Adam Asmaca

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve chatlak tarafından 21 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    21 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : chatlak
  1. chatlak

    chatlak özgür Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2006
    Mesajlar:
    595
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Hava kararmak üzereydi. Işık gölge oyunlarının büyüsüne dalmış olan adam saatlerdir o pencerenin önünde oturduğunu fark etti. Şöyle bir etrafına bakındı. Çöp tenekesinin etrafında dolaşan birkaç kedi ve karşıdaki bakkalın çırağı dışında sokakta kimseler yoktu. Çırakta kapının önüne attığı sandalyeye oturmuş ellerini çenesine dayamış öylece anlamsız gözlerle kaldırım taşlarına bakıyordu. Bir şey düşündüğü açıktı. Kim bilir ne düşünüyordur diye söylendi adam. Onun yaşındaki sorunlarını hayal etti. Önemsiz şeylerdi dedi. Çocukça hayal kırıklıkları işte. İz bırakmayan acılar. Oysa şimdi acıların en kasvetlisi bedeninin içinde bir zehir gibi dolaşıyordu. Değdiği her hücreyi sonsuza kadar yok ediyor ve ölüme biraz daha yaklaştırıyordu. Kısa bir an dahi bu acıyı unutmayı başaramadığını fark etti.

    Oturduğu yerden kalkıp ışığın düğmesine doğru yöneldi. Kısa bir tereddüttün ardından ışığı yakmamaya karar verdi. Böylesi daha iyiydi. Hayatında aydınlık bir anı olmayan bir adam için o ışık lüks olabilirdi. Sigara paketini aramaya başladı. O kadar dalgındı ki bazen gözünde olan gözlüklerini bile arıyordu. Paketi de kim bilir nereye koymuştu. Fazla aramadan sehpanın üzerinde olduğu fark etti. Bir tane alıp yaktı. Kanepesinin üzerine oturdu. Siyah bir gecenin içinde beyaz dumanlar hiç bitmesini istemediğin masal güzelliğinde görünüyordu. Bir anlamı olmalı dedi hava da tuhaf şekillere bürünen dumanlara bakıp. Hayat kim bilir bize ne mesajlar veriyordu ve biz onları bir türlü çözemiyorduk. Ne kadar da zavallıyız diye düşündü. Dışarıdan gelen sokak lambasının ışığı odanın içindeki eşyalara çarptıkça duvarda garip gölgeler oluşuyordu. Uzun çam ağacının dalları sallandıkça gölgesi korku filmlerindeki cinayet öncesi anlara benziyordu. Gülümsedi bu düşüncesi karşısında. Fazla hayal kuruyorum dedi. Ve çok iyi biliyordu ki her şey hayal kurmakla başlamıştı.

    Sürekli kafasının içinden bugün duyduğu cümleler geçiyordu. Aslında takıldığı cümleler değildi. Onların söyleniş biçimiydi. Bir an onun yerinde olmak için neler verebileceğini düşündü. Aşk garip şeydi. Ne kadar kaçmaya çabalasan da eğer bir defa dokunduysan kurtulman imkansız hale geliyordu. Her seferin de uzak duracağına söz verdiği halde bu söz sadece onu görene kadar sürüyordu. Onun bundan haberi dahi yoktu. Bilse ne olurdu acaba ? Karşılıksız sevmek güzeldi aslında. Ama bilmesini isterdi. Söylemeye cesareti olmadığından değildi. Sadece zamanı değildi. Ve o zaman belki de hiç gelmeyebilirdi. Yakın arkadaştılar. Yakın arkadaş olmanın güzel yanları da olacağı gibi kötü yanları da vardı. Yakın arkadaşlar birbirlerine tüm sırlarını anlatırlardı. En azından bu kendileri için geçerliydi. Ve bugün paylaştığı sırları canını çok yakmıştı.

    Bir ilişkiden henüz çıkmıştı. Bunu biliyordu. Başından beri tüm detayları ona anlatmıştı. Üzüntüden kahrolduğu zamanlar çok olmuştu. Tek avuntusu onun mutlu olmasıydı. Bu da ilginçti aslında. Bir insan sevdiği kadının başka bir erkekle olan mutluluğundan nasıl mutlu olabilirdi ki? Ona karşı hislerini anladığında çok geç olmuştu. Vazgeçilemeyecek bir hale nasıl dönüştüğünü dahi anımsamıyordu. Her şey bir anda olmuştu. Aşk ne zaman tanıyordu ne de mantık. Bile bile ateşe atlamamak gibiydi bu. Hiç bir şeye engel olamamıştı. Sonra mutluluk sırları bir anda yerini acı sırlara bırakmıştı. Her geçen gün daha üzgün geliyordu karşısına. Sorunlar gitgide büyüyordu. Bu kadar üzgün olmasından ona ne derece aşık olduğunu anlayabiliyordu. Ve bir gün gelip her şeyin bittiğini söylediğinde artık tamamen yıkılmış haldeydi. Onu avutmak için saatlerce konuşmuştu. Geçici bir durum olduğuna tekrar bir araya geleceklerine inandıklarını söylemişti defalarca. Ama o bunların hiçbirini duymuyordu. Sadece gözyaşları yanaklarından aşağıya doğru süzülüyordu. Sessizce. O an daha da kahrolduğunu hissetmişti. Her ne kadar gözyaşları farklı biri için dökülüyor olsa da sevdiğin insanın acı çektiğini görmek işkenceydi. Yardım edebilmek için o adamı bulup konuşmak geçti kafasından. Belki onları tekrar bir araya getirebilirdi. Sonra saçma geldi bu düşüncesi. Ama bir şeyler yapmalıydı. Ve galiba en iyi şey onu yalnız bırakmamak ve sürekli dertleşmekti. Belki acısını azaltabilirdi.

    Aylar geçmişti. Yine her gün konuşuyorlardı. Günler geçtikçe acısının daha da hafiflediğini anladı. Artık daha neşeli ve hayat doluydu. Ondaki bu iyileşme adamı da mutlu ediyordu. Bir anda unutamayacağını biliyordu. Hatta izlerini sonsuza kadar taşıyacağını. Fakat kendisi için bir umut doğduğunu düşünüyordu. Sevdiği kadın artık kendisini sevebilirdi. Bir insandan sizi sevmesini istemeniz o kişiye haksızlık mıydı? Başka birini sevme hakkını elinden almış olmak mıydı? Bunu bilmiyordu. Ama öğrenecekti. Kendi kendine ayna karşısın geçip provalar yapıyordu. Söyleyeceklerini doğru bir sıralamaya dizmeye çalışıyordu. Bunu belki de yüzlerce kez yapmıştı. Ama artık cümleleri gerçek sahibine iade etme zamanı gelmişti. İşte bu düşüncelerle çıkmıştı evden. Onunla bulaşacağı kafe’ye hızlı adımlarla gidiyordu. İçeri girdiğinde o çoktan gelmiş ve her zaman ki yerlerine oturmuştu. Neşesiz görünüyordu. Yanına oturduğunda yanakları ıslanmıştı. Sevdiği kadın gözlerinin içine bakıp ona daha önce hiç anlatmadığı o adamla ilgili sırlarını anlatıyordu. Bazen gülümsüyordu anlatırken bazen de ağlıyordu. Karşısında durmuş onu öylece dinliyordu. Tüm soluğu kesilmişti. Ne yapacağını şaşırmış bir biçimde onu avutmaya çalışıyordu. Eskiden olduğu gibi. O an kalbine bir hançer saplandığını hissetti. Onu asla unutamayacak ve sonsuza kadar sevecekti. Bunu gözlerinden anlamıştı. Burada eğer o konuşmayı yapsaydı dahi sevdiği kadın hiçbir zaman ona onun gibi bakmayacaktı. Yada ondan bahsederken gözlerindeki ışıltı asla onun için olmayacaktı. Onun kadar sevmeyecekti onu. Onu beklediği gibi beklemeyecekti yollarını. Şimdi anlamıştı sevdiği kadının o adamı nasıl sevdiğini. Kendi gibiydi aynı. O da sevdiği kadını onun o adamı sevdiği gibi seviyordu. Hiç bir şey söylemedi adam. Sadece dinledi ve sigara içti. Sevdiği kadın konuşunca rahatladı. İyi ki varsın dedi adama seni çok seviyorum. Adam o an ölmek istedi. Çünkü onun çok sevmesi bir arkadaş sevgisinin en üst düzeyiydi. Oysa o kendisini o adam gibi sevmesini isterdi. Ve bu hiçbir zaman olmayacaktı. Sessizce öpüşüp kafe den ayrıldılar.
    Şimdi odanın içinde anlamsız gözlerle duvarda ki gölgelere bakıyordu. Ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Karar vermek çok zor değildi aslında. Gülümsedi. Odasına gidip küçük bir valiz hazırladı kendisine. Kapıya doğru yöneldi. Vestiyerde duran paltosunu aldı. Kapıyı açtı. Dönüp son bir kez evine doğru baktı. Tam karşısında onun resmi vardı. Hayranlıkla baktı bir müddet. “En iyisi bu” dedi resme. “Seni çok seviyorum güzel kız ama bir sevgili gibi ve inan bana bu en iyisi” dedi. Ayakkabılarını giydi. Kapıyı kapattı.

    Hoşça kal dedi şehre ve sevdiği kadına. Yalnızlığımla adam asmaca oynamaya gidiyorum…