarla donanmış vatandaşlar lazımdır.
Kurtulmak ve yaşamak için çalışan, çalışmak zorunda olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve ömrünü çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur.
Halkın sesi, Hak’ın sesidir.

öĞRETMEN
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister.
öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırlar. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız.
öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.

MÜZİK-TÜRK MÜZİĞİ- SANAT
Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabil mesi, kavrayabilmesidir.
Millî, ince duygulan, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede, Türk milli musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.

SANAT
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin.tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz… Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız.
Sanatkar, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.
Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.
Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.

SPOR
Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim. Spor, ahlaktır.
Türk gençliği, sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır.
Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatanî görev saymak gerekir.
Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim.

TAKLİT
Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir.
TARÃŽH
Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar etmez.

TUTSAKLIK – ESARET
Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

VATAN

Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor.
Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya lâyıktır.
Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.

Alıntı

[​IMG]




[​IMG]

Lereenim
25-06-08, 13:06
[​IMG]

Bu resmine bayılıyorum ve bakınca çok mutlu oluyorum .Dikkat ederseniz Atamızın gülerken çekilen resmi o kadar azki.Özgürlüğümüzü,bağımsızlığımızı hatta aldığımız her nefesi borçluyuz Atamıza. Onun sayesinde rahat yaşayabiliyor ,uyuyabiliyor ,gülebiliyoruz

Lereenim
26-06-08, 13:06
[​IMG]

Lereenim
26-06-08, 13:06
Keşke zamanı durdurma imkanım olsa ve Atamızın yaşadığı yıllara dönebilsem .Onu çok özlüyorum .Nur içinde yatsın .

Barcman
26-06-08, 13:06
tabiki bende geldim atamızla ve ilkeleriyle ilgili herşeyde sonuna kadar varım çok sıkı bir kemalistim lerenim sana bu kulübü açtığın için teşekkür ederim bende yoğun işlerimi bitirip burada güzel paylaşımlarda bulunacağım hemde seve seve

Lereenim
27-06-08, 08:06
Görünüşte değil ÖZDE ATATÜRKÇÜ olmak ne kadar güzel .Arkadaşlar bekliyorum kulübe .

Eylul
27-06-08, 09:06
[​IMG]
[​IMG]
[​IMG]
[​IMG]

Eylul
27-06-08, 09:06
*Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür;Cumhuriyet erdemdir.

*Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924

*Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi.1923

*Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez.1919


Ne kadar aydın bir insan :asigim:

ÖzgürCe
27-06-08, 18:06
[​IMG]

TBMM Başkanı Mustafa Kemal, Birinci İnönü Savaşı sırasında Dikmen sırtlarında dinlenirken (1921)

En çok içimi acıtan fotoğrafıdır. Bu vatanı vatan yapmak için ömrünü verdi, çevresinde mandacılığı savunan o kadar insan vardı, ama kolay yolu değil zor yolu seçti, bağımsız bir Türkiye , bağımsız bir ulus içindi tüm gayreti.
Şimdi dökülen kanların, çekilen sıkıntıların hakkını verebiliyor muyuz ?

yesilim
27-06-08, 19:06
ATATÜRK’ÜN OTUZ ÖZELLİĞİ

1.”ATA” LAFINI SEVMEZDI
“Atatürk” hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak
almıştı.Kendisine” Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BASUCU KITABI “CALIKUSU” YDU.
Binlerce kitabi vardı.Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin’in unlu
Çalıkuşu” romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. “Fox” adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Muzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına onculuk edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi.Lacivert takım giymeyi
sevmezdi.

9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46′ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı
giyerdi.

10.RUMELI SIVESI
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle
telaffuz ederdi.

11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanım`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi.Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde ,çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış,”Alin bunu kendi içsin” diyerek Atatürk`e
küfretmişti.Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra “Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin” dedi.

17.SIGARA PAZARLIGI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk “sekiz” demişti. Doktor bunu günde bir
pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:”Ben
zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım”.

18.”BU NASIL HALKCILIK?”
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti.Kondüktörün milletvekillerinden
bilet parası almamasına şaşırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, “Ne de güzel halkçılık ama” demişti.

19.”LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!”
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini
kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: “Adam olmak
demektir hocam,adam olmak!”

20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle
durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca’yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya
Fransızca sözcükler de eklerdi.

22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı.Oyun sonunda
kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor
olmasına şaşırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: “T.C`de bir
tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar”.

25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, “Hafız Hanim
benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın?” diye sormuştu. Kadın bas
örtüsünü açarak , Atatürk`un önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BASARILI DERS.
Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasıda kendisine gereksiz şekilde iltifat
eden Abdulhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rustu
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği
güvercinliği var
Alıntı

yesilim
27-06-08, 19:06
Mustafa Kemâl Atatürk
1881 Selânik -1938 İstanbul

[​IMG]

Mustafa Kemâl Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu.

[​IMG]


Babası bir gümrük memuru olan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.


Zübeyde Hanım

[​IMG]



Ali Rıza Efendi

[​IMG]

yesilim
27-06-08, 19:06
Mustafa Kemal Atatürk

[​IMG]

Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Doğum tarihi 19 Mayıs 1881
Doğum yeri Selanik, Osmanlı Devleti
Ölüm tarihi 10 Kasım 1938
Ölüm yeri Dolmabahçe Sarayı, İstanbul
Rütbesi Osmanlı: Mirliva

Türkiye: Müşir (Mareşal)
Kumanda ettiği birlikler 19.Tümen, 16.Kolordu, 2.Ordu, 7.Ordu, Yıldırım Orduları Grubu, 9.Ordu (3.Ordu), Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusu
Madalyaları Bakınız: Atatürk'ün aldığı madalyalar ve madalyonlar
Savaşlar Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı (Çanakkale Savaşı, Filistin-Suriye Savaşı), Kurtuluş Savaşı
TBMM Başkanlığı 24 Nisan 1920-29 Ekim 1923
Cumhurbaşkanlığı 29 Ekim 1923–10 Kasım 1938
CHP Genel Başkanlığı 9 Eylül 1923–10 Kasım 1938

husel
27-06-08, 19:06
yeşilim
ATATÜRK’ÜN OTUZ ÖZELLİĞİ



9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46′ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı
giyerdi.
boyu 1.68 olması lazım
hatta bu konu biraz abartıldı malum bal mumu heykeller yapılıyor ya işte orda halkımız tepki bile gösterilmiş Atamızın boyu 168 olamaz diyede heykelin boyu 1.85 e uzatılmış
ama gerçek olan 1.68 arkadaşlar zaten genelde büyük liderler ve dahiler böyle genelde ufak tefek adamlardır beden olarak

husel
27-06-08, 19:06
ATATÜRK İÇİN DİYORLAR Kİ!
Türkiye

Mustafa Kemâl Atatürk, hemen her zaman nerede durulacağını bilmiştir. Bu, O'nun pek hayran olduğum meziyetlerinden biriydi. Daima ilerisini düşünmek, daima dikkat, O'nun memleket yolundaki işlerinde hâkim olmuştur.

Mareşal Fevzi ÇAKMAK

Atatürk, seni sevmek millî ibadettir.

Celal BAYAR

Kıvrak ve ahenkli adımlar, zarif ve duygulu bir ruha işaret eden uzun, ince parmaklarla süslü ince bir el. Cömert yüreğine rahatça yer kalsın diye geniş yaratılmış olan omuzlar üstüne ahenkle oturtulmuş bir baş. Her zaman kibar, her yerde büyüklüğünden bir şey kaybetmeden gülen, şakalaşan, yaşayan üstün bir insan.

Avni DOĞAN

Harbiye nezareti için Mustafa Kemâl'i tavsiye et. Harbiyeye O gelmelidir. O'ndan başka orduyu toplayacak kimse yoktur.

Enver PAŞA

Türkiye'de çağdaş düşüncenin ve demokratik düzenin temellerinin atılmasının baş mimari ve öz sahibi Atatürk'tür.

Fethi BOLAYIR

Atatürk, ortayı biraz geçen mutedil ve mütenasip bir vücut üstüne geniş omuzlarda ve geniş bir göğüsle heykele benziyen bir endam taşıyor. Bu heybetli heykele altın sarısı saçlarla, herşeyin ruhuna geçer gibi bakan gök mavisi gözlerle tunçtanmış hissini veren kuvvetli bir simâ ile hakikaten eşsiz bir baş riyaset ediyor.

Belli ki o baş, yalnız Mustafa Kemâl'in değil, bütün Türkler'in başıdır. Ve milletin zekâ ve irade kudretleri orada toplanmıştır.

Dudakların sımsıkı kapanışı, çenenin sağlam ve keskin vaziyeti o eşsiz simadaki irade manâsını büsbütün meydana çıkarır. Sesinde uzaklardan ve derinlerden gelen bir mâden çınlayışı vardır.

Çok doğru, çok iyi konuşuyor. Sözlerinde o kadar külfetsizlik, o kadar açıklık var ki herşeyi bir billûr şeffaflığı ile gördüğünü ve o suretle düşündüğünü bundan sezmemek kabil değildir.

Bir şeyi sorarken ve izah ederken fikirlerini suallerinden sonra anlatır. Eğer yanlış düşünüyorsanız, onunla konuşurken bunu mutlaka kendi kendinize düzeltirsiniz. Çünkü onun sözleri size, hissettirmeden, yeni ve doğru bir kanaat verir.

Dikkat ettiğiniz zaman hissedersiz ki, her meseleye ait olan suali o işin en can alacak noktasına dokunur.

Ayrı ayrı meseleler ve işler hakkında onu biraz dinledikten sonra, imân edersiniz ki, Çanakkale'nin istikbalini Anafartalar'dan İzmir'in ve Türkiye'nin kurtuluşunu Dumlupınar'dan sezen o eşsiz kahraman, yalnız büyük bir asker değildir. Milletin, memleketin her işi, her ihtiyacı; medeniyetin, asrın ve dünyanın her meselesi onun kudretli görüşünden kaçmıyor.

Bazı meşhur insanlar vardır ki şöhretleri hâdiselerden ve tesadüflerden doğmuştur. Onlarla konuştuğunuz zaman hayalindeki büyük adamın yavaş yavaş küçüldüğünü hissedersiniz. Fakat hadiselerin, zaferlerin ve inkılâpların yaratıcısı olan büyük Atatürk'ün huzurunda insan, emsalsiz bir kalp kuvveti kazanıyor.

Türk'ün meziyetlerini görmek ve o meziyetlerden en imkânsız bir zamanda harikalar vücuda getirmek, şüphesiz eşi olmayan bir kudrete delalet ederdi. Fakat, milletin ve memleketin zayıf ve noksan taraflarından daha yüksek bir kudrete ve bir dehâya mütevakkıftı ki, millet birbirinden yüksek olan bu iki sıfatı ancak Atatürk'ten buldu.

Yaradılışın birçok güzellikleri ve birçok büyüklükleri vardır. Fakat şüphe yok ki mükemmel bir insan, bütün güzelliklerden ve büyüklüklerden yüksektir. Buna gönülden iman etmek için, Büyük Atatürk'ün huzurunda bir an bulunmak kâfi geliyor.

İbrahim Alâettin GÖVSA

Atatürk, pozitif düşüncenin, çağdaş medeniyetin, insan haklarının, demokrasinin, sosyal hukuk devletinin daima savunucusu, özgürlüğe susamış milletlerin önderi ve emperyalizmin, insan haklarını çiğneyenlerin amansız düşmanı olmuştur.

Fethi BOLAYIR

Atatürk, büyük Türk, büyük insan. O bize yalnız savaşmayı değil, sevmeyi de öğretti. Onun için bir ve beraberiz.

Prof. Dr. Fevzi ERCAN

Bütün dünyaya kendisini dâhi olarak kabul ettiren bu insanın, her konuda şüphesiz dâhiyane fikirleri olacaktı. Bu fikirleri peşinen bilmeye imkân göremiyorum. Atatürk durumlara göre gerekli tedbirleri almasını çok iyi bilen bir insandı.

Ancak şu vesile ile halk efkârına şunu açıklamak isterim; Atatürk'ün en çok kızdığı cümle "Az gelişmiş ülke" cümlesiydi.

Prof. Afet İNAN

Atatürk, "Yurtta barış, dünyada barış" sözüyle insanlık aleminin en büyük medeniyetçisi ve barışçısı olmuştur.

Fethi BOLAYIR

Hayatta olmayan bir kimsenin, şimdi muhtelif meseleler hakkında ne gibi kararlar vereceğini kesin olarak söylemek elbette doğru ve mantıkî olamaz. Bilhassa bu zat, Atatürk gibi büyük bir dâhi olursa...

Fakat Atatürk'ün hayatında takip ettiği açık sebepleri biraz tetkik edersek, sorunlarınızın cevaplarını ad orada kolayca bulmak kabildir.

1- Atatürk mütemadiyen batılılaşmak yolunda çaba sarfetmiştir. Elbetteki yaşasaydı, aynı yolda ilerleyecekti.

2- O yaşasaydı, hiçbir devlet bizden toprak isteyemezdi. Ve böyle bir talebi şiddetle reddederdi. Lüzumuna göre her yabancı memleketle tam karşılıklı olarak anlaşma yapmak taraftarı idi. Yaşasaydı bu itiyadı da devam edip giderdi.

3- Hayatın her politikasını; lâiklik esasına dayanan inkılâplarıyla tesbit etmişti. Yaşasaydı bu politikada devam edeceği tabiîydi. Memleketin efendisi dediği köylüler ile köyleri kalkındırmak da bu politikanın esaslarından biriydi.

Hasan Rıza SOYAK
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri

Savaş meydanlarının muzaffer kumandanı, barış masalarının ateşli savunucusu, hürriyet ve bağımsızlık aşığı; demokrasi, millî egemenlik ve millî hâkimiyetin ateşli taraftarı K. ATATÜRK, bilim ve tekniğin aydınlığında çağdaş Türkiye'yi kurmayı, Cumhuriyeti emanet ettiği gençliğe esas hedef olarak göstermiştir.

Fethi BOLAYIR

1- Batı medeniyetçisi Atatürk'ün "İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki bloklaşmada" alacağı yer, hiç süphe yok ki, demokrasi cephesinde olacaktı. Zaten, İtilâf Devletlerine karşı büyük zaferi kazanır kazanmaz politikamıza verdiği yön, her bakımdan bunu gösteriyordu.

İngiltere ve Amerika ile dostluk münasebetlerimiz daha o zamandan beri başlamıştır.

2- Buna göre, Atatürk hem İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında İngiliz ve Fransızlarla yaptığımız Üçüzlü Anlaşmayı, hem de savaştan sonraki Türk-Amerikan ittifakını (milli menfaatlerimiz bakımından daha sağlam esaslara bağlamak şartı ile) tasvip ve kabülde asla tereddüt etmeyecektir.

3- Atatürk sağ olsaydı bugünkü iç politikamız, herhalde O'nun büyük otoritesi sayesinde, şimdi içinde bocalandığımız kargaşalık duruma yol açacak güçsüzlüğe düşmezdi.

Yakup Kadri OSMANOĞLU

1- Tereddütsüz hürriyet cephesini tercih ederdi. Atatürk bir bağımlaşmacı idi. Sağlığında, Balkan Devletleri ve Sadâbat Paktı Devletleriyle bağımlaşma halinde dış politikasını görmüştür.

2- Amerika ile ittifak ederdi. Bu ittifak başka, ikili anlaşmalar başkadır. Amerika'nın Türkiye'yi Rusya pençesinden kurtardığına şüphe yoktur.

3- İç politikada gericiliğe ve komünistliğe nefes aldırmazdı. Bugünkü Anayasa rejimini benimserdi.

Falih Rıfkı ATAY

Atatürk'ün, dolayısıyla Türk Milletinin ve gençliğinin hayat felsefesi olan Atatürkçülük, millî iradenin mutlak üstünlüğüne ve millî egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu esasına dayanır.

Fethi BOLAYIR

1- Atatürk pek tabi ki, Batı hürriyet cephesini seçerdi. Zaten sağlığında da gösterdiği tutumda Batıya yaklaştığını ispat etmişti. Delilleri Balkan İttifakı ve Sadâbat Paktı'dır.

Atatürk her zaman batıyı örnek almış ve Türk Milleti'ni batı medeniyetlerinin seviyesine ve hattâ üzerine çıkartmayı düşünmüştür.

O büyük insan, Türk'e Türk olduğunu öğretebilen ve bu millete Türk'lükten gurur duyma şuurunu aşılayan kimsedir.

2- Gerçi sağ olsaydı; Rusya sizden üs ve üç vilâyeti geri isteyebilir miydi? Bu düşündürücü bir sualdir. Zira Atatürk gibi bütün cihanı otoritesi ile büyüleyen bir insanın karşısında yabancı devletlerin takınacağı tavır da başka olabilirdi.

Çağımız, bütün milletlerin birbirlerine dayanak ve yardımcı oldukları bir çağdır. Biz şüphesiz bu birliklerin dışında yalnız ve tek olarak kalamayız. Bu bakımdan fikrime göre Atatürk Amerika ile ittifak ederdi.

3- Bugünkü iç politikasına gelince; Atatürk huzur ve sükûn isteyen bir insandı. Bu millete de vermek istediği şey bu idi.

Yurtta huzurun olabilmesi için hiçbir şeyden çekinmezdi. Hareketin tarzına göre icabında sert, icabında ise yumuşak tavırlar takınabilirdi. Nitekim Kubilây hâdisesini haber alır almaz, Edirne'den hemen Menemen'e gelmiş ve suçluların kafasını ezmiştir.

İsmail Hakkı TEKÇE
Muhafız Alay Komutanı

life_city
27-06-08, 19:06
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.

Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada


babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu. Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale


geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf


Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
• Sarıkamış (20 Eylül 1920),
• Kars (30 Ekim 1920) ve
• Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
• Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
• I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
• II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)


• Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
• Büyük Taarruz,
•Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927, 1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.


Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kız kardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.

Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05’te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe


Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

husel
27-06-08, 19:06
1- Bizim tuttuğumuz siyaset mâlum. Bitaraf kalmak. Sağla da dost, solla da dost. Bu dostlardan biri, bizi öbürü aleyhine teşvik ederse, kendisine; ileri gitme, öbürüyle birleşip senin aleyhine yürürüz, diyebilirdik.

Demek ki, hürriyet içinde bitaraf kalmak başlıca poblemimizdi.

2- Bu sorunuza cevap vermek için kendimi yetkili göremiyorum. Zira Atatürk öyle bir dâhidir ki, zemine ve zamana göre hareket etmesini gayet iyi bilirdi. O, halde vatanın menfaatleri için uygun gördüğü şekilde hareket edebilirdi.

3- İç politikada Atatürk daima terakkici idi. Benim bildiğime göre inkılâplarından taviz vermezdi.

Yusuf Kemal TENGİRŞENİK

Türk'ün istiklâl ve hürriyetinin karanlıklara gömülmek üzere olduğu bir sırada, bir güneş gibi Anadolu ufuklarında doğan Gazi Mustafa Kemâl, bu karanlıkları nuruyla boğdu. Karanlıkların içine düşmüş ve acılarla kıvranan Türk Milleti'nin beklediği aydınlığı, O getirdi. Kurtuluş yolunu, O gösterdi. Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nın destanını, O yazdı. Milleti'nin beklediği özlemi, O giderdi.

Fethi BOLAYIR

Türk insanı kendine güveni, kazanma azmini ve yenilmezliğini ondan öğrendi. O'nun yolunda ebediyyen muzaffer olacaktır.(1988)

Prof. Dr. Fevzi ERCAN

Şimdiye değin hiçbir yerde rastlamadığımız bir bilgi, bir meraklının sorusu ile araştırma konusu oldu: Atatürk'ün boyu ne kadardı? Gerçekten bu yolda bir kayda rastlamış değildik. İbrahim Alaattin GÖVSA, Atatürk'ü şöyle anlatır. "Atatürk, uzuna yakın orta boylu idi. Endamı, çok biçimli olduğu için daima daha boylu hissini vermiştir."

Orta boydan uzun boya geçişin çizgisi nereden başlar? Gövsa'nın tanımlamasına bakılırsa" endamı biçimli olduğu için daima daha boylu hissini" veren Atatürk'ün orta boylu olması gerekiyor. Nitekim, araştıranlardan biri O'nun 1.68 boyunda olduğunu söyledi. Bu bizim "heybetli" yapılıştı tasarladığımız bir büyük adam için az bulduğumuz bir uzunluktu. Neden büyük adamlar boyu bosu gerekli sayarız? Tarihte birçok büyük adam orta hattâ kısa boyludur. Bu biraz çocukça bir tasarlayış değil midir? İlk okulda iken, birkaç çocuğun, ancak birbuçuk metre yükseklikten kim atlıyabilirdi? Hiçbiri, buradan kolayca atlanabileceğini sanmıyordu. Sonunda içlerinden birisi kesip attı.

"Buradan Mustafa Kemâl Paşa bile atlıyamaz!"

Atatürk için birtakım "dış heybet" öyküleri anlatılmıştır. Gözlerine bakılamazmış. Bir elçi, onunla karşılaşır karşılaşmaz heyecandan ayakları kaymış, boylu boyunca yere yuvarlanmış.

Mithat Cemal Kuntay'ın, Atatürk'ün heykellerini yapan İtalyan heykelcisi Kanonika'ya seslenen bir şiiri vardır. Bu şiirinde, onun madde olarak büyüklüğünü, anlam olarak büyüklüğü ile karıştırarak anlatmayı denemiştir.

"Elbet de bilirsin onu herkes gibi kimdir?
Lakin onu sen anlıyamazsın; o bizimdir.
Bilmem ki bu ellerle o temsil edilir mi?
Diye başlıyan şiir şöyle biter:

"İnsan boyu olsun, fakat iflâke sürünsün,
Göğsünde de bir milletin eb'adı görünsün.
Dağ parçalarından da mehib olsun omuzlar,
Sırtında bütün memleketim var, vatanım var."

Ozan, büyük adamın omuzlarını dağ parçalarından da heybetli görmek istiyor. Anlaşılıyor ki, insanlar büyük adamları kesin olarak boylu boslu görmek istiyorlar. "İnsan boyu olsun, ama göklere sürünsün!"

Atatürk'ün asker giyimi ile yapılmış bir resmi vardır. beden çok uzun ve iri, baş ise küçüktür. Bu ölçüsüzlüğü de bir öykü ile açıklarlar. Ressam Atatürk'e, boyunu nasıl yapacağını sorar, o da, ileride duran bir Mehmetçiği gösterir; onun boyunu örnek almasını söyler. Gerçek mi değil mi, bilmiyoruz. Bildiğimiz, ressamın da, O'nu iri yarı çizmek hevesine aldanmış olduğudur.

Mithat Cemal Kuntay, sırtında vatanı taşıyan adamı, mitolojinin Atlası gibi güçlü bir beden içinde göstermesini istiyor heykelciden...

Atatürk'ü Kurtuluş Savaşı'na başladığı 1919 yılında çekilmiş fotoğraflarında, solgun yüzlü, ince bedenli, uzun boylu, arkadaşlarının yanında çelimsiz kalan bir adam görürüz. İşte o devce işleri bu adam yapmıştır.

Şimdi bir de Atatürk'ü dinleyelim:

"Beni görmek demek behemehal yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir." (1929)

İşte Atatürk buradadır.

Evet:O'nun sarı saçlarından, mavi gözlerinden, bir incelik simgesi olan bedeninden vazgeçemeyiz. Ama, Atatürk herşeyden önce bir "düşünce" dir. Bu yurdu bir düşünce kurtarmış, bir düşünce yeniden işlemiş ve kurmuştu. Heykelcinin taş üzerinde düşündüğünü söylerler. Gerçekten, taşa oyulan insan bedenleri insan yüzleri de heykelcinin düşüncesinden başka bir şey değildir. Atatürk'ün o, her birimizin başka türlü görmek istediği, çeşitli görünüşlerde tasarladığı bedeni artık toprağa karışmıştır. Üzerinde büyük bir anıt yükseliyor. Ama, Atatürk'ün düşünceleri ortada duruyor. Hem de taptaze. Bunları, söylediği günlerde, yarınlar düşünülerek söylenmiştir. Bu düşüncelerde bir ülkenin gençliği, güvenliği, ışıklı yarını vardır. Atatürk, Türk Milleti'nin ta içinde, onunla birlikte yaşamış, onun bütün varlığını derinden tanımıştır. Yaşadığı sürece, sevgili milletini, gerekliğini duyduğu yaşama felsefesini işlemiş, bu felsefeyi söylevlerinde, konuşmalarında belirtmiştir. Bunlar, şimdi kitaplarda bekliyor. Atatürk'ü bu söylevlerin, konuşmaların içinde bulacağız. O, bütün heybetiyle, dağ gibi tasarladığımız bedeniyle değilse bile, gökler gibi yüksek ulu düşünceleriyle bunların içindedir. Bunların içinde, bir düşünce güneşi gibi parlıyor:

Sami Nâbi ÖZERDİM

Türk istiklâl ve hürriyet destanının, hem en büyük kahramanı ve hem de baş yazarı Atatürk'tür.

Fethi BOLAYIR

Türk hitabetinin timsali Atatürk'tü! O'nun nutukları, en karanlık günlerin ışığı olmuştur. Millî mücadeleye başlarken, içerisindeki îmanı, milletine en beliğ sözlerle anlatmıştır. O, dâhi bir kumandan, büyük bir inkılâpçı, eşsiz bir politika adamı idi. Bu vasıfların herhangi birini taşıyan insanın hatip olmasında, başarının yarısı sağlanmış demektir. O, saatlerce konuşur, top gibi gürler, şelâle gibi çağlar, şimşek gibi parlardı.

Ruha hitap eden sihirli bir sesi, dinleyicilerini sürükleyen zarif bir jesti vardı. Nutuk söylerken zekâ dolu gözleri parlar, tatlı siması heybetleşir ve sanki insan değil, bir inkılâp tarihi konuşurdu.

İhtilâle başladığı zaman beyannameleriyle, hitabeler ile milleti başına topladı. Tarihi Birinci Büyük Millet Meclisi'nde gizli ve açık celselerin en kahraman hatibi o idi. O konuşunca dalgalı deniz durulur. O haykırdıkça durgun hava fırtınalaşırdı.

Cumhurbaşkanı olarak seyahatlerinde, millete hitablarında bir başka eda ve başka bir sihir vardı. Hitabet tarihleri O'nu, saatlerin farkına varılmadan dinlenilen yegâne hatip olarak yazacaktır.

Atatürk'ün nutukları inkılâp tarihimizin bir yaprağıdır. Gençliğe hitabını, gelecek nesil zevkle ezberliyecek ve mukaddes emanetini, kurduğu devletin bekçisi olarak muhafaza edecektir.

(Türk Hatipleri) Taha TOROS

O'nun en büyük ideali Türk Milletini ilim ve iktisatta kalkınmış; yorulmadan çalışan bir millet olarak görmekti. Ne yazık ki, bu uğurda yemin eden milletinin azim ve kararını, kazandığı başarılarını göremedi. (1988)

Prof. Dr. Fevzi ERCAN

Doğuşunu asırlardır beklemiştik.... Aramıza nurdan bir hâle ile girdi. Yüksek irade, erişilmez zekâ, derin duygusuyla her dokunduğu yerde, hayatın en coşkun ve berrak pınarları aktı....

Biz ne mesuduz ki; hilkatin en mucizeli bir eserinin aramızda yaşadığını gördük.... Felâket yıllarımızda gizli bir ibadet gibi, onun mukaddes ismini, heyecandan titreyerek ümitle andık.

Asırlar... sonu gelmiyen asırlar?....

Onun mübeccel adını, uzak devirlerde yaşayacak bahtiyar nesillere eriştirin; âlemi hayran eden o kahramanın zafer destanını onlar da bilsin...

Tarihin gördüğü en büyük kahraman kimdir? Diye soranlara bir Türk'ün adını söylesinler....

Onun gölgesinde erişilmez saadetleri idrâk eden nesil, gene sen ne bedbahtsın ki: seni zaferden zafere koşturan, inkılâplar yapan; kudretiyle sana hayatı, neşeyi, ümidi veren bir kahramanın ölümünü gördün... ondaki sonsuz kudreti gördükçe maddi varlığını da biz ölmez sanırdık. Her fâni gibi işte o da öldü; çürüyen et ve kemik, sonra bir avuç toprak !...

Hilkatin üzerinde asırlarca çalışarak vücuda getirdiği bu muhteşem varlık, bir an içinde yok olsun!... Hayır!... Mümkün değil bu, adâlet değil bu.... Kendi iclâlinden azâmet vererek onu böyle kaadir yaratan Rab; meydana getirdiği en mükemmel eserini hiç mahveder mi?.... Buna inanmıyorum.

Fânilikten kurtarmak istediği içindir ki, ona fikrin, dehânın en yüksek cevherini verdi...

O, felâket günlerimizde, bize acıyan Rabbın, milyonlarca Türk'ün dehâsından, zekâ ve irâdesinden teksif edip, Türk dünyasına kurtarıcı olarak gönderdiği bir kudret, yüksek bir fikirdi. Evet şimdiden sonra aramızda dolaşamıyacak!... Bize sonsuz sevgi ve itimat veren güzel yüzünü bir daha göremiyeceğiz!... Bakışlarında şimşeklerin keskinliği olan mavi gözlerin nuru artık bize ışık vermeyecek!....

Hicran büyüktür. Fakat fikrin esas varlığıyla o bizde asıl şimdi yaşıyor. İstikbâlin ebediyete uzanan yollarında, gelecek nesillerin ruhunda da aynı kudret ve canlılıkla yaşıyacak....

Bu ne büyüklük!...

Sen ölmedin!...

Ruhlarımızda ebedlere giden bir imânın timsâlisin!...

Ey Mukaddes fikir!... Ey zafer!

Cafer SENO

husel
27-06-08, 19:06
Samsun ufkunda doğan hürriyet güneşi, Anadolu'daki işgalci güçleri ve teokratik yöneticileri yakıp yoketti. Aynı zamanda aydınlığıyla da esaret altındaki milletlere ışık oldu, aydınlattı. Bu güneş, Mustafa Kemâl Atatürk'tür.

Fethi BOLAYIR

Türkler yirminci asrın fâtihi ve hâkimidirler. Çünkü yirminci asrın en büyük adamını, Türkler yetiştirmişlerdir.

Raif Necdet KESTELLİ

Atatürk, millî devlet olma ihtiyacımızı ve mecburiyetimizi çok iyi değerlendirmiş, akılcı uygulamalarıyla şekil vermiş ve hakiki mecrasına oturtmuştur. Yapılacak yegane iş, O'nun işaret ettiği güzergâhda yola devam etmektir.

Av. Ünsal AKTAŞ

Türk'ün asırlarca orta zamanlara akan gönlünü, Arabistan çöllerine bakan gözlerini, medeniyete, asra ve istikbâle çeviren, Atatürk olmuştur.

Ali Fuad BAŞGİL

Atatürk, biz Türkler kadar, bütün insanlık için de bir ilham kaynağı olmuştur. Onun yaptıkları ve söyledikleri, en derin görüş ve anlayışın, en yüksek yurtseverliğin, en geniş insanlık duygularının birer örneğidir.

Yusuf Hikmet BAYUR

1- Elbette, hiç şüphesiz batı hürriyet cephesini tercih ederdi.

2- Amerika ile ittifakı gayet uygun karşılardı. Yalnız Amerika ile yapacağı anlaşmada, memleketimizin yüksek menfaatlerini çok dikkatle gözetir ve memleketimizin coğrafi durumunun aynı zamanda Amerika'yı da savunmakta olduğunu düşünür, ona göre ikili anlaşmaları bizim için daha faideli şekilde yapardı.

3- Bugünkü iç politikada Anayasa yönünden daha başka olamazdı. Ancak lâiklik işlerinde daha kesin ve daha hassas bir politika güderdi. Bununla demek istiyorum ki, halkın din işlerini ihmal etmezdi. Bilâkis din bilginlerinin daha üstün bir kalite ve bilgi sahibi olmalarını ve bilhassa bunların müsbet ilimlerde de (teknik ve akli bilgiler) rüsuh sahibi olmaları için çalışırdı. Bunu yürekten istiyordu da. Yazık ki, buna ömrü vefa etmedi.

İnkılâplarından da taviz verilmesine asla taraftar değildi. İcap ederse bunun için de sert tedbirler dahi almayı düşünebilirdi. O bu vatanı en çok seven ve vatanın bir an önce kalkınmasını isteyen büyük bir kahramandı.

Fahrettin ALTAY

"Büyük eser yapılması, imkânsızlaşacak bir zamanda olmayacaktır. Bizden sonra gelecek yaratıcılar henüz doğmadılar: Onların bütün şerefleri, şanları ve eserleri, her ne olacaksa doğmuş ve doğacak olanlar için, büyüklük fırsatları değilmidir?

"Gazi, yeni Türkiye'yi çocukluğundan beri kendi benliğinin dibinde yaratmağa başlamıştı. Öyle bir zekâ gibi, öyle bir düşünüş ve duyuş kâbiliyeti gibi, O'nun sabrı ve enerjisi olmadıkça O'na benzeyemeyiz."

"Bir fıkrasından, bir hikâyesinden, bir yazı veya nutkundan hemen anladığımızı sandığımız Gazi, aradıkça yeni bir sır verir. Yaklaşılan bir dağ gibi büyür. Asıl O'nu elimizle tuttuğumuz zamandır ki, artık tamamını hiç göremeyiz."

Falih RIFKI

Olağanüstü kuvvette bir hafıza ile beslenmiş zekâ, ön sezisi ileri, sağ duyusu sağlam, sonucu kestirmesi yanlışsız, muhakemesi isabetli, kararı kesin, icrası çabuk kudreti.

Hülyalar, tasarılar, gizli yayınlar, teşkilâtçılıklar, sürgünler, ihtilâleller, inkılâplar arasında yoğurula-tavlana, henüz genç yaşta iken birçok tecrübeden geçerek olgunlaşmış, ülkülü bir neslin çocuğu!

Çanakkale'de kalbine sarabnel isabet eden, ölmeyen, Sakarya'da attan düşüp kaburga kemikleri kırıldığı halde savaş alanını terk etmeyen, saatlerce konuşan, yorulmadan münakaşa edip, fikir teatisinde bulunan, vücut yapısı bir kaya kadar sağlam olan...

Rüşen Eşref ÜNAYDIN

Atatürk, uzuna yakın orta boylu idi. Endamı pek biçimli olduğu için, daima daha boylu hissini vermiştir. Omuzlarıyla göğsünün geniş ve dolgun olması gövdesine dikkati çeken bir tenasüp temin ederdi. Vücudunda baştan ayağa kadar tam bir ahenk vardı ve hiçbir estetik noksanı göze çarpmazdı. Duruşunda heykelî bir mehabet, hareketlerinde canlı ve çalâk, aynı zamanda zarif bir mümtaziyet gözleri alırdı. Başı, omuzlarıyla göğsünün genişliğine uygun gelecek surette irice ve gayet biçimli olmakla beraber altın sarısı saçlarla daha süslüydü. Bu müstesna saçlar, iki yanı daha açık olduğu için, genişliği artan güzel bir alın mesafesi bıraktıktan sonra başlıyarak arkaya doğru sımsıkı taranmış bulunur ve o erkek baş üstünde bir arslan yelesini hatırlatırdı. Çatık ve kavisli olmayan gür kaşlar, şahlanmış gibi yukarıya ve tersine kıvrılarak yüzün hususiyetini arttırırdı. Ve o gür kaşların altında irice, hafif şehlâ olan gök mavisi gözler, mânası her an değişen ışıklarla parıldar ve şimşeklenirdi. Elmacıklar biraz çıkık, gözlerin arası epeyce açık olduğundan o geniş cephenin altında sima da karşıdan geniş görünür ve burun, kusursuz olmakla beraber, dolgun kanatlarıyla bu adalî yüzün ehemmiyetini besliyecek derecede büyük dururdu. Hele kanatların belirtili kımıldanışları, mizaçtaki fazla duyarlığı meydana vururdu.

İnce dudakların sımsıkı kapanışı, çenenin sağlam duruşu, ruhundaki irade kudretini anlatan bir manâ taşırdı. İnce-uzun parmaklı eller, yıkıcılığı değil, yapıcılığı ifade eden sanatkâr elleri, âhenkli jestlerle zarafet ve talâkatini arttıran o güzel eller Atatürk'ün hususiyetini tamamlar, daima en esaslı noktaları ve varılması lâzım ufukları işaret ederdi.

29 Ekim 1953 Hürriyet Gazetesi

İngiliz ateşemiliteri Armstong, "Mustafa Kemâl" adlı eserinden bir balo gecesi tasvir eder. Oradan, sabaha karşı ayrılanlar arasında, kıravatının düğümüne, elbisesinin ütüsüne kadar, geldiği itina ile yalnız Atatürk'ün çıktığını söylüyor. Zarfına bu kadar ihtimam gösteren bu mazruf, aynı zamanda bir bilgi ve fikir hazinesidir.

Yaptığı işlerden hiçbirisi gelişi güzel şeylerden değildir. Hepsinin üzerinde olgun bir şuurun derin izleri var. İyi düşünen bir dimağda taazzuv eden bu yeni fikirler, günü gelince yumurtalardan fırlayan renk renk civcivler gibi ortaya yayılmış ve seyircileri hayretler içinde bırakmıştır. Bunlar sevimli ideal kuşlarıdır.

Güzellik bu hakikatin âhenginde ve âhenk, o hakikatin güzelliğinde yaşıyor.

Asırları yıl yaparak ilerliyoruz, ölçümüz ziya sür'atidir. Geçmişlerden kalan mirası, tâ düşünce tarzlarına kadar, geçmişe bağışladık. Yepyeni bir duygu sistemiyle, insanlığa model olmağa çalışıyoruz!

Atatürk, işte böyle bir terbiyecidir.

Onu yaptığı işlerle tanımak güçtür, yaşadığı hayat ve düşündüğü şeylerin maddî ölçülere sığmayan yüksek hendesesiyle kavramağa çalışmalıyız. İmkânsızlığa gülümseyen ve boşlukları kucaklar gibi saran bu kudret, meçhûl büyük kudretle en iyi anlaşmıştır.

O, gittikçe farkına varılan derin bir psikoloji, fikirleri istediği kalıba döken bir mantıkçı, dünyaya yol gösteren bir terbiyeci ve nihayet filozofların düşündüğü büyük insan modelidir!

Atatürk öyle bir Cumhuriyet âbidesi kurdu ki, asırların hârikaları tek yıllara sıkışmış, onun ayaklarına yüz sürüyor!...

Tarihin bile kıskanacağı, bu yaratıcı kudret önünde hangi baş eğilmez?..

Hemen tesiri altına düşeceğiniz bu tip de beddi zevkler, en son inkişafiyle yaşamaktadır. Hiçbir artist Atatürk kadar jestlerini konuşturamadı. Belki bütün dünyanın en zevkle giyinen adamı da odur.

Dr. Mesut FANİBİLGİLİ

Atatürk, özellikle bulunduğu toplumda kötümserlik duygularını derhal yıkayan ve memlekette çalışmak için, güçlü, ileri ve mutlu olmak için gereken neşe ve kudreti derhal çevresine aşılayan bir varlıktır.

İsmet İNÖNÜ

Türk Milleti'nin en zengin millî serveti, Atatürk'ün fikir ve düşünceleridir. Bu millî servetin gerçek ve tek mirasçısı da Türk gençliğidir. (1988)

Fethi BOLAYIR

Herşeyden önce kendisinde, durumunda, davranışında, bakışında ve konuşuşunda bir duygusallık, bir çekicilik vardı ki, insanın baştan gönlünü alır, herkesi kendine ısındırırdı.

Prof. Dr. Hikmet BAYUR

Sohbetin tatlılığı, emsalsiz denilecek bir şefti. Ve O'nun yanında daima ilmî içtimaî, herhalde müsbet ve faydalı bir mevzu üzerinde konuşulurdu. Kendisi mücessem irfan ve nezaketti. Muaşeret adâbında, terbiyenin Atatürk'deki kadar asiline başka fânilerde tesadüf edebildiğimi hatırlamıyorum.

Yunus NADİ

husel
27-06-08, 19:06
Muharebe meydanlarında en kahraman asker ve en iyi kumandan, salonda en kibar ve medeni bir adam, bütün memleketi mektep yaparak okutmak isterken, en başarılı bir öğretmen, Devlet Başkanlığında en idareli ve uzak görüşlü bir şef, siyasî davalarda en şaşmaz sezişli bir diplomat, hususî münasebetlerinde en vefalı bir dost, millet ve memleket meselelerinde en ateşli vatansever, ilim araştırmalarında en çalışkan bir mütetebbu. Ne bileyim, herşeyde daima en mükemmel yapmak isteyen adam. Onu ancak Kemâl Atatürk adı ile ifade ediyoruz. Bu adı anarken, bu manâyı hiçbir zaman unutmayalım.

Atatürk'ü bütün hakikatiyle aramak, anlamak ve anlatmak Türk münevverinin baş vazifesidir.

H. A. YÜCEL

Mustafa Kemâl Paşa, mücadeleye atılmasıydı bu memleket kurtulamazdı. Anadolu'nun tehlikeye düşen yerlerinde, batıda, doğuda ve güneyde başlayan ve bir yurtsever düşüncenin mahsulü olan zayıf, fakat millî karşı koyma hareketleri Mustafa Kemal Paşa tarafından birleştirilmesiydi, her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi. Nur içinde yatsın büyük kurtarıcı.

Rauf ORBAY

Yunan orduları, Ankara üzerine yürüyordu. Bir sabah erken, Millet Meclisi'nde toplandık. O'ndan bilgi alacaktık.

Bir Anadolu haritası istedi, getirdik. Kırmızı kalemle, Sakarya arkasında geniş, uzun bir hat çizdi ve bu hattı bize göstererek:

-Düşmanı burada tepeleyeceğiz dedi. İnandık, niçin inandık, nasıl inandık, hâlâ bilmiyorum.

Bu işi üzerine aldı ve düşmanı çizdiği hat üzerinde tepeledi. O, Sakarya'dan Ankara'ya bir çocuk gülümsemesiyle dönmüştü. Yenilgimizle bittiği taktirde Türk bağımsızlığının mutlak ve mutlak sonu olacak bir çarpışmayı kişisel çabalarıyla kazanmıştı.

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

Atatürk, Türk Milleti için muazzam bir millî kuvvettir. Varlığımızın en büyük mânevî desteğidir.

Rauf ORBAY

Mesut ve müreffeh Türkiye ideali, Atatürk'ün aydınlık izinde yürümeye and içmiş Türk gençliğinin tek arzusudur. Bu arzu, günden güne yeşererek, güçlenerek nesilden nesile intikal edecektir.

Fethi BOLAYIR

Atatürk, dinamik bir ruha sahiptir. O'na tutulan insan olduğu yerde kalmaz. Atatürk, geliştirici ve genişletici bir düşünceye sahipti. O'nun arkasından gidenler geride kalmaz.

Atatürk bugün için de önderimizdir, ışığımızdır, yarın içinde.

Cemal GÜRSEL

Senin arkandan gelmekle muhakkak muvaffakiyete yürümenin inşirahı vardır. Sen, ebediyete intikâl edince Türk nesilleri senin izinde yürüyecektir. Türk Milleti davasının çıkar yolu ancak senin içindir.

İsmet İNÖNÜ

Atatürk'ün hayatı bir tek ebedi davayı isbat eder. Muzaffer olan daima ve yalnız fikirlerdir.

Sadi IRMAK

Kendisi resimlerinin hepsinden daha sevimli, daha canlı daha müstesna bir simadır. Elmacık kemikleri çıkık, ağız kemikleri kuvvetli ve alnı serttir. Ve bu yüzün görünüşünde çok zahmet çekmiş, çok uğramış, çok düşünmüş kimselerin çehresindeki ifade var; fakat hiçbir yorgunluk belirtisi gözükmemek şartiyle... (1921)

Her kahramanın, her dâhinin mezarı olan kibir ve gurur O'nun semtine bile uğramamıştır. (1922)

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

Bu kudretli adamın umudu kuvvetle değil, zekâda ve haktaydı,

Nurullah ATAÇ

Atatürk, milletinin verebileceği en yüksek ikbal zamanlarında dahi mevkiini fikirleri uğruna feda etmeğe hazırdı. Bütün devrinde hiçbir tavizcilik, hiçbir gerileme, hiçbir tezatlaşma olmamıştır.

Falih Rıfkı ATAY

Herşeyden önce kendisinde, durumunda, davranışında, bakışında ve konuşusunda bir duygudaşlık, bir çekicilik vardı ki, insanın baştan gönlünü alır, herkesi kendisine inandırırdı.

Prof. Dr. Hikmet BAYUR

Büyük asker, büyük ıslahatçı, fakat hepsinin üstünde büyük bir idealistti.

Falih Rıfkı ATAY

O, bu ulusun sağduyusunun gösterdiği yönde, hepimizin mutluluğu için bilimin ışığında yürüdü. Onun için Atatürk'ü anlatan tarihçiler ve O'nun yakınları:

-Atatürk realist bir insandı, derler.
Ne yapmak gerekiyorsa onu yapmıştır.

Orhan Seyfi ORHON

Bir bakışta dize getiriyor ve bir okşayışta alnımızı göklere değdiriyordu. O'nun işaretiyle akın akın ölümün kenarına dizilendiğimiz zaman, ne kadar insanlaştığımızı anlıyor ve âkibet için yaşamanın en büyük zevkini tadıyorduk. İşte onun içindir ki, Mustafa Kemal'in savaş yönetiminde ve düşmana saldırışında görüleni hiçbir devrin tarihinde bulamayacaklardır.

Hasan Reşit TANKUT

Güneş hiçbir yurdu bu kadar ısıtmamış, hiçbir yurda bu türlü feyiz ve bereket vermemiştir. Hiçbir devir, O'nun devri kadar çevresini nura boğmamıştır.

Ercüment Ekrem TALU

Aydınlık bir geleceğe, çağdaş bir düşünceye, modern ve güçlü Türkiye idealine koşan, sel gibi coşup, şimşek gibi çakan dinamik Türk gençliğinin tek ilham kaynağı ATATÜRK'tür.

Fethi BOLAYIR

O sipere, bir salona giren erkânı harp zâbıtı gibi girerdi.

O, düşmanın atış saçan ağızlarını açıp sinsi sinsi bekleyen topları karşısında siperlere geliyor; bizimle yanyana omuz omuza durup bakıyor, düşman siperlerini inceliyordu.

Ben, O'na yıl gösterirken günlerden değil, aylardan beri siper hayatına alışmış olduğum halde titriyordum. Fakat O, boyunun uzunluğuna rağmen ayaklarının ucuna basarak doğrulur, siperlerin üstünden düşman siperlerine bakardı.

Düşman Çanakkale'de ateşten göz açtırmazdı. O, bu göz açtırmayan ateşe gözlerini kırpmadan bakardı.

O'nu ben, ilk defa "Korku Bilmeyen Adam" olarak tanıdım.

Mahmut YESARİ

O'nun adını duyduk duyalı, O'nun kahramanlığını bildik bilelidir ki sağlığımızı seziyor, dinçliğimizi anlıyor ve yaşamak denilen unutulmuş zevki tadıyorduk.

Öksüzdük Ata'mız oldu: Yoksulduk bize genlik genişlik getirdi.

Nurettin ARTAM

Biz, O'nun gövdesine tapan bir putperest değil, ölmez eserine ve mânasına bağlı bir şuuruz. Çünkü O, kendi vücuduyla beraber kaybolacak fâni bir milletin değil, kendi mânasıyla beraber yaşayacak ebedi bir milletin yaratıcısıdır.

Peyami SAFA

Türk Milleti, Atatürk'te iki yüz yıl beklediği kurtarıcıyı bulmuştur. Atatürk'ün eseri, bir bütün olarak, tek bir kelimede toplanabilir: "Kurtuluş". Bu gerçek, aydının kafası kadar, halkın şuuru içindedir.

Halk için, hâtırası güzel ne varsa hepsi, özellikle Atatürk devrine aittir.

Falih Rıfkı ATAY