Ahmet Muhip Dıranas Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Che tarafından 19 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  1. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    Ahmet Muhip DRANAS
    ( 1908 - 1980 )

    HAYATI:

    1908 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini Ankara Erkek Lisesi'nde tamamladı. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. "Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay" imzasıyla ilk siiri 1926 yılında Milli Mecmua'da yayınlandı. Ankara Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İstanbul'a geldi. İstanbul’da Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne devam etti. Öğrenimini tamamlamadı. Hakimiyet-i Milliye gazetesinde bir süre çalıştı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi Müdür Yardımcılığı görevinde bulundu. Çocuk Esirgeme Kurumu yayın müdürü ve başkanlığı, Anadolu Ajansı, Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyeliği, Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Başkanlığı gibi üst düzey bürokratik görevler yaptı. 21 Haziran 1980 yılında Ankara’da öldü, Sinop’ta gömüldü.

    ESERLERİ:

    Şiirler (1974)
    Kırık Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikret’in şiirleri)(1975)
    Şiirler (1992)
     
  2. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  3. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    FAHRİYE ABLA

    Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
    Kapanırdı daha gün batmadan kapılar
    Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden
    Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
    Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
    Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla
    Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla

    Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
    Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi
    Güneşin batmasına yakın saatlerde
    Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede
    Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede
    Bahçede akasyalar açardı baharla
    Ne şirin komşumuzdun fahriye abla

    Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
    Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
    İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
    Altın bileziklerle dolu bileklerin
    Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin
    Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
    Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla

    Gönül verdin derlerdi o delikanlıya
    En sonunda varmışsın bir erzincanlıya
    Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın
    Hala dağları karlı erzincandamısın
    Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
    Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda
    Ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla

    Ahmet Muhip Dranas
     
  4. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  5. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    KARA GÖZLERİN

    Kara gözlerindeki umut
    Siyah saçları kadar karamsardı
    ve kadere küsmüştü O, bir kere
    Sevgiyi öldürdü diye...
    Sanki ona uzanan ellerde
    Keskin bir bıçak
    Ha vurdu ha vuracak
    Bu, benim karanlıklarım,
    Bu benim sırlarım diyor hep
    Bir gün gelecek
    Şefkatle kollarına saracaklar...
    Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
    Umutları umduğu gibi çıkmamaış
    Beklentileri hep korkuları olmuş
    Sanki bütün hayatı,
    Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla..
    Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
    Her nefeste biraz daha kısalırken
    Bütün beklentileri
    Duman duman uçuyorlardı.
    Kurallar koymak isterken dostluklarına,
    Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...
    Şimdi o gözlerde,
    Vakitsiz yağan yağmurlar var,
    Hasat mevsimi bitmiş bahçelere
    Sağnak sağnak yağacaklar.,
    Belki gönlünde gökkuşağı açacak
    Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
    Su yerine zehir akacak ırmaklarından,
    Hiç kimse içmeyecek...
    ya Ben,
    Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
    Üzümlerim gazap üzümü
    Şaraplarımsa gözyaşları...
    Sen güz güneşinde,sanki kanadı kırık bir kuş,
    Konmuştu bahçeme,
    Ona şefkatle eğilirken
    Pır diye uçtu birden
    Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
    ve,inancımla birlikte.

    Ahmet Muhip Dranas
     
  6. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  7. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    YAGMUR, GÜL ve ELLER

    Yel yapraklarımı savurur,
    Dört yanım yağmurla örtülü;
    Güz vaktim gerçek ya, ne yağmur!

    Kafamda hep bir uykusuzluk
    Ve masamda bir düşler gülü,
    Gecenin içinde, soyunuk.

    Ve bir düşünce arasında
    Ellerim; beyaz, boş ve bencil,
    Bu gül’le gece arasında,

    Kopmuş gidiyor dallarımdan...
    Hayır, başımdan yana değil
    Uykusuzluğum, ellerimden.

    Ahmet Muhip Dranas
     
  8. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  9. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    HATIRA

    Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan
    Oydu, bir bakışta tanıdım onu
    Rüyalarıma tayf halinde konan
    Peşime bir korku gibi düşen o.

    Bazı yapraktı, bazı bir rüzgâr
    Dolardı aydınlık olup, odama
    Bahçemde süzülür giderdi bahar
    Sabahının fecri vururken cama.

    Ayakları kumda bırakmadan iz
    Yanıma geldiği hep gecelerdi
    Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz
    Uzak bir maziye dönüp giderdi.

    Bir avuç ışıktı incecik yüzü
    Gözleri geceler gibi derindi
    İçine başımın her an düştüğü
    Avuçları sudan daha serindi.

    Geçerken dün yoldan, ruhumu saran
    Bir gölge halinde ve ağır ağır
    Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan
    Seven ve yaşayan bir hatıradır...

    Ahmet Muhip Dranas
     
  10. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  11. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    BALAD

    Yağmurlar dindiği zaman
    Geleceksin
    Ki karanlık ölümdür.
    Işığım söndüğü zaman
    Güleceksin
    Ki karanlık ölümdür.

    Karanlığımda dişlerin
    Parıldar ki
    Yine görüneceksin
    Kuraklığımda düşlerin
    Işıldar ki
    Yine arınacaksın.

    Bekliyeceğim elbette
    Gelişini
    Yaşamak başka nedir;
    İsterse ta kıyamete
    İlle seni
    Ki bu aşk başka nedir.

    Bütün ömrümüz onunla
    Böyle geçti;
    Toprakla gök arası,
    Varla yok arası öyle;
    Derken uçtu.
    Dranas yalvarası:

    Tanrım merhamet et kula.

    Ahmet Muhip Dranas
     
  12. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  13. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    SERENAD

    Yeşil pencerenden bir gül at bana
    Işıklarla dolsun kalbimin içi.
    Geldim işte mevsim gibi kapına,
    Gözlerimde bulut, saclarimda çiğ.

    Açılan bir gülsun sen yaprak yaprak
    Ben aşkımla bahar getirdim sana.
    Tozlu yollardan geçtiğim uzak
    iklimden şarkılar getirdim sana.

    Şeffaf damlalarla titreyen ağır
    Goncanın altında bükülmüş her sak;
    Seninçin dallardan süzülen ıtır,
    Seninçin yasemin, karanfil, zambak...

    Bir kuş sesi gelir dudaklarından
    Gözlerin gönlümde açar nergisler,
    Düşen bin öpştür yanaklarından
    Mor akasyalarla ürperen seher.

    Pencerenden bir gül attığın zaman
    Işıklarla dolacak kalbimin içi..
    Geçiyorum mevsim gibi kapından,
    Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ

    Ahmet Muhip Dranas
     
  14. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  15. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    ADAMLAR

    Sönmüş saçlarında son damla ışık,
    Bir düş’ün içinde gibi her akşam
    -Ve yüzleri duman kadar dağınık-
    Geçer bu sokaktan binlerce adam.
    Umut gözlerinde ölü bir bakış,
    Çığlık bir bükülüş dudaklarında;
    Bulamadıkları nedir ki, yaz kış
    Dolaşırlar şehrin sokaklarında?
    Sanki yalvaran bir duadır onlar,
    Belki tanrılara açık vesvese,
    Bir nehir. Bu nehir her akşam akar
    Derinden ruhları çağıran sese.

    Ahmet Muhip DRANAS
     
  16. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  17. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    AGRI

    Vardım eteğine, secdeye kapandım;
    Koşup bir koluna sımsıkı abandım.
    Karlı başın yüce dedikleyin yüce.
    Sükun içindeki heybetin gönlümce.
    Devce yapında ilk rahatlığı duydum.
    Şifa mı ne ki ruha bu ilk yudum.
    Hayal arkasında boş çırpınışlarının.
    Sen uygun bir vakti gelince rüzgârın
    Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli
    Bir gemi gibisin göklerde demirli
    Ve ben rıhtımında bekleyen tek yolcu...
    Düşüncemizin en haksız, en korkuncu;
    Açan o ağulu çiçek delilikte,
    Giren sır mezara cesetle birlikte,
    Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi.
    Yılan ağzındaki elma... Ey, ateşi
    En derin yerinde gizli gizli yanan!
    Seyrediyor ruhum kar balkonlarından
    İnsanın göresi olmaz manzarayı
    Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı
    Yıkılıyor... Duygu bir kartal hıziyle
    Fırlıyor engine sevinç avaziyle.
    Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar,
    Hep böyle başımın üstünde dursunlar
    Menekşe rengi, kan rengi, toprak rengi.
    Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi.
    Dünyayı saran bu gece ne gecedir,
    Yıldızlardan yağan ışıklar ne incedir!
    Yansın o yıldızlar bitinceye kadar
    En derin uykular, en tatlı uykular.
    Ey, gökperdelerde şahlanan tanrısal!
    Eteklerindeyiz işte. Ve bir masal
    İçinden gelmişiz sana, atlı yaya,
    Attığımız okta kısmeti bulmaya.
    Yitik, perişandır elbet bencileyin
    Pişmanlığa ırgat olup geceleyin
    Günle bahtın çağrısına koşan kişi.
    Ah, iç sıkıntısı; sen ettin bu işi.
    Zevk, o yosma kadın eski bir bahçede
    Ayaküstü günah işlenen gecede
    Bir susuzluk kadehi sunmuştu bana;
    Yüzümü maskesiz gösteren ilk ayna.
    Yel alsın götürsün bütün o geçmişi,
    Büyülü kadehin zehrinden içmişi
    Serin yalanında kandırmaz her pınar.
    Dindirir miydi ki en tatlı rüzgârlar
    Bende gizli gizli başlamış ağrıyı:
    Bu, rüzgâr ve gemi uğramaz bir kıyı
    Ya da bir teknede açılmış bir delik;
    Hangi pencereye koşarsam ahretlik
    Bir gökyüzü, siyah, güneşten habersiz,
    Her adım attığım yeri basan bir sis.
    Hangi yana baksam onu görüyorum:
    İnancın kaydığı bir dipsiz uçurum;
    Günah kapılarının aralandığı,
    Tanrıların bile avaralandığı
    Şaşkın, çaresiz bir insan kaderince.
    Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece!
    Sana tapınanlar kardeşimdir benim;
    Güneş! güneş! ben sana doğru gelenim,
    Kucakla beni, tanrıça sev, sar beni,
    Ey yırtıcı, en aç hayvanların ini
    İçimin göz görmez mağaralarına gir;
    Senin girmediğin yerde haset, kibir
    Dert, kin, yalan, ölüm, korku ve işkence,
    Çakal seslerinden örülmüş bir gece,
    Teneşir başında oynaşan çirkinler
    Engerek düğümü doğuran gelinler
    Zina şöleninde beynin nöbet nöbet
    Cehennem halatı çeken bir iskelet
    Ve yaprak indiren ağaçlar baharda...
    Senin bağışından yoksun kucaklarda
    Çocuklar kertenkeleyle bir biçimde.
    Ağrı'ya eş bir dağ olsaydı içimde
    İlkin şu gönlüme doğardın her sabah,
    Bana her yer geceyken sarardın, gümrah
    Sarı saçlarınla benim varlığımı,
    Kendimde taşırdım kendi toprağımı...
    Ağrı'ya eş yüce bir dağ yok içimde
    Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde!
    Kaplamış gözümün gördüğü her ufku
    Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku.


    Ahmet Muhip DRANAS
     
  18. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  19. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    AGRI-2

    Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz.
    Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz!
    Bu yalnız inilti esen manzaradan
    Bir çaresiz ay'dır sallanan aradan;
    Işık tuttuğu her şey bir taze yara.
    Onmaz bu gece. Bırak karanlıklara!
    Can yiğitliğini yitirmiş, kalb aşkı
    İlenişlerinden insanın bir şarkı
    Tutmuş dört yanı, bir çirkin ağıt, eski...
    Ah güç de değildi bahtiyarlık belki;
    Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü
    Bir şemsiye gibi açtı mı gündüzü
    Altında her kalbe esenlik payı var;
    Bizimdir, yelken açmış giden bulutlar,
    Vurup alnımıza serin gölgesini.
    Bizimdir bu korku, bu renk dolu sini
    Üstünde seslerle ışıklar kamaşan;
    Bizimdir bu zafer, bu beste ve bu şan.
    Şu aydın, ferah ve rahat gök altında
    Her kazazedenin müjdesi bir ada,
    Her gülüşe ayna bir gölek kenarı;
    Koparırken elin taze meyvaları
    Öyle kolaydı ki şaşıyorum demek;
    Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek
    Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?
    Ağrı! başına boz bulutlar inmede.
    Ne ki bu cendere, ne ki bu sonsuzluk...
    Bu köpüren sular ve geçmez susuzluk
    Kim şu vurulmuş yatan, ova boyunca,
    Bir kan çeşmesine açık durup avcu?
    Çile pazarında cana pey sürümü
    Çözmek mi istemiş o çetin düğümü?
    Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış
    Yitirdiğimiz bir cennet mi aramış,
    Ölümsüz barışa gülen şafakları,
    Lezzet ve esenlik tüten ocakları,
    Ömre öpüş tadıyle uyandığımız,
    Tanrısal bir çıra gibi yandığımız?..
    - Dağ! senin yandığın gibi bir vakitler-
    Vuran bir toz parçası değilse eğer
    Küçük gövdesine budur giden ölüm,
    Onun yüzünü bizden çeviren ölüm...

    Sen ey, oyununu en güzel oynayan!
    Hangi kıvılcımla fışkırttın ruhundan
    Birgün söndürdüğümüz kutsal ateşi?
    Sen ey! ölümden çok hayatın kardeşi
    Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar
    Her şeyi, dostluktan düşmanlığa kadar
    Ve geri getirdin o sürgünlerini?
    Nerde buldun tekrar eski günlerini
    Zamanlar içinde yitmiş kardeşlerin
    Ve en güzelini sönmüş, ateşlerin,
    Kalbimin o kadar sevdiği o gülü,
    Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü
    Evrensel cümbüşü, yaşama şevkini,
    Bizden gidenlerin birgün en yakını
    Ümidi ve şafak kanatlı neşeyi,
    O aşkı, o tadı, o gülümsemeyi?..
    Ey boş gecelerin dadı ayışığı!
    Salla, salla hüzün uyuyan beşiği
    Söğütlerin nazlı dalları içinden
    Bir sabahı özleyen şu taze kadın
    Yatsın başyastığına anılarının;
    Bir makina sesiyle işleyen kalbi
    Alıp gezdirirsin onu bir gemi gibi
    Düşlerinin durgun, mavi denizinde.
    Beni de hep kendi kendimin izinde
    Fenerinle yolumu aydınlatarak
    Barış çeşmesini aramaya bırak,
    Budur yaşadığın sürece görevin;
    Gecelerin birinde, solgun alevin
    Güne yenilmeğe başladığı zaman
    Üstüne başımın düştüğü kitaptan
    Eser Mevlana'nın üflediği rüzgâr...
    İşte, gam türküsü söyleyen kamışlar
    Rüzgârından gördüğüm ova boyunca.
    Bu bir düştür belki, insan uyanınca,
    Gözlerinde kalır serabı bir ömür,
    Her şey bu ışıltı ardından görünür
    O insana; sevmek, yaşamak ve ölüm.
    Seni uykuya çekip götüren elim
    Kadınım, ayışığı içinden şu anda
    Aldanış diye ne varsa bir insanda
    O daldan tutuyor... Böyledir bu. Kader.
    Kavuşur sabaha en uzun geceler
    Ve serin durur her avunuş testisi.
    Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi
    Önünde köpürüp şahlanmada engin;
    Yolcusu olduğu nihayetsizliğin
    Bir ucu Allah'ta ve sende bir ucu
    Başlıyor serüvenlerin en korkuncu:
    Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü,
    Barıştıran sınır geceyle gündüzü;
    Ey sonsuza doğru ilkuçtan gelen Dağ!
    Göğü perde perde delip yükselen Dağ!

    Ahmet Muhip DRANAS