Açlık, iştah ve tokluk

Konusu 'Güncel Diyet Haberleri' forumundadır ve NILBERA tarafından 19 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    19 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : NILBERA
  1. NILBERA

    NILBERA SeVGi KeLeBeĞi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    6.271
    Beğenildi:
    82
    Ödül Puanları:
    153
    Açlık, iştah ve tokluk




    Dr. Haluk Saçaklı

    ıştah denen hissin açıklaması oldukça zordur. Açlık veya doğadan gelen bir yeme içgüdüsü iştahın bir yönüdür. ıştah sadece bunlardan oluşmaz. O zaman sofraya oturduğumuzda ilk doyma olgusu ile aşırı yemeyi reddederdik.

    Açlık ve aşırı iştahlı olmak vücut kimyasallarının artması sonucu ortaya çıkmaktadır. Açlığı, besin alımını uyaran içten gelen işaretler seti olarak tanımlamak mümkündür. Tokluk ise artık organizmanın doyma noktasına gelmesidir. Hiçbir besine ihtiyacı olmadığını gösteren bir duyguya dönüşmüştür.

    Özetleyecek olursak basamağın ilki açlık, ikincisi tokluktur. Arasında ise iştah vardır. Bu üçlüyü çok iyi kontrol altına almamız gerekir. Bazı koşullarda bilgisizlik bizi bilinçsizce yemek yemeye sevk eder. Fiziksel açlığı bir kenara itip hisleri doyururuz. Bu da duygusal açlıktır.

    Duyguların önemi...

    Her şeyden önce duyguların çözüm bulmak için değil, yaşamak için var olduklarını unutmayalım. Kendinize duygulara sahip olma izni verdiğinizde, bunların daha az korkutucu olduğu görülür. Beyinde bulunan birer çift acıkma ve tokluk merkezleri ile bunların kalıtımsal olarak ayarlanmış eşikleri vardır. Bunlar belirli seviyelerde yemek yeme ya da doyma hissini oluşturur. ıştahı kapatma herkeste farklı seviyededir. Bu seviye uzadıkça oburluk ön plana çıkar ve kişiyi gereğinden fazla yemeye sevk eder.

    Beslenme alışkanlığımızın temelinde sinirsel ve kimyasal olgular bulunur. Bu olguları yönlendiren ise beynin hipotalamus bölgesindeki iştah merkezidir. Serotonin ve nöropeptip ele alınacak olursa; serotonin düzeyi düşer ve nöropeptip düzeyi yükselirse, farkında olmadan karbonhidrat yönünden zengin yiyeceklere yöneliriz. Serotonini artırıp, nöropeptip düzeyini düşürerek doymak bilmez iştaha son vermek mümkündür.

    Aç olan kişide sinirlilik, gerginlik, midede kramplar, ağızda kuruluk ve baş ağrıları görülür. Bu bulgular erkeklerde kadınlara oranla daha yoğundur. Aç kalarak zayıflamayı tercih edenler vücudu ölme paniğine sürüklerler. Bu durumda "kıtlık" moduna geçen metabolizma yağları yakma yerine yağ birimini korumaya yönelir. Bu da metabolik ritmi %15-30 oranında düşürerek kilo kaybını daha da zorlaştırır. Bu şekilde verilen kilolar çabuk bir şekilde geri döner. Ayrıca kaybolan kasların yerini yağ aldığından, aynı kiloya gelinmesine rağmen yağ ağırlığı ve yüzdesi çoğalmış olur.

    Açlık uzun sürerse organizmada bir takım olumsuz gelişmeler görülür. Deri elastikiyetini kaybeder, kurur ve rengi solar. Eklemler ağrılıdır. Ağızda ve dudaklarda yaralar oluşur, halsizlik, ishal ve iki üç ay içinde ölümle sonuçlanır.

    Strese bağlı oburluğu kesinlikle kontrol altında tutmalıyız. Öfke, endişe depresyon ya da sıkıntı gibi negatif duygular karşısında kişinin çareyi yemek yemede araması çok tehlikelidir. Strese bağlı oburluk, duygularını bastırarak yaşaması öğretilen kişilerde daha yaygındır. Yaşam kişiyi zaman zaman çıkmazlara sürükler ve o zaman sadece fiziksel açlığı doyurmak için yenir. Neyi ne kadar yiyeceğine kişinin duygusal modu karar verir. Psikologlara göre tüketilen yiyeceklerin yaklaşık yarısı tamamen psikolojik nedenlerle olur.

    Telkin şart...

    Zaman zaman duygularımızı doğrudan yenmek denenmeli zaman zaman da varlıkları kabul edilmelidir. Yeme arzunuz dayanılmaz hale geldiğinde şu soruyu sorun: Gerçekten aç mıyım? Eğer değilsem neden yemek istiyorum? Eğer şu anda bir şey yemezsem nasıl hissederim?

    Bu sorulardan sonra telkin başlamalıdır. "Şu an çok açım, çikolata yemek istiyorum" düşüncesini, "Şu anda zayıflamayı çok istiyorum" düşüncesiyle yer değiştirin. "Şu anda mutsuzum, bir şeyler yersem mutlu olacağım" düşüncesini, "şu anda mutsuzum ama zayıflarsam kendimi daha mutlu hissedeceğim" düşünceleriyle yer değiştirin.

    ıştahı frenleme süresi 15-20 dakikadır. Yeme zamanını 20 dakikanın üzerine çıkarın. Yeme zamanı uzatıldığında ve gereğinden fazla yenmediği için, mide kapasitesi de küçülür.

    Strese bağlı oburluğu kesinlikle kontrol altında tutmalıyız. Öfke, endişe, depresyon ya da sıkıntı gibi negatif duygular karşısında kişinin çareyi yemek yemede araması çok tehlikelidir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ocak 2010
  2. 27 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : NILBERA
  3. seyran

    seyran Popüler Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    852
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    Açlık konusunda tecrübeli kişiler sayılabilecek hint fakirleri (ve benzeri kişiler), 2-3 günlük açlıktan sonra açlık duygusunun ortadan kalktığını ve bunun yerine iyilik halinin ve öfori (mutluluk, neşe, çoşku hali) durumunun geliştiğini belirtmektedirler.

    Açlığın 4 aşaması vardır:


    Aşama 1:


    Açlık merkezi beyinin hipotalamus adı verilen bölümünde yer almaktadır. Barsak ve mide duvarında bulunan hassas sensörler hipotalamus ile irtibatı sağlarlar. Bu sensörler mide ve barsaklardaki yiyeceklerin meydana getirdiği dolgunluğunun miktarı hakkındaki bilgileri sinirler aracılığı ile hipotalamusa iletirler.


    Diğer biyokimyasal sensörler de glukoz, amino asit ve yağ asitleri gibi çeşitli maddelerin kandaki düzeylerini kontrol ederler. Bu kontrole ilişkin bilgiler de hipotalamusa iletilir.


    Kandaki glukoz (şeker) düzeyi düştüğünde, hipotalamus beyne uyarı göndererek yiyecek aranmasına yönelik davranışların başlatılmasına çalışır.


    Aşama 2:


    Eğer vücut gönderilen uyarılara rağmen yiyecek alımını başlatmazsa, hipotalamus uyarıların şiddetini yoğunlaştırır.


    Aşama 3:


    Hipotalamusun ürettiği şiddetli uyarılar da işe yaramazsa; hipotalamus taktik değiştirir ve depolanmış halde bulunan yağ asitlerinin yakılmasına başlanır; yani rezervleri tüketmeye başlar.


    Aşama 4:


    Eğer bu aşamaya ulaşılırsa hipotalamus açlıkla ilgili uyarıları iptal eder.


    Belirli Yiyeceklere Karşı ıştah Duyma


    Vücut genelde spesifik olmayan açlık duymakla birlikte belirli yiyeceklere karşı iştah artışı da gözlenebilir. Örneğin:


    Noradrenalin, insülin ve nöropeptid-Y isimli maddeler ekmek ve şehriye türü yiyeceklere karşı iştahı arttırır.


    Galanin maddesi, yağlı yiyeceklere karşı iştahı arttırır. Kandaki serotonin miktarı artarken karbonhidratlı yiyeceklere karşı istek azalır ve et gibi proteinden zengin besinlere karşı iştah artış gösterir. Bol proteinli bir yemekten sonra kan serotonin seviyesi düşer. Bir sonraki istek bol karbonhidratlı yiyeceklerdir.


    Doyma - Tokluk


    Tokluk hissi yavaş yavaş gelir. ılk sinyaller mide ve barsakların duvarlarından gelir ve bu organların yiyecekle dolduğunu ve gerildiğini beyine bildirir.


    Tokluk hissi sadece yenilen yemeğin miktarına bağlı değildir; aynı zamanda yiyeceğin türü ile de ilişkilidir. Örneğin bir litre su açlık duygusunu gidermez.


    Tokluk merkezi de hipotalamusta bulunur, bu bölge kandaki besin maddelerinin kontrolünü de sağlar.


    Noradrenalin ve kolesistokinin yeterli miktarda enerji depolanmasının kontrolü ile ilgili bilgilerden sorumludur. Serotonin gibi diğer maddeler hareketleri duygularla düzenlerler (iştah gibi).
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ocak 2010
  4. 8 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : NILBERA
  5. dertli_

    dertli_ Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Ocak 2008
    Mesajlar:
    35
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    butun bılgıler ıcın sagol tokluk hıssının yavas yavas geldıgıne katılıyorum onun ıcın yemeklerde hızlı yememek lazım
     
  6. 16 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : NILBERA
  7. janet

    janet Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.642
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    106
    birde piskolojik aclık var aslında tok ama icindeki durumundan dolayı yasadığı yasamakta oldugu seyler yüzünden kendini yemeğe veren kadınlar var tabi bunun etkileri cok daha kötü olarak insana dönüyor ama bir cok insanda bunu yasıyor