Acı Hep Şaşırtır

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve meltosh tarafından 16 Haziran 2008 başlatılmıştır.

    16 Haziran 2008
    Konu Sahibi : meltosh
  1. meltosh

    meltosh Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    27 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.045
    Beğenildi:
    78
    Ödül Puanları:
    153
    Acı Hep Şaşırtır

    Bazen bir düşüncenin ortasında birden beliriveren bir gerçek taşır bize en derin acıları.
    Bazen dinlediğimiz bir şarkının, bizi eski zamanlara doğru savurmasıyla hissederiz acıyı.
    Bazen bir ‘koku’ya tepki verir belleğimiz, özlemle hatırladıklarımız acı verir. Her zaman da,
    derin ilişkilerin ve büyük trajedilerin yaşanması gerekmez acı duymak için.

    Acı da tıpkı zevk gibi bir duygu değil midir sadece? Dozunu kontrol edemediğimiz
    şiddetli bir duygusal sarsıntı.. ama bizi daha da incelten, ‘düşünce’mizi derinleştiren..
    bazen bizi daha da yaratıcı kılan bir duygusal sarsıntı...
    Proust’a göre, bilgeliğe varmak için gerekli iki yöntemden biri; öğretmenlerimiz sayesinde,
    acı çekmeden varılan bilgelik, diğeri de acı çekerek varılan bilgeliktir.
    İkinci yöntemi, her zaman diğerinden daha üstün tutan yazar,
    bir roman kahramanının, ressam Elstir’in ağzından şöyle
    der: “ Kişi yaşadıklarından tümüyle pişmanlık duymamalıdır, çünkü bütün o aptalca ve
    mutluluktan uzak evreler, aslında onu nihai evreye vardırır ve kişi bu evrelerden geçmeden
    bilgeliğinden emin olamaz, -bizler ne kadar bilge olabilirsek tabii-.

    Bazı genç insanlar tanıyorum. Öğretmenleri onlara okula başladıkları andan itibaren zihinsel
    soyluluğu, ahlaki inceliği aşılamış. Belki de onların geriye bakınca pişmanlık
    duyacakları hiçbir şey yok; eğer isterlerse, o ana kadar söyledikleri ve
    yaptıkları her şey için imzalı bir ifade verebilirler ama zavallı yaratıklar.. bunlar,
    öğreti sahiplerinin kötü takipçileri. Bilgelikleri olumsuz, verimsiz. Bilgelik öğretilemez,
    biz kendimiz keşfetmeliyiz onu. Kimse bizim yerimize o yolculuğa çıkamaz,
    kimse böyle bir çabayı bizim yerimize harcayamaz.”

    İnsan acı çekerek, kendini daha fazla tanıyabilir ve daha da derinleşebilir belki ama acı,
    bazen bütün bu kazançları sarf ederecek güç bırakmayabilir geride.
    Acı her zaman şaşırtır, hiç kimse acı için hazırlıklı olamaz,
    ‘mutluluk’ beklenen, ‘acı’ ise beklenmeyendir çünkü. Ama bir yandan da biliriz ki,
    biz çeşitli nedenlerden o sırada acı çekerken, birileri de aynı anda başka başka
    nedenlerden mutlu olmaktadır. Acı çekerken; bir yanımız, bizim çok da uzağımızda olmayan bir
    yerlerde mutluluğun yaşandığını bilir ve bize sıramızı beklememizi fısıldar adeta.
    Acıya dayanabilmemiz de böylece mümkün olur bir bakıma, sadece durmamız,
    durabilmeyi başarmamız gerekir... Ve bunu yapabilirsek, durabilirsek şayet, atlatabiliriz.
    Acı acıtır, ama onun eğitici etkinliği de birçok şeyi birden fark etmemizi ,
    en çok da mutlulukla acı arasındaki akrabalığı anlamamızı sağlamasındadır.

    İşte bu yüzden de, bu duygudan bütünüyle yoksun kalmaktansa, ara sıra ona yakalanıp,
    bu yolla mutluluğun var olduğunu hissedebilmek de, bir teselli verebilir belki...

    Pakize Barışta