1950'den Günümüze..

Konusu 'Türk ve Türkiye Tarihi' forumundadır ve kırmızışarap tarafından 30 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    30 Nisan 2007
    Konu Sahibi : kırmızışarap
  1. Türkiye’de kültür varlıklarının korunması 1950'li yıllardan sonra giderek yoğunluk kazanmıştır. 1951 yılında 5805 sayılı yasayla kurulan Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, hem ilke koyan hem de uygulamaya yönelik karar alan ve yasayla oluşturulmuş ilk kurumdur. 1957 yılında çıkarılan 6785 sayılı İmar Yasasına kadar, sadece taşınmaz eski eserlerle ilgili görevleri olan Kurula, bu yasa, çevre ölçeğinde de bazı yetkiler vermiştir. Bu yetki, Kurulun giderek “sit” tanım ve kavramlarıyla ilgilenmesi, özellikle “kentsel sit”e yönelik olumlu girişimlerde bulunması sonucunu getirmiştir. 1973 yılında kabul edilen ve Cumhuriyet tarihinin ilk koruma mevzuatı olma özelliğini taşıyan 1710 sayılı “Eski Eserler Yasası” ise, Kurulun çevre ölçeğindeki korumayla, bu kez yasal dayanakları çok daha kuvvetli olarak ilgilenmesini sağlamıştır.

    Ülkenin korumaya yönelik ilk yasal düzenlemesinin 1973 yılında yapılmış olması, ilginçtir ki, çevre ölçeğindeki korumayla ilgili ilk hükümlerin imar yasalarında yer alması sonucunu doğurmuştur. 1956 yılında yürürlüğe giren 6785 sayılı İmar Kanununun, “yapılacak binaların... eski eserlere ve arkeolojik sahalara olan mesafeleri”nin hazırlanacak tüzüklerle belirlenmesine ilişkin hükmü, plânlama/ koruma ilişkisini gündeme getiren ilk düzenlemedir. 1906 yılında yürürlüğe giren son Âsâr-ı Atika Nizamnamesi, 1710 sayılı yasanın çıkmasıyla yürürlükten kalktığı 1973 yılına değin, 67 yıl kullanılmış ve Osmanlı Devleti’nden kalan en eski mevzuatlardan biri olmuştur. 1710 sayılı yasa, gerek getirdiği tanımlar, gerekse uygulamaya yönelik hükümleriyle bir çok “ilk”i içermektedir. Ancak 1973 yılının koruma bürokrasisi, bu yasanın öngördüğü yeni etkinlikleri ivedilikle ve gerektiği biçimde uygulayacak yeterli deneyim, bilgi birikimi, uzmanlaşma, bütçe olanakları ve yönetsel yapıya sahip değildir.

    1960’lı yıllardan önce, tarihî ve geleneksel çevrenin, tüm öğeleriyle bir bütün olarak korunması ve geliştirilmesine ilişkin örgütlü ve kuralları belirlenmiş bir çabadan bahsetmek olası değildir. İstanbul’da 1958 yılında, İmar Müdürlüğüne bağlı olarak bir “Eski Eserler Bürosu” kurulması ve plânlamayla koruma arasındaki ilişkiyi kurması öngörülmüşse de, bu husus, tekil bir girişim olarak kalmıştır. Kimi imar plânlarında ise, doğal elemanları, kent panoramalarını ve çeşitli siluet değerlerini önemseyen çabalar görülmektedir. Erzurum, Sivas, Kastamonu ve Urfa imar plânlarında, korunması gerekli sokak, meydan ve cephe tanımları getirilmiş, belli bölgeler “Protokol Alanı” ilân edilmiştir. Bu yaklaşımların genellikle mevcut durumu korumayı öngörmesi, gelişme ve işlevsel yenileme gibi müdahalelerden uzak kalması, “pasif koruma“ anlayışının bir ürünü olmaktadır.

    1973 yılında 1710 sayılı yasanın “sit” tanımını getirmesi ve korumanın gerektirmesi hâlinde imar plânlarının değişebileceği hükmünü içermesi, imar plânlarındaki koruma vurgusunun giderek çoğalmasını öngörmüştür. 1975 yılında gerçekleştirilen “Avrupa Mimarî Miras Yılı” etkinlikleri ve bu etkinlikler sonucunda kabul edilen “Amsterdam Deklarasyonu”nda belirlenen ilkeler, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde, “Tesbit ve Tescil” ve “Koruma Plânlaması” birimlerinin kurulmasını gerektirmiştir. Bu nedenle, 1975 yılı, Türkiye’de ilk programlı, belli amaçlara yönelik ve kuralları konmuş bir envanter çalışmasının başlangıç yılı olarak kabul edilebilir.

    1980’li yıllardan sonra, belgeleme çalışmalarına ağırlık verilmiş ve bu çalışmalar sonucunda belirlenen yapı ve alanlarla ilgili bilgiler, imar plânlama hizmetlerinde kullanılmak için, başta İller Bankası olmak üzere, ilgili kuruluşlara verilmiştir. Ancak, gerek 1710 gerekse 2863 sayılı yasalarda, “Koruma İmar Plânı” tanımının olması, bu tanımın gerektirdiği değişik teknik ve süreçlerin kullanılması anlamına gelmemiştir. Öyle ki, “Koruma Amaçlı İmar Plânları”nın yapımına ilişkin ilk teknik şartname, Kültür Bakanlığı tarafından 1990 yılında hazırlanabilmiş, yine salt bu amaca yönelik plânların Bakanlık eliyle yaptırılması da yine aynı yıl sağlanabilmiştir.