18 Mart Ve şehitlerimiz üzerine Birkaç Söz

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve **SU** tarafından 18 Mart 2008 başlatılmıştır.

    18 Mart 2008
    Konu Sahibi : **SU**
  1. **SU**

    **SU** çocukta yaparım kariyerde Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    643
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    86
    Toplumları ayakta tutan, onları diri ve dinç kılan, milli şuurlarını oluşturarak kalabalıkları sürü olmaktan kurtarıp, zayıf iradelileri sağlam düşüncelerle granitten daha sağlam hale getiren değerler vardır.
    İnsanın aklını başına getiren, onu daldığı derin uykudan uyandıran, ona görev ve sorumluluğunu hatırlatan gerçekler vardır.

    En önemlisi de duran kalabalıkları belli bir hedefe doğru şaha kaldırıp koşturan, onları imanla, ilimle, bilgiyle, cesaretle coşturan liderler ve bütün bunları unutulmaktan kurtaran, o günleri yeniden bizlere yaşatan, böylece geçmişle gelecek arasında köprü kurup ileri hamleler yapmamızı sağlayan çok önemli ve çok güzel günler vardır.

    Türk tarihi yukarıda sayılan gerçekler, liderler ve güzel günler bakımından her milletin tarihinden daha diri, daha zengin, daha şanslı;Türk milleti ise daha şanlı,daha canlı ve daha güçlüdür.

    İşte biz de bu kısa yazımızda, geçmişimizi hatırlamamıza vesile olacak, geleceğe bakışımızı önemli ölçüde belirlemeye katkıda bulunacak, toprağın nasıl kanla yoğrulup vatanlaştığını anlamamızı kolaylaştıracak kendimize güvenimizi artırıp geleceğe olan ümidimizi pekiştirecek bir güzel gün olan “18 Mart Şehitler Günü” vesilesiyle “18 Mart ve şehitlerimiz” üzerinde duracak, bu konuda söylenenlerin tekrarı mahiyetinde bile olsa birkaç söz söylemeye çalışacağız.

    NEDİR 18 MART?

    Evet nedir 18 Mart?

    18 Mart, imanın küfre, hakkın batıla, hidayetin zillete, mazlumun mağrura, adaletin zulmete, vatanı savunanın saldırgana, aydınlığın karanlığa, nurun kire karşı zaferidir.

    18 Mart, çelikleşmiş millet iradesinin, kuvayi milliye ruhunun, asaletin, vatan, millet, bayrak aşkının, geleceğe olan güvenin, hürriyet ve istiklal sevdasının, askeriyle komutanın, eriyle liderin, genciyle ihtiyarın, kadınıyla kızın birlikte yazdığı bir şanlı destandır.

    Söz konusu, vatan ve istiklal olunca, öldüğü zannedilen bir milletin bir büyük liderin öncülüğünde yeniden dirilişinin ve şaha kalkışının öyküsüdür,18 Mart.

    Dost ve müttefik diye sarıldıklarının bile yalnız bıraktığı bir anda kefeniyle sırdaş olup neslini ve gelecek nesilleri kurtarmanın, “Canımı alabilirsiniz, kanımı dökebilirsiniz ama vatanımı asla alamazsınız”, “Hürriyetime ve istiklalime dokunamazsınız”, “Belki öldürebilirsiniz fakat esir edemezsiniz” diyebilmenin adıdır,18 Mart.

    “Ben bir Türk’üm ve bir kişi bile kalsam size yeterim”, “Ser verilir, sır verilmez”, “Can verilir vatan verilmez” diyen millet evlatlarının ve sadece Çanakkale’de kanıyla toprağı yoğuran 253 bin şehidin emanetidir 18 Mart.

    ŞEHİT VE ŞEHİTLERİMİZ

    O şehitler değil midir? Tarihin her döneminde yurdumuzu, milletimizi, kanı ve canı pahasına koruyan, mukaddes vatanımızı vakarla yaşatmak amacıyla ölmesini bilen, şairin deyimiyle “Bu vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duran”, “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” diye haykırarak kurşunların üzerine düğüne gider gibi giden.

    O şehitler değil midir? Asil kanları vatanı sularken rüzgârların terlerini kuruttuğu kişiler. Bedenlerinden canları ayrılırken meleklerle konuşarak ve gülümseyerek ruhunu teslim edenler...

    O şehitler ki;
    Ruhları yükselirken Rabb’in katına,
    Başlarlar ölümsüzlük saltanatına.

    O şehitler ki;
    Değerlerini yerler bilir, gökler bilir,
    Her gece kabirlerine melekler gelir,
    Bulutlar geçerken durur, eğilir,
    Yağmur taneleri sularıyla serinletir,
    Ay ve güneş onları selamlar.

    O şehitler ki;
    Anlatmaktan aciz kalır kelamlar,
    Yaza yaza bitiremez kalemler.

    Hülasa;
    “ Vatan için kurban olandır şehit
    Şahadette huzur bulandır şehit,
    Hakkın kapısına can atandır şehit,
    Her zaman yaşayan, hiçbir zaman ölmeyendir şehit.

    BİZE DÜŞEN GÖREVLER

    “Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda?
    Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!
    Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” diyerek, bir elinde ay yıldızlı bayrağı, bir elinde silahı, yüreğinde imanı, “önce vatan” ilkesini dilinden düşürmeden her şartta kahramanca savaşarak görevini yerine getiren şehitlerimize karşı elbette bazı görevlerimiz vardır.

    Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela olan sırtlan sürülerine karşı Malazgirt’te, Mohaç’ta, Dandanakan’da, Dumlupınar’da, Sakarya’da, Cönkbayırı’nda, Çanakkale’de; göklerin ölüm indirmesine, yerlerin ölü püskürtmesine aldırmadan, top ve tüfekten daha sık yağan mermilerden, güllelerden ürkmeden, korkmadan mücadele ederek namusunu çiğnetmeyen, geride kalanları esaret altında yaşatmayan şehitlerimizi hep hatırımızda tutmalıyız.

    Bir hilal uğruna canın feda eden, kanıyla tevhidi kurtaran, ufuklara sığmayan, zırha bürünmüş namert ellerden korkmayan, saikalar parçalarken âfakı, zelzeleler kaldırırken âmakı, üzerine yağmur gibi yağan bombaları göğsünün üstünde söndürüp etkisiz hale getiren şehitlerimize fatihalar göndermeyi ihmal etmemeliyiz.

    Üç tarafı denizlerle çevrili olan, üzerinde yedi iklim hüküm süren, medeniyetlerin beşiği sayılan, dünyanın kilit noktasında bulunan ve dünyanın gözünü kamaştıran güzelliklerin ocağı kabul edilen bu vatanı bizlere kazandıran aziz şehitlerimizin çok değerli yakınlarına, şehit ailelerine saygıda kusur etmemeliyiz. Onlardan darda ve zorda kalanlara her zaman dost elimizi uzatmalı, o güzide insanları yüreğimizde ağırlamasını bilmeliyiz.

    Bir toprak parçasının nasıl vatanlaştığını, devletiyle, milletiyle birlik ve beraberlik içerisinde halkımızın nasıl büyük zaferler kazandığını, aç-susuz, elbisesiz, silahsız, yalnız; fakat imanlı, inançlı, yürekli, gayretli, vatansever insanımızın ve Fatihlerin, Yavuzların, Atatürklerin komutasında kahraman ordumuzun nasıl şanlı destanlar yazdığını hiç ama hiç unutmamalıyız.

    Dünya durdukça ve Türk milletinin bir ferdi olarak yaşadıkça da asla ve asla unutturmamalıyız.

    Bu kısa yazımı, Allah devletimize, milletimize, “Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi! Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi! Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın, Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın!” diyerek dua ve niyazda bulunduğumuz kahraman ordumuza zeval vermesin diyerek noktalıyor, bir kere daha bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun diyorum.