PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Aşka,sevgi ve sevgiliye dair paylaşımlar...



Sayfa : [1] 2

Che
15-07-2006, 15:26
Öyle birini bulun ki;

*Size içten bir şekilde güzel olduğunuzu söyleyen;

*Suratınıza kapadığınızda sizi o geri arasın;

*Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan;

*Sizi alnınızdan öpen;

*Size en zor anlarınızda; sizi bulutların üstünde çıkarmak isteyen;

*Arkadaşlarının önünde elinizi tutan...

*Öyle birini bekleyin ki;

*Size durmadan size sahip olduğu için kendini şanslı saydığını veya ne kadar önemsediğini hatırlatan;

*Arkadaşlarına dönüp 'aradığım o...' diyen...

ÇEVRENİZDE BU ÖZELLİKLERDE BİRİ VAR MI ?

deryagmur
15-07-2006, 15:42
Evet ben böyle birisini tanıyorum... Çok yakınımda!.. :rolleyes:

kuzeyyy
15-07-2006, 16:01
tam anlamı ile olmasada bende tanıyorum :)

Che
15-07-2006, 19:06
Evet ben böyle birisini tanıyorum... Çok yakınımda!.. :rolleyes:

ne güzel deryacım. ne mutlu sana...
sevgilerimle...

Che
15-07-2006, 19:07
tam anlamı ile olmasada bende tanıyorum :)

Kuzey canım çok mutluluk verici bir durum.
sevgilerimle...

Nazenin
15-07-2006, 21:44
:) Belkide yanıbaşımızdadır farkında değilizdir, teşekkürler çok güzeldi..

ecitah
15-07-2006, 21:49
canım che böyle birisi var mı ki söyle bakiim :D

Che
15-07-2006, 21:50
canım che böyle birisi var mı ki söyle bakiim :D

haticem belki de vardır.
benim ki sadece bir alıntı...
sevgilerimle...

1kumtanesi
19-07-2006, 17:29
Neden konuşmuyorsun? ”

Kız adamın yüzüne baktı. Cevap vermedi soruya, onun yerine çantasından mavi sigara paketini çıkardı ve beyaz çakmağını. Sinirli bir tavırla bir sigara yaktı, bir nefes aldı.

“ Neden konuşmuyorsun? ”

Hızla bir nefes daha aldı sigaradan, pastanenin beyaz plastik küllüğüne koydu sonra sigarayı. Direk bakmadı suratına adamın bu kez, kah uzaklara kah masanın üstüne, ellerine bakarak ve gözlerini kesinlikle ondan kaçırarak konuşmaya başladı:

“ Ne konuşmamı bekliyorsun ki? ” Sesi gergindi, gözlerinde her an düşmeye hazır gözyaşları... “ Her şey ortada. Ben...” Yine durakladı. Derin bir nefes aldı. “ Ben birini seviyorum, olan bu. Sen de gördün onu, sevilmeyecek biri mi? Yo, hayır. Sevilmeyecek biri olduğunu söyleyemezsin. O çok hoş, çok neşeli... Hem sen neden böyle yapıyorsun, anlamıyorum. Kaç yıl oldu biz tanışalı? Üç? Beş? Neden bu tavır? Hem neden buradayız biz? “

Yeniden sustu. Bu arada gözlerini adama dikmişti. Hüzünlü bakışları vardı adamın. “ Tuhaf, ” dedi kendi kendine “ Hiç böyle görmemiştim onu. ” Sesi her zamanki gibi etkileyiciydi adamın. Tane tane, tok sesiyle konuşmaya başladı:

“ Senin için bir önemi yok muydu? Konuştuk, dertleştik... Hem ben senin beni sevdiğini sanıyordum. Sense koluna bir adamı takmış,,,” Sinirlenmiş, bağıra bağıra konuşmaya başlamıştı. Kızdan tepki gelmeyince biraz sustu, sonra sakin bir sesle devam etti: “ Konuşulduk bir şey yok, evet. Ama öyle sanıyordum. Hayır, sanmıyordum. Emindim bunun böyle olduğuna. Bakamıyorsun bile suratıma. Utanmak değil de ne bu? İhanetin getirdiği mahcupluk... Sen de farkındasın bunun. O gün de gözümün içine baktın bir şey yapmamam için. Şimdi bana her şeyi yeni duyuyormuş, yeni anlıyormuş gibi davranma.”

Konuşurken yine bağırmaya başladığından boğazı kurumuştu. Cam sürahiden musluk suyu olduğunu bildiği halde bir bardağa su boşalttı. İki yudum aldı. Kız hala sessiz. O günü düşünüyor, belli. O gün bir arabadan inmişti kız, kırmızı bir araba yeni alınmış belli. Hoş görünüyordu her zamanki gibi. O da ne? Bir de adam inmişti arabadan, arkadaş, akraba? Adam elini tutmuştu kızın, el ele, gülüşerek gelmişlerdi masaya. Adam uzun boylu, iri yarı,,, Kız küçük, küçücük onun yanında, çocuk. Şakağında aklar var adamın, gözleri çapkın mavi. Nefret etti ondan önce, kızı kandırdığını düşündü, elini tutmasından, konuşmasından, pek beyaz dişlerini göstere göstere gülümsemesinden... Kız da bi hoş bakınca adamdan ona yöneldi nefreti. Beyaz büyük bir zarfta pek süslü olduğunu tahmin ettiği davetiyeleri dağıtmaya başlayınca şaşkınlaştı. Yavaşça masadakilere zarfları dağıtışını izledi kızın, küçük beyaz elleriyle bir zarfı da ona uzattığını gördü. Elini uzatmadı, kız gözlerinin içine baktı bir müddet, masaya koydu zarfı yavaşça. Sonra kız ağlamaya başladı, yavaşça, biraz gözyaşı döktü, kara gözleri kocaman oldu. Herkes “ mutluluktan ” dedi. Adam gülümsedi, adam herkese yemek ısmarladı, adam kızın elini sıkı sıkı tuttu, adam kızı alıp kırmızı arabayla gitti...

Kız bir sigara daha yaktı, iki nefes aldı bu sefer. Yeniden beyaz küllüğe koydu sigarayı, diğeri kül olmuştu çoktan. Sol eliyle adamın sağ elini kavradı, adamın hüzünlü gözleri parladı o vakit ama kız çekti elini. Sigaradan bir nefes daha çekti.

“ Bir işaretin için ne kadar bekledim, biliyor musun? Hep konuşmalarında, bakışlarında bir şey aradım. Beni sevdiğine dair küçük bir işaret, beni istediğine dair... Telefonun başında durup beni aramanı bekledim, şimdi arayacak beni sevdiğini söyleyecek, diyordum kendi kendime... Umutsuz bir durum, değil mi? Sen hep imalı şeyler söyledin, bazen... Bazen öyle şeyler söyledin ki sanki beni kırdığının farkında değildin. O kadar umursamaz duruyordun ki...Kız arkadaşlarını anlattın bana, iyi olduğum zamanlar kıskandırmak için yaptığını düşündüm. Öyle ya beni seviyorsun ya... ”

Sesi titriyordu, boğazına bir şeyler düğümlenmiş, ha ağladı ha ağlayacak... Bir nefes daha aldı sigaradan, adama döndü.

“ Sen ne yaptın peki? Hiçbir şey... Hiçbir şey belli etmedin. Arkadaş toplantılarında soğuk davrandın, sanki benimle hiç konuşmuyormuşsun gibi hatta beni ilk kez orada görüyormuşsun gibi... Şimdi kalkmış “ seni seviyorum “ diyorsun. Yanımda bir adam gördün, davetiyeler... aklın başına şimdi mi geldi? ” İyice sinirlenmiş, bağırarak konuşmaya başlamıştı: “ Konuşulduk bir şey yok , diyorsun. Hayır,konuşulduk çok şey var. Bir sürü söz, bir sürü anı... Benim garanti olduğumu sandın, olay bu. Hep öyle duracağımı, bir köşede seni bekleyeceğimi, her aradığında hoş sohbetler edeceğimi, hep sana güler yüz göstereceğimi... Hem sana mahcup falan değilim ben. Utanmıyorum da. O gün konuşsaydın belki değişirdi bir şeyler... Sen yine susmayı tercih ettin, benim anlamamı... Neden herkesin ortasında “ Seni seviyorum” demedin. Yine bir köşeye çektin beni, hep olduğu gibi. Yine saklanıyorsun, yine her şeyin gizli. Ne bekliyorsun, anlamıyorum. Ne yapayım? Onu bırakıp sana mı koşayım, yıllar sonra iki laf ettin diye... Sen yine imalı laflar et, ben bekleyeyim; öyle mi? Ya da keyfince yaz, gez, konuş... O beni sevdiğini söylüyor herkese, beni koruyor, beni kırmıyor. “

Sustu kız, gözyaşlarıyla ıslanmıştı yüzü, kızarmış. Adam kafasını önüne eğmişti, hiçbir şey söylemedi. Kız çantasını aldı eline, ayağa kalktı. Sakin bir sesle “ Düğüne gel, olur mu? “ dedi ve arkasına bakmadan onlara şaşkın şaşkın bakan kırmızı ceketli garsonun yanından geçerek merdivenlerden indi...

Che
20-07-2006, 08:27
canım çok acıklı bir hikayeydi. paylaşımın için teşekkürler.
sevgilerimle...

angelica
20-07-2006, 09:41
Hersey hafif olabilir ama "Sevmek Agirdir"

Çagin trendleri ve popüler kültür kulaklara söyle fisildiyor; Vakit
iyi geçmeli...

Bu rastgele bir deyim degil. Gençler anlamini gayet iyi biliyor.

Mutluluk, güven içinde yasamak, özlemek...

Hayir bunlar degil !

Mutluluk arayinca mutsuz oluyorsun çünkü...

Güven içinde olmayi isteyince sorumluluklar, yükümlülükler pesi sira
geliyor ve altlarinda eziliyorsun...

Ve özlemek...

Özlemek gündelik hayatin sekteye ugratan bir tür zihin sancisi...

O zaman en iyisi "iyi vakit geçirmek deniyor.

Bu yüzden günümüzün bütün "aska benzer" iliskileri agir darbeler alip
sonunda yere seriliyor.

Çünkü gözü baska bir sey göremeyecek kadar asik degilse insan

Sevgilisiyle degil de,

Arkadaslariyla birlikteyken daha "iyi vakit" geçiriyor.

Arkadasliklarin atmosferi sevgililerinkinden daha ferah....

Arkadasliklar çok daha eglenceli, uzun ve kalici bir iliskiden....

Hatta kimi zaman arkadasligin sosyal erotizmi sevgililigin
mizmizligindan çok daha çekici....

Tek basina ask bayragi açmak, sevgili olmanin essiz güzellikleri övüp
durmak,

Sarkilari siirleri yardima çagirmak bu gündelik gerçegin üstünü
örtemiyor.

Nasil oluyor da, "seni seviyorum" lar bir süre sonra ve iç burkucu
biçimde "beni boguyorsun"a dönüsüveriyor?

Uzun ve acikli bir hikaye..

Ama surasini olsun söylemeliyim;

Sevmek agirdir. Uykulari kaçirir, uyanikligi sarhosluga çevirir...

Oysa modern insan her sey hafif olsun istiyor, sevmek bile !...

Mümkünse sadece sevilmek istiyor.

Ancak ayrilik acisi çökünce, terk edilince, özlem atesiyle yaninca
farkediyor ki,

Seviyormus...

Ancak o zaman farkediyor ki, vakit hiç de iyi geçmiyor !...

Che
20-07-2006, 10:56
Sakın Elimi Bırakma

Ilık rüzgarla gelen bir müzik sesiyle dalıverdim uzaklara; "Aşık olmak günahsa ben bir günahkarım, pişman değilim tanrım…" diyordu yumuşak bir ses… bir sızı saplandı ilk önce kalbime… sensizlik yüreğimi yakıyordu, sana hasrettim… sarı kurumuş yapraklar arasında yürürken rüzgarın yüzüme vurmasıyla kokunu duydum sanki… yalnızdım… mutsuzdum, sen yoktun… ebediyen gitmiştin… Şimdi yanımda olsaydın kollarınla beni sarar, yüzüme dağılan saçlarımı parmaklarınla düzeltirdin.. iki taraftan kulaklarımın arkasına sıkıştırır, "Böyle daha güzel aşkım"derdin… yüzüme düşen saçlarıma tuzlu gözyaşlarım karışıyor şimdi. "Sakın ha ağlama, seni birgün bile ağlarken görmek istemiyorum" derdin bana… şimdi bir yerlerden bakıyorsa gözlerin üzülüyorsundur… ama gözyaşlarıma söz geçiremiyorum sevgilim... Hani biz sonsuza kadar mutlu olacaktık? Hani birbirimizi terketmiyecektik? Neden beni tek başıma bırakıp gittin aşkım.? Kaza haberin geldiğinde inanamadım… evimizden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum… hastanede seni öyle kanların içinde baygın bir şekilde görünce dünya başıma yıkıldı… elini tuttum ve sen gözlerini açtın "Sakın ha! Sakın elimi bırakma" dediğin zaman bile "Gözlerindeki ormanda yağmur yağmasın" dedin… yanaklarımdan süzülen sicim gibi yaşlar yüzüne döküldüğünün farkında bile değildim.. ameliyathanenin kapısına kadar elini hiç bırakmadım ve mecburen elini ayırdılar benden… saatlerce o odada kaldın… çıktığın zaman komadaydın… doktorlar ümitsizce gözlerime bakıyordu… seni odana götürdüler.. neydi, neden o makinaları vücuduna bağlamışlardı.? Sen yaşayacaktın.. beni bırakmayacaktın yemin etmiştin..yavaşça elimi elinin üzerine koydum.. hiç kıpırdamıyordun… günlerce başucunda bekledim… farkında bile değildin… hep uyuyordun… yanında seni beklerken; geçirdiğimiz günler bir film şeridi gibi gözlerimden geçti… beni kızdırmaların, sinirletmelerin ve ondan sonra gönlümü almak için bütün evi ben yokken çiçek bahçesine çevirmen… doğumgünlerimizde birbirimize aldığımız müzik kutuları… hani son doğumgününde sana mavi bir kazak almıştım da hemen giyip mankenlik yapmıştın ya ve ben seninle dalga geçmiştim sen de pastayı alıp yüzüme yapıştırmıştın ve sonra da bütün evi pastayla alt üst etmiştik… ne kadar deliymişiz, ne kadar aşıkmışız… mavi kazağını son gördüğümde kanlar içindeydi.. kaza günü onu giyiyormuşsun meğer… çok sinirlettin beni, nasıl çıkacak şimdi kazaktaki kan lekeleri? Olmadı şimdi, iyileşir iyileşmez kazağını sen yıkayacaksın.. onu sana ben aldım atmak olmaz ki… Hala uyanmadın… bir hafta geçti hiç bir kıpırtı yok…doktorların biri gidiyor biri geliyor.. söyledikleri hiçbirşeyi artık anlamıyorum.. bu arada o yağmurlu gün geldi aklıma.. bisikletlerle yarış yaptığımız o gün.. hani ani bir yağmur başlamıştı da eve zor yetişmiştik.. balkonda durup yağmuru izlerken bir gün bebeğimiz olursa ismini Yağmur koyalım demiştik… bizim yağmurumuz yaz yağmuru olsun demiştik… Ve bir gün daha geçti işte, yanında sen o yatakta hareketsiz yatarken bir gün daha geçti… elim elinde.. ve başım yatağın yanında, kendimden geçmişim.. ve aniden elin elimde kıpırdadı.. aniden kırmızı, şiş gözlerimi sana çevirdim… ve gözlerini açtın… o halinle bile gülümsüyordun bana… dudaklarına küçücük bir öpücük kondururken sessizce gözlerimden yine bilinçsizce tuzlu gözyaşlarım dudaklarına düştü… kızar gibi yine baktın bana… "Tamam" dedim "Ağlamıyacağım…" Gözlerime baktın buğulu… hiç beklemediğim bir anda dudakların kıpırdamaya başladı "Affet beni" dedin, "Birbirimizi terketmiyecektik, hala daha da seni terketmedim ama…." dedin ve gerisini duymak bile istemiyordum, parmaklarımla dudaklarını kapattım, "Konuşma, yorulma, sonra konuşuruz" dedim ama başınla "Şimdi" dercesine işaret ettin… "Şehre inmiştim, yıldönümümüz için beğendiğin tek taşlı pırlanta yüzüğü alacaktım, aldım da… yanında 25 tane gül vardı, arabanın torpido gözünde yüzüğün, koltukta da güllerin vardı" dedin… ve devam ettin "Hayatımda geçirdiğim en güzel yılları seninle paylaştım, gözlerim, kalbim hep yanında olacak, arabadan emanetlerini almayı unutma" dedin bana… gözlerimdeki yaşları artık durduramıyordum… "Bir dahaki sonbahara yürüdüğümüz yolda yanlız yürüyeceksin ve çok güçlü olacaksın, beni affet aşkım seni bensiz bırakıyorum, seni canımdan çok seviyorum, son bir öpücük ver bana" dedin ve bir elim elinde bir elimle alnını okşarken istediğini yaptım dudakların sıcaktı ve aniden makineden ince bir ses geldi, elin elimden kopuverdi…. Gözlerin yavaşca kapandı…. Doktorlar koşup geldiler… öylece orda kalıverdim hareketsiz kaldım, donmuştum, sen yoktun artık… doktorlar seni götürdüler… artık sen yoktun, yanlızdım.. Ve şimdi sensiz geçen ilk sonbahardayım… yürüdüğümüz yolda kurumuş yaprakların arasında tek başınayım. Arabadan bana getirdikleri emanetlerimin biri evde diğeri parmağımda… yüzüğünü yaşadığımı sürece parmağımdan, güllerini yatağımın yanından hiç ayırmayacağım… mavi kazağını yıkadım, temizledim… yastığının üzerinde duruyor.. Hazan mevisimi, hüzün mevsimi… aşk mevisimi.. ayrılık mevsimi… Kulağımda bana söylediğin şarkıyla yürüyorum tek başıma söz verdiğimiz gibi sarı yapraklı yolda....

"SANA RÜYA DIYEMEM, SENDEN UYANAMAM KI
NEREDE OLURSAN OL, SENINLEYIM BEN SANKI
BULUTLU GÜNEŞIMSIN, SEVGILIMSIN BENIMSIN
YAZ YAĞMURUM, KIŞ GÜLÜM, NEŞEMSIN KEDERIMSIN
SENINLE DOLU DÜNYAM, GÜNDÜZÜM GECEM SENSIN
ÖLSEMDE AYRILAMAM, BENLIĞIM RUHUM SENSIN..."

Biliyorum her an her saniye benimlesin, beni izliyorsun. Iyi ki şarkılar var ve şiirler. Sen sözünü tutmadın, beni bırakıp gittin. Belki birgün aşkım... Bu yağmurlar diner ve biz yine birlikte oluruz hiç ayrılmamacasına.

"HER YERDE HATIRAN VAR, HERŞEY SENINLE DOLU
HERŞEYDE SENIN IZIN, BU YOL AŞKININ YOLU
ALAMAZ BIN SEVGILI KALBIMDEKI YERINI
SANKI IÇIMDE AÇAR BU SARMAŞIK GÜLLERI.... "

Iyi ki şarkılar var...

Che
20-07-2006, 10:59
Romantik Sevgili

Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barğıması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.
Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun’du. Mesaj şöyleydi.
-Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et.
Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı.
İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi.
-Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun.
Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa;
-Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor.
Dememi istedi. Masama;
-Bu emeğinin karşılığı değil ama,
diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.

Che
20-07-2006, 11:02
Sevda Uğruna Ölüm

Kadın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş
ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide
ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes
nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü
renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır,kıpır , içindeki çocuk
haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik...
Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış.

Omuzları bir küçük kız çocuğun
şımarıklığını sergilercesine “Bana ne” ifadesinde. Kıpır,kıpır ya
içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum
demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu, sanal dünyanın kapısından
sızıverir içeri sessiz, habersiz.. Hani şu chat canavarı var ya bu
günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında
buluverir kendini.
Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda
kayar gibi “Hooop” havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki
başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş,

esenler de yetmiyormuş gibi.
Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle
barışık ve yaşadığına memnun.

Kahkahası ekrandan yüreklere taşan,
mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta
olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk
oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle.

Oynadıkları oyunun
tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar.
Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının
gelmesini.

Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına
şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet
geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere.

Uyku tutmaz bekleyişlerde
ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden..
Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar.

Birbirlerini gerçekten merak ederler.

Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden
bile sorumlu tutmaya başlar kendini.

Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz.
Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el
üstünde tutarlar anlayacağınız.

Günler, aylar geçer...

Hayaller ekranlara sığmaz olur.

Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak
sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek...
Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete
dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık
bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır.

Bulut adam sorar durmadan ;
-N’olacak şimdi...
Kadın, adam kadar cevapsız...
“Bilmiyorum” der.”Bilmiyorum”
Artık sorgulamalar başlar duyguları ...

”Bu nedir?...Bunun adı ne..?”
Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak..
Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir.
Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese
sevda denen şey olmaz zaten.
İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar.
Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara,
onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca.
Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından
bakmaktadır.
Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin
kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere...
“Beni ignore et*.Ne olur bunu yap.”
Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan
budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği...Ölüm
anıdır bu.Verilen son nefestir sanki..
“Sevdam HAYIR dese” “ Sensiz yapamam dese” diye bekler
nefes almak için.
Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın..
Bunu ikisi de bilirler.
Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan
“Netten çıkıyorum o zaman” “Hoşçakal”
Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları
gezinir kadının
“Hoşçakal”
Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
Ve
KADIN ÖLÜR...

angelica
20-07-2006, 11:12
çok romantik ve çok güzel...

tuar
20-07-2006, 11:13
Güzel Bir Hikaye Idi Sağol
Platonik Başladi Hüzünlü Bitti.
Insan Oğlu Doğumundan Başlayip ölümüne Kadar Hep Bir Arayiş Içinde Bazen Bu Arayiş Içinde Iyiyle Veya Kötüyle Karşilaşiyorsun Kk.bende Bu Arayiş Içinde Buldum

tuar
20-07-2006, 11:27
Che Yazilarinin Hepsi Güzeldi Eline Sağlik
Ben Büyümeyen Romantik Olduğumdan Bu Tür Yazilar Beni çok Etkiler Sağol Severek Okudum.

Che
20-07-2006, 18:52
Soyle bir yaratici beyin cikmadi ki karsimiza :hayir: , hersey siradandi bizde , hatta siradan demek bile az yani , dusunun iste :sm_confused:

Iste boyle bir omur boyu kiskanacaz artik :))))

beğendiğine sevindim canım.
çok haklısın valla.
bakalım aşkım bana nasıl evlenme teklif edecek.
sabırsızlıkla bekliyorum...

MsscooL
20-07-2006, 19:36
Çok hoş bir yazı yine Che'm...umutları yitirip özlemle okumaktan başka çaremiz yok artık bizim.ama inşallah senin gönlüne göre olur herşey:

kamelya73
20-07-2006, 20:09
Harika ve çok romantik.Kim istemez böyle bir teklif ve böyle bir aşk.

Che
20-07-2006, 20:13
Harika ve çok romantik.Kim istemez böyle bir teklif ve böyle bir aşk.

canım en başta ben istiyorum.
beğenmene sevindim.

1kumtanesi
21-07-2006, 11:28
Keşke yazıdaki gibi mutlu ve huzurlu yaşayabilsek.

HanimAga
22-07-2006, 21:07
Che senin siirlerine ve yazilarina hayranim. Bizimle paylastigin icin sana yürekten tesekkürler ediyorum canim.

:hooray: numarasin bu konuda.;)

SEAR
23-07-2006, 12:30
saglıkta ve kötü günde ...birbirimize verdigimiz sözler.keske herzaman onutulmasa.hikayedeki gerçek sevgi budur...okurken cok duygulandım.tesekkür MSS

gulayy
23-07-2006, 13:29
ayy........... dayanamam
çok duygulandım
allah herkese böyle bir sevda nasip etsin
çok güzel bi hikaye:o

emcan01
23-07-2006, 13:54
gerçek sevgi bu işte sevdiğinin elini hiç bırakmamak inşallah bizim kocalarımızda bu amca gibi olur

kuzeyyy
23-07-2006, 13:59
başlıkta yazılmışya söylenecek hersöz kıfayetsiz kalır bence çok duygusal ellerine sağlık mss
sevgiler...

kuzeyyy
23-07-2006, 16:14
içim titredi walla okurken rabbim sevdiklerimizden ayırmasın bizleri ...
ellerine sağlık che

balerina
23-07-2006, 20:56
ya che ya zaten tam 15 gündür göz yaşlarım nefes almak gibi olağan.alev alev yanan yüreğime bir korda sen kattın.ben kaç gündür k k nın sayfalarını açıp kapatıyorum acımı duygularımı toparlayıp yazıya dökemiyorum.dilim tutulduğu gibi yüreğimde tutuldu.hamileliğimin 6 ayında bebeğimi kaybettim üstelikte karnımda ölüsüyle yaklaşık 10 gün dolaşmışım sanki ayrılmak istemeksizin.yazını okuduğumda derin bir nefes aldım göz yaşlarıyla.duygularını yüreğimle paylaştım yüreğinle bir bütün olarak.bende bebeğime senin gibi veda ettim normal doğum sonucunda 20 dakika kucağımda ölüsüyle vedalaştım....................................
hele başlığın beni bitirdi
evet arkadaşım evet
....................................
çok bağırdım
SAKIN ELİMİ BIRAKMA BEBEĞİM
SAKIN BENİ BIRAKMA BEBEĞİM .....................................

PANDORA_AMAZON
23-07-2006, 21:05
Biliyorum her an her saniye benimlesin, beni izliyorsun. Iyi ki şarkılar var ve şiirler. Sen sözünü tutmadın, beni bırakıp gittin. Belki birgün aşkım... Bu yağmurlar diner ve biz yine birlikte oluruz hiç ayrılmamacasına.

"HER YERDE HATIRAN VAR, HERŞEY SENINLE DOLU
HERŞEYDE SENIN IZIN, BU YOL AŞKININ YOLU
ALAMAZ BIN SEVGILI KALBIMDEKI YERINI
SANKI IÇIMDE AÇAR BU SARMAŞIK GÜLLERI.... "

Iyi ki şarkılar var...



nerde benim sigaram nerde benim kahvem ağlayacağım şimdi:dead: :dead: :dead:

Che
23-07-2006, 21:05
ya che ya zaten tam 15 gündür göz yaşlarım nefes almak gibi olağan.alev alev yanan yüreğime bir korda sen kattın.ben kaç gündür k k nın sayfalarını açıp kapatıyorum acımı duygularımı toparlayıp yazıya dökemiyorum.dilim tutulduğu gibi yüreğimde tutuldu.hamileliğimin 6 ayında bebeğimi kaybettim üstelikte karnımda ölüsüyle yaklaşık 10 gün dolaşmışım sanki ayrılmak istemeksizin.yazını okuduğumda derin bir nefes aldım göz yaşlarıyla.duygularını yüreğimle paylaştım yüreğinle bir bütün olarak.bende bebeğime senin gibi veda ettim normal doğum sonucunda 20 dakika kucağımda ölüsüyle vedalaştım....................................
hele başlığın beni bitirdi
evet arkadaşım evet
....................................
çok bağırdım
SAKIN ELİMİ BIRAKMA BEBEĞİM
SAKIN BENİ BIRAKMA BEBEĞİM .....................................

canım öncelikle bebeğinin durumun çok üzüldüm. şimdi yorumunu okuyunca öğrendim. çok üzüldüm hayatım. allah sana sağlık bir bebek nasip etsin.
bu yazı benim beğendiğim yazılardandır. bir alıntıdır. beğenmene memnun oldum. umarım en kısa zamanda atlatırsın. seni üzmek istamezdim canım...
sevgilerimle...

balerina
23-07-2006, 21:15
Canim Be Ben Kendimi Kaptirdim Yaziya.
Yazi çok Güzel.ama Seninle Ilgili Olmamasina Ayrica Sevindim.ya Kusura Bakma Gerçekten Fiziken Iyiyim Ama Ruhen Berbat.zaten Kit Olan Aklim Iyice 0 A Indi.kusura Bakma Tatlim.ama Yazi çok Güzel Susan Yüreğime Işik Oldu.sağol.hepte Var Ol Sağlikla.

emcan01
23-07-2006, 21:57
gece gece bu yazı beni mahvetti çok hüzünlendim birde balerinanın yazdığını görünce dahada kötü oldum balerinacım inanki çok üzüldüm geçmiş olsun canım checim emeğine sağlık

Che
24-07-2006, 07:07
Canim Be Ben Kendimi Kaptirdim Yaziya.
Yazi çok Güzel.ama Seninle Ilgili Olmamasina Ayrica Sevindim.ya Kusura Bakma Gerçekten Fiziken Iyiyim Ama Ruhen Berbat.zaten Kit Olan Aklim Iyice 0 A Indi.kusura Bakma Tatlim.ama Yazi çok Güzel Susan Yüreğime Işik Oldu.sağol.hepte Var Ol Sağlikla.

canım sen de sağol. bir an önce toparlanmanı bekliyorum.
sevgilerimle...

Che
24-07-2006, 07:09
gece gece bu yazı beni mahvetti çok hüzünlendim birde balerinanın yazdığını görünce dahada kötü oldum balerinacım inanki çok üzüldüm geçmiş olsun canım checim emeğine sağlık

canım beğenmene sevindim. canlarım ya kusura bakmayın hepinizi ağlattım. bir daha bu kadar acıklı hikaye göndermeyeceğim.

ask_gulu
24-07-2006, 08:06
Bir kız ve bir delikanlı bir motosikletin üzerinde 180Km hızla gidiyorlar ve aralarında yacute ve thorn'un şöyle bir konuşma geçiyor;

Kız: Lütfen yavaşla, ben korkuyorum.

Delikanlı: Hayır, bak ne kadar eğlenceli

Kız: Lütfen, lütfen, çok korkuyorum.

Delikanlı: Peki, beni sevdiğini söyle

Kız: SENi ÇOK SEViYORUM, lütfen yavaşla

Delikanlı: şimdi de bana sıkıca sarıl Kız delikanlıya sıkıca sarılır.

Delikanlı: Kaskımı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı

Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı;

Motosiklet Kazası, yacute'nin Motosikleti, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2 kişiden sadece biri kurtuldu.

Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti. Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş kendisine son defa sarılmasını istemişti. Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı. İşte gerçek aşkın anlamı da buydu!!!
Bunu kaç kişi yapardı..

deryagmur
24-07-2006, 10:13
Ben yapardım... Ama sadece sevgilim için değil... gerçekten sevdiğim her kişi için yapardım. Annem, kardeşlerim, babam... sevgi fedakarlık ister... Güzel bir hikaye, biliyordum daha önce...

wonderfulgirl84
24-07-2006, 10:21
Of Ya Harikaydi Bayildim Ama çok Içim Burkuldu Hakikaten Kim Yapardiiiiii....
çok Güseldi Ne Bekledim Ne çikti.........

GAMZEEE
24-07-2006, 10:38
ayyyy o ne güzel hikayeydi ööle.işte aşk budur

cimcimebenim
24-07-2006, 10:42
Bunu Ilkkez Arkadaşim Anlatmişti. çok üzülmüştüm Ne Aşk Ama... Yazik Kiza Tabi..

fatosfirat
24-07-2006, 10:43
BENDE ÇOCUKLARIM İÇİN YAPARDIM:rolleyes2:

runya505
24-07-2006, 10:51
seven ne yapmaz ki.
seven insanın, gözüne hiçbirşey gelmez.

BarbunyaPilaki
24-07-2006, 11:56
Gittin… Ben arkandan sadece baktım. Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki… ‘ Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen, karanlığa mahkûm edeceksin günlerimi. O karanlıkta yolumu kaybedeceğim’ diyecektim sana. Konuşamadım…



Gittin. Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım. Öylesine acıdı ki içim, tutup koparlarsa kolumu, bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerinden. Ağlayamadım…



Gittin. Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa. Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle, sadece seninle paylaşmaktı. Anlatamadım…



Gittin… Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden. Ellerim değil miydi her dokunuşunda seni ürperten? Ürperirdin yine biliyordum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini, gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım…



Gittin… Bir yıkım gibiydi gidişin. Sen adım adım uzaklaşırken benden, çöküp kaldı bedenim olduğu yere. Nice terklere dayanan bu yürek bu kez yenilmişti. Bu kadar zayıf değildim ben, kalkmalıydım. Kalkamadım…



Gittin… Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum. Hazırdım gidişine. Kaçak zamanları yaşıyorduk. Zaman bitecek ve sen gidecektin. Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım…



Gittin… Nereye gittiğin önemli değildi. Binlerce kilometre uzakta olsan, iki metre ötemde de fark etmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım. Kurtulamadım…



Gittin… Unutulanların arasına katılmalıydın. Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım…



Gittin… Bir okyanusun ortasında, tek küreği kaybolmuş sandalda dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki sevmekten vazgeçmedim seni, bil ki seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde. Bil ki seni… Unutamadım…

BarbunyaPilaki
24-07-2006, 11:57
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.



Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.



Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.



Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....



Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...



Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.....



Nazım HİKMET

BarbunyaPilaki
24-07-2006, 11:58
Senle başladıgım bu yolculuga yalnız devam ediyorum..
Bazen keşke o durakta inmene izin vermeseydim diyorum.Keşke biras daha yanımda kalsaydın.Biras daha sarılsaydım...
Ama olmadı!Gitmen gerekliydi.Gittinn..
Şimdi bu hayat treninde gecenin karanlığında yalnız basıma yol alıyorum.
Nereye gittiğimi bilmeden...
Nerede ineceğimi bilmeden...
Ve birden aklıma geliyor senle gittiğimiz yerler,keşfettiğim dünyalar,gördüğüm güzellikler,hayat denilen karmaşa..Unuturdum senleyken hayatı,zamanı,herseyi..
Kalbim sende,gözlerim gözlerinde senle keşfedeceğim yeni dünyayı düşünürdüm. Kalbim deli gibi çarpar,sığmazdı içim içime..
Her seferinde bi başka dünya görürdüm sende,senle!!!
Şimdi elimde koskoca bi boşluk,kalbimde açtığın yara ve kulağımda giderken söylediğin,canımı acıtan sözlerin var..
İnerken sen o durakta,beni yalnız bırakırken arkandan bakakaldım öylece. Diyemedim sana \'\'gitme,kal\'\'
Diyemedim iştee..
Şimdi elim kalbimde,kalbiminse bi parçası sende devam ediyorum yolculuğuma.
Nereye gittiğimi bilmeden..
Nerede ineceğimi bilmeden..

BarbunyaPilaki
25-07-2006, 11:19
Git. Defol!



Eskiden az da olsa gecenin bir aydınlığı vardı.. Ama şimdilerde hep gündüz, hep karanlık. Artık güneşim de yok. Gri bi gölgeden ibaretim.. Karşı koyulmaz bi karanlığa mahkum yalnız bir ruh. Kimse umrumda değil. Hiç birşey düşün(e)mez oldum. Bakıyorum ama duyamıyorum. Sabahın 9 unda gün batımını yaşayacak kadar mı umutsuzum? Bu kadar mı kötü durumum? Bu kadar mı derinden etkiledin beni? Bu kadar mı çok sevdim seni? Bu kadar, bu kadar mı yalandın? Söyle! Oysa sana söylemiştim; ‘hayatımda ilksin, ilk kez inanıyorum, güveniyorum ve umut ediyorum' Artık bulunduğum yeri istemiyorum.. Sürekli başa dönüp tekrar gösterilen kısa fimleri yaşıyorum.. Bir öncekinin kahramanı, bir sonrakinde kötü insan… Artık gözlerim daha bir çekik bakıyor benden kalanlara.. Sanırım bu sefer nefretim de benimle.



İçimdeki her şey çok sertleşti.. Beni inkar etti.. ‘Ben sana söylemiştim, o kız da diğerleri gibi, yalan!’ dedi.. O haklı mı çıktı? Sen de mi yalansın? Bunca gün sana birşeyleri anlatmak için çırpınıp durdum oysa.. Seni anlamıyorum. Anlamayacağım. Aklım almıyor. Beynim de.. Nasıl olur ya? Nasıl sonunu bile bile sana aldanırım? Sanki bütün nedenlerim susmuş, bana; ‘ Al işte kaderin, onu iyi tanı’ diyor. Bu sondu. Son(dun). 22 yaşındayım.. içimde şu ana kadar ne varsa, onlarla kalacağım.. Sonu yaşayacağım, sonsuzluğun gölgesinde ve biraz da ötesinde.. İnsan sadece ruhun bedenden çıkmasıyla ölmezmiş, gördüm. Etrafımda binlerce et parçası var. Ruhlar nerde? Neredesin? Bir sen vardın, küçükken rüyalarımda görüp, peşinden koştuğum ama asla yakalayamadığım.. doğruymuş. Hiç yakalayamaycakmışım seni.. Şimdi sadece kendime kızıyorum. Öyle çok kızıyorum ki benden nefret eden insanlar bile bana daha insaflı..



Ben kışı yaşıyorum, donu. Bu kısa bir bahardı beklediğim, umut ettiğim, hayalini kurduğum.. olmadı(n). Neden bu kadar karanlık? Niye hiçbirşey göremiyorum. Herkes nereye gitti? Ya sen, sen niye bıraktın ellerimi? Hani sona kadar birilikte yürüyecektik? Tökezlediğimde elimi sen tutacak, hiç bırakmayacaktın. Noldu? Tutamadın mı sözünü? Zor mu geldi? Mantığa mı sakladın kurduğun cümleleri... sıfatlara, zarflara mı takıldın? Hani kimse umrumuzda değildi? Sadece sen ve ben vardık. Ne oldu?



Sus cevap verme en iyisi. Bendeki seni bırak öyle kalsın. Yalancılığınla bozma onu. Bilmesin senin yalancı olduğunu. Artık olduğum yerde kalmam bile imkansız. Gitmeliyim. İnsanlar benim yanımda yalnız. Ben yalnızım. Şimdi son kez kapıyorum gözlerimi. Kimseyi görmeyecek bu gözler. Gördükleri ile yetinecek. Bu gece bitsin. Sen başla.. Hiç gitme.. Hiç bırakma elimi olur mu? Sus ne olur! Birşey söyleme. Hiç olmazsa uykuya dalıncaya kadar dur yanımda.. Sonra.. Sonra...

arzuM_arzuM
25-07-2006, 11:25
defolsun sen iste yeter zaten şi bitmiş ki defol dion.

kafana tokadan başka bişi takma

VENUS_
25-07-2006, 18:24
Çok güzeldi .. Ama böyle bi sevgi çok zor... hele şu zamanda..:(

tşkler MsscooL paylaştıgın için...

angelica
26-07-2006, 19:49
Ne lüks arabalar ne sporlar...
Sadece bisiklete binmek istiyorum seninle, neşeli çığlıklarını duyarak ha düştük ha düşeceğiz diye...
Ünlü bir şarkıcı olup, herkesin beni dinlemesini değil,taşlı bir kıyıda, ateşin önünde, fısıldamak istiyorum şarkımı sana makamlı makamsız..
Lüks lokantalar, vitrinde yemek gibi geliyor bana.İnan arabesk değil, yarim ekmek kaşar üstü kola paylaşmak
istiyorum seninle...
Tüm kitapları okuyup, yazarlarıyla tartışmak değil, Gece yatağımızda sarmaş dolaş, okuyup tartışmak bir kitabı. Senin fikirlerinle benimkilerle yoğurmak, benimkilerle seninkileri...
Bir sır vereyim sana, insanlar bilmiyorlar ama; ruh sevişir bedenden önce.
Geceler bizim.Ne su yatağı, ne mobilya, yatak odasında aşk ...
Yer yatağı sıcak gelir hep bana, ve çiçek, aldırma odayı oksijensiz bırakır çiçek diyenlere.
Onlarca yastık istiyorum aşk, yatak odamıza rengarenk, aldırma zevksiz olur diyenlere, Zevkli, içten duygu anlatımıysa, herhangi bir konuda; zevksiz bir şey yapamayız...
O kadar yoğunki duygularım sana....
Ne lüks villalar istiyorum onlarca odalı, ne dev malikane, ne yalı Duvarı olsun yeter metrekaresi önemli değil...
Bak bir sır daha sana, Eşlerin mutluluklarını, huzursuzluklarını, karakterlerini,geçmişlerini bir evin duvarı anlatır.
Bomboşsa duvarlar, ruh yoktur ikisinde de... Sadece yetmiş seksen yıl yasayacaklardır zaten.

Bizim, fotoğraflarımız olacak en sevgili anlarımızda çekilmiş,mutlaka gülerken.
Senin bana, benim sana hediyelerimiz olacak asılan, çirkinde olsa kendi elimiz değmiş resimler, Belki alçı kalpler, belki bir senin bir benim boyalı ellerimizle kaplayacağız duvarımızı rengarenk..
En güzel aşk şiirleri sana olacak
Duvarlarımız yalan söylemeyecek, buram buram yaşam sevgisi kokacak...
İnsanlar mutsuzlar sevgili, her şeye açlar ve doyumsuzlar...
Bense, bir tek seni istiyorum, bir tek seni aşk ...
Çünkü, sen benim herşeyimsin aşk, aşkım papatyam....

kuzeyyy
27-07-2006, 09:56
canım çok güzelde bu devirde böylesini bulmak biraz zor veya evlendikten sonra şunumuzda olsaydı bunumuzda olsaydı gibilerinden istekler yani bana göre eskidenmiş iki gönül bir olunca samanlık seyran olur muhabbeti
ellerine sağlık tatlım :)

deryagmur
28-07-2006, 08:48
Canım yaa... Ne güzel bir yazı. Zaten Mutluluğun formülü: Hayattan az beklenti... Teşekkürler hoş bir yazı. ;)

yalnizgul
28-07-2006, 12:26
gercekten dokunaklı bir hikaye.
sevmek boyle bir şey ölesiye sevmek diye buna denir sanırım .

onetimes
28-07-2006, 12:30
ben yapardım ama benim için kaç kişi yapardı acaba diye düşünüyorum..

kuzeyyy
28-07-2006, 12:55
rünyacım "sana bin can feda seven ne yapmaz " şarkısını hatırlattın bana çok severim o parçayı ben... işte gerçek sevgi bu olsa gerek ölümle burun buruna kalmışken o ince çizgide bile sevebilmek müthiş bir şey sevdiklerim için bende yapardım :(

ebrum
28-07-2006, 13:33
gerçekten gönulden seven neler yapmazkı

BarbunyaPilaki
31-07-2006, 11:09
Bıraktım hadi git.Sevmelerim sana değil artık,çocukça buluyorsun ya hislerimi çocukça sevmelerim de yok artık.Hani bırak artık diyordun kendine ilgini yoğunlaştıracak başka şeyler bul diyordun evet buldum.

Bıraktım seni hadi git. Sakın bakma ardına ben bitirdim sana olan sevmelerimi ve sanırım bir özür borçluyum sadece seni sevmek seni önemsemiş olmak adına bir özür. Evet özür dilerim. Seni herşeyin üstünde tuttuğum çok sevdiğim için. Merak etme yaşanmaz bir daha böylesi yaşanamaz da zaten benim gibi bir sevenin yokken. Korkuyordum ya hani bir gün bitecek diye bak artık korkularım da yok çünkü artık benim için sende yoksun. Ne yazik ki bir zalimi sevmek hatasında bulundum, ne yazık ki sevginin ne demek olduğunu bilmeyen bir vefasıza tutulmuş yüreğim. Pişmanlığım gerçek olmayan sevgine inanmış olmak, aldanmış olmak. Üzülmem senin için artık ağlamam ıslansada gözlerim dökmem yaşlarımı senin gibi bir duygusuz için! Değerdin herşeye,herşeyin en güzeline isteseydin verecek çok şeyim vardı sana sevgi adına ama istemedin.

Öyle ise bıraktım seni hadi git.

siLbastan
02-08-2006, 06:51
korkma..........

>"İçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığım bir yer de , yeniden sızlar, ama varsın sızlasın, sızlamadı mı; kocaman sevilmiyor ki... "
>
>Ne yapacağını bilememek ne kadar kötü bir durum… Beyaz bir ışık arıyorsun bazen, görüyorsun.. Siyahın yoğunlu eritiyor ışığı yine kör oluyorsun..
>
>Nerdesin sen şimdi kim bilir? Neler yapıyorsun? Özlüyor musun beni? Biliyor musun ben geceleri hep seninle konuşuyorum uzun uzun.. Seni Seviyorum diye haykırıyorum. Dünya umurumda değil. Takmıyorum, düşünmüyorum hiçbir şeyi.. Sadece seni, sadece seni düşünüyorum ve ağlıyorum!!! Sırf senin yanında olamadığım için ağlıyorum..
>
>Bırakıp gittiğin, tüm kapıları yüzüme kapadığın günden beri aylar geçti.. Aylar geçti ama içimdeki sevgin hiç bitmedi... Beni sevmediğini, önemsemediğini bilmeme rağmen büyüttüm sevgimi. Ama bu gece Vazgeçiyorum Senden.. Ben seninle olmak, seni yaşamak istiyordum.. Tek isteğim buydu.. Ama izin vermedin. Bilmiyorsun ki geç zamanlar vardır.. Ne yapsan affedilmeyecek, ne yapsan boş..
>
>Bazen ne kadar genç olursanız olun yorgun ve yaşlı bakıyorsunuz ve tek bir söz kalıyor geriye Vazgeçmek...! :/
>
>Korkma, seni artık sevmiyorum....

siLbastan
02-08-2006, 06:53
"Beni gör. Senin için başladığım ilk yer burası olabilir.

Varlığımı işaretle. Sana nasıl bakıp nerenle göreceğine dair
bir işaret gönderiyorum. Onun için önce gözlerimin içine bak.
Orada senin için, hem yola dair izler var ve hem de içime dair yollar..."

Beni gör; İçine akmam lazım. Dünyayı seninle birlikte senin
içinden görmem, seninle birlikte yeniden başlayabilmem, içime
ilmeklenmiş bu eskiden emanet masumsuzluk hissini seninle yenmem, yüzümün
kirlerini ellerinle savuşturabilmem lazım. Beni tutarken düşmeden
durabilmen, çelmelerime rağmen bana inanman lazım...

Beni duy; Nefesim eksilmeden sana sesimi duyurmam lazım. Yüzümü
kaç kez izledin şu aynadaki gölge oyunlarında, kaç kez yalanladım
ben geçmişlerimi, kaç kez kucaklayıp öptüm kendimi. Ben her
sensizliğimde sendeleyişimde, çocukluğumun kaldırımlarında, düşmemeye
hevesli denge oyunlarında oynarken buldum kendimi. Kum saati bu
seferlik sözlere kanıp durabilir mi ya da büyüdümse şimdi yıldızları
eteğime düşürebilir miyim ki?

Öylesine garip bir yetişememe duygusu kaplamış ki içimi, ben sokup
atılamadıkça derinlerimden, susturulamamış kaygılara göz
yumdukça, yalnızlığıma yaklaştıkça, gazetelerden harfler kırparak
yaşıyorum sanki günlerimi. El yazım kendimden yorgun, kendime
yabancı...

Ne zaman bu kadar keskin oldu bu sayfanın beyazlığı? Artık
gözlerimde mi yalancı? Yeterince kanatmadım mı kolumdaki çiçek izini?
Karalanmış umutlarla doldurduğum omuzlar buruşturup attığım
hayatlar yetmedi mi?

Üç kere içtim ben bu sudan, hiçbiri senin kadar duru değildi.
Yansıyanıma gülümseyişimden korkup da boz bulanık cümleler kurmasam
belki hala benimleydin... Kim bilebilir ki?

Artık geç mi bilmiyorum? Boğulmaktan da korkmuyorum, dudaklarımı
çatlatıp yine de gülümsüyorum. Güneşim yakın biliyorum.
Korkularımı yeniyorum, gitarımı da kutusuna koydum artık susuyorum...

Dizlerimde tükenmez izleri, adını taşıyorum… Bana geleceğin
günü bekliyorum... İnanması zor biliyorum ama yine de saçlarım esse
senden biliyorum...

Kimseciğim Seni Çok Seviyorum...

Gülden
02-08-2006, 07:52
Dizlerimde tükenmez izleri, adını taşıyorum… Bana geleceğin
günü bekliyorum... İnanması zor biliyorum ama yine de saçlarım esse
senden biliyorum...

Kimseciğim Seni Çok Seviyorum...




çok güseldi sağol paylaşımın için

BarbunyaPilaki
02-08-2006, 08:07
Her şey güzel olacaktı. Sen, ben ve hayatımız... Hayallerimiz ve hedeflerimiz... Seni tanıyıp sevdikten sonra hayatıma dair verdiğim sözler. Hepsi çok güzel olacaktı, sen de olsaydın.
Seni tanımak, bana hayatı tanımak gibi geldi. Seni tanımak ve senin ideallerini hayata taşıma yolunda beraber olmak için söz vermiş ve bu beraberliği, ömür boyu sürdürme kararımızı nikâhla noktalamıştık. 'Daima mutlu olacağız ve bir gün gelip ölüm muvakkaten ayırsa bile, birbirimizi unutmayacağız.' diye nikâh memuruna söz verdik. Önce kilometre taşımdın, şimdi ise hayat arkadaşım.
Henüz üç aydır seninle aynı evi paylaşıyordum. Henüz üç aydır seninle kitap okuyor, çay içiyor ve hayata aynı pencereden bakıyordum. Evet, henüz üç aydır inanç ve ideallerimizi birlikte paylaşıyor ve henüz üç aydır 'yaşıyordum.'
Mutluydun. Bunu biliyor ve görüyordum. Senin mutluluğun beni de mutlu ediyordu. Seninle sevginin tılsımını çözmüştük. Evet ebedî bir sevginin kaynağının 'birbirine bakmak' değil, 'birlikte aynı yöne bakmak' olduğunu anlıyorduk... Senin baştan beri kalıcı güzelliklere olan bağlılığındı seni bana sevdiren. Allah'ın kalblerimize koyduğu muhabbetullah hissi ve oradan yayılan varlık sevgisi etrafa dalga dalga yayılıyordu. Gece ve gündüzümüz hep o sevgiyle aydınlanıyordu sanki. Huzurluyduk. Ve yuvamızın huzur kaynağı belki de senin geceleri sessizce yaptığın o dualardı. Tâ ki o geceye kadar.
17 Ağustos günü seninle alışverişe çıkmış, epey yürüdükten sonra dönüşte annenlere uğramıştık. Onların dualarını almıştık 'iki dünya mutluluğu' adına. Bulaşıcı bir yanı vardı mutluluğun, bizi görenler de neredeyse bizim kadar mutlu oluyorlardı. Eve geç dönmüştük. Yorgun olmamıza rağmen uyumaya pek niyetimiz yoktu. Sen birer kahve yaptın ve uzun uzun sohbet ettik. Önümüzdeki günler hakkında, hedeflerimiz adına, niyetlerimiz adına konuştuk. Etrafımızdaki insanlara daha çok nasıl faydamız olur, bildiklerimizi nasıl daha çok anlatabilir, bilmediklerimizi nasıl daha iyi anlayabiliriz diye, eserleri nasıl okumalıyız diye, düşündük. O gece bir kez daha inandım senin gönül dünyandaki güzelliklere ve bilmenin sevginin başlangıcı olduğuna.
Saate bakmıştım bir an, üçe geliyordu. "Artık uyumalıyız." diye düşündüm. Sen her gün biraz okuduğun baş ucu kitabından birkaç sayfa okumak istedin. Ben ise tam sana iyi geceler dilemiştim. İşte o an. Ömrümde ilk defa duyduğum o uğultu koptu. Hiç bilmediğim bu uğultu, korkunç bir sallantıya dönüştü. Bu neydi Allah'ım. Sehpanın üzerindeki bardağı bile anında yere fırlatan bu sarsıntı neydi? Evet, Allah'ın Celâl isminin bir tecellisi olan bu sarsıntıyı kabullenmek gerekiyordu, bu bir zelzeleydi. Gözlerindeki mânânın adı ise acziyetten gelen şaşkınlıktı. Hemen elinden tuttum, ayağa kalkıp kapının eşiğine gittik; ama boşunaydı gayretlerimiz. Sallantı toz bulutu haline gelmişti. Biz dışarı çıkamadan tavan üzerimize çökmüştü. Ben senin üzerine düştüm, portmanto ise benim üzerime. Ve sen acı çekiyordun. Çünkü kırılan camlar bacağına batıyor, üstüne üstlük ben de hareket edemiyor ve sana acı veriyordum. Sen o kadar ince ruhluydun ki, beni üzmemek için, kendi acını unutup bana hissettirmemeye çalışıyordun.
On sekiz saat bizi fark etmelerini, feryadımızı duymalarını bekledik. On sekiz saat birbirimizin ellerini tutup birbirimize teselli verdik. O durumda iken bir aralık bana 'Eğer ölürsem, seni orada bekleyeceğim.' dedin. Ve on sekiz saat, kim bilir belki de on sekiz ölümü bekledin.
Aradan dört gün geçmişti. Şehir o şehir değildi. İzmit bambaşka bir mekân olmuştu. Ben felâketi biraz olsun atlatmıştım. Senin durumun ise kötüydü. Doktor, bacağının kesileceğini söyledi. Bunu duyar duymaz ikinci bir zelzele ile dünya başıma yıkıldı sandım. Ama sen hâlâ gülümsüyordun. Sen nasıl bir insandın? Ne dünyaya ne de dünyalığa önem veriyordun. Senin için maddenin ve kaybedecek olduğun bir bacağın hiç önemi yok muydu? Hattâ hayatta kalmanın bile.
Sekizinci gündü. Bir kibrit kutusu gibi yıkılan evler, evlerin altında kalan canlar, ümitler... Çığlıklar, 'Sesimi duyan var mı?'lar... İsyanlar, sabırlar. Nice hikâyeler, mucizeler ve gönüllerde derin bir fay hattı. Şehirde keskin bir ceset kokusu ve insanlarda büyük bir hüzün hâkim. Boş arsalar kireçlenmiş toplu mezarlarla dolu. Evini, annesini, kendisini kaybetmiş insanlar. İnsanların dilinde tek kelime: Deprem.
Fakat sadece bacağın gidecek derken, sen birlikte olacağımız ebedî âleme gittin, geride dolu dolu yaşanmış üç ay ve ideallerini yaşatma azmi kaldı. Elimde, senin en çok sevdiğin çiçek, naif bir kırmızı gülle mezarının başındayım. Artık sen yoksun yanımda, ne de gönül pınarının heyecanları. Sen gittin, geride hüzün, geride ben, gâye-i hayâllerimiz. Şimdi omzumu sıvazlayan yakınlarım, 'Bırakma kendini. Unutur, yeni bir yuvayla yine mutlu olursun.' diyorlar. Aslâ!.. Sen bana o zor dakikalarda ne demiştin? Biz seninle " ötelere" sevdalandık.
Şimdi mezarının başında seninleyim. Bu bize yeter.
Ey benim ötelerdeki eşim ve eş ruhum, bana 'unutursun' diyenlere sadece acı bir tebessümle bakıyorum. Biz seninle sürekli "öteleri" aradık. Sen buldun aradığını. Ben ise yoldayım hâlâ.
İmtihanın bu en zor anında sabır diliyorum Rabb'imden. Ne olur, seni sevdiğimi, her an dua ettiğimi ve sana kavuşacağım günü şafak sayar gibi beklediğimi bil.
Vekillerin En Güzeli'ne emanet ol...

* 1999 Marmara Depremi'nde yaşanmıştır.

BarbunyaPilaki
02-08-2006, 08:09
Tamamen Gerçek Hayattan Alıntı Bu Aşk Hikayesini Okurken Çok
Duygulanacak
Hüzünlenecek ve Bu Hikaye'nin Etkisinde Kalacak ve Bu Etkiyi
Üzerinizden Bir
Kaç Gün Boyunca Atamayacaksınız. Hiyakenin Konusu Bir Gençin Sonu
Ölümle
Biten Çocukluk Sevdasını Anlatıyor...

BIZIMKISI BIR ASK HIKAYESI

Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları
yazarken
gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana
göre
değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman
hep
ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak
istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen
yazılı
satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış
diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak
babamın
tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy
okulunda
okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam
okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa
verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya
oturmak
istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya
oturdum.Hayatımı
adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi
Altınay
idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi
gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım
notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik
yaşımda
ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe
onsuz
tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o
bize
geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha
o
yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada
bitirdik.Hep
onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize
rica
ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı
sıraya
oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık.
Yine
aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki
onsuz
hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha
çok
seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü
ortaokul
yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye
geçtiğimiz
sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı
evde
kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah'ım o karar bize
iletildiğinde
dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı
duyguları o
da paylaşıyordu ve bunu fark eden ailelerimiz okul bittiğinde
evlendirelim
diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah'a şirk koşar
gibi
günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha
bırakma
demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne !
eğmiş,gülümsemiş ve
elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor
okuldan
çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir
elleri
terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her
yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek
gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya
cennet
gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi
de
bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç
kırığımız
yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir
cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir
çakıl
yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun
benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol
oynayacağını
bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için.
Eli
yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört
adım
atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de
geride
kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin
altında
kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim
üzerine
kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o
görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi
çırpınıyordu.Suratına
bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi
gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir
şeyler
demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler
demeye
çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir
taş
suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit
büyüklüğünde
bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan
yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım
başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize
damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye
yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse
arabaya
almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni
seviyorum,beni
bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir
çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme
döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.
Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni
sevemez
korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde
kalan
bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben
yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi
bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız
olun
ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...

BarbunyaPilaki
02-08-2006, 08:12
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden
çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf
ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz,bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için yada tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek
eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam: "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı.. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika
bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde
kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu
fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu
neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."

"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor" dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl
Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten
hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla
kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

Zepp
02-08-2006, 08:23
KARSILIKSIZ SEVGI

Bu, Vietnam'da savasan ve sonunda
evine
dönecek olan
John adinda bir
askerin hikayesidir.
John evine gitmeden önce, San
Francisco'da
bulunan
anne babasina
telefon
acti.


" Sevgili anne ve babacigim, sonunda
eve
geliyorum ama
birsey sormak
istiyorum. Bir arkadasimi da beraber eve
getirebilir miyim?
- "Tabii ki " diye cevapladilar.
"Onunla
tanismaktan
mutluluk
duyariz".
- "Ama bilmeniz gereken birsey var"
diye John
devam
etti,"o savasta
agir
yaralandi. Kara mayinina basti ve kolu
ile bacagini
kaybetti. Baska
gidecek
hicbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve
bizimle
yasamasini
istiyorum".
- "Bunu duyduguma cok üzüldüm oglum,
belki
kalacak
baska bir yer
bulmasi
icin ona yardimci olabiliriz"
- "O hayir, onun bizimle yasamasini
istiyorum." >
- "Oglum," dedi babasi, "sen ne
istediginin farkinda
degilsin. Böyle
büyük
bir sorunu olan birisi bizi cok rahatsiz
eder.Bizim
kendi
hayatimiz var
ve
böyle farkliliga izin veremeyiz. Bence
sen eve
gelmeli ve bu
cocugu unutmalisin. O kendi yasamini devam
ettirmenin bir
yolunu
bulacaktir."

O andan sonra, John telefonu
kapatti. Anne
ve babasi
ondan baska
bir
söz
duymadilar...
Birkac gün sonra, San Francisco
polisinden
bir telefon
geldi.
Ogullarinin
bir binadan düserek öldügünü söylediler.

Polise göre intihardi. Anne ve baba
telasla
ucaga
binerek
ogullarinin
teshisini yapmak icin San Francisco'daki
teshis
morguna
gittiler.John'u teshis etmislerdi. Ama gözleri
fal tasi gibi
acilarak...
Bilmedikleri bir seyi fark ettiler.
John'un
bir
bacagi ve bir kolu
yoktu...

Bu hikayede ki anne ve baba
bircogumuza
benzer.Etrafimizda iyi
görünen
ve
neseli insanlari sevmek bize kolay
gelir, ama bize
rahatsizlik veren özellikle bizim kadar
saglikli olmayan, bizim
kadar güzel olmayan ve
bizim
kadar zeki olmayan insanlardan uzak
durmayi tercih
ederiz.
Cok sükür ki bizi
Karsiliksiz sevmeyi
basaran
birisi
sonsuza
kadar ailemizdendir ne kadar cirkin ne
kadar fakir
ne kadar
engelli
olursak
olalim. Bu gün yatmadan önce Tanriya
biraz daha dua
ederek
insanlari olduklari gibi kabul etmemizi
saglamasini isteyelim
ve
ne kadar farkli olurlarsa olsunlar onlara karsi
daha anlayisli
olabilmeyi
isteyelim. Arkadaslar cok nadir bulunan
cevherlerdir.

Onlar sizi güldürür ve basarmaniz
icin
destekler.
Bazen tek kelime
bazen
bir cümle paylasirlar ama her zaman
kalbinizi ona
acmanizi
beklerler.

melisanur
02-08-2006, 08:28
süper yaa ağladım resmen:(

kuzum
02-08-2006, 08:38
Büyük bir aşk ve ne üzücü bir son... Allah kimseye vermesin.

forest
02-08-2006, 10:51
SANA ne zaman tutuldugumu hatirlamiyorum, uzerinden cok zaman gecti...
Ama
eminim, ilk tanistigimiz gunlere denk geliyordur.. Cunku sen zaman
icinde
sevileceklerden degilsin, hani uzun uzadiya dusunulup olculup
tartilacaklardan
Zaten boylesine ask da denmez............. Ask dedigin ilk goruste
gelir
yerlesir insanin yuregine
O gun bugundur hic eksilmedi, hic eskimedi yuregimdeki yerin. Sana
her
seferinde ilk gunun heyecaniyla dokundum, hep ayni tadi
aldim.................... ask icin soylenenleri yalanlarcasina

Neydi beni sana baglayan? Seninle gecen dakikalarin verdigi haz mi?
Ah
evet.. insana "hic bitmese" dedirten o dakikalar.... Yoksa sende
insani
kendine esir eden birseyler mi var? Sigara gibi, alkol gibi.....

Zaman zaman vazgecmeye calistim senden. Insan tutkularindan kurtulmak
ister nedense, suclu hisseder kendini, korkar.... Benimki de oyle
birsey
iste...... Ama hep kisa surdu ayriliklarimiz. Ayrilik sonrasi
bulusmalarimizsa daha da coskuluydu ozlemin etkisiyle......

Dusundum de, seninle hic kotu anim yok....... Oysa uzun
beraberliklerde
kacinilmazdir, insanin agladigi, kizdigi, uzuldugu de olur.........
Ama
yok iste....

Yanliz sen son yillarda cok degistin. Daha mutevaziydin eskiden,
giyiminle
kusaminla... Sen de haklisin, zamana uymak lazim....... Ben senin her
halini seviyorum. Hem biliyorum ozunde aynisin.

"Her halini seviyorum" dedim, seviyorum elbet ama senin o teninin
iyice
yanik oldugu zamanlar var ya..... Hani neredeyse siyaha yakin.....
Iste
o
haline hic dayanamiyorum......

Hangi saatte, nerede aklima dusecegin hic belli degil. Uykuda,
sokakta..... Biliyorsun olur olmaz saatlerde arayip buluyorum
seni....

Isin garip yani ne biliyor musun? Senin icin yanip tutusurken
baskalarinin
da ayni duygular icinde oldugunu biliyorum, hatta sana dokunduklarini
da... Ve bu beni hic rahatsiz etmiyor. Seni paylasabiliyorum yani.
Kizamiyorum onlara, biliyorum cunku.... Sana karsi koymak mumkun
degil....
Senin de gonlun epey genis, hepimize yetecek yer var gibi
gorunuyor...

Aslinda ilk gunden beri biliyorum.... Benimki tek tarafli bir
ask.....
Evet her cagirdigimda kosup geldin, beni hep mutlu ettin, ama bir kez
bile
beni sevdigini dile getirmedin...... Sen sevmek icin degil sevilmek
icin
yaratilmissin. Bunu daha o gunlerde anladim ve seni karsilik
beklemeden
sevdim......

Iste boyle esmer sevgilim. Seni omrumun sonuna kadar
sevecegim........
Lakin ayrilmamiz lazim, en azindan biraz daha az gorusmeliyiz. Gerci
demin
de soyledigim gibi, kac kez denediysem basarili olamadim, ama tekrar
denemek zorundayim....




Cunku cok sismanlatiyorsun be CIKOLATA !!!!!!!!!!!!

gulayy
02-08-2006, 12:58
inanamıyorum sonuca bak ne umdum ne çıktı
amaaaaaaaaaaaaa
çikolatayı süper anlatmışsın canımçekti
çok güzel paylaşımına teşekkürler
çok güldüm
bu arada ben bi çikolata alıp geleyim:Roflol:

emcan01
02-08-2006, 13:19
bu yazıyı okurken çukulata yiyordum

emeğine sağlık canım

saliha54
03-08-2006, 12:06
SEVGİLİSİNİN DUYGUSUZ OLDUĞUNDAN YAKINANLARA BİR HİKAYE


Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti.


Yanmanın nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz bugün


yapacaklarının aklına gelmesiydi.


Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti.


Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı.


Bitmeli dedi içinden,her gün bu tatsız uyanış bitmeli.’


Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden sekile giriyordu.


Süratle giyinerek dışarı çıktı.


Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, simdi de bekletmemeliydi.


İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yasıyordu.


Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; ’Bulutlar bizim

yasayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...’




BULUSMA VAKTI...


Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra

karsıdan kız arkadaşının geldiğini gördü.




Simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk

sırasında hiç konuşmadılar.




Genç kız,sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti.


Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını...


Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de
oturdular.




Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini.





’Bana bir şey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu. Genç ad*** gözlerini

kaçırarak ’Evet’ dedi.




Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek ’Söylesene, ne diye

bekliyorsun’ dedi.




Genç adam içini çektikten sonra ’Sence biz nereye kadar gideceğiz?’

diye sordu.




Genç kız, ’Bunu sorma gereğini niye duydun?’ diye yanıt verdi.


Genç adam söze başladı...


’’Birkaç ay önce aksam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için

yazdığım şiiri okumak istemiştim.




Sen bana ’Sırası mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demiştin.

Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi




hissettim kendimi.


Özür dileyip telefonu kapatmıştım.


Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin.


Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen

de gelmiş, Meralin ’Sen şanslısın, sevgilin sana bakar’ sözüne ’İşim

yok da sana mi bakacağım, annen baksın’ demiştin.




Hatırladın mı?’’


DUYGUSALLIGI SEVMEM...


Genç kız, ’Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum.


Hem hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez’ diye


yanıtladı. Genç adam güldü, ’Evet canim haklisin.


Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakici, hemşire

falan olamazsın.




’ Genç adam devam etti...


’Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel

sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç...




Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.


Duygusallığı sevmeyebilirsin.


Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun.


Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi

seviyorum.




Seni tanıdığımdan beri her sabah, her aks*** her gece yani seni andığım

her saat tatlı bir mesajım vardı senin için




biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.


’ Genç kız anlamıştı, ’Yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı?


’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden.


Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü.

’Hayır’ dedi, ’Sair olmanı istemiyorum.




Olamazsın da...


BIZ AYRILMALIYIZ.


Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.’ Genç kız şaşırmıştı,

’Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.’

Genç adam iç çekerek ’Hayır canim, sen beni sevdiğini sanıyorsun.




Eğer beni sevseydin simdi başka şeyler konuşuyor olurduk’ dedi.


Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili

uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek




’Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...’ dedi.





Genç adam ’Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve

uzun zaman da olacağını sanmıyorum’ yanıtını verdi.




Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada Artık iki

yabancıydılar.




Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, ’Kalkalım istersen’

dedi.




Genç adam ’Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen

kalkabilirsin’ diye yanıtladı.




Genç kız ’Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’ diyerek elini uzattı.

Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç ad***




’İstersen arkadaş kalabiliriz’ dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar.





’BEN DOGRU YAPTIM..."


Genç adam doğru yaptığına inanıyordu.


Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi.


Odasına girdi.


Gece bitmek bilmiyordu.


Sabah erken kalkıp ise gidecekti, uyumalıydı.


Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı.


Sabah 7’de saatin ziliyle uyandı.


Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama

vardı.




Yorgun olduğu için Duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj

sevgilisindendi. Heyecanla mesajı




açtı, şunlar yazıyordu:


SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,


HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,


BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,


BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,


SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM,


BIR TEK SENI SEVDIM,


VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM,


ELVEDA BIRTANEM...


Genç adam şaşırmıştı.


Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın

besinde yazmıştı.




Heyecanla onu aradı, telefonu Yabancı bir ses açtı.


Genç adam ’’Nalan’ la görüşebilir miyim?’’Dedi.


Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de...


’Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti.


Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu.


Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini

asmıştı....’




YIGILIP KALDI...


Genç adam beyninden vurulmuşa döndü.


Bir gün önceki mide ağrısının İki katini çekiyordu simdi.


Olduğu yerde yığılıp kaldı...


Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede.


Doktorlardan biri diğerine karsıdaki hastanın durumunu soruyordu.

Doktor yanıt verdi...’Haaa o mu? Üç ay önce




getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş.


O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış.


Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor.


Geçenlerde merak ettim.


O uyurken gönderdiği numarayı aradım.


Numara 3 ay önce iptal edilmiş.


Gelen mesajlarda bir şiir var.


Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladığım Kadarıyla


şiiri yazan çok duygusal biriymiş...


"ÇEVRENIZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSETTİĞİ YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜN DEN O KADAR

EMİN OLMAYIN, BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE

HERSEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR..."

Krdi
03-08-2006, 13:07
Bence bu kadar seven birisi mutlaka sevdiğini belli ederdi. Mühim olan içimizde hissediğimiz değil gösterdiklerimizdir. Gösterilmemiş her sevgi, söylenmemiş güzel söz, her ilişki -sadece aşk değil aile ilişkisi bile- ilgisiz kaldığı sürece bitmeye mahkumdur.

Elif
04-08-2006, 17:20
Hani derler ya melekleri kiskandiracak bir ask iste o aski bende yasadim.Onunla ilk tanistigimda 19 yasindaydi yüzünün güzeligi kalbine vurmustu,hastanede ziyaretcisi oldugunu saniyordum, cünkü her gelisinde biraz daha hayat dolu oluyordu hayatla alay edercesine güldünü fark etmemek imkansizdi .Insana inanilmaz bir huzur veren gözleri ve gülüsü vardi ,dünyanin bütün kötülüklerinden uzak adeta masalar diyarindan gelmis bir prenses misali. Onu her görüsümde icim icime sigmiyordu, bir doktor arkadasima söz ettim onda ,"sen bizim gülü yi diyorsun evet cok tatli bir kiz ve gercekten tertemiz bir kalbi var , yasamayi en cok hak eden insanlardan biri " deyince arkadasim sasirdim nasil yani yasamayi en cok hak edenlerden biri " o kiz cok hasta fazla bi ömrü kalmadi " bu sözler karsisinda sok oldum allahim nasil olur böyle bisi diye düsündüm sanki benim canimdan bir parca koptu o anda. Aradan aylar gecti tanismamizda hastanede olmustu arkadasim tanistirdi ,bana kalsa cesaret edemezdim ama oldu iste, birbirimize cok baglanmistik bir animin bile onunsuz gecmesini istemiyordum , hastaligindan bahs etti kalp ve beyindamarlari aniden tikaniyormus ve birdaha olursa öleceyini söyledi ama benim icin hic önemi yoktu ve hic duymamais gibi yaptim cünkü onsuz gecen zamani hic yasamamis sayordum. Evlendik allahim bir gelinlik insana bu kadarmi yakisir . Sahil kenarindan bir ev tutuk her sabah gülücüklerle uyaniyordu hic bir gün bile yüzünü astini görmedim. Balkona cikip rüzgara karsi duruyordu dimdik ayakta beraber günesin dogusunu seyrediyorduk her esisimde rüzgarin kokusunun icime doldunu bilmek her uyanisimda yasadigini bilmek huzurveriyordu bana her gün biraz daha asik oluyordum . Bir gün eve geldigimde yoktu bulamayinca cok korktum masanin üzerine biraktigi notu rüzgar ucurmustu ,deye döndüm heryerde onu aradim sahilde heryerde sonra bir telefon geldi .Nerdesin sen evde yoksun deyince icim rahatladi kosarak eve gittim , bana bi süprizi vardi, canimdan cok sevdigim askim bana bir cocuk verecekti hamileydi, o kadar mutluydumki bunun bozulacagindan korkuyordum ardan yedi ay gecti bebek sekiz aylik olmustu. Sahilde yürüyorduk hava serindi üsümesin diye evden hirkasini alamya gitim geldigimde gözlerimin önünde yere düstü yanina kostum .Acil bir ambulans cagirip hastaneye gitik erken doum olmasi gerekiyormus acilen cocugu kurtara bilmek icin ,karim bitkisel hayata girmis acil ameliyata alindi bende girdim cocugum elime dogdu sezeryanla sevinemedim canimin bi yarisi öyle yatiyordu hic bir tepki vermeden .Ikinci ameliyata girmemem ne kadar karsi ciksalarda girdim karimi sevdigim insani kendi elerimle ameliyat ettim ilk defa elimin titremesinden bu kadar korktum saatlerce yalvardim neolur birakma beni diye Allah ' a sükür bitkisel hayatan cikmisti , hic bir ameliyat bukadar zor gelmemisti bana , bir kizimiz olmustu. Basinda bekledim gecelerce heran kötülese bilridi durumu sonra aniden gözünü acti bebegini görmek istedi camdan gördü ismi elveda olsun dedi. Hersey yolundayken ücüngün aniden hayati funktionlari durdu cocugunu birkere bile kucagina alamadi.Ilk defa bu kadar cagresiz hisetim kendimi onca hastaya can veren yardim eden bu eller cagresizce baka kaldi denedim kalp masaji yaptim ama olmadi. Hastaneyi aga kaldirmisim haberim olmadi hic zor ayirmislar yanindan uyutmuslar. Sonkez görmeme bile izin vermediler acisini yasamama sonkez sarilip aglamama. Kaybedeceyim kadar sevdim... ve kaybetim

orea
08-08-2006, 10:36
Sizler birbirinizin aynasısınız. Neyi yansıtmayı yeğlersiniz? Şimdi siz
birbirinizin sorunlarını yansıttığınız için, kısıtlı ve sınırlı olduğunuz
fikrini alabildiğine güçlendiriyorsunuz. Birbirinizin yüzüne bakıp kendi
yüzünüzü görüyorsunuz. Kendinizi gördüğünüz yer orası. Eğer içsel bir uyuma
yönelir ve dışarıya farklı bir çehre, ışıklı bir yüz yayınlarsanız, o
gerçekten farklı bir çehre olur! Eğer bu farklı çehreyi yayınlamaya
başlayabilirseniz, o zaman gelip size bakanlar umutla dolacaklar-kendi nihai
kurtuluşlarının umuduyla. Eğer hizmet etmek istiyorsanız, o zaman kendi
aynanızı temizleyin ki başkaları orada kendi ilahi benliklerinden gayrı bir
şey görmesinler. Eğer gerçekten yardım etmek istiyorsanız, konuşmayı bırakın,
düşünmeyi bırakın ve sevmeye başlayın. Çünkü korkulacak hiçbir şey
bulunmadığını görmenizi sağlayacak olan, koşulsuz sevmenin gücüdür.

Bartholomew

kuzum
16-08-2006, 14:33
Yaşadığım her yerdesin sen..Ahh bir bilsen..Dünya bildi sen bilmedin be eşsiz sevdalım..

Çok güzel.Yüreğine sağlık

graf
18-08-2006, 10:26
Öyle bir hayat yaşıyorum ki ,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki " söz ver kendine "
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundandı
Anladım...

Nietzsche

Exorcist
18-08-2006, 20:49
SEVGIYI YASAYANLAR

Bir gün sormuslar ermislerden birine:
"Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yasayanlar arasinda ne fark vardir?"
"Bakin göstereyim" demis, ermis. Önce sevgiyi dillerinden gönüllerine indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuş yerlerine. Derken tabaklar içinde Sıcak çorbalar ve arkasından da derviş kasıkları getirmiş hepsi 1 metre boyunda...
Ermis "bu kasıkların ucundan tutup öyle içeceksiniz çorbanızı" diye bir şart koymuş. ´Peki demisler´ ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine ´Simdi´ demis ermis; ´Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.´
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmişler oturmuş sofraya bu defa. ´Buyurun´ deyince, her biri uzun boylu kasığını çorbaya daldırıp, sonra karsısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.
Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. ´İste´ demis ermis; ´Kim bu hayat sofrasında Yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünürde doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz ve sunu da unutmayın, hayat pazarında alan degil, veren kazançtadır daima.´

samyeli34
19-08-2006, 07:16
canım bu sevgı bambaşka bır sevgı ellerıne saglık arkadasım

Elif
23-08-2006, 12:42
Batman seyahatim esnasında ziyaret ettiğim arkadaşım Marziye’nin anlattığı trajik bir olay, Türk filmlerinin yaşanmışı türündendi. Bu kadar çarpıcı bir hikayeyi yazmadan geçemedim


Mert ve Songül. Birbirini seven ve evlenmek isteyen Batmanlı iki genç. Mert’in ailesi bu evliliğe karşı çıkar ve onay vermez. Sevdiği kızla evlenmek uğruna evi terk eden genç, evlilik parası için böbreğinin birisini 30 milyara (30 bin YTL) satışa çıkarır. Satış ilanını büyük bir gazeteye verir


Arkadaşım Marziye’nin erkek kardeşi yıllardır Almanya’da çalışmakta, orada yaşamaktadır. Her iki böbreğini de kaybettiği için dört yıl boyunca diyaliz makinesine girerek yaşamını devam ettirmektedir. Bu arada parayla almak için de böbrek aramaktadırlar. Tam da gazetedeki ilanı görürler ve satıcı genç Mert’le irtibat kurarlar. Mert Batman’da, böbrek nakli yapılacak kişi de Almanya’dadır.


Böbrek nakli için Mert’i Almanya’ya gönderirler. Ancak ne var ki, Almanya’da bu işlerin prosedürü uzundur. Testler, tahliller derken neredeyse bir yıl orada kalır Mert. Sonunda işlemler tamamlanır, böbrek nakli yapılır. Vücut böbreği kabul etmiştir. Fakat nakil ameliyatı esnasında yapılan bir ilaç hatasından dolayı arkadaşımın kardeşi iki gözünü birden kaybeder. Geriye dönüş yoktur, gözlerin açılması mümkün değildir, bir daha hiç göremeyecektir.


İki gözünü birden kaybeden Abdullah kader mahkumudur artık. Tanıdığım bir kişi olduğu için iki kez üzülmüş oldum sevgili Abdullah’ın bu yaşadıklarına. Tazminat davası açmış ama iki göz birden gittikten sonra neye yarar ki…


Şimdi gelelim böbreğini satan gence. Artık tek böbrekledir. Sevdiği kıza kavuşacak, aşkını doya doya yaşayacaktır. Ferhat’ın dağları delmesinden daha az bir azim değil hani onunki de. Sattığı böbreğin parasını alıp sevdiği kızla evlenmek üzere Türkiye’ye döner. Ne var ki vefasız sevgili, ondan ayrı olduğu süre içerisinde başka birisini bulmuş ve evlenmiştir.


Eh şimdi bu genç kaybettiği aşkına mı yansın, o aşkına kavuşabilmek için sattığı böbreğine mi?


Dönüp de karşılaştığı durum ona çok acı çektirmiş anlatıldığına göre. Şimdilerde acısıyla baş başa yaşantısını sürdürüyormuş.


Bazen ailelerin çocuklarına sahip çıkmamaları böylesi trajik hikayeler yaratıyor maalesef. Kim bilir, ailesi zamanında dışlamayıp da bu gence sahip çıksaydı, hikaye bu kadar trajik olmayabilirdi.


Duygu Sucuka
19/06/2006 :kaynak:kadinvizyon.com

emcan01
26-08-2006, 23:12
kız kalleş çıkmış benim için sevdiğim canını feda edecek 1 sene değil ölene dek beklerim

emcan01
27-08-2006, 14:51
gerçekten çok üzüldüm rabbim sevenleri birbirinden ayırmasın

Zepp
27-08-2006, 20:20
SENİ SEVİYORUM çünkü bir şeyin yarısı sensin yarısı da ben. Birbirimizi tamamlıyoruz. Sen olmazsan yarımım ben. Biliyorum sende öylesin. Bu bütünü bozmamalıyız o zaman! Sonsuza dek.
Öyle tatlı bir sohbetin var ki seni dinlerken kendimden geçiyorum. Keşke hiç susmasan diyorum. Konuş bebeğim. Sözlerin sadece kulaklarıma değil ruhuma da hitap ediyor. Ne zaman biri sevgiden aşktan söz etse bizi düşünüyorum ve kalbim deli gibi çarpmaya başlıyor. Başkasının söylediği sözler önemini yitiriyor. Çünkü sevgi aşk kelimesi bana sadece seni hatırlatıyor.
SENİ SEVİYORUM çünkü bana aşkım kelimesini taa yüreğinden diyorsun. O bir tek sözcüğe aşkın bütün anlamlarını yüklüyorsun. Bana her seferinde iyi ki senin aşkınım dedirtiyorsun.
Seninle birlikteyken ulaşamayacağım hiçbir şey yok. Senin beni sevdiğini bilmek bu aşkı birlikte paylaştığımızı bilmek bana her şeye karşı sonsuz dayanma gücü veriyor.
SENİ SEVİYORUM çünkü bana biz olmayı öğrettin. Birlikte hareket etmeyi hayatın tüm güzelliklerini birlikte yaşamayı tattırdın bana. Biz olmak meğer ne kadar güzel bir şeymiş.
Aşkımın büyüklüğünü sevdamın yüceliğini anlatmaya çalıştım hep sana. Bunca nedenden ve bunca sözden sonra seni ne kadar çok sevdiğimi anlatmayı başarabildim mi bilmiyorum. Sözcüklerle tarif edilemeyecek kadar derin sana hissettiklerim. Birde yüreğimin sesini dinle belki o ses daha iyi anlatır aşkımı. Biliyorum ki bu sevgi sen olduğun sürece gitmeyecek yüreğimden. Sevgilim aşkım her şeyim. Ben seni yaşıyorum. Çünkü
SENİ SEVİYORUM!!!

nargisos
27-08-2006, 20:37
SENİ SEVİYORU!ÇÜNKÜ SEN BENİM ZUUZUUUMMM SUUNN!!!:smilewinkgrin:
[url]http://rapidshare.de/files/30985881/zuzum.mp3.html
:biggrin:

cranky
27-08-2006, 22:30
SENİ SEVİYORUM çünkü bana aşkım kelimesini taa yüreğinden diyorsun. O bir tek sözcüğe aşkın bütün anlamlarını yüklüyorsun. Bana her seferinde iyi ki senin aşkınım dedirtiyorsun

VENUS_
30-08-2006, 19:39
Çok güzeldi ... acayip duygulandım okurken... teşekkürler paylaştıgın için Che...

Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları
gezinir kadının
“Hoşçakal”
Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
Ve
KADIN ÖLÜR...

1kumtanesi
30-08-2006, 20:41
Sonu başından belli olan üzücü bir aşk oyunu.

sell_inn
30-08-2006, 20:45
ne diyim?aynisini yasadim ayni duygulari tattim.yalniz bunlari yazmakta senin kadar cesaretli olamadim..eline,yuregine ve cesaretine saglik!!!!!!!!!

emcan01
03-09-2006, 22:21
böyle bir aşk varmı ya canını verecek kadar çok duygulu bir yazıydı emeğine sağlık canım

VENUS_
04-09-2006, 00:42
:( böyle aşkların varlığına inanmak isterdim...

çok güzel hikayeydi paylaşımın için teşekkürler elif..

oyanur29
10-09-2006, 15:36
kibritbütüklüğündeki bir taş nasıl oluyorda ölüme sebeb oluyor ?
çok ilginç geldi bana:uhoh:

onetimes
10-09-2006, 15:45
walla ne olursa olsun içim tuhaf oldu yine iyi yazılmış daha öncede okumuştum.

şulem
11-09-2006, 08:03
Arthur, Merlin 'in yanından ayrılmadan önce çok karamsarlaştı. Nerdeyse onbeş yaşındaydı ama diğer insanları çok az görmüştü.

- Onlara katılacağın için üzgün müsün ? diye sordu Merlin.

- Herşeyden önce sen de onlardan birisin.

Arthur uzaklara baktı.

- Hüzünlüyüm ama sebebi bu değil.

- Peki ne öyleyse?

- Sana bir şey sormak istiyorum ama nasıl soracağımı veya sorsam mı sormasam mı bilmiyorum.

- Durma

Arthur kararsız bir şekilde baktı.

- Bana öğrettiğin dersler hakkında değil.Ama herşeyden çok bilmek istediğim bir şey, yani bana söyler misin acaba...

Boğazı düğümlendi ve durdu.

- Belki de aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorsun?

Arthur kafa sallayarak onayladı. Merlin 'in önsezisi ile kurtulmuş olmaktan mutluydu. Yaşlı büyücü bir süre düşündü ve

- Herşeyden önce unutma ki gerçekten önemli bir şey sordun. Aşk hakkında sözlerle anlatılamayacak bir şey vardır, ama önce benimle gel dedi.

Arthur 'u öğle güneşinin parladığı bir açıklığa götürdü. Merlin'in elinde güneşe doğru tuttuğu, yanan bir mum belirdi.

- Yanıp yanmadığını görebiliyor musun ? diye sordu.

- Hayır dedi Arthur.

Güneş o kadar parlaktı ki mumun alevi görünmüyordu.

- Ama bak dedi Merlin. Bir pamuk parçasını muma yaklaştırdı ve pamuk hemen yanıverdi.

- Bunun aşkla ne ilgisi var? diye sordu Arthur, ama Merlin yanıtlamadı. Sadece yılan otunun çiçeğini alıp suyundan iki damla Arthur 'un parmaklarına sıktı.

- Tadına bak dedi.

Arthur yüzünü ekşitti.

- Çok acı dedi.

Merlin çocuğu göle götürüp ellerini yıkamasını söyledi.

- Şimdi suyun tadına bak dedi.

- Acılık kaldı mı?

- Hayır dedi Arthur.

- Ama bunun aşkla ne ilgisi var?

Merlin yine karşılık vermedi ve çocuğu ormanın daha da derinlerine götürdü.

- Şimdi kıpırdamadan otur dedi sessizce.

Arthur söyleneni yaptı. Biraz ileriden bir fare açıklığa fırladı, ama daha hareket edemeden bir kartal fareyi kaptı ve avıyla birlikte yüksek sarp kayalıklardaki yuvasına uçtu.

Arthur şaşkınlıkla,

- Ama bana aşktan bahsedeceğini söylemiştin. Tüm bu gösterdiklerinin aşkla ne ilgisi var? dedi.

- Dinle dedi ustası.

- Güneşe tutulduğunda görünmeyen mum gibi egon da aşkın dayanılmaz gücünde eriyecek. Gölün suyuyla yıkandığında kaybolan acılık gibi, hayatının acılığı da aşkla karıştığında en berrak sular kadar tatlı olacak. Ve kartalın avını yakalaması gibi kendine verdiğin önem de, seni içine alan aşkın gözünde bir pırıltıdan ibaret kalacak.

Sevginin gücü, saflığın gücüdür. Sevgi kelimesi bir çok şekillerde kullanılır ama o, büyücü için kutsal bir kelimedir, çünkü onun için sevgi,

- Tüm kötülükleri yok ederek sadece asıl ve gerçek olanı bırakan demektir.

- Korktuğun sürece gerçekten sevemezsin diye uyardı Merlin.

- Öfkelendiğin sürece gerçekten sevemezsin. Bencil egon var olduğu sürece gerçekten sevemezsin.

- Peki o zaman nasıl sevebilirim ki? dedi Arthur, korku öfke ve bencilliğin sıkça deneyimlediği şeyler olduğunu bilerek.

- İşte işin gizemli kısmı burası diye yanıtladı Merlin.

- Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak.

Sevgi, kötülükleri ortadan kaldırmak için hep iş başındadır. Sevgisiz insan diye bir şey yoktur; yalnızca, sevginin gücünü hissedemeyen insanlar vardır. Görünmeyen ve ebedi olan sevgi, duygu ve heyecandan öte bir şeydir; o, hazdan ve hatta bir vecd halinden de ötedir. Büyücünün gözünde o, soluduğumuz hava, her hücredeki devinimdir. Sevgi evrensel kaynağından herşeye nüfuz eder. O, mutlak güçtür. Çünkü zor kullanmadan herşeyi kendine çeker. Sevgi, acı çekilirken bile, zihin ve ego'dan uzaklarda görevini yapar. Sevgi ile kıyaslandığında diğer tüm güç çeşitleri zayıftır.

- Sen bir kral kadar güçlü müsün? diye Merlin'e sordu Arthur.

- Bir kralın güçlü olduğunu nerden çıkarıyorsun? diye karşılı verdi Merlin.

- Krala gücü, her zaman ayaklanıp bu gücü geri alabilecek halkı tarafından verilir. Bu yüzden tüm krallar korku içinde yaşar bilirler ki sahip oldukları herşey ödünç alınmıştır. Ülkenin en fakir kişisi bile kraldan daha zengindir; ta ki kral, gücünü bırakıp sevgiye teslim olana kadar.

- Hayattaki gerçek güç içten gelir. Dünyayı sadece içten gelen sevginin ışığında görmek, zedelenmez bir huzurda korkusuz yaşamaktır.

- Sevgi ile ilgili, insanların dikkatinden kaçan birçok sır vardır. Sevilmek için önce sevmeniz gerekir. Birisinin sizi koşulsuz olarak sevdiğinden emin olmak istiyorsanız, onu koşulsuz sevmeniz gerekir. Birini sevmeyi öğrenmek için önce kendinizi sevmeniz gerekir.

- Bunların çoğu açık gibi görünüyor. Peki o zaman niye böyle yapmıyoruz?

Büyücünün cevabı şudur:

- Sevgi ortaya çıkarılmalıdır; onu reçine gibi gizleyen öfke, korku ve bencillik katmanları soyulmalıdır. Tamamıyla sevgi dolu bir hayat için şu anda sahip olduğunuz hayatı saflaştırın. Sevgiye yaklaşmanın doğru ve yanlış bir yolu yoktur.

Ümitsizce sevgiyi arayan bir insan dedi Merlin, ümitsizce suyu arayan balığı hatırlatır.

Yaşam çok sevgisiz gibi görünebilir, ama insanı sevgiden yoksun bırakan dışarıdaki dünya değil, onu algılayanın gözleridir.

Sevgiyi hayatınızın değişmez ve tam bir parçası haline getirmek istiyorsanız, önce şu an sevgi dediğiniz şeyi yeniden tanımlamanız gerekir. Çoğumuz sevgiyi birine duyulan çekim, önemsendiğimizi hissettiren bir beslenme kaynağı, haz ve keyif, güçlü bir his veya heyecan olarak düşünürüz.Her ne kadar bunlar sevginin birer yönüyse de, büyücü bunların en iyi ihtimalle tam olmadığını söyleyecektir.

- Ölümlülerin tarif ettiği sevgi, zayıflayıp yok olmaya mahkumdur dedi Merlin.

- Sizin sevgi dediğiniz şey gelir ve gider. Bir arzu objesinden diğerine atlar. Arzularınız reddedildiğinde çabucak nefrete döner. Gerçek sevgi değişmez. Onun bir objeyle ilgisi yoktur ve başka bir duyguya dönüşmez, çünkü en başta o, bir duygu değildir.

Tüm sahte sevgileri terkettiğinizde geriye ne kalır? Yanıtı kendini kabullenmeyle ortaya çıkmaya başlar. İçsel bir güç olan sevgi önce içinizde, yine kendinize yöneltilmiş olarak belirir.

- Ölümlüler sevgi için huzursuz ve endişeli bir şekilde telaşlanıp dururlar dedi Merlin.

- Sevdiklerine sahip olamazlarsa öleceklerini zannederler. Ama gerçek sevgi sizi huzursuz etmez, çünkü onun ifade edilmeye ihtiyacı yoktur. En sevilen kişi bile sizin bir parçanızdır. Başkasından alacaığınızı zannettiğiniz sevgi, farkındalığınızdaki bir sınırlılığın belirtisidir. Büyücü için tüm sevgiler benlikten gelir.

- Bu, kulağa çok bencilce geliyor diye itiraz etti Arthur.

- Benliği ego ile karıştırıyorsun, ama gerçekte benlik ruhtur diye yanıtladı Merlin.

Bencillik ise sahiplenmek, kontrol etmek ve hakim olmak isteyen ego 'dan kaynaklanır. Ego, Seni seviyorum, çünkü sen benimsin dediğinde sevgiden değil, üstünlük kurma ve sahiplenmekten bahseder. Gerçekten sevmeyi öğrenenler ilk önce bencilliği bırakmışlardır. İşte bundan sonra çok değişik bir deneyim başlar.

- Peki bu nasıl bir şeydir? diye sordu Arthur.

- Bunu hiç bilebilecek miyim?

- Bir gün bu huzursuzca telaşın bittiğinde, ufak bir ışık göreceksin kalbinde. İlk önce bir kıvılcım büyüklüğünde olacak, sonra bir mum alevi ve nihayet cayır cayır yanan bir ateş. Sonra uyanacaksın ve bu ateş güneşi, ayı ve yıldızları kaplayacak. İşte o anda evrende sevgiden başka bir şey kalmayacak, ama yine de bunların hepsi kalbinde olacak.

parpali
11-09-2006, 08:15
gerçek sevgi karşılıksız olandır ama artık yok gerçek sevgiler

BALIM1977
11-09-2006, 11:14
benim bildigim su ki kibrit kutusundan kücük bir tas bile bir insani öldürebilir.tecrübe ile sabit .bende az kalsin bir insaat ustasinin kurbani oluyordum.mütahhit bi dostumuzun söyledigine göre tasin hizi merminin hýzýna nerdeyse esdegermis.

VENUS_
14-09-2006, 10:15
Krdi"ye katılıyorum ... söylenmedikten sonra hissediliyor olmasının ne önemi var ki...

Teşekkürler saliha54 paylaştıgın için.. güzel bir hikayeydi...

nickyokidareet
05-11-2006, 13:39
Yalniz Olanlara;

Ask bir kelebek gibidir,pesinden kostukça hep senden kaçar..
En iyisi birak uçsun, inan ki hiç beklemedigin bir anda gelip omzuna
dokunuverir...Ask mutlu eder, bazen de üzer ama ask
özeldir, askini hak eden birine sunarsan eger..


Sevgilisi Olanlara;

Askin amaci birileri için "mükemmel insan" olmak degildir,seni
mükemmellige en çok yaklastiracak insani bulmaktir..


Capkinlara;

Sevmedigin birine asla "seni seviyorum" deme.. Içinde olmayan duygulardan
varmis gibi sözetme.. Kimsenin hayatina kalbini kirmak için girme.. Sevgi
dolu bakan gözlere asla yalan söyleme,cünkü birine verebilecegin en büyük
aci, asik olmadigin birini kendine asik etmektir...

Evli Olanlara;
Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir... "neredesin"
yerine "ben buradayim" diyendir.. "nasil yaparsin" yerine "niye yaptigini
anliyorum" diyendir.. ve ask "keske" yerine daima "iyi ki" diyendir...

Kalbi Kirik Olanlara;

Kalp yarasi siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve ilaci bu aciya
alismak degil, ondan ders çikarabilmektir.

Asik Olmaktan Korkanlara;

Aska düs ama tökezleme,anla ama bekleme, paylas ama isteme,yaralan ama
asla aciyi içinde büyütme...

Sevdigini Fazla Sahiplenenlere;

Sevdiginin bir baskasiyla mutlu oldugunu görmekten daha aci bir sey
varsa,o da sevdiginin seninle mutsuz oldugunu görmektir..

Askini Itiraf Etmeye Cekinenlere;

Sevdiginden ayrilinca ask aci verir,sevdigin seni terk edince daha da çok
aci verir ama en acisi, onu ne kadar sevdigini bilmesine hiç firsat
vermemektir..

Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere;

Hayatin en hüzünlü ani, deli gibi sevdigin insanin buna hiç degmedigini
gördügün andir ve en büyük kaybin onun için harcadigin yillardir...Senin
askini su gün hak etmeyen, bilki 10 sene sonra yine hak
etmeyecektir...Birak, GİTSİN...

jovi
09-11-2006, 01:07
Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere;

Hayatin en hüzünlü ani, deli gibi sevdigin insanin buna hiç degmedigini
gördügün andir ve en büyük kaybin onun için harcadigin yillardir...Senin
askini su gün hak etmeyen, bilki 10 sene sonra yine hak
etmeyecektir...Birak, GİTSİN...

hala dönmeyecek birini bekliyorum ama bu cümlelerle değil!!!
HAYATININ EN HÜZÜNLÜ ANI;ÖLÜRCESİNE SEVDİĞİN İNSANIN GİDERKEN DAHA YAŞANABİLECEK GÜZEL YILLAR VARKEN MECBUREN GİTTİĞİ ANDIR.SENİN AŞKINI TEK HAKEDEN...!KEŞKE BIRAKMASAYDIM DA GİTMESEYDİ:(

tutcshee
09-11-2006, 07:02
Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme,cünkü birine verebilecegin en büyük
aci, asik olmadigin birini kendine asik etmektir... tam benlik çok beğendim

BenCano
16-01-2007, 16:24
SeN Git "Aşk" Bana Kalsın..!

Her gidişine ayrı anlam yüklüyorum, yapma allah aşkına! Ya hep kal benimle yada söz etme gidişlerden, yada silinsin isminde cismin de... Oynama benimle, dengemi bozuyorsun. Aşkı yaşayacak yürek bırakmıyorsun insanda, böyle değildin sen...

Bittiyse heyecanın bileyim ben de. 'seni çok seviyrum' diye başlayan ve 'Ama..' ile devam eden cümleleri duymakan bıktım. Seviyorsan seviyorsundur, aması olmaz bu işin. Üstelik bir cümlede 'Ama' varsa bir önceki yargının hiç bir hükmü yoktur. 'Seni çok seviyorum ;ama, birlikte olmamız imkansız ... İmkansız diyebiliyorsan eğer sevmiyorsun demektir. Bahanelerin arkasına sığınma.
İnsanların hayatına sorgusuz sualsiz girip, darmadağın eden, sonra da hiçbir şey söylemeden gitmeye çalışanlardan nefret ediyorum.
Böylemisin sen de? Gerçekten gitmek mi istiyorsun? Yürekli ol biraz, hadi konuş. Söylemek istediğin ne varsa.

İki çift sözü haketmedimi bu aşk? Yaşanılan bunca şeye hiç mi saygın yok?
Ah ben, niye yanılıyorum hep? Niye tam "işte bu" dediklerim sömürüyor aşkımı? Biraz daha mı katı olmalıyım? Biraz daha mı kapalı tutmalıyım kapılarımı? Bazen bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum. Bu devrin insanı değilim ben. Oyun çeviremiyorum,hesap yapamıyorum. Ban ait olmayan kişilere bürünüp bir plan dahilinde hareket edemiyorum. İnsanız biliyorum, hepimizin zaafları var, ve hepimiz egolarımıza boyun eğebiliyoruz. İyide hep beni mi bulacak bunlar?
Hiçbir kaygıya yer vermeden, hiç bir hesabı düşünmeden açsaydın bana yüreğini işte o zaman görürdün bir aşkın nasıl efsaneye dönüşe bileceğini.
Sen gözlerini kapıyorsun, sen varsın, başka hiç kimseye bakmıyorsun. Her şey senin çevrende şekillenmeli, ve herşey sana göre düzenlenmeli. Beceremiyorum, kusura bakma .
Aşk, tam teslimiyet ister, Kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya da bırakmazsın. "Bir yanım dışarda kalsın" dediğin noktada aşkı boğarsın. Yok edersin o güzelim duyguyu. Bu yüzden hep cesurların işidir aşk. Kaşışları, yalanları, aptalca oyunları kabul etmez. Aşk; saf, duru insanları sever. Kafasında binbir tilki dönenler aşkı yaşayamaz. Arınmalısın. En saf, en duru halinle dönmelisinki yaşaya bilesin aşkı. Kısacası sevgilim, sana göre değil bu iş.. SENİN YOLUN AÇIK OLSUN, BIRAK AŞK BANA KALSIN.....

Mehmet COŞKUNDENİZ

1BukeT
15-04-2007, 01:41
Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar.
Ilk önceleri güzel bir arkadaslik olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzimdir birbirlerini tanimak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sigmaz artik ve anlar ki, su'ya asik olmustur.

Ilk kez asik olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sirf senin hatirin için ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artik su da içinde çiçege karsi birseyler hissetmeye baslamistir. Zanneder ki, çiçege asiktir ama su da ilk defa asik oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düsünmeye baslar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, aliskin degildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.

Çiçek, sabirlidir. Bekler, bekler, bekler...

Artik öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düser. Hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus, çehresi sararmistir çiçegin. Yataklardadir artik çiçek. Su da basinda bekler çiçegin, yardimci olmak için sevdigine...

Bellidir ki artik çiçek ölecektir ve son kez zorlukla basini döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karsisinda ve son çare olarak bir doktor çagirir nedir sorun
diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Sonra söyle der doktor:

"Hastanin durumu ümitsiz artik elimizden birsey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalik nedir diye ve sorar doktora. Doktor, söyle bir bakar suya ve der ki:

"Çiçegin bir hastaligi yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmis, ölümü onun için" der.

Ve anlamistir artik su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

BenCano
18-05-2007, 09:12
benneyaptımkisenağlamasenağlamaben bu yazıyı çok sevmiştim ama kimse beğenmemiş:)Çok üzgünüm çoook:dilcikar:

susi
19-05-2007, 11:42
''hep cesurların işidir aşk''
CaNo m içimi parçaladın be
nereden buldun bu yazıyı? sanada böyle soru sormak -susuz balık olurmu- diye sormak kadar saçma olur çünkü sen hep dolu dolu çok güzel yazılar paylaşıyorsun bizlerle senin zengin bakışının ürünleri bunlar
aslında,etkilendiğimden sordum işte duramadım
sağol canımmmm çok derin sarsıcı bi yazı
ben daha çok beğendim Viyolet ayrıca:)

AHU
20-05-2007, 21:45
:1yes2:hep cesurların işidir aşk. 'Sen git' demeli egonun o yüksek sesine, egomuzu dinlendirmeli bir ağaç gölgesinde, aşk kapıyı o zaman çalar derim ben, bilmem ortak ne der ?
cano tam tarz olmuşşş bu yazı, valla bravo :çiçek:

hayrünisa
26-06-2007, 07:16
Efsaneye göre bülblü,çiçeklerin kraliçesi güle aşıktır.Gül önce solgun bir ak güldür.Ve goncanın seher vakti açtığı sanılır.Bülbül bütün gece bu anı bekler.
Gonca açılacak,bülbül seyredecektir.Ama uykuya dalar ve goncanın açılışını seyredemez.Her seferinde kaçırır fırsatı.Gül mevsimi geçer bülbül lal olur.Gül mevsimi gelir ötmeye başlar,gülün açılmasını kendi muhabetine karşılıl vermesini
bekler.Öter durur,gül naz eder.Bülbül hasretle gülün dalına konar ama daldaki dikeni fark etmez.Ve diken bülbülün göğsüne batar,al kanlar sızar bülbülden.Gülün toprağına akan kanlar yağmur suyuyla gül findanına geçer ve ondan sonra beyaz gül kıpkırmızı açmaya başlar..Bu yüzden* Gül' ün kırmızısı bülbülün kanındandır* yada Vefakar bülbülün ölümüne sebep olan gül haicabında kızarır; denir.Ve de 'Gül'ü seven dikenine katlanır'..

Bu hikaye sevdiği insanların kaprislerinden yorulanlara....:nazar:

EU1
13-08-2007, 19:07
geçinemeyen iki sevgili

Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır.
"Bu ne biçim melek" demeyin olmuş bir kere..
Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımız.
Bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar..
Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır.
O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır.
D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığından yakınıp durmuşlar bir süre..
İki karakterimizde işini gücünü bırakmış,dünyadan ve sorumlu oldukları insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler.
Ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir,insanlar çıldırmış,dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur.
Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre içinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır.
Kahramanlarımızdan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır.
Ancak, D kabullenememiş, bunun mümkün olmayacağını, onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur, fakat M
kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş,bırakıp gitmiştir D'yi..
O günden sonra D ve M hiç aramamış, sormamışlar birbirlerini. .
Ama ne D mutludur ne de M..
İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları için çalışmıştır,ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir.
D hiçbir zaman yedirememiştir,anlamamamıştır sevdiğini..
Ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye..
M hep bu kararın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanamamıştır buna sadece öyle yapması gerektiği için yapmıştır,mutsuzdur ama yapılabilecek başka bir şey yoktur.
O günden sonra D ve M aynı yerde bulunmamak için çok çabalamışlardır.
Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş,insanlar üzülmüş,ağlamıştır hatta kimi insanın canına
mal olmuştur bu buluşma...
Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi.

Duygu ve Mantıktır asıl isimleri..

Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili..

serpilce
14-08-2007, 08:28
Yazık, adamın onca çabalarına rağmen kadın yine de gitmiş. Paylaşımın için teşekküler canım.

DeryaLı
21-08-2007, 14:54
Ben Bir Kere Aşık Oldum Sadece .......Ben bir kere aşık oldum sadece. Küçücük bir gülümsemeyle başladı her şey. Oysa hiç kimseden hiçbir şey istememiştim ben.

.......Daha önce de kalbimin hızla çarptığı zamanlar olmuştu hayatımda. Ama hiçbir zaman böylesine ağrımamıştı sol yanım ve böylesine güzel gelmemişti daha önce dinlediğim hiçbir şarkı.

.......Ben bir kere aşık oldum sadece. Gelip geçici hüzünlerdi diğerleri sadece o çok sevdiğim şiirdeki gelip geçici hüzünlerdi yıllar sonra adlarını bile hatırlayamadığım.

.......Ben bir kere aşık oldum sadece. Beş yaşında bir çocuğun etrafına sürekli gülücükler saçan bakışlarıydı tutulduğum, “Üniversiteli bir kız rüyasıydı sanki” sen benim hiçbir şeyimsin diyerek kendime bile yalanlar söylediğim.

.......Hiç bir şeyim eksik değil sanıyordum atabilmek için yüreğimi aşk denen kuyunun bilinmeyen karaltısına. Sevgiliye söylenebilecek en güzel sözler ezberimdeydi hala ve kendimden bile vazgeçebilme kabiliyetiyle hazırdı gönlüm damdan düşer gibi ayaklarımın dibine yuvarlanan aşka.

.......Oysa ne kadar yanıldığımı zaman gösterdi bana. Sabahlara kadar konuşabilecekken ve anlatabilecekken bildiğim her şeyi sevgiye dair, susmak düştü yine payıma. Çünkü dünyanın en zor şeyiydi bir sevgiyi söyleyebilmek şayet gerçekten seviyorsanız. Kaybedeceklerini göze alamamak ve inadına her gün biraz daha kaybetmektir artık yaşanılan.

.......Oysa ne kadar isterdim bir kerecik olsun kendini benim gözlerimle görebilmeni. Belki o zaman anlardın, beni sevmeyecek olsan bile neler çektiğimi.


Ben bir kere aşık oldum sadece
Gerisi mi?
Boşver gerisini.........!

Cilginkiz79
21-08-2007, 15:29
Güzelim yüregine saglik,,, Anlami cok büyük her satirinda duygu yüklü,,,
Dilerim Hersey gönlünün istedigi gibi olur Sevgilerimle,,,a.s.a.s.a.s.

KarKralicesi
29-08-2007, 08:06
ay cok harikaydı.... Her ikisinide aynı anda yaşatmak yada yaşayabilmek öyle zorkii..Muhakak biri tartı gibi agır basıyo...
Çok tşklerrrrrrr sılacımmma.s.

Şimal
02-09-2007, 12:02
Yazık, adamın onca çabalarına rağmen kadın yine de gitmiş. Paylaşımın için teşekküler canım.

Bazen kadın sevse de gitmek zorun da kalabiliyor demek ki.

Şimal
02-09-2007, 12:03
niye gitmiş ki kadın anlamadım gitme işte kal.
adam kalması için neler yapıyor

Belki bir gün geri döner, ne dersin?

jovi
02-09-2007, 20:21
Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? "İlk bakışta aşık oldum" der kimisi... Hiç yaşamadım bilemem. Doğrusu inanmam da... Kim böyle söylese ya da nerede okusam bu cümleyi, olsa olsa etkilenmektir bunun adı, aşk değil diye düşünürüm. Böyle bir cümleden sonra şartlanılmış bir aşk yaşanır ve biter. Anıldığında geçici bir hevesmiş aslında diye düşünülür belki de... Neyse asıl konumuz bu değil. Düşsel bir aşkın hikayesi anlatacağım ben size, ya da isterseniz yaşanmış bir aşk deyin siz bu aşka... Bu hikayede, ilk bakışta aşk yok, arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye de değil bu! Bir yasak aşk öyküsü hiç değil! İçinde biraz hüzün, biraz mutluluk gözyaşı, birkaç şiir ve şarkı, yaralı iki yürek, kaygılar ve tabii ki uykusuz saatler var. Bu hikayenin içinde en çok ümit var. Merkezde ise aşk...



Birbirine uzak iki şehir... Biri taş binalarla çevrilmiş, sokaklarında asık yüzlü insanların dolaştığı, kuru ayazların kol gezdiği bir şehir... Diğeri deniz kokusu iliklerine kadar sinen... Bu birbirinden çok farklı iki ayrı şehirde, birbirine çok benzeyen iki insan... Birbirlerinden habersizken, aynı gecede aynı yıldızlara bakıp aynı dileği tutuyorlar belki bir gün... Sonrasına siz masal deyin, ben hikaye... ya da bir düş... Dedim ya hikayede en çok ümit var diye; bir ümitle başlıyor işte her şey...



Aşka en çok bahar yakışır değil mi? Oysa bir kış mevsiminde başlıyor bu düşsel aşk. Dışarıda kış, yüreklerde bahar... Kırlar yerine, yüreklerde açıyor papatyalar... Dışarısı soğukmuş, buz gibiymiş, ne gam? Yüreklerde güneş...



Kadın taş binalı, kuru ayazlı şehirde yaşıyor. Sahteliklerden, yalanlardan bıkmışlığıyla bir uçurumun kenarındayken, bir ümit tutuyor elinden... Yani deniz kokan kentten gelen adam! Onun ne işi vardı o uçurumun başında diye soracaksınız şimdi? O da aynı sebeple oradaydı. Belki adam çevresindeki tüm sahteliklerin ve yalan sevdaların içinde adamlığından utanmıştı da , onu uçurumdan atıp rahatlamak istiyordu. Yüreğini de fırlatıp atacaktı; böylece kimse acıtamayacaktı onu bir daha... Ama karşılaşmayı hiç beklemediği o yer de kadınla karşılaşmıştı işte... Adam ve kadın elele verip vazgeçtiler yüreklerini atmaktan... Ne de olsa bir ümit vardı içlerinde hala... Aslında onların yürekleri elele tutuştu... O ikisi birbirlerinin gözüne kaşına değil, boyuna posuna değil, yüreklerine aşık oldular... Ve ilk sözleri "Yüreğine aşığım" oldu aşka ilk adımı atarken. En çok kelimeler yardım etti onlara, birbirlerinin yüreğine dokunmaları için.
Bir gece vaktinde kadın adamı düşünürken güncesine şöyle yazdı:



" Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede... Uzak bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza... Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi... 160 karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu... Sığdıramazsınız... Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir dökülür kaleminizden...



Sesini hiç duymadığım,
Hiç dokunmadığım ellerine,
Bir şaire vurgunum şimdi.
Ben hiç oldum, o herşey!
Yaşadığı kentte,
Bir gece olsun uyumadım,
Gezmedim sokaklarında,
Duymadım o kentin gürültüsünü
Ve koklamadım denizinin kokusunu...
Ben onun avucundaki yıldız oldum,
O benim içimde ümit..
İşte bu yüzden;
Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk! "



Adamsa bir hikaye yazdı ve anlattı bir aşkın başlangıcını... Sordu: " Bir ümit üzerine aşk yazılabilir mi? " diye. Kimi onaylayarak ümit üzerine aşk yazılır dedi, kimi vazgeç dedi aşkın aleviyle kırmızıya dönmekten... Bir başkası bu hikayenin sonu sadece hüsran diyerek ümitleri kırdı ve bir dost destek verdi, kadın ve adamın mutluluğuna katılarak... Sonu ne olur? Ne kadın biliyor, ne adam, ne de diğerleri... Tek bilen var sonunun ne olacağını, gözle görülmeyen varlığı en derinde hissedilen tek bilen...



Şimdi iki ayrı kentte, birbirlerinin yaralarını kelimelerle sarmaya çalışan, iki yaralı yürek avuç içlerinde bir yıldız tutarak, birbirlerini düşünüyorlar. Ağlamanın ne kadar güzel olduğunu keşfediyorlar yeniden... Büyük bir mutlulukla yaşarken aşkı, hatta mutluluğu içlerine daha fazla çakmak için uykularını feda ederken hep 'bir ümit' içlerinde... Ve bir taraftan kaygılanıyorlar, korkuyorlar gün gelir bu büyü bozulur diye...Kelimelere, şiirlere, şarkılara sığınıyorlar birbirlerini daha çok hissetmek için... Sonuç olarak düşsel bir aşka 'merhaba' diyen iki ayrı yürek, tek yürek olup açtılar kapılarını mutluluğa... Ve göze aldılar ne zaman geleceği meçhul olan hüznü... Yani bir ümidin üstüne aşk yazıldı, ve daha bitmedi hikaye... İçinizden geliyorsa devam edin hadi yazmaya ve bir isim daha verin aşka...



Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk...:asigim:Şeniz:1hug:

hira_nur
07-09-2007, 10:46
bende hiç sevmiyorum hayatıma istediği gibi giren ve gitmek istediğinde çekip giden insanları ama ne yapalım aşk cesurların işi demişler ben cesurum...

Yelizz
08-09-2007, 12:44
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?


Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
”Seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek…
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana… Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek… Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak… Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi… Isırmazdım dilimin ucunu… Özlemezdim seni yanımdayken. Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda… Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize… Ve her kulaçta haykırırdım seni..

Ama sen hiç benimle olmadın ki…

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN…

Can YÜCEL

arSA72
15-09-2007, 19:23
BİRİCİK SEVGİLİM?E
Söze nasıl başlamalıyım bilmiyorum.anlatmanın kafi gelmediği yerlerde yazmaya sığınan yüreğim , bu defa onu bile başaramamanın ezikliğini duyuyor içinde.
Karanlık gecelerimin aydınlık sabahı!...bir günü daha özleminle kapatıyorum.çoğu zaman bir soluk kadar yakın olsan da bana , bazen bir ufuk kadar uzak olduğunu hissediyorum içim parçalanarak.istediğinde dokunamamanın ezikliğini şimdi daha iyi anlıyor buruk yüreğim.senin düşünerek daha kaç sabah tüketirim ve kaç gece daha adını sayıklayarak uyanırım?inan bilmiyorum?.
özleminin talan ettiği bu yürek şimdilerde mahşer yeri sevdiğim.acımasız bir gün doğumu alıp gider diye seni ellerimden , karanlık gecelere mahkum ettim kendimi.doğmasın günlerim yanımda sen olmayacaksan.ve bitmesin günler sabahına kaderimde yazmayacaksan.
Aydınlığın karanlığa düştüğü yerlerde ve denizlerin sahillere vurduğu zamanlarda aşığım sana.bir gün doğumu belki ay tutulması?belki de ölümün olduğu yerde vurgunum sana?bir ömür aidim sana ve sende bana.

Dudaklarıma dua olmuş adının baş harflerini içime kazıyarak gideceksin sevdiğim!arkanda yitik bir beden ama seninle dolu bir yürekle bırakacaksın beni!içimde sensizliğin korkusu , gözlerimde gidişinin son resmiyle kalıcaksın aklımda! Her damla göz yaşına kurban edeceğim bu bedenim , gidişin karşında aciz ve yoksun!ilk defa kaybetmek korkusuyla bölünür oldu gecelerim.aydınlık sabahına hasret kalıcam sevdiğim. Kokuna hasret dudaklarından dökülecek bir çift sevgi sözüne muhtaç bırakacaksın beni. Aklımda kalacak o gidişinin son resmiyle karanlık gecelerimin duaları olacaksın.bu gidişin yarım bırakacak beni,bedenimi!ve sana dair her şeyi!.......

İçimde öyle güzelsin ki!...bırakıp gitmene dayanmıyor yüreğim?kahrolsun ki gözlerim iki damla yaşla bırakıcam seni o son görüşümde gerimde!aklımda kalıcak olan bu hayalle bırakıp gitmene razı olmayacak kalbim.sen hep gül bebeğim!gül ki aydınlansın sabahlarım!ve çok sev beni!sev ki dayanacak gücü bulayım!

Zaman ne getirir bilmem.tek korkum araya giren bu ayrılığın yok etmesi beni.gidişlere tahammülüm kalmadı ki gelişlere sabrım olsun!korkuyorum bir tanem.gün gelirde beni unutursun , gün gelirde sabahlarıma doğmazsın diye kabus oluyorsun gecelerime.ben alıştım sana!öyle ki sensiz geçen her saniyem azap bana!sesine hasret kalacak olan bedenim kaç karanlık gecenin sabahına varır bilemem.

Zaman dursa!......
Hiç akmasa!.......
Gitmesen!........

Hayatımda belki de ilk defa yakarışlarım kabul olunsun diye yalvarıyorum Tanrı?ma. Dualarımın tek sahibini bana bağışlasın diye nelerimi feda ettiğimi bilseydin anlardın seni ne kadar çok sevdiğimi!

Döndüğünde bul diye beni kilitledim yüreğimin kapılarını!sahibim oldun!ve hep öyle kalacaksın!şayet bir gün döndüğünde olamazsan bıraktığın yerde??.

Sevginin ateşi ömrüm oldukça sönmeyecek!üşüdüğümde beni ısıtacak olan tek şey yüreğimde bıraktığın ateş olacak!içim seninle dolu!bir başkasına yer açılmayacak asla!

ölmezsem eğer , döndüğünde bıraktığın yerde bulacaksın beni!dedim ya ömrüm yettikçe seninim.tek sahibimsin!



sensiz dünyayı sevmiyorum!ve sensiz sebepsiz bir hayat istemiyorum!

Beni yokluğuna mahkum etmeden dön AŞKIMM

Beni sensiz , beni sessiz bırakma!

SENİ SEVİYORUM!!!