Alooo,yüzen ada bulduk

Konusu 'Bilim ve Teknik' forumundadır ve zxuxm@rxuxt tarafından 16 Ağustos 2007 başlatılmıştır.

    16 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  1. zxuxm@rxuxt

    zxuxm@rxuxt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    769
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Alooo, yüzen ada bulduk!

    Bu bir "yüzen ada ihbar hattı". Atatürk Üniversitesi'nden Prof. Dr. İhsan Bulut tarafından kuruldu. Hattın numarası 0505 644 20 04. Eğer sizin yaşadığınız bölgede de bir yüzen ada varsa İhsan Bey hemen gelip görüyor, tespitlerini yapıyor ve, "Dünya Yüzenada Bibliyografyası"na ülkemizin bu güzel ve şirin adalarının kaydını yaptırıyor.


    [​IMG]

    "Yüzen adalar" kavramı Türkiye için henüz çok yeni; ancak Atatürk Üniversitesi Coğrafya Fakültesi'nden Prof. Dr. İhsan Bulut, eğer iyi değerlendirilirse bilimsel geziler, doğa eğitimi, eko-turizm, biyo-turizm, kuş üreme alanları olarak bu adaların turizme önemli katkı sağlayacağını söylüyor. Yüzen adalar konusunda 2002'den bu yana araştırmalar yapan Bulut, Türkiye'deki adaları tespit eden en yetkili profesörlerden biri. Kurduğu "yüzen ada ihbar hattı" ile ülkemizin her yanındaki adaları anında belirleyip Amerika'da yayınlanan "Dünya Yüzenada Bibliyografyası"na kaydını yaptırıyor. Buna göre şu anda ülkemizde toplam 22 yüzen ada var. Türkiye'nin hemen her yöresinde yüzen adalara ve oluşumlarına rastlamak mümkün. Bulut, tamamlanma aşamasında olan üç yüzen adayla ilgili araştırmalarının devam ettiğini belirtiyor. En son Tortum Zökün Gölü'nde yeni bir ada tespit edilmiş. Diğerleri Artvin'in Yusufeli ilçesi Kılıçkaya beldesine yakın Göllü mezrasında ve Ladik Gölü'nde. Geçen yıl Erzican'ın Ahmediye köyünde bulunan adanın sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en büyük yüzen adası olduğu iddia edilmişti. Ancak Bulut, dünyadaki en büyük yüzen adalar hakkında henüz bir derecelendirme ve alan büyüklüğü çizelgesine rastlamadıklarını belirtiyor


    İhsan Bulut, Türkiye’nin yüzen adalar açısından bir cennet olduğunun, bibliyografya yazarı Chet Van Duzer ile sürekli yaptığı görüşmelerde ortaya çıktığını söylüyor. Bulut, “Turizm sektörünün geliştiği ve turist profilinin giderek çeşitlendiği ülkemizde yüzen adalar tanıtımı yeni, ziyaretçisi henüz çok korunması gereken önemli bir doğal kaynak olarak değerlendirilmeli. Sulak alan olmaları nedeniyle sahip oldukları, ilginç flora ve fauna özellikleriyle pek çok doğa bilimcisinin araştırma alanları olarak, ulusal ve uluslararası turizm açısından doğa turizmi, doğa eğitimi, eko-turizm, biyo-turizm gibi etkinliklerin yeni gözdesi olarak ilgi beklemektedir.” diyor ve en son tespit ettikleri Zökün Gölü’nde bulunan iki yüzen adanın en önemli özelliğinin Erzurum’un şehir merkezine çok yakın olduğunu; ancak buna rağmen araştırmacılar ve kamuoyunun dikkatini çekemediğini belirtiyor.

    ***

    İlk adalar Bingöl’de...

    Türkiye’deki ilk yüzen adaları Bingöl’ün Solhan İlçesi, Hazarşah köyünde halk tarafından keşfedilmiş. Biz de Yaşam İçin Sivil Toplum Derneği’nin turizm projesi kapsamında bu adaları görmeye gittik. Üzerindeki ağaçlar ve bitki örtüsü ile dikkat çeken üç küçük ada parçası, her an batacakmış hissi veren süngerimsi tabakasıyla fantastik bir görüntü sunuyor. Üzerine binildiğinde sal gibi ağır ağır her tarafa hareket ediyor. Gölde aslında yedi adet yüzen ada varken, köylüler ot biçmek için diğer adaları birleştirdiği için bu sayı üçe inmiş. Yüzen ada deyince, aklınıza hemen kocaman kara parçalarının deniz üzerindeki gezintisi gelmesin. Daha küçük ada parçacıklarının durgun göl suyundaki kısa yolculuğu şeklinde tarif etmek daha doğru. Terörden yorgun ve bitap düşmüş bir şehir olan Bingöl için yüzen adalar önemli bir ümit kaynağı. Bingöl’ün yetkilileri de, halkı da bu adalardan güç alarak şehirlerini geliştirmek için harekete geçirmiş durumda. Bingöl Sivil Toplum Derneği yöneticisi İbrahim Buyankara, Bingöl’ün turizm sektöründe tanınmasını sağlamak, şehir imajını turizm merkezi olarak güçlendirmek için projeler geliştiriyor. Bingöl-Solhan karayoluna 4,5 kilometre uzaklıkta bulunan, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce koruma altına alınan yüzen adalar, doğa turizmine açılarak turist çekilmesi hedefleniyor.

    ***

    Yüzen adalar nasıl oluşuyor?

    Rüzgarla hareket eden yüzen adalar, bitki kök ve saplarının, canlı kök ve çürüklerinin birikmesiyle ve birbirine yapışarak organik madde oranı yüksek sıkı keçemsi bir doku oluşturmasıyla meydana geliyor. Birbirine tutunan bu bitkiler, suyun üstünde sal gibi yüzmeye başladıktan sonra üzerinde bitkiler, hatta ağaçlar yetişebiliyor. Nitekim Bingöl yüzen adalarının üzerinde üç adet dişbudak ağacı ve çalılar vardı. Rüzgarın estiği yöne doğru yer değiştiren adalar, büyüklüklerine göre sırıklarla da itilebiliyor. İhsan Bulut, oluşumu yüzlerce hatta binlerce yıl süren adaların bilinçsiz yararlanma sonucu kısa sürede yok olabileceğini ve bu nedenle turizme kazandırılması kadar korunmasının önemli olduğu gerçeğini önemle vurguluyor.




    --------------------------------------------------------------------------------


    Tespit edilen yüzen adalar


    Bingöl: Solhan ilçesi, Hazarşah köyünde 3 tane.

    http://www.youtube.com/watch?v=WfA0bx4e3wc&feature=related

    Erzurum: Olur ilçesi, Sülük Gölü’nde 1 tane.


    Erzurum: Zökün Gölü’nde 2 tane.

    Afyon: Eber Gölü’nde 1 tane.

    Konya: Akşehir Gölü’nde 1 tane.

    Erzincan: Ahmediye köyünde 1 tane.

    Artvin: Yusufeli ve Şavşat’ta toplam 12 tane.

    Denizli: Işıklı Gölü’nde 1 tane.

    İçel: Gülnar ilçesi, Demirözü köyü Adalıgöl’de 1 tane.

    Adıyaman: Çat Baraj Gölü’nde çok sayıda.

    Samsun: Ladik Gölü’nde çok sayıda.

    Kayseri: Sultansazlığı’nda çok sayıda.


    alıntı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 24 Mart 2008
  2. 16 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  3. canavar

    canavar Yılmak yok. Yola devam... Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    3.271
    Beğenildi:
    109
    Ödül Puanları:
    353
    :uhm::uhm::bbo:
     
  4. 16 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  5. zxuxm@rxuxt

    zxuxm@rxuxt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    769
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    YÜZEN ADA Bu ada Bingöl-Solhan karayolunda 4.5 Km. uzaklıkta...
    Göl'ün üç tarafı dağlar ve tepelerle çevrilmiş düz arazi üzerinde bulunan krater göl konumundadır. Göl'ün şimdiki alanı 300 m2' nin üzerindedir. Islahı halinde 500 m2'den fazla olur. Gölün derinliği 50 metreden fazla olduğu sanılmaktadır. Göle devamlı akıntı olduğu tespit edilmiştir.

    Ayrıca Göl'ün ortasında bulunan adanın yapısı incelendiğinde çayır, ayrık ot ve suda yetişen çeşitli bitkilerin ada üzerinde mevcut olduğu görülmektedir. Göl'ün çevresinde de çeşitli bitkilere rastlamak mümkündür. Yeşil alanın dışında kalan arazi gölden çok yüksektir. Çevresi meşe ve yeşil alan ile kaplı.

    ALINTIDIR
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 24 Mart 2008
  6. 16 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  7. zxuxm@rxuxt

    zxuxm@rxuxt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    769
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Erzincan ile Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi sınırındaki Ahmediye Gölü'ndeki 105 metrekarelik adanın yüzen ada olduğu anlaşıldı.
    [​IMG]

    Atatürk Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Mustafa Özdemir ile coğrafyacı Pınar Taşkıran’ın bulduğu yüzen adanın dünyadaki yüzen adaların en büyüğü olduğu belirtildi.
    Erzincan ve Kelkit yöresinde geçen haziran ve temmuz aylarında coğrafi çalışmalar yapan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Özdemir ile coğrafyacı Pınar Taşkıran, Erzincan'a bağlı Ahmetli Köyü'nün güneydoğusunda, adına kayıtlarda rastlamadıkları bir gölle karşılaştı. Yöre halkının Ahmetiye Gölü olarak isimlendirdiği göldeki adanın yüzen ada olduğunu belirledi. Yüzenadaya, ‘Ahmediye’ adı verildi ve hazırlanan makale uluslararası bir bilim dergisinde yayınlandı.

    Gölde yüzer halde tek bir kütle bulunduğunu, boyunun 48, eninin 1.5 ile 5 metre arasında değiştiğini, yüzülçümünün 105 metrekare olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Özdemir, “Yörede çalışma yaparken doğal bir göl ve yüzenada ile karşılaştık. Ahmediye, şu ana kadar sadece Türkiye’nin değil dünyadaki yüzenadaların en büyüğü. Yüzenada olduğunu yakınındaki Ahmetli köylüleri bile bilmiyordu. Oysa Avrupa’da bir metrekarelik yüzenada bile hemen koruma altına alınıyor. Yüzenadalara gözümüz gibi bakmamız gerekir” dedi.

    Yüzenadanın zengin flora ve faunasıyla bulunduğu ortamdan belirgin bir şekilde ayrıldığına dikkati çeken Yrd. Doç. Dr. Özdemir, ülke genelinde kayıtlara geçen yüzenada bulunan il sayısı 8 olduğunu hatırlattı. Erzincan- Kelkit Karayolu'nun 34’üncü kilometresinde, eski adı Ahmediye olan Ahmetli Köyü yakınındaki 3 bin metrekarelik alanı kaplayan göl üzerindeki 9’uncu yüzenadayla ilgili tüm tesbitleri yaptıklarını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Özdemir, şunları söyledi:

    “Ahmediye Gölü, deniz seviyesinden bin 900 metre yükseklikte, tarihi bilinmeyen bir heyelan sırasında meydana gelmiştir. Gölün çevresi 245, derinliği 3 ile 8 metre arasında değişmektedir. Göl içerisinde yüzer halde bulunan adanın oluşumunu incelediğimizde, tamamen bitkisel kökenli organik artıkların uygun şartlarda birikmesiyle oluştuğunu görürüz. Ahmediye Gölü kenarlarında hasırotu, dağ arpası, saz, kamış, tükrükotu, düğün çiçeği var. Göl içerisinde yüzer halde tek bir kütle bulunmaktadır. Yüzenadanın boyu 48, eni 1,5 ile 5 metre arasında değişmektedir. Kalınlığı 30 ile 60 santimetre arasındadır. Yüzenadanın yüzülçömü yaklaşık 105 metrekaredir. Bu boyutları ile Ahmediye, ülkemizde hatta dünyada bilinen yüzenadalar içerisinde en büyüğü olarak dikkat çekmektedir. Boyutlarının çok büyük olması, adanın göl içinde bütün halde hareketinin güçleşmesine yol açmaktadır. Bu nedenle adanın yakın zamanda ikiye bölünmesi gibi bir durumla karşılaşması olası görünmektedir. Bu nedenle Ahmediye Yüzenadası mutlaka koruma altına alınmalı, çevre düzenlemesi yapılmalıdır. Ahmediye yüzenadası, Erzincan’a çok yakın olması nedeniyle turizm açısından kısa sürede önem kazanacaktır.”



    alıntı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 24 Mart 2008
  8. 16 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  9. zxuxm@rxuxt

    zxuxm@rxuxt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    769
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Gezenada, gidenada diyorduk meğer onlar yüzenadaymış


    [​IMG]

    İşte coğrafya kitaplarına girecek, bulmacalarda karşınıza çıkacak yeni bir kavram: Yüzenada. Kısaca, rüzgara göre yer değiştiren adalara deniyor. Olmaz öyle şey demeyin, Türkiye'den 8'i şimdiden dünya yüzenadalar listesine girdi. İki coğrafya uzmanı, 2002'den beri bu işle uğraşıyor; yörenizde, memleketinizde yüzenadalar varsa Atatürk Üniversitesi'ne bildirin, dünya listesine girsin.

    Dört tarafı sularla çevrili kara parçasına ada denir. Peki ya ada sağa-sola kıpraşıyor, durduğu yerde durmuyorsa? O zaman yüzenada. Yolunuz Akşehir, Eber ya da Turnalar Gölü'ne düşerse, siz siz olun oturduğunuz yere, dinlendiğiniz ağaç gölgesine dikkat edin. Çünkü belli olmaz, yer altınızdan kayabilir, daha doğrusu ne olduğunu bile anlamadan kendinizi gölün ortasında bulabilirsiniz. Rüzgara göre yer değiştiren bu adaların üstünde, bitki örtüsü ve ağaçlar var; kimisi stadyum büyüklüğünde, üstünde sığır sürüleri bile otlatılıyor. Bunlardan Türkiye'nin 8 farklı gölünde onlarca var.

    Yüzendada kavramını Türkiye'ye kazandıran kişi, ABD'li bilimadamı Chet Van Duzer. Van Duzer, dünyadaki yüzenadaların envanterini çıkarırken iki Türk coğrafyacısına ulaşıp Türkiye'deki yüzenadaların listesini isteyince, biz de öğrenmiş olduk. İngilizcesi "floating island". Tam tanımı ise, özel coğrafi koşulların oluşturduğu, bir su kütlesi üzerinde karayla hiçbir bağlantısı olmayan, hareketli kara parçaları.

    AMERİKALI SORUNCA NE OLDUĞUNU ÖĞRENDİK

    Van Duzer'den gelen talep üzerine, Türk bilim adamları Prof. Dr. İhsan Bulut ve Yard. Doç. Dr. Mustafa Girgin, ilk kez duydukları bu terimi araştırmaya başladılar. Hatta 2002 yılında yapılan Türk Coğrafya Kurultayı'na bu konuda bir makale sundular. Terim duyuldukça, bilim adamlarına hem akademik çevrelerden hem de halktan bilgiler gelmeye başladı.

    Bilgilerin doğruluğu araştırılınca, Türkiye'nin birçok yerinde yüzenadalar olduğu anlaşıldı. Bunlardan ilk etapta tespit edelen 8 tanesi ABD'ye bildirildi ve böylece Van Duzer'in hazırladığı dünya yüzenada envanterinde (Addenda to Floating Islands - A Global Bibliography) yerini aldı.

    YA EGE'DE DE YÜZENADA OLSAYDI

    Aslında bilim adamları için yeni olan bu kavram, halk için alışılmış bir durum. Yüzenadalar, ülkenin çeşitli yerlerinde "gezenada, gidenada" gibi isimlerle biliniyor. Örneğin Çat Baraj Gölü'nde, köylülerin sığır sürülerini otlattıkları stadyum büyüklüğündeki verimli adalar. Bingöl Valiliği gibi işi daha ileri götürenler de var. Bölgelerindeki bu doğa harikalarını, internet sitelerinden tanıtıp turist çekmeye çalışıyorlar.

    Yüzenadaların doğal yollardan ya da insan eliyle denizlerde de oluşması mümkün. Mesela Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinde yapay yüzenadaların üzerinde tarım yapılıyor. Türk denizlerinde ise henüz tespit edilmiş yüzenada yok. Belki de bu, en iyisi. Ege Denizi'nde sorun yaratan kayalıkların, adacıkların bir de rüzgara göre yer değiştirdiğini düşünsenize! Mesela Kardak Kayalığı. Hava lodos esti, Kardak İzmir Körfezi'nde. Sonra poyraza çevirse, donanma da onun peşinden Selanik önlerinde!

    NASIL OLUYOR DA OLUYOR?

    Yüzenadalar, keçemsi ve saz gibi birbirini tutan bitkilerin, sudan daha az yoğun bir kara kütlesi oluşturmasıyla ortaya çıkıyor. Birbirine tutunan bu bitkiler, suyun üstünde sal gibi yüzmeye başladıktan sonra üzerinde bitkiler hatta ağaçlar yetişebiliyor. Rüzgarın estiği yöne doğru yer değiştiren adalar, büyüklüklerine göre sırıkla da itilebiliyor. Denizlerdeki yüzenadalarda ise aynı görevi yosunlar görüyor.

    HER GÜN YENİLERİ ÇIKIYOR

    Prof. Dr. İhsan Bulut (45), 4 yıldır yüzenadalar üzerine çalışıyor. Türk Coğrafya Kurultayı'nda Muğla Üniversitesi'nden Yard. Doç. Dr. Mustafa Girgin'le birlikte "Coğrafya'da Yeni Bir Kavram Yüzenadalar" isimli bir makale sundu. Son olarak Artvin-Şavşat'ta yeni yüzenadalar (12 civarında) olduğunu keşfeden Prof. Dr. Bulut, bu sayının yurt genelinde 100'ü aşacağını tahmin ediyor.




    alıntı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 24 Mart 2008
  10. 5 Şubat 2008
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  11. zxuxm@rxuxt

    zxuxm@rxuxt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    769
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Türkiyemiz'de malum
    http://www.youtube.com/watch?v=AB0SjFwlGkg




    [​IMG]

    Perudakine'de bir göz atalım...


    “Yüzen Adalarda Yaşam”


    Bu yıl Türk Coğrafya Kurumu olarak düzenlediğimiz Güney Amerika gezimizin belki de en ilginç uğrağı Titikaka gölü ve bu göldeki yüzen adalardı. And Dağlarının yüksek düzlüklerinden birinde yer alan gökyüzüne yakınlığından mıdır mavisi bir başka canlı mavi olan göl bizi görür görmez büyüledi. 8.288 kilometrekare alana sahip ve bizim Van gölünün 2 katından daha büyük olan gölün çevresini karlı zirveleri ile And Dağları süslüyor.

    [​IMG]

    Peru Bolivya sınırı yakınındaki Peru’ nun Puno şehri gölün kıyısındaki en büyük yerleşim. Puno limanından aldığımız tekne turu ile göle açılıyoruz.Limanın hemen açığında etrafımızı sazlar kaplıyor. Sazların arasında çeşitli kuş türleri bizlere aldırış etmeden günlük telaşlarını sürdürüyorlar. Sazlar arasındaki koridordan ilerliyoruz.Rehberimiz Roberto bizlere açıklamalar yapıyor.Aksanı çok farklı çünkü o bir Quechua yerlisi.Titikaka olarak bildiğimiz göle o Titikhaha diyor ve açıklıyor Titikaka Gölü, dünyanın en yüksek rakımlı gölüdür. Deniz seviyesinden yüksekliği 3.810 metredir.Yerliler dipsiz olduğunu iddia etseler de en derin yeri 281 metredir. İsminin nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte iki Aymara kelimesinin yan yana gelmesinden oluştuğunu. 'Titi' nin büyük kedi, 'Khaha' nın ise kaya manasına geldiğini söylüyor.Hem onu dinlemekte hem de çevreyi izlemekte zorlanıyorum.Küçük göle özgü kayıklarda yerliler; balık tutuyor, şehirden aldıkları malzemeleri taşıyorlar. Hatta iki teknenin üzerinde evlerini naklettiklerini görüyorum.Grup olarak ağzımız açık hayranlıkla çevremizi izliyoruz.Uzaktan koridorun sonunda evler görünüyor.Yaklaştığımızda birkaç ada üzerinde kurulu küçük küçük köyler görüyoruz.Bizi bu köylerden birinin yer aldığı adalardan birine çıkarıyorlar.


    [​IMG]

    Ada ayaklarımızın altında hareket ediyor.Ortalama ömrü altı yıl olan ada zemini sürekli yenileniyormuş. Rehberimiz bizi Köy meydanında topluyor ve açıklamalarını sürdürüyor.”Titikhaha Gölü'nün en karakteristik özelliklerinden biri bu yüzen adacıklardır. Bu adacıklarda yaşayanlara 'Uros' adı verilir. Uros, yüzen adacıkları savaşçı İnkalardan korunmak amacıyla, yöreye özgü Totora adlı sazlık bir bitkinin kargılarının çapraz olarak bir araya getirilmesiyle oluşturulmuşlardır. Üzerindeki basit kulübeler yaşayan ada sakinlerinin başlıca geçim kaynağı balıkçılık ve turizmdir.Uroslar, geleneksel yaşam şekilleriyle gurur duyarlar ve karaya yerleşmeyi reddederler. Sadece geçimlerine katkı sağlamak amacıyla turistlerin sallanan adalarını ziyaret etmelerine izin verirler. Peru hükümeti buradaki yaşamın sürmesi için Titikaka’ daki adalarda yaşayan yaklaşık 2000 yerli nüfusa yardım eder.” Göldeki balık türlerini ve daha pek çok konuyu uzun uzun anlatıyor Roberto.Dinlemeyenleri azarlıyor birde.Gözüme iki tarafı at başını andıran ve Totara adı verilen sazlardan yapılan çok eski yüz yıllara aitmiş gibi duran bir tekne ilişiyor. Rehberimizin bizi bu tekneye doğru yönlendirdiğini görünce heyecanlanıyoruz. Bu son derece ilkel görünen tekneye bütün grup biniyoruz. Ada vapuru gibi olmasa da esiyor teknenin üzeri. İki yerli genç küreklere asılıyor ve gölde ilerliyoruz. Teknedeki yerli küçük çocuk grubun neşe kaynağı oluyor.Karşıdaki bir başka yüzen adaya çıkıyoruz. Adada okul, kilise hatta bir müze var. Doğanın ve insan oğlunun ortak oluşturduğu bu yaşam alanı dünyanın en ilginç yaşam alanlarından biri. Köy meydanındaki hediyelik eşya tezgahlarını ahşap boyamalar, sazdan yapılmış süs eşyaları, yerli kadınların el emeği dokumaları kaplıyor. Bu misafirperver, onurlu güler yüzlü insanlara birazda yardım olsun diye bolca alışveriş yapıyoruz.


    [​IMG]

    Zamanın içinde bir yolculuk gibi olan turumuzda zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.Akşam üzeri dönüş yolunda gölün güzel manzarasını teknenin üst güvertesinden izlerken şöyle ince belli bardakta çay çekiyor canım.Ama henüz gezimizin ortasındayız daha yurda dönmeye çok var diyerek manzaraya dalıyorum.

    alıntı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 24 Mart 2008
  12. 5 Şubat 2008
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  13. gxuxlse

    gxuxlse Aktif Üye Üye

    Katılım:
    9 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    592
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    :uhm::uhm:paylaşımın için :hooray:Kayseri: Sultansazlığı’nda çok sayıda. valla bilmiyordum memleketimde :uhm:
     
  14. 9 Şubat 2008
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  15. irna

    irna Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Haziran 2007
    Mesajlar:
    6.862
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    146
    bir de rüzgara göre yer değiştirdiğini düşünsenize! Mesela Kardak Kayalığı. Hava lodos esti, Kardak İzmir Körfezi'nde. Sonra poyraza çevirse, donanma da onun peşinden Selanik önlerinde!

    olurmu olur valla,

    ama çok ilginç gercekten,sakin havalarda üzerinde gezmek eğlenceli olur doğrusu.emegine sağlık canım.
     
  16. 9 Şubat 2008
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  17. XOXzgxuxrCe

    XOXzgxuxrCe Popüler Üye Üye

    Katılım:
    20 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    2.875
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Çok ilginç bir konu açmışsın canım yaaa, hemen yakından görmem lazım :))
     
  18. 10 Şubat 2008
    Konu Sahibi : zxuxm@rxuxt
  19. zxuxm@rxuxt

    zxuxm@rxuxt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    769
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    PROJE OLARAK SUNULMUŞTUR;


    Denizin veya göllerin üzerinde rüzgarın etkisi ile hareket edebilen ve etrafı su ile çevrili kara parçalarına yüzen ada denilir.

    Yüzen ada oluşumu ve kullanımları açısından ülkemizde 2002 yılından incelemeye alınmış yeni bir yerbilimi konusudur.

    Dünya da ise yüzen adaların tarihçesi Güney Amerika kıtasında yaşamış olan Azteklere uzanır.Meksika da Teotihuacan kentini kuran Aztekler bölgenin geniş göllere sahip olması açısından tarım arazilerini göller içinde bulunan ve Chinampas denilen adalar üzerine kurmuşlardır.Bu adalar üzerinde evler inşa etmişler, yılda üç defa ürün alabildikleri bahçeler oluşturmuşlardır.

    Günümüzde ise Xochimilco Gölü ve üzerinde yüzen doğal adaların bir kısmı kalmıştır.Konunun öneminin farkına varan Meksika hükümeti önlemler almaya çalışmaktadır.Fakat kalan gölde artan kuraklık yüzünden sularının tarım arazilerine akıtılmasından tehlike altındadır

    Yine İtalya da bulunan Roma yakınlarındaki Göl üzerindeki 1 m2 lik yüzen ada koruma altında ,kuşları ve bitki örtüsüyle dünyanın sayılı ekolojik bölgeleri arasındadır.Aynı zamanda Gölün Roma’ya yakın olmasından dolayı turistleri kendine çekmektedir.

    Bunların haricinde dünyada bulunan diğer doğal yüzen adalar ve kullanım şekillerine örnek olarak Uros Yüzenadası ve Peru' nun Puno şehri verilir.

    Uros Yüzenadası - Güney Amerika 'daki en ilginç yer belki de Titikaka gölü ve bu göldeki yüzen adalardı. And dağlarının yüksek düzlüklerinden birinde yer alan gökyüzüne yakınlığından mıdır mavisi bir başka canlı mavi olan göl görür görmez büyüler. 8.288 kilometrekare alana sahip ve bizim Van gölünün 2 katından daha büyük olan gölün çevresini karlı zirveleri ile And Dağları süslemektedir.

    Peru Bolivya sınırı yakınındaki Peru' nun Puno şehri gölün kıyısındaki en büyük yerleşimdir. Puno Limanı'nın hemen açığında etrafı sazlar kaplıyor. Sazların arasında çeşitli kuş türleri size aldırış etmeden günlük telaşlarını sürdürüyorlar. Titikaka olarak bildiğimiz göle yerliler Titikhaha diyor ve açıklıyorlar "Titikaka Gölü, dünyanın en yüksek rakımlı gölüdür. Deniz seviyesinden yüksekliği 3.810 metredir.Yerliler dipsiz olduğunu iddia etseler de en derin yeri 281 metredir. İsminin nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte iki Aymara kelimesinin yan yana gelmesinden oluştuğunu; 'Titi' nin büyük kedi, 'Khaha' nın ise kaya manasına geldiğini söylüyorlar". Küçük göle özgü kayıklarda yerliler; balık tutuyor, şehirden aldıkları malzemeleri taşıyorlar. Hatta iki teknenin üzerinde evlerini nakledebiliyorlar. Ağzınız açık hayranlıkla çevrenizi izliyorsunuz. Uzaktan koridorun sonunda evler görünüyor.Yaklaştığınızda birkaç ada üzerinde kurulu küçük küçük yaklaşık 2000 nüfuslu köyler görüyorsunuz. Adaya çıkınca ada ayaklarınızın altında hareket ediyor. Ortalama ömrü altı sene olan bu adalar zamanla kendilerini yeniliyor

    Denizin üzerinde de yüzen adalar mevcuttur bunlardan en tanınmışlarından biri : Sargassum Yüzen adasıdır

    Masallarda Sargosso Denizi adında bi yerin geçtiği bir yer vardır. Güya, eski İspanyol kalyonları buraya yosunların arasında sıkışıp kalmışlar ve tayfaların iskeletleri hala daha zırhlarının içinde güvertede durmakta ve gemilerinin kurtulmasını beklemektedirler. Burada doğru olan bir şey var ki o da gerçekten Kuzey Atlantik’in ortasında kilometrelerce uzanan bir Sargassum Denizi vardır. Ağır ve çevresel akıntılar Sargassum denilen bu cins su yosunlarının orada birikip kalmasını sağlamaktadırlar. Bu bölgeyi ilk defa Kristof Kolomb buldu. Bugün deniz biyologlarınca çok ilginç bulunmakta ve yüzen bir hayvanat bahçesi olarak değerlendirilmektedir. Sargassum’un kolları arasında her cins balık, küçük yengeçler, karidesler ve binlerce çeşit küçük canlı yaşamını sürdürür.

    Sargassum için endüstride kullanılma olasılığı şimdilik kaydıyla yoktur ama Pasifik’te Kaliforniya açıklarında bulunan Macrocystis adlı dev su yosununun “hasadı” muntazaman yapılmaktadır. Bu bitkiden endüstride çok kullanılan ‘Algin’ adlı bir madde çıkarılır. Öte yandan, bir zamanlar iyod ve potasyumun en önemli kaynağı olmasına rağmen şimdi yerini yeraltı kaynaklarına bırakmıştır.

    Diğer bir örnek ise Kızıldeniz de mercanların oluşturduğu yüzen adalardır

    Mercanlar yaşadıkları ortama uyum sağlamak ve düşmanlarından korunmak için bir koruma duvarı oluştururlar Bu duvarlar resif ismi verilir Zamanla dalgalar,rüzgar,yağmur,gel-git gibi olaylar resifi etkiler.Resifin etrafındaki mercan duvarının su üstüne çıkan kısımları yağmurla temas edince içindeki kalsiyum-karbonat çözülmeye başlar.Dalgalar mercanların bir kısmını un ufak eder ve kum gibi bir karışım haline getirir.Bu karışım,resif lagünün ortasında birikir ve su üstüne çıkar.Zamanla sürekli kalana bir tepecik haline gelir ve bunu civardaki deniz kuşları fark eder.Bu tepeciği uygun bir dinlenme ve yumurtlama alanı olarak kabul ederler.Daha sonra ilk yeşerme ortaya çıkar ve birkaç yüzyıl içinde ada yaşanacak bir hale gelir.Ormanlar gürleşir ve yağmur suları tutulur.

    Fakat böyle bir ada hep hareket eder.Çünkü her şey rüzgara ve dalgalara bağlıdır.Birkaç saat içinde tayfun ya da çok kuvvetli bir fırtına sonucu ada sulara gömülebilir.Bir mercan adasındaki her şey organiktir.Adanın üstünde kum gibi görünen karışımın içinde her tür biyolojik şey vardır.Mercan tanecikleri,kabuklu canlıların kabuk parçaları,tek hücreli canlılar bu karışımın temel bireyleridir.Günde iki kere gel-git olur ve ada çeviren mercanlar su altına çekilir ve dalgalar hiçbir engelle karşılaşmadan lagüne girerler.Böyle bir durum olduğunda,ya resifi çeviren mercanlar tekrar yükselir ve dalgalar önlenir ya da ada suların altına gömülür.Eğer ada sulara gömülürse,yeni ada oluşması için bir boşluk ve temel oluşur;böylece her şey yeni baştan tekrarlanır.Bütün bunlar olurken resifin ortalama yüksekliği hep aynı kalır.Çünkü resifi ayakta tutan,hiçbir zaman yok olmaz.Yok olan sadece mercanlardır.Mercanların da iskeletleri yok olmaz.Bu iskeletler bir başka nesi için hazırda bekleyen temel durumuna gelirler.Yeni neslin iskeletlere yerleşip yaşamaya başlamaları çok kısa sürer.Zaten hiçbir zaman tüm resifteki mercanlar aynı anda ölmezler.Hepsi farklı zamanda ölürler.Böylece resif genişler ve gelişir.Sağlıklı bir mercan resifi her yüzyılda 20 ila 40 cm gelişir(her yana doğru).

    Ülkemiz ise sahip olduğu yüzen ada potansiyeli açıdan oldukça zengindir.Bu adalar üzerinde şimdiye kadar detaylı bir çalışma yapılmamıştır.Hatta koruma alanı bölgesi olarak bile gösterilmemektedir Ülkemizde en çok bilinen yüzen ada iki tanedir.

    Solhan ilçesi Hanzarşah Köyü Aksakal Göl Mezrasındaki Ada, o yörede yaşayan halk tarafından keşfedilmiştir. Sözkonusu ada, şimdiye kadar görülmemiş bir tabiat olayına sahiptir. Bingöl-Solhan karayolunda 4.5 Km. uzaklıktadır. Yolu stabilize olup, 1.5 km'dir. Yolun asfaltlanması ve gölün ıslahı halinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini artıracaktır.

    Bingöl'ün turizmi doğa güzelliklerine dayanır. Yüzen Ada da tamamen doğaldır. Göl'ün üç tarafı dağlar ve tepelerle çevrilmiş düz arazi üzerinde bulunan krater göl konumundadır. Göl'ün şimdiki alanı 300 m2' nin üzerindedir. Islahı halinde 500 m2'den fazla olur. Gölün derinliği 50 metreden fazla olduğu sanılmaktadır. Göle devamlı akıntı olduğu tespit edilmiştir. Gölün altından ve kemerlerinden giren su, gölün alt tarafından, gölden daha aşağıdan dereyi beslemektedir. Ufak ufak kaynaklar bu görüşü teyit etmektedir. Yaz ve kış aylarında su seviyesi aynı kalmaktadır. Su tatlı ve berrak olup, herhangi bir madensel tuz ihtiva etmemektedir. Balık yetiştirmek mümkündür. Gölün ortasından hareket eden üç ada vardır. Adalar göl içinde bağımsızdır. Üstüne binildiği zaman sal gibi her tarafa ağır ağır hareket etmektedir. Adanın üzerinde 4-5 tane bodur ve dış budak ağacı mevcuttur. Çevredeki bitkiler gölün mevcut suyu ile beslenmektedir. Ada üzerinde bulunan ot kökleri sarılıcı olması nedeniyle toprak tamamen bitki kökleri ile kaynamış ve yapışmış durumdadır. Ayrıca Göl'ün ortasında bulunan adanın yapısı incelendiğinde çayır, ayrık ot ve suda yetişen çeşitli bitkilerin ada üzerinde mevcut olduğu görülmektedir. Göl'ün çevresinde de çeşitli bitkilere rastlamak mümkündür. Yeşil alanın dışında kalan arazi gölden çok yüksektir. Çevresi meşe ve yeşil alan ile kaplıdır.

    Ülkemiz deBilinen Yüzenadalar:

    Bingöl - Solhan İlçesi Hazarşah Köyü Turnalar Gölü'nde 3 tane
    Erzurum - Olur İlçesi Ormanağazı Köyü Sülük Gölü'nde 1 tane
    Adıyaman - Çat Baraj Gölü'nde sular kabarınca yüzenadalar ortaya çıkıyor.
    Kayseri - Sultansazlığı'ndaki gölcüklerde yüzen sazadaları ortaya oluşuyor.
    Denizli - Işııklı Gölü'nün değişik kesimlerinde "hopa" denilen adalar.
    İçel - Gülnar İlçesi Demirözü Köyü Adalıgöl'e ismini veren ada.
    Afyon - Eber Gölü'nde 1 tane
    Konya - Akşehir Gölü'nde 1 tane
    Erzincan ve Kelkit yöresinde geçen 2006 haziran ve temmuz aylarında coğrafi çalışmalar yapan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Özdemir ile coğrafyacı Pınar Taşkıran, Erzincan'a bağlı Ahmetli Köyü'nün güneydoğusunda, adına kayıtlarda rastlamadıkları bir gölle karşılaştı. Yöre halkının Ahmetiye Gölü olarak isimlendirdiği göldeki adanın yüzen ada olduğunu belirledi. Yüzenadaya, ‘Ahmediye’ adı verildi ve hazırlanan makale uluslararası bir bilim dergisinde yayınlandı.

    Gölde yüzer halde tek bir kütle bulunduğunu, boyunun 48, eninin 1.5 ile 5 metre arasında değiştiğini, yüzölçümünün 105 metrekare olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Özdemir, Yörede çalışma yaparken doğal bir göl ve yüzen ada ile karşılaştık. Ahmediye, şu ana kadar sadece Türkiye’nin değil dünyadaki yüzenadaların en büyüğü. Yüzen ada olduğunu yakınındaki Ahmetli köylüleri bile bilmiyordu. Oysa Avrupa’da bir metrekarelik yüzen ada bile hemen koruma altına alınıyor. Yüzen adalara gözümüz gibi bakmamız gerekir şeklinde çalışmaların da belirtmektedir.



    Yüzen adanın zengin flora ve faunasıyla bulunduğu ortamdan belirgin bir şekilde ayrıldığına dikkati çeken Yrd. Doç. Dr. Özdemir, ülke genelinde kayıtlara geçen yüzen ada bulunan il sayısı 8 olduğunu hatırlattı. Erzincan- Kelkit Karayolu'nun 34’üncü kilometresinde, eski adı Ahmediye olan Ahmetli Köyü yakınındaki 3 bin metrekarelik alanı kaplayan göl üzerindeki 9’uncu yüzenadayla ilgili tüm tespitleri yaptıklarını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Özdemir, çalışmasında

    Ahmediye Gölü, deniz seviyesinden bin 900 metre yükseklikte, tarihi bilinmeyen bir heyelan sırasında meydana gelmiştir. Gölün çevresi 245, derinliği 3 ile 8 metre arasında değişmektedir. Göl içerisinde yüzer halde bulunan adanın oluşumunu incelediğimizde, tamamen bitkisel kökenli organik artıkların uygun şartlarda birikmesiyle oluştuğunu görürüz. Ahmediye Gölü kenarlarında hasırotu, dağ arpası, saz, kamış, tükrükotu, düğün çiçeği var. Göl içerisinde yüzer halde tek bir kütle bulunmaktadır. Yüzenadanın boyu 48, eni 1,5 ile 5 metre arasında değişmektedir. Kalınlığı 30 ile 60 santimetre arasındadır. Yüzenadanın yüzülçömü yaklaşık 105 metrekaredir. Bu boyutları ile Ahmediye, ülkemizde hatta dünyada bilinen yüzenadalar içerisinde en büyüğü olarak dikkat çekmektedir. Boyutlarının çok büyük olması, adanın göl içinde bütün halde hareketinin güçleşmesine yol açmaktadır. Bu nedenle adanın yakın zamanda ikiye bölünmesi gibi bir durumla karşılaşması olası görünmektedir. Bu nedenle Ahmediye Yüzenadası mutlaka koruma altına alınmalı, çevre düzenlemesi yapılmalıdır. Ahmediye yüzenadası, Erzincan’a çok yakın olması nedeniyle turizm açısından kısa sürede önem kazanacaktır şeklin de makalesin de belirtmektedir.

    Bu proje çalışmasında ise ülkemizde bulunan yüzen adaların oluşum şekilleri,bulundukları göllerin jeolojik yapıları incelenerek bu adaları en çok hangi tür göllerde ve nerelerde görülebileceği araştırılmış

    Ayrıca Kızılırmak Kanyonu üzerindeki yüzen adalarda saha çalışması yapılarak adaların ve kanyonun jeolojik ve ekolojik durumu incelenerek jeomiras olarak koruma altına bileceği gözlemlenmiştir .Bölgenin jeolojik yapısı ile ilgili çalışmalar mevcuttur.Hatta Kanyonun bir kısmı Kuşların göç yolları üzerinde olması nedeniyle ramsey olarak ta koruma altın dadır.Fakat bölgenin yüzen adalarla , biyoçeşitlilik,tarihsel ve ekolojik yönden incelenmesi bu proje çalışmasında ilk kez uygulanmış ve bölgenin UNESCO nun belirlediği jeomiras faktörlerine uygunluk göstermesinden dolayı mutlaka koruma altına alınması gerekliliği sonucuna varılmıştır.Bölge koruma altına alındığı taktirde tanıtımı da yapıldığı taktirde turizm açısından değerlendirilebilecek hatta eko,spor ve kültür turizminin yapılabileceği hatta Dünyada da konuyla ilgili araştırıcıların dikkatini çekebilecek bir noktaya kısa sürede gelebileceği sonucuna ulaştık



    alıntı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 24 Mart 2008