Ahmet Telli Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve ilaydadilara tarafından 12 Haziran 2007 başlatılmıştır.

    12 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  1. ilaydadilara

    ilaydadilara Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ÇOCUKSUN SEN


    Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
    Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
    Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
    Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
    Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
    Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

    Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

    Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
    Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
    Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
    Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

    Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
    Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
    Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
    Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
    Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
    Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

    Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

    Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
    Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
    Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
    Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

    Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
    Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
    Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

    Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

    AHMET TELLİ
     
  2. 16 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  3. EU1

    EU1 Guest

    O kadar çok ki


    O kadar çok yazmak istiyorum ki,
    ömrüm yetmeyecek diye korkarım...
    İçim öyle güzel duygularla dolu ki,
    kâğıtlara sığmayacak diye yanarım...

    Yanarım sensiz boş geçen yıllarıma,
    yanarım ben sana yazamadıklarıma...
    Kaleme sarılırım, sen geldikçe aklıma
    Yanarım ben, sana anlatamadıklarıma...

    Nerden başlasam sana anlatmaya ?
    seninle başladım ben yaşamaya...
    Kelimeler yetmiyor duygularıma,
    dünden razıyım seninle yok olmaya...

    Sensin benim ilham kaynağım,
    yaşadıkça hep sana yazacağım...
    Tüm şiirlerimi ben sana adadım,
    zeytin gözlerini sevdiğim kadın...

    Ahmet Terli
     
  4. 20 Haziran 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  5. seyran

    seyran Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    851
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    18
    Bir aşk nasıl biterse
    Öyle bitti bu aşk da
    Uzun bir hastalık gibi
    Aralıksız dinlediğim
    Alaturka bir fasıl gibi


    Gökyüzüne bakmayı,
    Dostlara mektup yazmayı,
    Çiçekleri sulamayı
    Unutmuşluğum gibi bitti.

    Bir aşk nasıl biterse,
    Öyle bitti bu aşk da.

    Yürümeyi yeniden öğrenen
    Felçli bir çocuk gibi
    Sokağa çıkmalıyım şimdi
    Ve çoktandır
    İhmal ettiğim dostlara
    Yeni bir adres bırakmalıyım.
    Pencereleri açmalı,
    Kitapları düzenlemeliyim

    Belki, bir yağmur yağar
    Akşama doğru
    Yarıda bıraktığım
    Şiirleri tamamlarım.
    "Aşk da bitti" diyordu ya bir şair,

    AŞK BİTTİ İŞTE..
    TAM DA ÖYLE.



    Ahmet Telli
     
  6. 21 Eylül 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  7. seyran

    seyran Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    851
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    18
    Burada yağmur yağıyor
    Aralıksız yağıyor günlerdir
    Ama sen yine de şemsiyeni
    Almadan gel ilk otobüsle

    Buğulanan camlara usulca
    Yüzünü çiziyorum ki yüzün
    Bir yağmur damlası olup
    Düşüyor yapraklarına gülün

    Güller de bozamıyor bu uzun
    Karanlık sessizliğini kentin
    Anılarını yitiriyor sokaklar
    Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

    Tarih de kekemeleşiyor bazan
    Ki o zaman aşktır tek bilici
    Aşksa yürümek gibi bir şey
    Duyabilmek kuşların gelişini

    Anısı bizsek eğer bu kentin
    Unuttuğu türküler bizsek
    Acıyı rehin bırakıp bir güle
    Anımsatmalıyız bunları bir bir

    Sonra yürümeliyiz seninle
    Sokaklara caddelere çıkmalıyız
    Belki bir aşktır bu kentin
    Belleğini geri getirecek olan

    Burada yağmur yağıyor ama sen
    Şemsiyeni almadan gel yine de
    Özletiyor bu çılgın sağanak seni
    Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

    Ahmet Telli
     
  8. 21 Eylül 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  9. rapsodi

    rapsodi Kardelen Üye

    Katılım:
    20 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    285
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    18
    SOLUK SOLUĞA - 1


    Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    Ama atıldı yine de yeni serüvenlere
    Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
    Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

    Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
    - ki onlar daima birer yalnızdılar

    Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
    Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
    Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
    Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
    Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
    Korkular geçiren o kız nerededir şimdi
    Sensiz olursam yaşayamam diyen
    O liseli kız hangi kentte kaldı
    Ve o sarışın
    O afeti devran bekler mi hala
    Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

    Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
    Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
    Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
    Aşkların, ayrılıkların ve acıların

    İstese de kalamazdı vakti gelince
    Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
    Yürek burkulması ve hüzün ve keder
    Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
    Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
    İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
    Ay bile soğuktur o zaman
    Bir buz parçasıdır
    Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
    Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

    Biraz da serüvendi yaşamak
    Belki yatkındı büyük yolculuklara
    Ki serüvenler daima büyük aşklar
    Ve büyük yolculuklarla başlar

    Anıları aşkları ve bir kenti
    Bırakıp gidebilirdi apansız
    Apansız başlardı yolculuklar
    Hangi saatinde olursa günün
    Ve hep kar yağardı nedense
    Durmadan kar yağardı yol boyunca
    Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
    Kent görünmez olunca arkada
    Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
    Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

    Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
    Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
    Kavaklarsa oynak bir çingene kızı
    Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

    Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
    Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
    Ölümdür biraz hep aynı yatakta
    Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
    Kitapları hep aynı raflara sıralamak
    Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
    Soluk soluğa yaşamalı insan
    Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
    Ve cehenneme dönse de bir ömür
    Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

    Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
    Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
    Ölüme ve aşka durmadan kement atan
    Serüvenlerle geçsin yaşamak

    Buz tutmuş bir dünya ortasında
    Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    Önünde dağlar, uçurumlar
    Sarsılan gök, yarılan toprak
    Çelik uğultularla burgaçlanırken
    Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
    Ve her nasılsa keklik sekişli
    Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
    Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
    Ne kalmışsa bir önceki serüvenden

    Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
    Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
    Pervasız bir acemi, bir çılgın
    Soyu tükenen bir bilgeydi belki de...

    O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe
    Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey
    Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı
    Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında
    Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki
    Sevince deli gibi severdi
    Pervasız severdi sevince
    Dövüşmek ancak ona yakışırdı
    Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar
    Yoktu bağlandığı herhangi bir şey
    Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

    Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
    Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
    Ve başarısız eylemler çağında o
    Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

    Yerleşik yargıları olmadı hiç
    Kurmadı güzel gelecek düşleri
    Nerede bir yangın, nerede tehlike
    O mutlaka oradaydı birdenbire
    Dinsizdi, özgür sayılırdı belki
    Ama bağlanmazdı özgürlüğe de
    Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı
    Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını
    Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü
    Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi

    Ayrıntıların izi kalmamış artık
    Üst üste yaşanmakta ayrılıklar
    Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir
    Dağların, denizlerin üzerinden

    Geride kalan ne varsa soluktur şimdi
    Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir
    O eski konaklar gibidir anılar
    Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman
    Belki sağanak boşanır apansız
    Yüzyıllık bir yağmur başlar
    Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar
    Yok olup gider her şey, belki kül olur

    Hırçın bir okyanustur yürek
    Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni
    Anılarsa birer çıban izidir
    Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde

    Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
    Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
    Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
    Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
    Bekleyişleri kemiren çakal sesleri
    Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
    Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
    Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
    Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
    Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı


    Bir ömrün olgunlaştıramayacağı
    acemilikler toplamı ve bir çılgın
    boyun eğmedi kendine bile
    seçme zorunda kalmadı yaşamayı

    nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana
    bağlanmadı kendine de ömür boyu
    dağlara tırmana atlar gibi
    soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı
    bir şahin gibi bulutlara kurdu
    dumanlı sevdaların yörük çadırını
    sıradan bir gezgin değildi hiç
    dövüşür gibi yaşadı yolculukları
    belki korkusuz sayılmazdı büsbütün
    korkardı korkulara düşmekten zaman zaman

    ve bütün gemileri yakıp
    yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri
    umutlardansa nefret etti daima


    hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    ama atıldı yine de serüvenlere

    pervasız bir acemi
    soyu tükenen bir bilgeydi belki de

    Ama bir şey vardı yine de
    Başarısız ihtilallerden kendine kalan
     
  10. 21 Eylül 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  11. rapsodi

    rapsodi Kardelen Üye

    Katılım:
    20 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    285
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    18
    SOLUK SOLUĞA-2

    Büyük aşklar yolculuklarla başlar
    ve serüvenciler düşer bu yollara ancak

    Onlar ki dünyanın son umudu
    soyları tükenen birer çılgındırlar

    Ne bir adresleri vardır onların yeryüzünde
    ne de aşktan başka bir sığınakları

    Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
    Ölümle alay ederler sanki

    Nerde beklenirse ordaydılar
    bir kez bile gecikmediler ömür boyu

    Neydi onları ordan oraya
    savurup duran şey

    Her dilden bir adları vardı onların
    ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar.

    Sarışındılar belki de esmer
    yani birçok yüzün bileşkesi

    Ne altın arayıcısıydılar
    ne de aylak bir gezgin

    Vurulup düşseler de her kuşatmada
    serüvencidir onlar ve hiç ölmezler

    Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa
    bulurlar heder olmanın bir yolunu

    Onlar ki bu dünyada
    kahraman olmaya mahkumdurlar

    Sislenen anılar kaldı bize onlardan
    renkleri bozulup duran solgun anılar

    Nasıl yazılmalı ki silinip gitmesin
    bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna

    Bileği güçlü ve gözü pek avcılar mıydı
    onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan

    Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi
    vurulup düştükçe ışığını karartan

    O serüvenlerin günlüğü tutulmadı
    yazılmadı o insanların destan şiiri

    Parça parça ettirilseler bir kartala
    (ki sanırım böyle oldu sonları)

    Fışkırır yüreklerinden
    başarısız ihtilallerin yangınları

    Derler ki son büyük serüvenci
    Yaralıdır hala.

    AHMET TELLİ
     
  12. 21 Eylül 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  13. EU2

    EU2 Guest

    Burada yağmur yağıyor ama sen
    Şemsiyeni almadan gel yine de
    Özletiyor bu çılgın sağanak seni
    Sırılsıklam özletiyor biliyor musun
    a.s.a.s.a.s.a.s.a.s.a.s.
     
  14. 22 Eylül 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  15. seyran

    seyran Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    851
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    18
    ÖZLEMEDİM SENİ

    Hiç özlemedim seni
    Özlemek dostluktandır
    dostluğundan öte bulmalıyım seni

    Sıcaklığını bulmalıyım
    dokunuşlarını, kenetlenişi
    Terimizle sulanmalı yeryüzü
    güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca

    Apansız fırtınalar çıkmalı
    sarsılmalıyım

    Özlemek
    yanında olmak isteğidir
    gülüşünü görmek biraz da
    Hiç özlemedim seni

    Saçlarına gül takmam
    bir ırmak gibi akıtırım ovaya
    soluğunla yanar
    dudaklarımın bozkırı

    Akkor halindeki ufuk
    bakır bir tel gibi eriyip gider
    kraterler ortasında kalırım

    Toprak yarılır birden
    su kirlenir

    Ürpertir bu coğrafya
    bu serüven
    ikimizi bir anda
    yaşadığımı duyarım

    Hiç özlemedim seni
    Özlemek dostluktandır
    dostluğundan öte bulmalıyım seni




    AHMET TELLİ
     
  16. 23 Eylül 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  17. Aysecik

    Aysecik Yeni Üye Üye

    Katılım:
    30 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.130
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Siirler cok guzeldi emelerinize saglik, bende bir tane eklemek istedim sevgilerimle


    Kalbim Unut Bu Şiiri


    Uğuldayan ve hep uğuldayan
    bir orman kadar üşüyorum şimdi
    yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda
    yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
    Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık

    Su ve ses kadar beklediğim
    ne kaldı geride,bilmiyorum
    uzanıp uyumak istiyorum gölgeme
    ve sarınmak o kocaman gözlerin
    uğuldayan rüzgarlarına

    Bir acıyı yaşarım be zehirden
    çiçekler üretirim kömür karası
    uçurum kadar bir yalnızlık
    yaratırım kendime,atlarım
    Anısı yoktur küçük rüzgarların

    Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
    büsbütün viran oldu dağlarım
    ezberimdeki türküler de savrulup gitti
    ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
    sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü

    Yanlış.daha baştan yanlış
    bir şiirdi bu,biliyorum
    ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
    bu kadar doğruydu ancak,kimbilir
    Kalbim unut bu şiiri
    .

    Ahmet Telli
     
  18. 23 Eylül 2007
    Konu Sahibi : ilaydadilara
  19. Aysecik

    Aysecik Yeni Üye Üye

    Katılım:
    30 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.130
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Yalnızsan Eğer



    Hayatın devraldığı
    sessiz bir özsudur acı
    birikir yüreğinin kıvrımlarında
    ve ağar gözlerine ağır ağır
    Bulutlar yere inmiştir artık
    ya da gurbettesindir
    Unutma

    Bir hayalet gibi kapındadır
    yalnızlık denilen şey
    ufkun kararabilir birden
    için çölleşebilir
    Kaçışın bile bir adımdır
    ya da dönüşündür kendine
    Unutma

    Her sayfası kederle kararan
    bir hüzün defterine döner günler
    ve her sabah 'merhaba hüzün'
    'merhaba yalnızlık'
    diyerek başlarsın hayata
    Ama hayat bağışlamayacaktır seni
    Unutma

    Üstelik günlüğü yoktur hüznün
    hiçbir zaman da tutulmayacaktır
    Serüvenlerin yorgun yeniği
    elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
    ya da hasta bir tanıdıktır ancak
    hepsi o kadar
    Unutma
    .

    Ahmet Telli
     
Benzer Konular: Ahmet Telli
Forum Başlık Tarih
Şiir Ahmet Süreyya Durna/ SENİNLE 27 Ocak 2011
Şiir Ahmet Sava zpnar iirleri 1 Temmuz 2009
Şiir Ahmet Süreyya DURNA Şiirleri 27 Mart 2009
Şiir Ahmet Şafak Şiirleri 4 Ekim 2008
Şiir Ahmet Selim Şiirleri 27 Eylül 2007