PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : martı ve balık



şulem
06-03-2007, 17:19
Çok düzenli bir yaşamı vardı Martı'nın. Sürüsü ile birlikte yıllardan beri aynı kıyıda yaşarlardı. Öyle çok fırtına da vurmazdı onun kıyısına genelde ılıman bir iklim hüküm sürerdi. Yiyecek aramak için bile sürülerinden ve kıyılarından çok uzaklaşmazdı martılar. Bu ne bir yasa ne de töre idi. Sadece Tabiatlarından gelen bağlılık içgüdüsü ile yaşadıkları yere ölesiye sadıktılar; Martı reislerine saygı duyardı. Onun hürmetkar davranışları ise sürüde çok beğeni toplardı. Sürüsü ile hemen hemen her şeyini paylaşırdı martı. Onun için sadece dostluk vardı ve önemli olanda onun paylaşılması idi. Her şeyi yerli yerinde idi martının ama içinde derinden bir şeyler eksikti. Aslında bunu o ana kadar anlamamıştı. Yani şu ukala balığa rastlamadan.



O gün nefis bir akıntı vardı ve bir sürü irili ufaklı balık martının bulunduğu kıyıdan geçiyordu. Tüm sürü günlük yiyecek ihtiyaçlarını fazlası ile karşılamışlardı. Martı bu güzel havayı kaçırmak istemedi. Okyanusun üzerinde süzülürken aniden içinden bir şey martıya balıkların sürüklendiği akıntıyı takip etmesini söyledi. Hayatında ilken kıyısından bu kadar uzağa uçuyordu martı.. Bu kez nedenini ise kendisi bile bilmiyordu. Aşağıda masmavi pırıl pırıl bir deniz vardı. Tüm balıklar açıkça seçilebiliyordu. Derken gözleri aniden kamaştı. Işıktan miydi görmüş olduğu o balığın o cıvıl cıvıl renginden mi bilinmez Kendini daha fazla tutamadı ve suya ani bir dalış yaptı. Ama nafile .... Çok kaygandı balık. Elinden sürekli kaçıyordu.. Üstelik ukala balık onunla bir de alay etmişti. Yok martı bu işe daha fazla gelemezdi, Onun kıyısındaki balıklar böyle değildi. Martılarla alay etmezler. Hemen ellerine kolayca düşerlerdi. O gün martı çok uğraştı balığı yakalamaya. Balık ise bu oyunu çok sevmişti. İkisi de yorulunca sonunda pes edip dost olmaya karar verdiler. Fırtına ertesi güneş açmıştı aralarında. Martının dönme saati ise yaklaşmıştı Onun kıyısında bu saatte tüm Martılar yuvalarına çekilirdi.



Daha sonraki günlerde Martı balığı düşünmeden yapamadı. Hemen her esen rüzgar, her dalga sesi onu balığı aramaya itiyordu ve kendini yıllardan beri sadık kaldığı sürüsüne ihanet etmiş hissediyordu. Üstelik balık da onsuz yapamaz olmuştu. Günler geçtikçe dostlukları ilerledi. Ama bir çözüm yolu olmalı idi bu böyle daha fazla devam edemezlerdi. Sonunda bir gün Martı dayanamadı ve balığa öneriyi götürüverdi, balık onun kıyısına taşınmalı idi. Böylece birbirleri için ayırabilecekleri zaman artacak ve özlem sona erecekti. İkisi de çok heyecanlı idi.bu ise. Derken balık martının kıyısına gelmişti Bu sırada Rüzgar ise kıyıya hiç de güzel haberler getirmiyordu martılar arasında bir dedikodu yayılmıştı. Aşağıdaki kıyılarda aniden gelen fırtınayla birlikte başlayan soğukla kıtlık baş göstermişti. Çok ölen vardı. Herkes endişeli bir bekleyiş içerisinde idi. Ama yine de geleceğin ne getireceği bilinemezdi. Bu yüzden fazla endişe de yersizdi. Martı ile balık ise kendi alemlerinde idi. Hiç bir şey onları dostluklarından daha fazla ilgilendirmiyordu.



Balık martının şimdiye kadar gidip göremediği denizleri, derinlerde olan bitenleri, martı ise sürüsündeki uyumu paylaşımı dostluğu anlatıyordu. Bunlar ikisi içinde çok değişik ve yaşanmadık duygulardı. hayati boyunca hiç bir denize hiç bir kıyıya sadık olmayan balık hiç kimseye de bağlı kalamamıştı. En az derisi kadar kaygandı yaşamı uçsuz bucaksız okyanusta.. O akıntıdan o akıntıya sürüklenip gitmişti.. Üstelik martıya rastladığı güne kadar bunun onu mutlu ettiğini de sanıyordu. Çünkü kimseye karşı bir sorumluluğu yoktu. İçinde böylesine bir boşluk olduğunu şimdiye kadar fark edememişti. Fark ettiğinde ise çok geçti. Kalkıp gelmişti iste martının arkasından.. Umurunda değildi hiç bir şey. Fakat martı onun tüm yaşamına değerdi.



Derken beklenen fırtına martının kıyısını da vurdu.. Beraberinde buz gibi bir soğuk getirmişti. O soğukta martılar bile zor duruyorlardı, yiyecek bulmak ise çok güçtü Birçok martı soğuktan ölmüştü. Çünkü onlar martı idi ne olursa olsun kıyılarından ayrılamazlardı. Dondurucu soğuk balığı da vurmuştu. Her ne kadar martının dostluğu ilk başlarda her şeye değerse de bir süre sonra açlık ve soğuk onu daha çok kendini düşünmeye itmişti. Artık martı ile sohbet de etmek istemiyordu. Daha iyi düşünmek için iyice derinlere dalıyor ve saatlerce orada tek başına kalıyordu. Martı ise çaresizdi. Onun elinde değildi bu olanlar ona destek olamamak üstelikte bunun için hiç bir şey yapamamak martıyı umutsuzluğa doğru itiyordu. Ama o bunu balığa hiç göstermiyor onu okyanusun derinliklerinden çıkarmak için oradan oraya uçup duruyor balığa seslenmeye çalışıyordu. Derken bir gün balık su yüzüne doğru çıktı ve ona dedi ki "Gitmeliyim Martı .. Hiç umudum yok artık.... Beni Affet Lütfen Ne sen kendi kıyından ayrı yasayabilirsin ne de ben burada artık yiyecek bulabilirim. Oralarda bir daha dostluk bulamam belki ama aç da kalmam. Kim bilir belki de her şey bir hata idi zamanında bir akıntıya kendimi bırakıp gitmeli idim." Martı ona bu durumun düzeleceğinden kıyısının bereketli ve güvende olduğu zamanlardan söz etti ise de artık her şey nafile idi. Balık hemen dibe doğru dalış yapıyor artık onu dinlemek istemiyordu. Martının da artık bu duruma karşı direnci kalmamıştı ..



Bir gün sürüdekiler Martının hayatında uçmadığı kadar hızla uçmaya başladığına, amaçsızca oradan oraya kanat salladığına şahit oldular. Çıldırmıştı sanki, şaşkındılar bu ise. Sanki eski martı gitmiş yok olmuştu. Okyanusta ise akıntı başlamıştı. Anlamışlardı balık gitmişti. Onlar ise birbirlerine veda etmemişlerdi. Baliğin gidişini izleyen günlerde martı yalnız başına uçmaya devam etti. Artık kıyıdan ve sürüden zaman zaman uzaklaşıyor, gün batınca da tekrar yuvasına geri dönüyordu. Diğer martılar anlayış göstererek onu tekrar aralarına almaya başlamışlardı. Kimisi ise Onu çılgınlıkla suçluyordu. Öyle ya görülmüş şey değildi okyanusta bir martı ile baliğin dostluğu.. Bir balığa asla güvenilmezdi. Martı bunu bilmiyor muydu acaba.. Bu arada esen rüzgarın balıktan martıya haberler fısıldadığı, martının ise balığın sürüklendiği her akıntıdan haberdar olduğu dilden dile dolasan dedikodulardan sadece bazılarıydı sürüde. Martı ise her akıntıda okyanusa doğru derin bir anlamla bakar gülümserdi. Onun balığı oralarda bir yerlerdeydi iste Onun rahat ve mutlu olduğunu hissetmek bile martıya huzur vermeye yetip de artıyordu. Biliyordu ki aslında herkes tarafından tuhaf karşılanan imkansız bir güzelliği yaşaması idi. Gerçekte önemli olan ise uçsuz bucaksız okyanusta bir gün bir martı ile balığın sevgi dolu dostluğuna sahip olmaktı. İşte içini dolduran mutluluk ve huzur duygusu bu idi. Tüm yüreklerin susadığı bir sevginin izini ise okyanustaki hiç bir akıntı silip geçemezdi...