Alfred Hitchcock ve Filmleri

Konusu 'Sinema & Tiyatro' forumundadır ve atlantis tarafından 17 Nisan 2010 başlatılmıştır.

    17 Nisan 2010
    Konu Sahibi : atlantis
  1. atlantis

    atlantis bab-ı esrar Üye

    Katılım:
    1 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.433
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    148
    Alfred Joseph Hitchcock, (d. 13 Ağustos 1899 - ö. 29 Nisan 1980), ıngiltere doğumlu Amerikan gerilim filmleri yönetmeni.

    Londra'da dünyaya gelen ve mühendislik eğitimi gören Hitchcock; Psycho, North by Northwest, Vertigo, Rear Window ve The Birds gibi klasikleşmiş filmleriyle tanınır.
    [​IMG]
    Tüm zamanların , gelmiş geçmiş en iyi Yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir. Gerilim ve Cinayet ustasının 70'ye yakın filmi mevcuttur.

    Tüm Filmleri
    Family Plot (1976)
    Frenzy (1972)
    Topaz (1969)
    Torn Curtain (1966)
    Marnie (1964)
    The Birds (1963)
    Alfred Hitchcock Presents (17 Bölüm, 1955-1961) Psycho (1960)
    North by Northwest (1959)
    Vertigo (1958)
    The Wrong Man (1956)
    The Man Who Knew Too Much (1956)
    The Trouble with Harry (1955)
    To Catch a Thief (1955)
    Rear Window (1954)
    Dial M for Murder (1954)
    I Confess (1953)
    Strangers on a Train (1951)
    Stage Fright (1950)
    Under Capricorn (1949)
    Rope (1948)
    The Paradine Case (1947)
    Notorious (1946)
    Spellbound (1945)
    Watchtower Over Tomorrow (1945)
    Lifeboat (1944)
    Bon Voyage (1944)
    Shadow of a Doubt (1943)
    Saboteur (1942)
    Suspicion (1941)
    Mr. & Mrs. Smith (1941)
    Foreign Correspondent (1940)
    Rebecca (1940)
    Jamaica Inn (1939)
    The Lady Vanishes (1938)
    Young and Innocent (1937)
    Sabotage (1936)
    Secret Agent (1936)
    The 39 Steps (1935)
    The Man Who Knew Too Much (1934)
    Number Seventeen (1932)
    Rich and Strange (1931)
    Mary (1931)
    The Skin Game (1931)
    Murder! (1930)
    Juno and the Paycock (1930)
    An Elastic Affair (1930)
    Elstree Calling (1930)
    The Manxman (1929)
    Blackmail (1929)
    Sound Test for Blackmail (1929)
    Champagne (1928)
    The Farmer's Wife (1928)
    Easy Virtue (1928)
    Downhill (1927)
    The Ring (1927/I)
    The Lodger (1927)
    The Mountain Eagle (1926)
    The Pleasure Garden (1925)
    Always Tell Your Wife (1923)
    Number 13 (1922)
     
    Son düzenleme: 17 Nisan 2010
  2. 17 Nisan 2010
    Konu Sahibi : atlantis
  3. atlantis

    atlantis bab-ı esrar Üye

    Katılım:
    1 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.433
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    148
    Biyografisi:

    Alfred Hitchcock, 13 Ağustos 1899'da Doğu Londra'da, Leytonstone'da dünyaya geldi. Koyu Katolik bir aileye sahip olan Hitchcock, St. Ignatius College adlı Cizvit okulunu bitirdi. Daha sonra Londra Üniversitesi'nde mühendislik öğrenimi gördü. Mühendislik eğitiminin ardından, teknik ressam ve grafiker olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde fotoğrafçılık ilgisini çekmiş ve film sektörüne kaymıştır.

    1920'lerin başında reklamcılıkla sinema sektörüne adım atmış oldu. Bir süre sonra Famous Player Lasky adlı Amerikan şirketinin Londra şubesinde sessiz filmlerin ara yazı tasarımlarını yapmaya başladı.

    Hitchcock'un 1922 yılında çekimine başladığı ilk filmi "Number 13" tamamlanamadı. Ertesi yıl "Always Tell Your Husband", Hugh Croise'ın rahatsızlanması nedeniyle Hitchcock tarafından tamamlandı. Tam olarak kendisinin yönettiği ilk film ise "The Pleasure Garden (1925)"dır.

    Hitchcock 23 yaşında stüdyoda editör olarak çalışan Alma Reville'e evlenme teklif eder ve dört yıl sonra 1926'da meslektaşı Alma Reville ile evlenirler.

    1939'a kadar İngiltere'de birçok başarılı filme imza atan Hitchcock için Rebecca (1940) ile Hollywood serüveni de başlamış olur ve Hollywood'daki ilk filmi ile "En İyi Film" Oscar'ını alır. Gariptir ki Hitchcock'un tek Oscar ödülüdür bu. Ayrıca en iyi yönetmen ödülü de değildir.

    Hitchcock'un en fazla bilinen filmleri de bu dönem ürünleridir: Rebecca (1940), Lifeboat (1944), Notorious (1946), Strangers on a Train (1951), Dial M for Murder (1954), Rear Window (1954), To Catch a Thief (1955), Vertigo (1958), North by Northwest (1959), Psycho (1960), The Birds (1963) en fazla bilinen filmleridir.

    Hitchcock sinema dünyasına hediye ettiği yaklaşık 61 filmin ardından 19 Nisan 1980'de Los Angeles ABD'de hayata veda etti.


    Hitchcock ve Sinema:

    "Bir sinemacının söyleyeceği hiç bir şey yoktur, göstereceği şeyler vardır."


    Hitchcock'un sinemaya bakışını en öz ifade eden cümlesi budur herhalde. Bir sahneyi görsel olarak anlatabilmek için olası bütün yolları deneyen, hatta yeni yöntemler keşfeden Hitchcock, ancak tüm bu seçenekler tükendikten sonra diyaloga başvurulabileceğini söyler. Filmlerindeki görsel etkinin de bir açıklamasıdır bu. Hitchcock'un filmler hakkındaki bu görüşü, sinemaya adım attığı dönem göz önünde bulundurulursa farklı bir noktadan da okunabilir. Sessiz sinema ve sesli sinema dönemlerinin her ikisinde de sinema sektöründe üreten konumunda olan Hitchcock'un sinemada diyalog ve görsellik hakkındaki fikirleri, belki de bu iki dönemi kıyaslama imkanını birebir yaşadığı için bu noktada idi.

    Yeri gelmişken Hitchcock'tan incileri buraya sıkıştıralım:

    "Günümüzde yapılan filmlerin çoğunda, çok az sinema var. bunlara 'konuşan insanların fotoğrafları' diyebilirim. Sinemada bir öyküyü anlatırken ancak başvurulacak başka bir yol kalmadığında diyalog kullanılmalıdır. Ben daima bir öyküyü öncelikle sinemaya özgü bir yöntemle anlatmaya çalışıyorum."

    "Kötü adam ne kadar başarılıysa film de o kadar başarılıdır. Bu en önemli kuraldır."

    "Bazı durumlarda mutlu son gerekmez. İzleyiciyi sımsıkı kavramayı başarırsanız, izleyici sizin yürüttüğünüz mantığın peşinden gelecektir. Filmin bütününde yeterince eğlendirici olabilmişseniz insanlar 'mutsuz son'u kabul edeceklerdir."

    "Halk sinemada politikayla ilgilenmez."

    "Ses düzeni başka bir şey söylerken, görüntüler başka bir şey söyleyebilir. Film yönetmenin temellerinden biri de budur."

    "Konuşma oldukça önemsiz olabilirken gözler, bir insanın gerçekten ne düşündüğünü ya da hissettiğini iletecektir."


    "Bazı filmler yaşamdan bir dilimdir. Benimkiler ise kekten bir dilim. Yaşamdan bir dilim filmi yapmak istemiyorum. Çünkü insanlar bunu evde, caddede, hatta sinema binasının önünde bulabilirler. Yaşamdan bir dilim görmek için para ödemeleri gerekmez.

    "Bir film tam ve doğru olarak sahnelenirse, gerilim ve dramatik etki yaratmak için oyuncunun ustalığına ya da kişiliğine dayanmaya pek gerek kalmaz. Benim görüşüme göre, bir aktörde gerekli olan baş unsur, hiçbir şey yapmamayı becerebilecek yetenekte olmasıdır."

    "Benim amacım, halkı sağlığa yararlı şoklara uğratmaktır. Uygarlık günümüzde o denli koruyucu bir hal almıştır ki, artık korkularımızdan içgüdüsel olarak kurtulma olanağımız kalmamıştır. Uyuşukluğumuzu gidermek ve ahlaksal dengemizi canlandırmak için tel yol, şok yaratacak yapay araçlara başvurmaktır. Buna ulaşmak bana öyle geliyor ki, ancak sinema yoluyla olabilir."

    "Eğer iyi bir filmse, ses yok olduğunda da izleyici hala ne olup bittiğiyle ilgili bir fikre sahip olur. Filmin uzunluğu ise tamamen insanın mesanesinin dayanma gücüyle ilişkilidir."

    1922 yılında başladığı yönetmenlik kariyerindeki ilk kilometre taşı The Lodger (1927) denebilir. Bu film Hitchcock tarzını yansıtan ilk filmi olarak kabul edilir. The Lodger filminden sonra ilk sesli filmi Blackmail'e (1929) kadar altı film çekmiş ve bu film ile sessiz film dönemi kapanmıştır. 1929'dan Hollywood'a transfer olduğu 1939'a kadar İngiltere'de yaptığı filmler ile sadece İngiltere'de değil dünya çapında bir yönetmen olduğunu kanıtlamıştır. Bu dönemde Blackmail dahil Rebecca'ya kadar 17 film yönetmiştir. Bunlar içinde en fazla bilinen filmleri; Murder! (1930), Number Seventeen (1932), The Man Who Knew Too Much (1934), The 39 Steps (1935), Secret Agent (1936), Sabotage (1936), Jamaica Inn (1939), The Lady Vanishes (1938).

    1939'da Hollywood'a yerleşen Hitchcock, Rebecca (1940) ile Hollywood kariyerine de başlamış olur. Hitchcock bundan sonra Family Plot'a (1976) kadar yaklaşık her yıl bir film yapmıştır. Hollywood'da yaklaşık Rebecca dahil 33 film yönetmiştir. Bu dönemde öne çıkan filmleri ise şunlardır; Rebecca (1940), Mr. & Mrs. Smith (1941), Suspicion (1941), Lifeboat (1944), Notorious (1946), Rope (1948, ilk renkli filmi), Strangers on a Train (1951), I Confess (1953), Dial M for Murder (1954), Rear Window (1954), To Catch a Thief (1955), Vertigo (1958), North by Northwest (1959), Psycho (1960), The Birds (1963), Frenzy (1972).


    Bazı filmleri ile ilgili küçük notlar:

    Rebecca, Daphne du Maurier isimli İngiliz bayan edebiyatçının aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Filmin önemli bir özelliği film boyunca asla görünmeyen bir karakterin filmde baskın bir durumda olmasıdır.

    Hitchcock filmleri içinde belki de en yenilikçi ve ilginç olanı Rope (1948)'dur. Film; 80 dakikadır ve 80 dakikalık bir olay anlatılır. Gerçek zamanlı bir filmdir. Hitchcock'un bağımsız yönetmen olarak çalıştığı, ilk renkli filmidir. Film kesintisiz bir görüntüye sahiptir. Giriş sekansının ardından kamera evin içindeki sekansa geçer ve film boyunca tek bir plan olarak devam eder. Sadece film makaralarının değiştirilmesi için verilen aralar kesinti oluşturur. Bunlar da oyuncunun ceketine zoom yapıp tekrar açılan kamera hareketleri gibi teknikler ile gizlenmeye çalışılmıştır. Evin içindeki bu kesintisiz çekim dar bir alanda çekim yapmanın zorluğunu ortaya çıkarmış, bu nedenle çekim sırasında eşyaların yerleri değiştirilmiştir.

    Vertigo ile ilgili bir anekdot, Hitchcock ağzından: "James Stewart filmin başlarında kadını mezarlığa doğru izlerken sisli filtre kullanmak suretiyle kadına hayal gibi ve esrarengiz bir nitelik kazandırmıştık. Bu filtre bize parlak güneş ışığı üzerine vurmuş sise benzer yeşil renkte bir efekt sağlamıştı. Daha sonra, Stewart ile Judy'nin ilk kez karşılaştıkları sahnede Madeleine'i post caddesindeki Empire otelinde oturur gösterdim, çünkü bu oteldeki pencerenin dışında sürekli yanıp sönen yeşil neon lambası vardı. Bu yeşil ışık, kız banyodan çıkarken onu aynı ince ve hayale benzer kimliğe bürümüştü. Kamerayı kadına bakmakta olan Stewart üzerinde odaklandırdıktan sonra yeniden kadına döndüğümüzde bu yumuşak efekti yavaşça kaldırdık. Böylece Stewart'ın gerçekle yüz yüze gelmesini de belirtmiş olduk."

    Ve Psycho. Sinema tarihinin en gerilim yüklü sahnesine sahip Hitchcock Klasiği. Psycho'nun meşhur banyo sahnesinin çekimi 7 gün sürmüştür. Sahne 64 farklı plan'dan oluşur ve 45 saniye sürer. Sahneyi Freud gözüyle okumanın mümkün olduğunu iddia edenler de vardır.

    Hitchcock sinemasını merak ediyorsanız asgari şu filmleri görmeniz gerekir;

    · The Lodger (1927) Hitchcock izleri taşıyan ilk film
    · Blackmail (1929) İlk sesli filmi (*)
    · The 39 Steps (1935) (*)
    · Sabotage (1936) (*)
    · Rebecca (1940) İlk ve tek Oscar heykelciği: En iyi film (*)
    · Shadow of a Doubt (1943) (*)
    · Notorious (1946) Aşktan da üstün (*)
    · Rope (1948) İlk renkli filmi (*)
    · Strangers on a Train (1951) Trendeki yabancı (*)
    · Rear Window (1954) Arka pencere (*)
    · Dial M for Murder (1954) Cinayet var
    · To Catch a Thief (1955) Hırsızlar kralı
    · The Wrong Man (1956) (*)
    · The Man Who Knew Too Much (1956) Çok şey bilen adam (*)
    · Vertigo (1958) Yükseklik Korkusu (*)
    · North by Northwest (1959) Gizli Teşkilat (*)
    · Psycho (1960) Sapık (*)
    · The Birds (1963) Kuşlar (*)
    · Marnie (1964) (*)
    · Frenzy (1972) (*)

    (*) işareti taşıyanlar "Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 film" listesinde bulunan filmlerdir.



    Sinema tarihinde üzerine en fazla kitap yazılmış yönetmen unvanını elinde bulundurur Hitchcock. Brian De Palma'dan Spielberg'e modern yönetmenlerin birçoğu kendisinden etkilendiğini ifade etmiştir. Fransız yeni dalgacılarını da etkileyen Hitchcock için aynı dönemde yaşayan meslektaşı Francois Truffaut da kendisinin hayranı olduğunu ifade etmiştir. Ünlü söyleşi de bu dönemde, Truffaut-Hitchcock arasında gerçekleşmiştir. Bu söyleşi daha sonra kitap olarak basılmıştır.

    Hitchcock gerilim, şüphe ve korku'nun ustası olarak anılır. Evet, gerilim ve şüphe tamam, ama korku... Aslında korku öğesinin Hitchcock'a atfedilmesi yanlıştır. Hitchcock filmleri içinde, korku türüne girebilecek bir film var mı bilmiyorum açıkçası. Fakat izlediğim filmlerinin hiçbiri korku türüne girebilecek filmler değildi. Zaten kendisi de bunu ünlü söyleşide ifade ediyor; "Çokça söylenenin aksine, gerilim, korkuyla ilişkili değildir."

    Gerilim ve şüphe ise filmlerinin neredeyse vazgeçilmez iki unsurudur. (Şüphe isimli bir filmi bile var: Suspicion (1941) ) Casuslar, sırlar, cinayetler, yanlış anlamaya kurban giden sıradan insanlar vs. konular bu şekilde uzayıp gider. İzleyici film boyunca kahramanın bilmediği bir sırra sahiptir. Bu gerilim ve şüpheyi ayakta tutan en önemli unsurdur. Üstelik bu yapı izleyiciyi kahraman ile özdeşleştirme açısından da önemlidir.

    Hemen hemen her filminde kendisine de küçük bir rol veren (cameo) Hitchcock, bunun tamamen yaratıcılık ve perdeyi doldurma kaygısıyla başladığını fakat daha sonra bunun rahatsız edici bir noktaya geldiğini ifade eder. İçlerinde en ilginç olanlarından biri tüm filmin bir botta geçtiği Lifeboat'ta bir gazete ilanında boy göstermiş olmasıdır. Bir benzeri de Dial M for Murder'dır. Film bir odada geçer ve Hitchcock bir resimde boy gösterir. Artık izleyiciler Hitchcock'un, hangi karede görüneceğini merak etmeye başlamıştır. İzleyicilerin filmi kaçırmaması için Hitchcock bu duruma önlem olarak daha sonraları filmin ilk beş dakikasında gayet açık bir sahnede gözükmeye özen göstermiştir. Bu konuda meraklı olanlar listeye bir göz atabilirler.

    Senaryo açısından Hitchcock farklı bir yerde durur. Yazarı evine çağırır, en hafif kıyafetleriyle votka içerek, filmle hiç alakası olmayan konuları tartışırdı. Sonunda lafı senaryoya getirir, yazarın bu çerçevede bir iş yapmasını isterdi.

    Senaryo hakkındaki düşünceleri: "Biliyorsunuz yazar değilim. Bir senaryo yazabilirim ama hem tembel olduğumdan hem de zihnim dağınık olduğundan hep yazarları çağırırım yardıma. Buna karşın atmosfer ve gerilime dayalı filmlerimin kendi yarattığım şeyler olduğuna inanıyorum. Birinin yazdığı senaryoyu alıp resimlemek bana göre bir iş değil. Onu bir şekilde benim öyküm haline getiririm. Bir öyküyü yalnızca bir kez okurum. Temelde bana uyarsa alırım, kitabı tümüyle unutup sinema yapmaya girişirim. Söz gelişi Daphne du Maurier'nin 'Kuşlar' öyküsünü anlat deseniz, yapamam. Bir kez okudum ve unuttum gitti."

    Zaten ünlü söyleşide de çekim yaparken asla senaryoya bakmadığı ile övündüğünü ifade etmiştir. "Çekim yaparken asla senaryoya bakmamakla her zaman övünmüşümdür. Çünkü filmin tamamını tüm kalbimle bilirim." Senaryoların çoğu başkasına ait olmasına rağmen filmlerine "Hitchcock havasını" katmayı başarabilmiştir.

    Hitchcock'un senaryoya ve sinema literatürüne katkılarından biri de "McGuffin"dir. McGuffin; kahramanlar açısından çok önemli olan, filmin devamını sağlayan fakat izleyici için hiçbir şey ifade etmeyen bir araçtır. Bilinen ilk McGuffin kullanımı Notorious'daki uranyum'dur. İzleyici için hiçbir şey ifade etmeyen uranyum karakterler için önemlidir. Film bittikten sonra kimse uranyum'u hatırlamayacaktır bile. Zaten Hitchcock'da buna dikkat çekiyor. "Notorious'da karakterler için uranyum değil uranyum fikri önemlidir" daha sonra North by Northwest'te devlet sırları, Psycho'da "40 bin dolar" McGuffin olarak kullanılmıştır. Güncel bir örnek: Pulp Fiction'da çantanın içinde ne olduğu izleyiciye gösterilmez ve film o haliyle biter. Oysa çantanın içindeki Jules için önemlidir.

    Başka bir deyişle McGuffin, izleyicinin dikkatini çeken ya da hikayeyi sürükleyen bir araç ya da hikaye bileşenidir. Hitchcock'a göre McGuffin amacına hizmet ettiği sürece ihmal edilebilir.

    Son olarak Hitchcock'un kendi ağzından McGuffin'i dinleyelim: "Bu, bir trendeki iki adamla ilgili bir öyküden alınmış bir İskoç ismi olmalı. Adamlardan biri: "Şu yukarıda, bagaj rafında duran paket nedir?" diye soruyor. Ve diğeri: "Oh, o McGuffin" diye yanıtlıyor. Birinci soruyor: "McGuffin nedir?". Diğer adam: "İskoç dağlık bölgelerinde aslanları yakalamak için kullanılan bir alet." Birinci adam: "Ama İskoçya'nın dağlık bölgelerinde aslan yoktur" diyor. Bunun üzerine diğeri: "O zaman McGuffin de yok" diyor. Gördüğünüz gibi McGuffin aslında hiçbir şeydir."


    Şüphe Ustası'nı Kullanma Kılavuzu:

    McGuffin: Hitchcock'un bu efsanevi aracı olay örgüsünü sürükler gibi gözükür, ama aslında hiçbir önemi yoktur. Yönetmenin asıl niyeti ortaya çıkınca unutulur gider: Örneğin Sapık'taki çalıntı para.

    Yanlış adam: Hitchcock otorite konusunda paranoyaktı. O yüzden baş karakterleri çoğu kez kaçmak durumunda kalır, işlemedikleri suçlarla haksız yere itham edilirler. The Wrong Man, gerçek bir olaya dayanmaktadır.

    Trenler: Hitchcock seyahat etmeyi severdi, özellikle de trenle. Daha çocukken atlas üzerinde hayali yolculuklar yapardı. Trenler ayrıca cinsel birleşmenin görsel cinası olarak da iş görmüştür. Bakınız: Kaybolan Kadın (The Lady Vanishes), Trendeki Yabancılar, Gizli Teşkilat

    Tuvaletler: Tuvaletler sinema için yeterince nazik bulunmamıştır, ama Hitchcock insanın bayağılığını anlatmak için, Mr& Mrs. Smith'm özgün müziğine sifon sesi eklemiştir. Sapık, sinema tarihindeki ilk tuvaleti perdeye taşır.

    Anneler: Hitchcock'un kendi annesiyle de garip bir ilişkisi vardı. Onun filmlerindeki anneler ya dominanttırlar (Sapık) ya da bir parça yarım akıllı (Trendeki Yabancılar).

    Kuşlar: Hitchcock kuşları başa gelecek kötü şeylerin habercisi ya da Kuşlar filminde olduğu gibi kötülüğün bizzat kendisi olarak kullandı.

    Merdivenler: Hitchcock, Alman Dışavurumculuğunun büyük bir hayranıydı, dolayısıyla onun sinemasındaki (çoğu kez spiral) merdivenler kimseyi şaşırtmamalı. Bunları çoğunlukla şüpheyi başlatan öğe olarak kullandı; Ölüm Korkusu'ndaki çan

    Sinemalar: Hitchcock pek çok sahnesini kurnazca sinema salonunun içinde ya da etrafında çekmiş, böylece kendi mecrasını alaya almıştır. Bakınız: Sabotage, Tehlikeli Adam, Torn Curtain.

    Acemi polisler: Hitchcock polislerle arasındaki uzun süreli husumet yüzünden, onları suçluları bir türlü yakalayamayan, beceriksiz ahmaklar olarak perdeye taşımıştır. Sıradan insanlar meselelerini kendi başlarına çözmek zorunda kalır. Bakınız: Kaybolan Kadın, Arka Pencere, Sapık, To Catch A Thief.


    Hitchcock'un en iyi on ölüm sahnesi:

    1. SAPIK (1960): Anthony Perkins, Janet Leigh'yi annesiyle tanıştırdığında sinema tarihinin en iyi ölüm sahnesini görürüz.

    2. TORN CURTAIN (1966): Bir Alman casusu, bir ocak, bir kürek, bir bıçak ve Paul Newman. On dakika sürer. Ne de olsa öldürmek zordur.

    3. TRENDEKİ YABANCILAR (STRANGERS ON A TRAIN, 1951): Robert V Valker'ın hafifmeşrep kurbanı Kasey Rogers'ı boğazladığını Rogers'ın yere düşen gözlüklerindeki yansımadan görürüz.

    4. TOPAZ (1969): Karin Dor, kıskanç sevgilisi Kübalı lider John Vernon tarafından vurulur. E ne olmuş yani? Olan şu; Dor yere düşer ve kadife elbisesinden sızan kan ufak bir göle dönüşür.

    5. SABOTAGE (1936): Küçük bir çocuk otobüste farkında olmadan bir bomba taşımaktadır. Bomba her an patlayabilir. Neyse ki çocuğun yanında kucağında bir köpekle oturan yaştı bir kadın yoktur. Ah hayır olamaz, varmış. Booom!

    6. CİNAYET VAR (1954): Kiralık katil Anthony Dawson, Grace Ketly'i boğmak niyetindedir, bu esnada Kelly eline geçirdiği makası omzunun üzerinden Dawson'un sırtına saplar. Üç boyutlu izlendiğinde sahne şoke edicidir.

    7. SABOTÖR (SABOTEUR, 1942): Namert anarşist Norman Ltoyd, Özgürlük Heykeli'ne tırmanır, heykelin elinde sallanırken aşağı düşer... O düşerken kamera da onu izler.

    8. YAŞAMAK İSTİYORUZ (1944): Denizin ortasında tek başına salınan cankurtaran sandalının mürettebatı aralarında bir Alman olduğunu fark eder. Adamın kötürüm bir Amerikalıyı öldürdüğünü kabul etmesi üzerine onu öldüresiye döver ve denize atarlar.

    9. CİNNET (FRENZY, 1972): Hitchcock'un bu en ürpertici cinayetinde Anna Massey, Londralı bir seri katil tarafından, iple boğularak öldürülür.

    10. TEHLİKELİ ADAM (1956): Marakeş pazarında sırtından bıçaklanan Faslı adam ölmek üzereyken James Stewart'ın kulağına ölümcül bir sırrı fısıldar. Stewart ise o sırada adamın yüzündeki kahverengi makyajı silmektedir, adam Faslı değildir.



    Ömer Faruk Demirbaş

    Kaynak
     
  4. 17 Nisan 2010
    Konu Sahibi : atlantis
  5. prensesin.uykusuyum

    prensesin.uykusuyum standart. Üye

    Katılım:
    2 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    6.511
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    146
    atlantis Alfred Hitchcock'un hiç bir filmini izlememişim :) Merak ettim tarzını . hangisinden başlayayım ? :)
     
  6. 17 Nisan 2010
    Konu Sahibi : atlantis
  7. atlantis

    atlantis bab-ı esrar Üye

    Katılım:
    1 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.433
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    148
    Psycho'yu da mı izlemedin:uhm: akannehir:)))))))

    Benim ilk izlediğim "psycho" idi aslında yanlış bir kanıya da varabilirsin yönetmen hakkında zira psycho'nun gerilim dozu biraz yüksektir, fakat kurgusu iyidir zaten en iyi film listelerinde de hep üst sıralarda yer alır.

    En sevdiğim filmlerinden biri olan " Dial M For Murder" tek mekanda geçen suç üzerine bir öykü. Tek mekanda geçip de bu kadar izleyiciyi heyecanla ekran karşısında tutan nadir film vardır ( diğeri için "12 Angry Men) :KK70:

    "The Man Who Knew Too MUch" da farklı bir kovalama öyküsü. Kurgunun çekiciliği bir yana Doris Days'in zerafeti ve o billur gibi sesi için bile izlenir:KK70:

    Sonra yine listelerde çok iyi puan alan "Rear Window" yönetmenin en bilinen filmlerinden biridir. Bir saniye olsun heyecanın dozu düşmez, merakta bırakır izleyiciyi.


    Asıl tavsiye etmem gereken ve en sevdiklerimden olan filmini ise bilhassa yazmıyorum:KK70: belki ilerleyen haftalarda hep birlikte izleme fırsatımız olurkaydirigubbakcemile3
     
  8. 17 Nisan 2010
    Konu Sahibi : atlantis
  9. prensesin.uykusuyum

    prensesin.uykusuyum standart. Üye

    Katılım:
    2 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    6.511
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    146
    psycho izledimde Alfred Hitchcock'un değildi :)))))
    tamam tavsiyelerini not ettim, eh bir ipucuda almış olduk :KK70:
     
  10. 18 Nisan 2010
    Konu Sahibi : atlantis
  11. _laylaylom_

    _laylaylom_ Popüler Üye Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.917
    Beğenildi:
    20
    Ödül Puanları:
    148
    benide en çok etkileyen Hitchcook filmi the birds dir...