Ahmet Altan şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve bamtelli tarafından 9 Kasım 2006 başlatılmıştır.

    9 Kasım 2006
    Konu Sahibi : bamtelli
  1. bamtelli

    bamtelli Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    72
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Birden özleyiveriyorsunuz...
    Çoktan unuttuğunuzu sandığınız
    ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız
    ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini
    bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.

    Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü,
    siz çarşaflarınızın arasında,
    bütün tehlikelerden uzak,
    güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
    usulca ruhunuza sokulup,
    sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri
    birer birer ateşleyiveriyor.
    İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz.
    Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak,
    ona dokunmak,
    onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi...

    Özlemek, o yakıcı istek,
    bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
    Özlediğiniz ise çok uzaklarda...
    Yanında olmasını istediğiniz halde
    yanınızda olmayan bir tek kişi,
    yanınıza bile yaklaşmadan,
    hatta onu özlediğinizden
    ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan,
    bütün hayatı,
    bütün görüntüleri eritip
    başka kılıklara sokuyor...

    Ahmet Altan
     
  2. 10 Kasım 2006
    Konu Sahibi : bamtelli
  3. emcan01

    emcan01 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    1.662
    Beğenildi:
    9
    Ödül Puanları:
    148
    Özlemek, o yakıcı istek,
    bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor


    özlemek gerçekten çok acı veriyor insana insan bunu sevdiklerini kaybedince daha iyi anlıyor paylaşımın için sağol canım
     
  4. 13 Kasım 2006
    Konu Sahibi : bamtelli
  5. özlemlerimiz bol olsun..
     
  6. 8 Şubat 2007
    Konu Sahibi : bamtelli
  7. aslican

    aslican Aktif Üye Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2006
    Mesajlar:
    204
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Duracaksın

    Acı,
    ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
    öfke,
    kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
    keder,
    yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
    duracaksın,
    durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
    bakacaksın,
    sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
    alaycı kargaların sesini
    dinleyeceksin,
    çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
    alacaksın.

    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.
    Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
    bir zaman, ?dinlenin biraz? diyeceksin.

    Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
    istiridyeleri açarak,
    bir sevinç arayacaksın.
    Hayaller kuracaksın.
    Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
    Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
    Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
    Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
    tenleri.
    Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
    gülenleri.
    Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
    sevdalarını, sevişmelerini,
    özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
    hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
    sıkıca kucaklayacaksın.

    Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
    tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

    Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
    Belki bir mektup alacaksın.
    Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
    Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
    kaybolduğunda,
    tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
    Gözcünün ?kara göründü? diye bağırdığını hayal
    edeceksin.
    Kara, hiç görünmese bile,
    hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
    bileceksin,
    çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
    hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

    Her şeyini kaybetsen de hayallerini
    kaybetmeyeceksin.
    Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
    Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
    o kadar kavrayacaksın.
    Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
    çok düşünürsen
    öfken o kadar keskinleşecek.
    Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
    Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
    bir uçurum koyduklarında,
    nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
    geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

    Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
    Bir çiçek iliştireceksin yakana.
    Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
    En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini...
    En çılgın hayallerini...
    En çağıltılı kahkahalarını...

    Acı,
    ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
    öfke,
    kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
    keder,
    yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
    duracaksın,
    durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
    bakacaksın,
    sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı
    kargaların sesini dinleyeceksin,
    çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.
    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.

    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.
    Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
    bir zaman,
    ?dinlenin biraz? diyeceksin.
    Onları, şefkatle dinlendireceksin.
    Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.


    Ahmet Altan |
     
  8. 8 Şubat 2007
    Konu Sahibi : bamtelli
  9. yesilim

    yesilim Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2006
    Mesajlar:
    9.033
    Beğenildi:
    11
    Ödül Puanları:
    148
    herşeyi kaybetsende hayallerini kaybetmiyeceksin...
    çok güzeldi.of of...
     
  10. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : bamtelli
  11. Yagmurun_kizi

    Yagmurun_kizi Çocuklarım benim herşeyim... Üye

    Katılım:
    11 Aralık 2015
    Mesajlar:
    6.654
    Beğenildi:
    8.428
    Ödül Puanları:
    113
    Koku ve Ses

    Hayatımız boyunca duyduğunuz bütün sesler arasında en
    az tanıdığımız,daha doğrusu hiç tanımadığımız tek ses,
    kendi sesimizdir. Başka sesler bize birçok şeyi hatırlattığı
    halde kendi sesimiz bize hiçbir şey hatırlatmaz. Sesimiz,
    hafızamızda tek bir ışık bile yakmaz.

    Kendi sesimiz bize yabancıdır
    Kendi kokumuzu da alamayız.
    Kokumuz da yabancıdır bize.

    Bu kadar yakın olup da sesine ve kokusuna yabancı
    olduğumuz tek insan kendimiziz. Belki de bu yüzden
    kendimizi tanımayız. Belki de bu yüzden bir başka insanın
    sesine ve kokusuna bu kadar çok ihtiyaç duyuyoruz. Belki
    de bu yüzden aşık oluyoruz. Belki de, bir başkasının sesini
    ve kokusunu kendi sesimizin ve kokumuzun yerine
    koymaya, bir başkasının sesini ve kokusunu bir parçamız
    gibi hissetmeye aşk diyoruz. Belki de, sevdiğimiz insanın
    sesine doğru akıp gitmemiz, aslında kendimize doğru
    yaptığımız bir yolculuk.

    Kendi sesimize ve kokumuza hafızamızda yer yok.
    Biz kendimize yabancıyız.
    O yüzden başkalarının sesiyle sevinip, başkalarının sesiyle
    acı duyuyoruz.
    Aşkı aramak, hep kendi sesimizi, kendi kokumuzu aramak
    belki.
    Hafızamızda bizi dolaştıracak bir kılavuzu bulmaya
    çalışmak.
    Terkedildiğimizde duyduğumuz acı, bir parçamızı
    kaybetmekten.
    Terkettiğimizde ardımızda bıraktığımız keder, terkettiğimiz
    insanın sesini ve kokusunu kendimizle birlikte götürerek
    geride bıraktığmız boşluktan.

    Aşkı yaşarken bunu hiç bitmeyeceğini sanmamız, bize
    bağışlanan büyük yanılgı sonucu, aşık olduğumuz insanın
    sesini ve kokusunu kendi parçamız sanmamızdan.

    Sesler ve kokular olmasa geçmişimiz olmazdı.
    Sesler ve kokular olmasa aşklar olmazdı.
    Sesler ve kokular olmasa acılar ve sevinçler olmazdı.

    Aşk kendimizin sandığımız bir sesin ve kokunun aslında
    bize ait olmadığını, bir başkasının sesi ve kokusu olduğunu
    anladığımız zaman bitiyor. Yanıldığımız sürece aşığız biz.

    Seslerini kokularını istediklerimizin, vücutlarını da
    isteyeceğiz. Seni seviyorum dediğimizde, sen benim sesim
    ve kokumsun demek isteyeceğiz. Kendi hafızamızda
    başkalarının sesleri ve kokularını kılavuz yapıp
    dolaşabileceğiz ancak. Kendi geçmişimize ancak
    başkalarıyla ulaşabileceğiz.

    Aşk tanrısı, dünyayı yanılın emriyle yaratacak.
    Hep yanılacağız.
    Hep yanılıp yanıldığımız için hep acı çekeceğiz.
    Ama sevinçlerimizi de bu yanılgıya borçlu olacağız.
    Yanıldığımız sürece seveceğiz.
    Sonra yanıldığımızı anlayacağız.
    Ve gidip yeniden yanılacağız
     
  12. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : bamtelli
  13. Yagmurun_kizi

    Yagmurun_kizi Çocuklarım benim herşeyim... Üye

    Katılım:
    11 Aralık 2015
    Mesajlar:
    6.654
    Beğenildi:
    8.428
    Ödül Puanları:
    113
    EYLÜL
    [​IMG]
    Beni bu eylül öldürecek
    Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
    Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
    Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
    eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
    Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.
    Akşam rüzgarları; tene dokunan bir kamçı kadar şehvetlidir.
    Ben her yıl ölümü ve aşkı bu ayda beklerim…..

    Ve eylülün çıplak ayakalrına bir yazı bırakırım.
    Eylül sabahları; kılıçlar kadar keskin ışıltılarıyla
    tenimi kanatarak uyandırır beni.
    Ben eylüle akarım.
    Bir hüzün gibi akarım ben eylüle kanayan bir aşk gibi,
    siyah şallara bürünmüş,genç bir ölüm gibi akarım.
    Sevişerek,ağlayarak ve ölerek akarım ben eylüle.
    Her yıl,hep aynı vakitte,geniş bir ırmak gibi
    bütün hayatı berrak sularında yıkayarak gelir,
    beni ve herşeyi koynuna alarak,
    bir meçhule hüznüyle emzirerek götürür hep.
    Kadınları ve hüznü eylülde severim…

    Keman konçertolarını,
    akşam saatlerinde bir bir ışık yangını ile kıpkızıl tüten
    yalnız ağaçları,ürkek tebessümleri ve edepsiz kahkahakarı severim.
    Lacivert bir deniz benim ellerimde oynaşır.
    Sahiller,yaşlı bir kadın gibi kendine terkedilir
    Şarkılar,incecik bürümcükten acılar vaad eder her dinleyene
    Bitenin başlayana dokunduğu yerdir eylül…

    Onun için yanık yanık tütsü kokar,
    Onun için değdiği yeri kanatır.
    Eylülde aşk,eylülde acı,eylülde yalnızlık zordur,
    eylülde herşey zordur,ben eylülü onun için severim.
    Eylül ışıklarında çırılçıplak ruhlar yıkanır
    Herkes herşeye kapısını aralar ‘bir aşk oluverir aşinalık’.
    Ölüm kıvırcık saçlarını hayatın göğsüne dokundurur.
    Aşkı ve ölümü ben hep bu ayda beklerim.
    Nasıl da mahsun ve nasıl da tehditkardır.
    Ben eylülde bütün aşklardan ve ve kadınlardan korkarım…

    Ben her yıl eylülün çıplak ayaklarına bir yazı adarım.
    Ve ben eylüle akarım
    Bir hüzün gibi akarım ben eylüle,
    kanayan bir aşk gibi akarım,
    Siyah şallara bürünmüş bir genç ölüm gibi akarım…
     
  14. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : bamtelli
  15. Yagmurun_kizi

    Yagmurun_kizi Çocuklarım benim herşeyim... Üye

    Katılım:
    11 Aralık 2015
    Mesajlar:
    6.654
    Beğenildi:
    8.428
    Ödül Puanları:
    113
    Duracaksın
    [​IMG]
    Acı,
    ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
    öfke,
    kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
    keder,
    yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
    duracaksın,
    durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
    bakacaksın,
    sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
    alaycı kargaların sesini
    dinleyeceksin,
    çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
    alacaksın.

    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.
    Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
    bir zaman, ?dinlenin biraz? diyeceksin.

    Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
    istiridyeleri açarak,
    bir sevinç arayacaksın.
    Hayaller kuracaksın.
    Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
    Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
    Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
    Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
    tenleri.
    Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
    gülenleri.
    Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
    sevdalarını, sevişmelerini,
    özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
    hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
    sıkıca kucaklayacaksın.

    Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
    tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

    Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
    Belki bir mektup alacaksın.
    Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
    Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
    kaybolduğunda,
    tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
    Gözcünün ?kara göründü? diye bağırdığını hayal
    edeceksin.
    Kara, hiç görünmese bile,
    hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
    bileceksin,
    çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
    hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

    Her şeyini kaybetsen de hayallerini
    kaybetmeyeceksin.
    Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
    Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
    o kadar kavrayacaksın.
    Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
    çok düşünürsen
    öfken o kadar keskinleşecek.
    Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
    Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
    bir uçurum koyduklarında,
    nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
    geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

    Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
    Bir çiçek iliştireceksin yakana.
    Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
    En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini…
    En çılgın hayallerini…
    En çağıltılı kahkahalarını…

    Acı,
    ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
    öfke,
    kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
    keder,
    yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
    duracaksın,
    durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
    bakacaksın,
    sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı
    kargaların sesini dinleyeceksin,
    çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.
    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.

    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.
    Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
    bir zaman,
    ?dinlenin biraz? diyeceksin.
    Onları, şefkatle dinlendireceksin.
    Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.
     
  16. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : bamtelli
  17. Yagmurun_kizi

    Yagmurun_kizi Çocuklarım benim herşeyim... Üye

    Katılım:
    11 Aralık 2015
    Mesajlar:
    6.654
    Beğenildi:
    8.428
    Ödül Puanları:
    113
    Nilüferler
    ....bostan dolabının yanındaki,
    suları bana kahverengi gözüken, o küçük ve
    eskimiş havuzdaki solgun ve kederli nilüferlere
    gidip bakardım çocukken, babam,
    onların kökleri olmadığını anlatmıştı bana.

    Neden bu çiçekleri hep bir şeylere benzetmek için
    kullandıklarını ancak büyüyünce anladım.
    Yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi
    azade ve özgür oluyorlar ama küçük bir
    havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı.
    Hayat da böyle bir şeydi benim için ; hep
    bir yerlere gidecek gibi duran, yalnız ve bir yere
    gitmeyen bir çiçek. Bütün bir hayatın özeti buydu.

    Bende bir yere bağlanmadım ve bir yere gitmedim,
    öyle solgun nilüfer gibi bir havuzun içinde
    yalnız başına durdum, köklerimi salamadım,
    ne, olduğum yere sağlamca yerleştim,
    ne, başka diyarlara kaçabildim,

    Bana bakanlar, beni seyredenler, beni sevenler
    oldu ama kimse yakasına takmadı beni,
    kimse odasına koymadı, kimse beni sulayıp
    büyütmek için uğraşmadı.

    Onlara ihtiyacım olmadığını, havuzumda
    tek başıma yüzebileceğimi düşündüler.
    Ben de bu yüzden; kederi, yalnızlığı,
    kirlenmeyi öğrendim ve hayata benzedim.

    Ne garip başka bir şeyde olmak istemedim,
    beni beğenmeleri yetti bana...
    Köksüz bir hayat, çaresiz yalnızlık, tuhaf keder.
     
  18. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : bamtelli
  19. Yagmurun_kizi

    Yagmurun_kizi Çocuklarım benim herşeyim... Üye

    Katılım:
    11 Aralık 2015
    Mesajlar:
    6.654
    Beğenildi:
    8.428
    Ödül Puanları:
    113
    Ağustos Kuşları


    Ağustos kuşları
    Derin, saf, mavi bir gökyüzünde kara noktalardan oluşmuş kıpırtılı kara bir yumak helezonlar çizerek dönüyor.
    Onlara bakıyorum.
    Bir ucundan katılan kalabalık ve karışık siyah noktalarla büyüyen yumak diğer ucundan zarif ve düzenli bir ok gibi çıkarak maviliğin içlerine doğru uçuyor.
    Gidiyorlar.
    Onlara bakıyorum.
    Garip bir hüzünle bakıyorum onlara.
    Bir şeyin bittiğini söylüyorlar bana.
    Başka bir şeyin başlayacağını da.
    Onlar gittikten sonra bir zaman boş kalacak o saf mavilik.
    Bilmediği bir şeyi özler gibi bomboş bekleyecek.
    Ayrıldığımız sevdiklerimizle, buluşacağımız ve henüz kim olduklarını bilmediğimiz seveceklerimiz arasındaki o kederli, yalnız ve yalnızlığında gizli ümitlerle beklentiler taşıyan boşluk.
    Uzaklaşanları görüyoruz, anıları taze.
    Tanıyoruz gidenleri.
    O berrak mavilik bir zaman sonra yeni kuşlar bulacak, ışıkları değişecek, bulutları, yağmurları, sonbaharla şeffaflaşmış güneşleri olacak.
    Yaşanmış olanlardan kopmak zor.
    Yaşanacak olanları beklemek heyecanlı.
    İkisinin arasında, derin ve yalnız bir gökyüzü gibi hüzünlü bir boşluk var.
    İçinden geçilmesi en zor olan zaman.
    Kendi boşluğuyla daralmış o kederli ruh nasıl da gidenleri yakalamak, geçmişe tutunmak ister.
    Nasıl da hüzünle bakar gitme vakti gelenlere.
    Ne çok insan, böyle bir kederli boşlukta, geleceği beklemeye sabrı ve gücü yetmediğinden yanlış bir karar verip geçmişi yaşatmaya çalıştı.
    Halbuki kural ne kadar açık.
    Gitme vakti gelen gidecek.
    Boş bir gökyüzü gibi gelecek olanları bekleyeceksin.
    Kederle, hüzünle ve sabırla.
    Gitmenin bir mevsimi var.
    Gelecek olanları karşılamanın bir mevsimi.
    Bir mevsimi var boş bir gökyüzü gibi beklemenin.
    Gidenleri biliyoruz.
    Sesleri, fısıltıları, kokuları, gülüşleri ne kadar da tanıdık, ne kadar yakın.
    Bize değdikleri yerleri kopartacaklar giderken.
    Kopmanın sancısını duyacağız.
    Kuşlarını yitirmiş bir gökyüzü gibi kendi acısıyla yankılanacak içimiz.
    Bir zaman, sonsuza dek öyle bomboş kalacağından korkacak.
    Sonra tek tük yeni kuşlar gelecek.
    Sonra değişik ötüşleri olan dağınık sürüler.
    Bulutlar, yağmurlar, yeni ışıklar, şeffaflaşmış güneşler.
    Gelecek olanları tanımıyoruz.
    Yüzleri nasıl, sesleri nasıl, kokuları nasıl bilmiyoruz, üzülünce nasıl bakıyorlar, sevinince nasıl, bilmiyoruz.
    Yeni gülüşlere alışacağız. Yeni dokunuşlara.
    Sözcüklerin bir başka biçimde söylenebileceğini de göreceğiz. Şu anda hiç tanımadığımız bir beden birkaç ay sonra sıcak bir sokulganlıkla yanımıza uzandığında, bir yabancıdan bir sevgili yaratan bu tabiata şaşacağız.
    Giden kuşlara bakıyorum hüzünle.
    Süzülerek uzaklaşıyorlar.
    Gitmenin bir mevsimi var.
    Gelecek olanları karşılamanın bir mevsimi.
    Bir mevsimi var bomboş bir gökyüzü gibi beklemenin.
    Niceleri, bomboş bir gökyüzü gibi durmanın azabına dayanamadığından gidenleri yolundan döndürdü.
    Ölü kuşları oldu onların.
    Ölü kuşlarla doldu mavilikleri.
    Derin, saf, boş bir gökyüzü gibi kederle durun.
    Gelecekler.
    Yeni sesleri, yeni kokuları, yeni dokunuşlarıyla gelecekler.
    Sözcüklerin başka türlü söylenebileceğini de öğreneceksiniz.
    Her kederden bir ümide kapı açan bu tuhaf tabiata şaşacaksınız.
    Unutmayın, gitmenin bir mevsimi var.
    Gelecekleri beklemenin bir mevsimi.
    Bir mevsimi var bomboş bir gökyüzü gibi durmanın.
    Gelenler, sadece beklemesini bilenlere geliyor.
    Bekleyin...
    Gelecekler.