Alternatif Tıp Nedir?

Konusu 'Bitkisel Kürler - Şifa Reçeteleri' forumundadır ve vicdan tarafından 25 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  1. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    ''Alternatif tıp'' bilim dışı bir kavram değil. Bu konuda araştırma ve çalışmalar sürüyor. Alternatif tıp kesinlikle klasik tıbbı reddetmez. aksine onun çaresiz kaldığı durumlarda devreye girmektedir. Tıbbı aropatik ve homeopatik tıp diye de ayırmaktayız. Aropatik tıpta tedavi, hasta edici etkinin karşıtını kullanma yoluyladır. (Ateşe karşı ateş düşürücü ilacın verilmesi gibi) Homeopatik tıpta ise etkenin benzeri ile tedavi sözkonusudur. (Etkenin öldürülmüş veya zayıflatılmış suşunun aşı olarak vücuda verilmesi gibi) Klasik tıpta semptomatik tedavi yaygın olmasına karşın holistik tıp insanı bütün olarak değerlendirir. Baş ağrısından yakınan şahsa ağrı kesici vermektense, bu ağrının kaynağına inmeyi ve aksaklık olan sistemi bulmayı amaçlar.
    Bugün bile eski tababetlerden öğreneceklerimiz var. Eski çin tababetinde insanda etkili yink ve yank adlı iki güçten bahsediliyor. Birbirine zıt bu iki gücün dengede olması sağlığın muhafazası için gereklidir. Muhtemelen bu esrarengiz güçler bugün, canlıda yayılan bioplazmik enerji olarak adlandırılıyor. Bu enerji şekli Rusya''da geliştirilen bir yöntemle, kirlian fotoğrafçılığı gösterilebilmektedir. Bir yaprağın sağlam ve kesildikten sonraki kirlian fotoğraflarının aynı olması bioplazmik enerjinin kesilen parçanın uzaklaştırılmasından sonra bile uzun süre durumunu muhafaza ettiğini göstermektedir. Bu sayede insanda fantom ağrıları olarak bilinen bir uzvun vücuttan uzaklaştırılmasından sonra bile uzvun bulunduğu yerde hissedilen ağrıları da açıklamaktadır. Alternatif tıbbın içeriğinde renk, ses, müzik, mücevher, ışık, psikolojik etki ile tedavi de yer almaktadır. Avrupa''da akıl hastalarının yakıldığı bir dönemde bizde bu hastaların mermer yüzeye çarpan sus sesiyle tedavi edilmesine değinmeden geçmemek gerekir. Psikolojik etki hasta şahsın rahatsızlık veya alışkanlıklarından telkin veya hipnoz yoluyla kurtulmasıdır. Bu yöntemlerin özellikle sigara alışkanlığının terkedilmesindeki başarısı kayda değerdir. Dokunarak hastayı ağrı ve sızılardan kurtaran bir şahsın bioplazmik enerjisini parmak uçlarında toplayabilmesi "kirlian fotoğrafçılığı" ile gösterilebilmektedir.
    Mikro cerrahi operasyonlarında bile birleştirilemeyen kılcal damar uçlarının sülükler tarafından örülmesi bu yöntemlerin gözardı edilemeyeceğini göstermiştir. Ancak unutulmaması gereken şudur ki öncelikle klasik tıbbın elden gelen bütün çözümlerinin denenmesi gerekir
     
  2. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  3. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    BEDENİMİZİN doğal iyileştirme gücünü tüm doğal şifa yöntemleriyle harekete geçirerek kendimizi daha iyi hissedebiliriz. Doğal şifa yöntemlerine birçok örnek verebiliriz ; meditasyon, yoga, akapunktur, fitoterapi, ayurveda, reiki, aromaterapi, refleksoloji, homeopati, çiçek esansları ile terapi, kristal terapisi, osteopati, oruç tutarak bedenimizi toksinlerden arındırmak, iridioloji, kinesioloji, naturopati ve daha onlarca doğal şifa yöntemi.

    Reiki
    Japonca bir kelime olan Reiki, "Evrensel Yaşam Enerjisi" anlamındadır. Dr. Mikao Usui tarafından yüz yıl önce geliştirilmiş ve doğal şifa için kullanılan bir sistemdir. Reiki, evrensel yaşam enerjisinin bedenimize, bir reiki uzmanı yardımıyla kanalize edilmesidir. Yaşamsal enerji ile beslenen bedenimiz duygusal, fiziksel ve ruhsal anlamda beslenir ve iyileşme sürecine katkıda bulunur.

    Homeopati
    17. yy'da Hollandalı Dr. Samuel Hahnemann tarafından geliştirilen homeopati, yüzyıllardır güvenle kullanılan doğal bir tedavi yöntemidir.
    Homeopati'nin özünde "benzer benzeri tedavi eder" düşüncesi vardır.
    Kişi hastalandığında belli semptomlar gösterir. Bu semptomların benzeri, bir ilaçla yeniden sağlanabilirse, kişinin hastalığı yenebilmesi için beden kendi kendini iyleştir-mek için yaşamsal enerjiyi harekete geçirir. Homeopatik ilaçlar, bitki, mineral ve hayvansal maddelerin minimum dozda (infinitessimal) su ile seyreltilerek hazırlanmasıdır. Kişinin gösterdiği semptomlar iyice tahlil edilerek benzeri semptomları yaratacak homeopatik ilaçlar hastaya belirli dozlarda verilir. Özünde, kişinin yaşamsal enerjisini harekete geçiren bu doğal ilaçla tedavi yöntemi, son derece güvenlidir.

    Çiçek özleri ile Terapi
    Çiçek özleri ile terapi, 1930'lu yıllarda Homeopat Dr. Edward Bach ile başlamış ve günümüze kadar çeşitlenerek gelişmiştir. Çiçek terapisi, her fiziksel rahatsızlığın ardında duygusal sorunların olduğu tezine dayanır. Çiçeklerin kendine has pozitif ve negatif özelliği, insanların gösterdiği kişilik özellikleri ile benzerlikler gösterir. Kişinin özellikleri çok iyi tahlil edilmeli ve çiçek özleri bu bilgiler doğrultusunda önerilmelidir. Çiçek terapisinde, çiçeklerin pozitif yaşamsal enerjileri kişinin iyileşme sürecine duygusal anlamda destek olur. Bu yüzden homeopatik ilaç kullanımında çoğu zaman çiçek terapisi de devreye girebilir. Yaşamsal enerjinin harekete geçirilmesi için, çiçek terapisi en doğal şifa yöntemlerindendir.

    Kristal Terapisi
    Kristaller yüksek vibrasyona (titreşime) sahip minerallerdir. Evrende herşey olduğu gibi, bedenimiz de her an vibrasyon halindedir. Bedenimizin enerji merkezleri, yaşamsal enerji akışıyla beslenir. Bazı nedenlerle, bedenimizin belli noktalarında bloke olan yaşamsal enerji, fiziksel, duygusal ve ruhsal anlamda rahatsızlık verebilir. Kristaller bedende belli kilit noktalara yerleştirilerek, bedenimizdeki vibrasyonu ve dolayısıyla yaşamsal enerji akışını dengeler ve düzenler. Böylece, bedenimizin kendi kendini iyileştirme ve şifa gücü ortaya çıkar.

    Osteopati
    Yüzyıla yakın bir süredir uygulanan bu doğal terapi yöntemi, kas, kemik, eklem ve sinirlerdeki düzensizliklerin belli rahatsızlıkların temelini oluşturduğu anlayışına dayanır. Elle manipüle edilerek harekete geçirilen kas, eklem, kemik ve sinirler, bedenin iyileştirme gücünü ortaya çıkarır. Nedeni bir türlü açıklanamayan sırt, bel, boyun, eklem ve baş ağrıları bu doğal, ilaçsız tedavi yöntemiyle iyileştirilebilir.

    İridioloji
    İridioloji, 17. yy'dan bu güne kadar, hastalıkların teşhisi için kullanılmış doğal bir yöntemdir. Gözdeki iris tabakasının okunması olarak basitçe tarif edebileceğimiz bu teşhis sistemi, sağlığımızla ilgili bize bilgi vermektedir. İridioloji, gözdeki iris tabakasının yoğunluğu, göz bebeğinin rengi, şekli ve dokularının görüntüsü, bedenimizin durumu ve varsa hastalığımızla ilgili, iyileşme sürecine katkıda bulunabilecek bilgiler sağlar. İridioloji ile bedenimizin hangi bölgesinde toksin yoğunluğu bulunduğu, ailemizden bize kalan güçlü veya güçsüz özellikler ve genel sağlığımızın seviyesi ile ilgili bilgi edinebiliriz. İridioloji tek başına kullanılan bir yöntem değildir. Elde edilen bilgilerin sağlıklı olarak okunması ve gerekli tedavinin uygulanabilmesi için çok yararlıdır.

    Kinesioloji
    Tüm soruların cevabının içimizde olduğu düşünülerek, bedenimize soru sorularak ve kasların test edilmesi ile uygulanan bir doğal şifa yöntemidir. Beden sürekli homeostatik mekanizması ile fiziksel fonksiyonlarını izler. Homeostatik mekanizma, bedenin ısı, sıvı, asit gibi pek çok dengelerini korumasını sağlar. Kinesioloji genel olarak bu homeostatik bilgiyle kasların test edilmesi ile okunmasıdır. Kollar ve bacaklar gibi kasların rahat test edilebileceği bölgelerde, uygulanan baskı ve bedene soru sorma yöntemiyle sağlığımızla ilgili pekçok bilgi edinebilir ve yapmamız gerekenleri de öğrenebiliriz.

    Naturopati
    Tüm doğal şifa yöntemleri naturopatinin altında yer alabilir. Naturopati "Hastalığın değil, kişinin tedavi edilmesi" tezine dayanır. Yani kişiyi parçalara bölerek değil bir bütün olarak görmek ve sağlığına kavuşması için ne gerekiyorsa yapmayı gerektiren, doğal şifa yöntemidir. Naturopatide, kişinin iyileşme gücünün kendi içinde yer aldığı ve gereken ortamın, imkanın ve şifa gücünün harekete geçirilmesiyle, sağlıklı yaşamanın mümkün olduğu savunulur.

    Akupunktur
    Çin tıbbının büyük bir bölümünü oluşturan Akupunktur, 3000 yıllık bir geçmişe dayanır. Akupunktur, yıllardır, fiziksel, duygusal ve ruhsal sorunlar için uygulanan doğal bir terapidir. Meridyenler, kan dolaşımını sağlayan atar, toplar ve kılcal damarlara paralel hareket eden ve yaşamsal enerji akışının olduğu hatlardır. Akupunktur noktaları olarak tanımlanan, yaşam enerjisinin aktığı noktalara yerleştirilen iğneler, bu enerjiyi harekete geçirerek iyileşme sürecini başlatır. Akupunktur terapisine başlamadan önce yapılan detaylı konsültasyon ile kişinin bir bütün olarak beden uyumu, dengesi incelenir. Tespit edilen verilerle belirlenen akupunktur noktalarına yerleştirilen iğneler belli tekniklerle uygulanır ve bir süre o noktada bırakılır. Batıda yoğun bir şekilde uygulanan bu doğal tedavi yöntemi, yıllardır araştırılarak bir çok farklı uygulama teknikleriyle geliştirilmiştir.
     
  4. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  5. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Öfkenizi dışa vurun kendinizi koruyun

    Yeterli uyku uyuyan, hergün vitamin alan, evinde herhangi bir hayvan besleyen ve gerektiği zaman öfkesini dışa vuran kadınlar, diğerlerine göre daha şanslı. Çünkü onlar sağlıklı ve güzel bir yaşamın kapısını çoktan aralamışlar.

    Alışkanlıklarımız, biraz da bizim kişiliğimizi oluşturur. Sizin önemsiz saydığınız ama asla vazgeçemediğiniz bazı alışkanlıklar, aynı zamanda sağlığınızın da bekçileri olabilir. Özellikle kadınlar şu dört alışkanlığı edinmemişse, hemen harekete geçmeliler.

    1- Yeterli uyku

    Kadının her gece ortalama sekiz saat uyku uyuması gerekir. Ne yazık ki, pek çok kadın, geceleri yeterli uyku uyuyamamaktan yakınıyor. Uyku ilaçlarına rağbetin son yıllarda ne kadar arttığını hepimiz biliyoruz. Düzenli ve yeterli uyku, çocuklar kadar yetişkinler için de önem taşıyor. Özellikle de kadın sağlığında uykunun etkisi çok büyük. Gece yeterince uyku uyuyamayan kadınlarda bağışıklık sistemi zayıflar, kortizol gibi stres hormonlarının sayısı artar. Daha da kötü bir haber verelim: Uykusuzluk çeken kadınlar, kilo alırlar. Stres hormonlarının çoğalması, iştahı artırır. Ayrıca uykusuzluk metabolizmayı da yavaşlatır. Yani yediklerinizi gerektiği gibi yakamazsınız. İşte bu yüzden, uykusundan hiç fedakarlık yapmayan kadınlar, sağlıklarını da korumuş oluyorlar.

    2- Hergün vitamin almak

    Dengeli ve sağlıklı beslenmenize rağmen, vitamin takviyesi yapmayı ilke edinmeniz, çok güzel bir alışkanlık. Beslenmenize ne kadar dikkat ederseniz edin, mutlaka vücut için gerekli olan bazı mineral ve vitaminlerin eksik kalması kaçınılmazdır. Ayrıca sofranızdan eksik etmediğiniz sebzeler, sizin zannettiğiniz kadar besleyici olmayabilir. Sebze ve meyveler, toplanıp satışa sunulması arasında geçen zamanda vitamin ve mineral kaybına uğrayabilirler. Bu nedenle, her gün bir adet karma vitamin hapı almaya alışmış olmanız, sağlığınıza ne kadar önem verdiğinizi gösterir.

    3- Öfkeyi dışa vurmak

    Kadınların her zaman soğukkanlı olmaları tercih edilir. Öfkesini dışa vurup bağıran çağıran kadınlar, toplumda pek rağbet görmezler. Oysa kadının sağlığını koruması, bir ölçüde öfkesini içine atmaktan kaçınmasıyla mümkün olur. Kronik baş ağrılarından kalp hastalıklarına kadar pek çok sağlık sorununun öfkeyi bastırmakla doğrudan ilgili olduğu kabul ediliyor.

    4- Ev hayvanı beslemek

    Evde hayvan beslemenin sakıncaları ve zorlukları pek çok hayvanseveri kara kara düşündürür. Apartmanlarda, kedi köpek beslemek kimi zaman komşularla sorunlar yaşanmasına neden olur. Ama bir ev hayvanına sahip olmak, sağlığınız açısından önem taşır. Bu uğurda bazı zorlukları göze almalısınız. Yapılan araştırmalara göre, kedi ve köpek sahiplerinin kalp atışları ve kan basınçları, hayvan sahibi olmayanlarınkinden çok daha düşük. Stresli dönemleri kolayca atlatmak için bir ev hayvanının sevgisine ve ilgisine ihtiyaç duyarsınız. Evinizde, küçük bir akvaryumda yüzüp duran süs balığı bile, sizin ruh sağlığınızı dengelemenizde yardımcı olur. Akvaryumun karşısına geçip balığınızı seyrederken günün stresini yavaş yavaş üzerinizden attığınızı farkedersiniz.

    TILSIMLI YİYECEKLER

    Yiyecekler konusunda, kendi kendinize bazı yasaklar uygulamayın. Örneğin çikolatanın şişmanlatması, soğanın nefesinizi kokutması gibi nedenlerle bu yiyeceklerden uzak durmanız yanlış olur. Bakınız uzmanlar, kadınlara özellikle hangi yiyecekleri öneriyorlar:

    Acı çikolata

    Sabahtan akşama kadar eliniz çikolata paketinin üzerinde olsun demiyoruz. Fakat hergün az miktarda acı çikolata yemelisiniz. Acı çikolata kandaki kolesterol oranını düşürüyor, kalp hastalıklarından korunmanıza yardım ediyor.

    Kara üzüm

    Doktorlar kırmızı şarap içmenizi öneriyorlar. Kırmızı şarap yerine siyah üzüm yemeniz de, kalp hastalıklarından korunmanıza yardımcı olacaktır. Kalp sağlığı için büyük önem taşıyan maddeleri içeren kara üzüm, şeker hastaları dışında herkese öneriliyor.

    Soğan

    Soğan, yemeklere lezzet katar. Ayrıca zengin bir C vitamini kaynağıdır. Posalı yiyecekler arasında yer alır . Dahası, sarmısaktan daha etkili bir kan basıncı düzenleyicisidir.

    Biftek

    Yağsız biftek, vücudunuzun demir ihtiyacını karşılayabilir. Demir eksikliğinin kadınlarda ne büyük sorunlar yarattığını asla unutmamalısınız. Özellikle regl dönemlerinde sık sık biftek yemelisiniz.

    Bu yiyeceklere dikkat

    Meyve suları yüksek kalori içerir. Bir bardak meyve suyunun bin kalori verdiğini unutmayın. Meyve suyunu zorunlu olmadıkça içmenizi tavsiye etmiyoruz. Moda olan ‘light’ yiyeceklerin size bir yararı olmaz. Yiyeceklerin ‘light’ları da normalleri ile aynı miktarda kalori içerir.
     
  6. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  7. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Bioenerji hayat akımı" anlamına gelmektedir.İnsanlar ve tüm canlılar bu hayat akımıyla canlılığını korur,kendini yeniler,canlanır ve molekullerden hücrelere kadar iyileşme meydana gelir.FAKAT;evrendeki bu enerjilerin frekansı farklıdır.Yogilere göre kainatta 400.000 çeşit enerji vardır.Mesela kaplıcaları düşünün.Onlarda da meydana gelen enerjik şifa olayıdır.Ama her kaplıca farklı hastalıklara iyi gelmektedir.Neden?Çünkü enerji frekansı ve türü değişiktir.Beslendiği kozmik kaynak farklıdır.
    Bioenerjik terapide uzman, terapi uygulayacağı kişinin hastalığına ve durumuna göre gelişigüzel enerji aktarması etkili tedavi meydana getirmez.Geçici bir rahatlık olur.Bioenerjist neyi nasıl,ve niçin yaptığının farkında olan uzman kişidir.Eğitimini yine uzmanlarından almış,uzun yıllar amatörlük devresinde bulunmuş kişidir. Enerji ile Tedavi;
    Bulunduğunuz ortama dikkat edin;
    Bio-Enerji´nin Kapısı Aralanıyor
    İnsandaki enerji alanlarını anlamanın sınırına gelmiş bulunuyoruz. Bunun işareti, pensilinle DNA kodlarının deşifre edilen sonuçlarının karşılaştırılmasıdır, belki de artak yaşamın ve sağlığın ebedi değişimi ya da evrimi ile karşı karşıyayız. 80´li yılların ortalarında "Beden Elektriği" adlı kitabın yazarı olan Dr. Robert Becker enerji alanlarını araştırıyordu. Becker, öncelikle "yaşam bilgisi" gerekli diyor ve geleneksel acı tedavisinin eskidiğini, acının bilinçli bir doğal yaşam anlayışı ile engellenebilecek elektriksel bir olay olduğunu belirtiyordu. Şimdi yüzyılın sonuna gelirken, dünyanın her yerinde önde gelen birçok bilim adamı, hastalıkları iyi edebilecek enerji alanlarını keşfediyorlar ve gerçek başarılar elde ediyorlar.
    Günümüzün modern bilimi birleşik enerji alanlarını yeniden keşfediyor. Antik Çin´de görünmeyen bir Meridyen sistemin dokulara nüfuz ettiği öğretilirdi, bu akıcı ve besleyici enerji kanallarına "Ch-i" denirdi. Chi-i enerjisi bedene akapünktür noktalarından girer ve organik yapılara nüfuz ederek, yaşam gücü getirir. Çinliler bu enerjinin akışı durduğunda veya dengesi bozulduğunda, organik sistemlerin bozulduğunu biliyorlardı. Benzer bir diğer kaynak Hindu Yogi literatürüdür, özel olarak enerji merkezlerine "Şakra" adı verilmiştir, sözcüğün kelime anlamı "Çarklar" dır. Fizik bedende en az yedi ana şakranın bulunduğu kabul edilir, anatomik olarak her ana şakra, ana sinir merkezleri ve ana endokrin guddeleriyle bütünleşir. Daha birçok küçük şakra vardır, bunlar ise bedendeki yapısal merkezlerle ilgilidirler; dizler, bilekler ve dirsekler gibi... Genel olarak insan vücudundaki majör ve minör tüm şakraların sayısının 360´ın üzerinde olduğu kabul edilir. Şakralar ayrıca, fiziksel özle yani hücrelerle de ilişkilidirler, "Nadis" adı verilen özel enerji kanalları aracılığı ile hücrelere ulaşırlar. Nadis, çok ince "süptil" ya da çok yüksek bir titreşimde varolan bir enerji türüdür. Çeşitli Hindu veya Tibet kaynağında, insan anatomisinde 72.000 Nadis enerji kanalı tanımlanmaktadır. Bu karmaşık ama kompleks sistem, fiziksel sinir sistemini bütünüyle kontrol eder.
    Enerji alanlarına bilimsel bakış
    Batı kültürü, tarih boyunca teknoloji aracılığı ile bilimsel testler yaparak, ölçerek, biçerek, deneyerek anlasa da, anlamasa da çeşitli sıradışı ya da sıradışı zannettiği olayı değerlendirmiştir. Zaman içersinde, bio-enerji alanları çok tartışılmış, yeterli ve sürekli yaşanan veriler olmasına rağmen bir ölçüm veya tanımlama yapılamamıştır. Çünkü Şakralar ve Meridyenler, batı bilimcileri ve bilimi tarafından ilkel Doğu kültürünün mistik yapısı olarak görülmüş ve reddedilmişlerdir. Ama son yıllarda, Şakralar, Akapünktür Meridyenleri ile beraber yeniden gündemdedirler; süptil enerji teknolojisi oluşmakta, ölçümler yapılmakta, varlıkları ve özellikleriyle önceki evren anlayışımıza yeni bir vizyon getirmektedirler. Aynı zamanda da, doğanın tanımlanması için yeni bir matematiğe ihtiyaç olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır; fraktallar ve algoritmik formüller farklı ve yeni bir dinamiği gösterirlerken, bio-enerji alanlarından gelen düzensiz ama sürekli titreşimler kaydedilmektedir. Kuantum Fiziği bize, maddenin özünün yani "cevher" in kendi halinde olmadığını ve gözlemlenemediğini söyler fakat daha ince yani süptil enerji parçacıkları organize edilmekte, sınırlandırılmakta ve tanımlanabilmektedirler. Fiziksel özün içine doğru yapılan daha derin bir araştırmada, bir veya birden fazla elektrik enerjisi ile veya enerji alanıyla karşılaşırız. Tüm madde örneklerinde, ağaç, kaya veya hayvan, hangisi olursa olsun bu alanlar vardır çünkü tümü parçacık, atom ve hücrelerden oluşurlar. Alanların her birisi sabit ve dinamik bir denge içindedirler; cevherin yoğunluğunun azlığı yani daha az katı maddelerdeki enerji alanı daha enerjik ve özel bir güç yaratmaya daha yöneliktir. Uyumlu titreşimler (rezonanslar) doğanın ilkel fizik bağlarıdırlar, her frekans veya frekans bandı, doğal ya da yaratılmış uyumlu bir titreştiricidir. Öte yandan, bir enerjinin titreşim türüne göre yankı yapısı yani titreşimleri özümleme veya etkileme yapısı veya karakteri anlaşılır. Kuramsal olarak, evrende varolan tüm frekans titreşimleri bedende mevcuttur ama bunların içinde saniyede milyar veya trilyon sayıda titreşen dönemsel titreşimler vardır ve ölçümlenmeleri şu an için mümkün değildir. Yaşayan veya durağan, atıl olan her madde özü, ister mineral, ister kimyasal yapıda olsun kendi enerji alanında özgün bir titreşime sahiptir, bu onun imzası gibidir yani etkin veya sabit her titreşim, kendi alanında özgün bir karaktere sahiptir, böylece alanların ve titreşimlerin güçleri anlaşılır ve örneklenebilir. Alanın ana kaynağı çevresiyle beraber bir insandır, size ne olursa olsun, bunu önce enerjiniz algılar yani etki geldiğinde önce enerji alanınız delinir veya etkilenir ancak ondan sonra sinir sisteminiz bilgilenerek, beyne haber yollar. Enerji alanımızda yer alan bilgilerin ya da bilgi yüklü titreşimlerin miktarı, nörölojik bilgilerimizden binlerce, onbinlerce kez daha fazladır ve bu bilginin kullanım hızı saniye ile dahi ölçülemez. Aynı enerji alanımız, bedenimizin sağlığı ile ilgili sayısız bilgiyi de içerir, bedenimizdeki sorunlarla ilgili dokusal ya da kimyasal bilgi veya nörölojik ya da patalojik bilgi bu alanda bulunur.
    Enerji alanlarının Aura ile ilgisi
    Konunun en önemli ismi İnsan Enerji Alanları Bilimi araştırmacısı ve "The Science of Human Vibrations/İnsani Vibrasyonlar Bilimi/Malibu Publishing/1995" kitabının yazarı Dr. Valerie Hunt´dur. Hunt geçen 20 yıl içinde UCLA Elektromiografik Laboratuarları´nın Psikolojik Bilimler Bölümü´nü yönetirken, sinir-kas sistemiyle "neuromuscular" ilgili düşük düzeydeki enerji örneklerini belirledi ve kaydetti. Bu düşük güçteki aktivite bir içgüdü gibiydi, bilinmeyen bir kaynaktan geliyordu. Özel Elektromiografi aygıtlarıyla çalışan "Bu aygıtlarla uzayda bulunan astronotların beyin, kalp ve kas sinyalleri ölçülmektedir." Dr. Hunt, söz konusu enerjinin kasların çok çalıştığı zamanlarla, dinlenme zamanları arasında yoğunlaştığını belirledi, yeni örnekler kaydetti. Beden ile ruh arasındaki enerji ilişkilerini de araştıran Dr. Hunt, deriye yerleştirdiği özel gümüş/gümüş klorid elektrotlar aracılığı ile miliwolt düzeyindeki enerjileri saptadı, bu enerji birikimi de yine ara dönemler sırasında oluşuyordu yani normal anlarda artıyor, çalışma veya dinlenme anlarında azalıyordu. Benzer bir deneyi Glendale, California´daki Şifa Işığı Merkezi´nden Rosalyn Bruyere tarafından yapıldı ve auraların tam o anlarda oluştuğu onaylandı. Elde edilen veriler, bilgisayarlara yüklendiğinde ortaya çıkan raporlarda, enerji renk ve miktar olarak görünüyor, şakralara doğru hareketleniyor ve kişinin çevresinde değişen auralar "renkli enerji bulutları" oluşuyordu. Sonogram frekans analizleri ve Fourier Testleri yapılarak, veriler derinlemesine incelendi, sonuçlar inanılmazdı. Enerji dalgalarının formları ve frekansları değiştikçe renkler de değişiyor veya etkileniyorlardı. Bruyere, auradaki mavi rengin özelliğinden söz ediyor ve elektronik ölçümlerde bu rengin daima aynı kaldığını ve aynı bölgelerde bulunduğunu raporunda yazıyordu. Aynı deneyi yapan Dr. Hunt, yedi aura görücüsünü yani algı düzeyi yüksek yedi "pşisik" kişiyi deneylerinde kullandı. Denekler aura renklerini doğru olarak gördüler ve benzer sonuçlara ulaştılar. Bunun üzerine Dr. Hunt, yüzyıllardır anlatılan aura görücülüğünün bir gerçek olduğunun, ilk kez tarafsız bir bilimsel ortamda kanıtlandığını açıkladı.
    Odanın elektriği azalınca, aura bozuluyor;
    Bilindiği gibi, elleriyle şifa veren şifacılarle, şifa verilenler arasında bir tür bütünleşme veya birleşme olduğu varsayılır. Örneğin, şifacı acıya veya ağrıya yönelmişse. tansiyonu düşmekte ve ortaya güçlü mavi-beyaz-mor enerji alanları çıkmaktadırve bu alanların verici ile alıcı arasında bütünleştirici bir rol oynadığı görülmektedir. Deneyimli şifacılar, şifa seansını bitirdiklerinde, şifa verilenle aynı enerji alanlarını artı paylaşmaktadırlar; bunun gözlemlenebilmesi ve kontrolu şifanın başarılı veya başarısız olduğunun göstergesidir. Kullanılacak araç ise basit bir Aurametre veya sayfalarımızda gördüğünüz araçtır. NASA Uzay Programı sırasında elektromanyetik alanların etkileri araştırılırken, "Mu" adı verilen özel bir adada deneyler ve ölçümler yapılmaktadır. Korunmalı olan bu özel oda UCLA Fizik Bölümü´ndedir, odada havadaki doğal elektromanyetik enerji ölçülmekte ve çekim alanları veya oksijen miktarı değiştiğinde ortaya çıkan farklılıklar gözlemlenmekte ve özel aygıtlarla, elektromanyetik enerjilerin frekansları belirlenmektedir. Buraya kadar herşey bilimsel ve normaldir ama işin içine bir aura-görücüsü girinceye kadar... Deneylerde bulundurulan bu aura görücüsünün aldığı sonuçlar ise inanılmazdır. Atmosferdeki elektrik yükü azaldığında, aura alanları düzensizleşmekte, dağılmakta ve anlamlarını yitirmektedirler yani duyusal feedback azalmaktadır. Bu durumda, insanın bedenini algılama oranı düşeceğinden özellikle uzaydayken bedenindeki değişiklikleri de fark edemeyecektir. Aura-Görücü, enerjinin akıcı olmadığını, şakralar ve insanlar arasında sıçradığını ve enerjinin görüntüsünün balık ağına benzediğini söylemektedir ve bu görüntü Meridyan yollarıyla ilgili değildir. Odadaki elektromanyetik enerji tamamen tükendiğinde, geriye sadece içerde bulunanların enerji alanları kalmaktadır. Bu durumda, birisinin enerji alanı, diğerininkini zayıflatmaktadır. Atmosferik elektromanyetik enerjinin yokluğu, bireysel alışverişi arttırırken, aralarında bir karmaşa oluşmaktadır yani genelde bir bozukluk ortaya çıkmaktadır. Bu sonuca çok benzer bir olay, yoğun üzüntü, acı ve ağlama anlarında ortaya çıkmaktadır; aşırı üzülen bir insanın çevresindeki elektromanyetik enerji hızla azalmakta ve besleyici özelliğini yitirmektedir. Oda deneyinde elektromanyetik enerji düzeyi arttırıldığında, aura alanları düzelmekte ve normale dönmektedirler. Denekler kendilerini temizlenmiş hissetmekte ve bilinçlerinin açıldığını söylemektedirler. Auralar parlak renklere dönüşmekte ve beyaz vibrasyonlar çoğalmaktadır. Kısacası, bulunduğumuz çevrenin yani atmosferin elektrik yükü veya oranı bizi etkilemekte ve değiştirmektedir.
    Bio-enerji alanı gerçekten şifa veriyor mu?
    Dr. Hunt, biyolojik tıbbın ve psikoloji yöntemlerinin gelecekte tedavi ve kontrol için bioelektriğe öncelik vereceklerine inanıyor. Şu anda rahatsızlığın ve sağlığın bu alanda başladığını biliyoruz; Dr. Hunt´a göre bu alan teşhis ve tanı alanıdır, öyleyse neden bu alandan yararlanmayalım? Araştırmalar dünyadaki temel ve ilkel tüm reaksiyonların elektromanyetik enerji alanları arasında olduğunu gösteriyorlar; bu reaksiyon ilişkisi çok dinamik ve hızlıdır. Deneylerde bu bağlamda patlamalar görülmüştür ve yaşadığımız olayların çoğu bu patlamaların ardından oluşmaktadır. Dr. Valerie Hunt, 1992 yılında Bioenerji Alan Vakfı´nı kurarak, yirmi yıllık birikimini aktardı. Bugün bu vakıf, koruyucu sağlık konusunda, tümüyle yeni bir bilimsel bakış açısı ve tıbbi yöntemler kullanarak, teşhislar ve tanılar yapıyor ve Yeni Çağ´ın müjdesini veriyor ama herşey bilimsel olması kaydıyla...

    Şakra´ların kimliği
    Taç Şakra
    Yeri: Başın üstü.
    Minerali: Elmas, kuartz kristali.
    Rengi: Mor
    Simgesellik: Bilgelik, kozmik bilinç, ruhsallık, birlikte bütünlük, İlham.
    Dengesizlik halinde: Depresyon, ait olma eksikliği, ilham yetersizliği.
    Uyandırma Yöntemi: Meditasyon, rehber yönlendirmesiyle imajinasyon ve enerji eksersizi.
    Üçüncü Göz Şakrası
    Yeri: Gözlerin arası.
    Minerali: Ametist.
    Rengi: İndigo Mavi.
    Simgesellik: İmajinasyon, konsantrasyon, sezgi.
    Dengesizlik halinde: Baş ağrıları, iyi görememek, konsantrasyon yetersizliği.
    Uyandırma Yöntemi: Meditasyon, rehber yönlendirmesiyle imajinasyon eksersizi.
    Boğaz Şakrası
    Yeri: Boğaz.
    Minerali: Lapiz lazuli, mavi kuartz, sodalit.
    Rengi: Gök Mavisi.
    Simgesellik: İlişki, ifade etme yetisi, etkili konuşma.
    Dengesizlik halinde: İlişki kuramamak, gırtlakta aşırı duyarlılık.
    Uyandırma Yöntemi: Şarkı söylemek ve nefes alma eksersizleri.
    Kalp Şakrası
    Yeri: Kalp bölgesi.
    Minerali: Zümrüt, malakit, yeşim taşı.
    Rengi: Yeşil.
    Simgesellik: Koşulsuz sevgi, bağışlayıcılık, grup bilinci, barış, tolerans.
    Dengesizlik halinde: Öfke, kalp sorunları, katılık, sevgi yoksunluğu.
    Uyandırma Yöntemi: Başkalarına yardım, sevmek, bilinçli solunum, duygusal sanat.
    Solar Pleksus Şakrası
    Yeri: Göğüs ile göbek arası.
    Minerali: Altın, kaplan gözü.
    Rengi: Güneş sarısı.
    Simgesellik: Olacaklar, determinizm, ideoloji, kişisel ekti, içten gülmek.
    Dengesizlik halinde: İlişki kuramamak, gırtlakta aşırı duyarlılık.
    Uyandırma Yöntemi: Bele masaj yapmak, diaframdan nefes almak.
    Sakral Şakra
    Yeri: Belin altı.
    Minerali: Amber, sitrin
    Rengi: Portakal.
    Simgesellik: Yaratıcılık, kadınlar için seksüel enerji, arzu, zevk.
    Dengesizlik halinde: Seksüel sorunlar, kıskançlık, etkisizlik, mesane sorunları ve bel ağrıları.
    Uyandırma Yöntemi: Seksüel sağlık, kendini yenileme yöntemleri, dans etmek, yoga.
    Kök Şakra
    Yeri: Omurganın kökü.
    Minerali: Yakut, kızıl jasper ve lal.
    Rengi: Kırmızı.
    Simgesellik: Aidiyet, iyi sağlık, canlı güdüler, erkekler için seksüel enerji.
    Dengesizlik halinde: Şiddet, öfke, kabızlık, sabit korkular.
    Uyandırma Yöntemi: Toprakla yakın ilişki ve dans etmek.
    Hastalıkların yüzde 95 i psikosomatiktir.Yani düşünce kükenli.Öyleyse bioenerji uzmanı aynı zamanda etkili bir psikoterapist olup kişinin enerji bedenini de düzenlemesi gereki
     
  8. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  9. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Üzüm suyunun kırmızı şarap kadar kalp hastalıklarında koruyucu etkiye sahip olduğunu biliyor muydunuz?

    Cardiovascular Research (Kardiyovasküler Araştırmalar) dergisinde yayımlanan çalışmaya öncülük eden Doktor Valeriea Schini-Kerth, üzüm suyunun kalp hastalıklarına karşı kırmızı şarapla aynı etkiyi gösterebildiğini, bu bulgunun önemli olduğunu belirtti.

    Çalışma çerçevesinde, Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi araştırmacılarının, iri taneli siyah üzümün (concord) suyunu deneye tabi tuttukları ifade edildi.

    Kırmızı şarabın ve bazı üzüm çeşitleri suyunun kardiyovasküler hastalıklarla ilgili bir proteinin üretimini durdurabilen yüksek düzeyde polifenol içerdiği kaydedildi.

    Schini-Kerth, her üzüm suyunun aynı etkiye sahip olmadığını hatırlatarak, polifenol içerenlerin koruyucu olabileceğini vurguladı
     
  10. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  11. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Sağlıklı ve kaliteli yaşamak için hastalıklardan korunmanın yollarını aramamız gerekli.Bunun içinde tükettiğimiz besinler büyük önem taşımaktadır.Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü (AICR) yaptığı araştırmada,vücudu kanser,diabet,kalp krizi,aizhrimer gibi ciddi hastalıklardan korumak için tüketilmesi gereken besinlerin listesini açıkladı.

    BEDEMİN Kalbi Koruduğunu,
    KAHVENİN Diabeti Önlediğini,
    TARÇIN'ın ise sinirleri rahatlattığını biliyormuydunuz.
     
  12. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  13. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Kalsiyum,flüor,potasyum,fosfor,silisyum,A vitamini,Beta_carotin,B1,B2 veB6 vitaminleri,C vitamini,sirke asitleri,meyve asitleri,pektin doğal aroma maddeleri.Yaşlılığımızda da sağlıklı olabilmek için hareketli bir yaşam ve sağlıklı bir beslenme biçimi oluşturmaya özen göstermeliyiz.Elma sirkesi içerdiği çok değerli ve çeşitli maddeler nedeniyle en sağlıklı sıvılardan biri olduğunu düşünüyorum.Elma sirkesi bedenimizi içten ve dıştan tedavi edbileceğimiz olağanüstü bir doğal ilaca benziyor.Burada size ,bedeninizi genel anlamda güçlendirmek,gerekli cilt bakımını yapmak için elma sirkesini nasıl kullanacağınızı anlatmak istiyorum.
    KULLANIM BİÇİMİ:KK70:oğal elma sirkesinin en etkili kullanım biçimi,çiçek balı ile karıştırılarak oluşudur.1 pardak su,1 tatlı kaşığı dolusu elma sirkesi,1 tatlı kaşığı dolusu çiçek balı.Hepsi iyice karıştırılır ve sabahları aç karnına küçük yudumlarla içilir.Sürekli kullanım sayesinde,öncelikle bedenin bağışıklık sistemi güçlenecektir.Bu enerji kokteyli ayrıca size canlılık ve güç kazandıracak ve ileri yaşlara kadar sağlıklı kalmanızı sağlayacaktır.
     
  14. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  15. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    2 Litre limon suyu, 40 dis soyulmus ve ezilmis sarimsak, agzi sIki
    Kapanan koyu renkli veya uzeri kagitla kapatilmis bir kavanoz lazim.
    Limonlarin suyunu iyice sIkip kavanoza doldurunuz, soyulmus 40 dis
    orta
    Boy sarimsagi yikamadan ve ezerek limonun icine atip kavanozun
    kapagini kapatiyoruz, 25 gun boyunca normal ilik bir yerde saklanip
    her gun calkanacak, (sarimsaklar iyice erimis olacak) 25 gun sonra
    kavanozu acip her sabah ac karnina yarim veya icebiliyorsa
    Bir cay bardagi iciyoruz kavanoz bitene kadar icilecek, kapagi hep kapali
    Olacak, kavanoza asla su, seker v.b. karistirilmayacak ancak cay
    bardagina aldiginiz kismini dilersek sulandirarak icebiliyoruz bunu ictikten
    Sonra en AZ yarim saat bir sey yiyip icilmeyecek, yarim saat gectikten
    sonra kahvalti yapilacak mumkunse her sabah ayni saatte icilecek.

    % 100 KANITLANMIS YARARLARI

    1-Tum damar iltihaplari (vaskulir) tedavi ediyor,
    tikanan damarlari aciyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu onluyor.
    2-Kollestrol ve lipidi dusuruyor zararli yaglarin yakilmasini
    sagliyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayi hizlandirip yaglarin
    yakilmasini sagladigi icin istahi aciyor bu donemde diyete dikkat etmek
    Gerekiyor) sekeri dusuruyor, pankreasin yenilemesini sagliyor.
    3-Bobrek ve safra taslarini eritiyor idrar
    sokturuyor vucuttaki siskinlik ve tum dokulardan odemi kaldiriyor.
    4-Helycobeacter pylori adli ulser mikrobunu oldurerek mide ve oniki
    Parmak bagirsagi ulserinin kesin tedavisini yapiyor.
    5-Tum romotizmal iltihabi onleyip, her tur romotizmal agrilari
    Dindiriyor, kireclenmeyi onluyor, eklem duzeylerinin yenilenmesini
    sagliyor her turlu agriyi kesiyor.
    6-Beyin hucreleri ve tum sinir sistemlerinin yenilenmesini sagliyor
    Sinirdeki aksiyon potansiyelini duzenleyip ileri-refleks hizini
    artiriyor,felclere ve VERTIGO'da fayda veriyor.
    7-Vucudun bagisIklik sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her
    turlu alerjiyi ozellikle damarsal kokenli ve strese bagli cilt alerjilerini
    kokunden kesiyor, kansere karis tum vucudu koruyor.

    N O T : Ilaci hazirlayanin babasinin koroner by-pass ile uc damari
    degisecekken bu ilac sayesinde %100 tikali damarlari acilmis ilac
    hazirlandiktan sonra sarimsaklar erir, koku etrafa yayilmaz. Kullanan
    uc kisi ile gorustum hep son derece memnun olduklarini adeta genclik
    Iksiri oldugunu soyluyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmus ve
    uygulamislar simdi ABD'de uygulanmaya baslamis, tip de devrim
    yaratacagi soyleniyor ve sarimsak limon karisimindan olusan maddelerin
    kimyasal yapisi cozulmeye calisiliyor.
     
  16. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  17. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Zayıflama çayları karaciğeri vuruyor
    Zayıflama çaylarında bulunan alkaloit adlı kimyasalların, akut hepatit başta olmak üzere hızlı seyirli ve ölümcül sarılık ve siroz gibi ciddi karaciğer hastalıklarına neden olmaktadır.
    UZAKDOĞU’DAN GELEN ÇAYLARA DİKKAT
    Son dönemlerde sıkça tüketilen zayıflama çaylarının özellikle yüksek dozlarda alındığında vücutta biriktiğini ve çayların içindeki alkaloit kimyasalının da karaciğer hücrelerine ciddi zarar vermektedir.Uzakdoğu’dan gelen bir takım çayların karaciğerde hasara neden olduğunu önceden biliyoruz. Bu bitkiler, doğadan çıktıkları şekliyle alkaloit içeriyor ki bu madde karaciğer üzerinde toksik etkiye sahiptir”dedi.

    Bitkisel zayıflama çaylarının yan etkileri ile ilgili vaka ve rapor bildirimlerinden yararlanmaktadırlar.Bu çayların siroza bile yol açabilmektedir.Özellikle Çin ve Jamaika’dan elde edilen özel çaylar, karaciğer hücresinde akut hepatite dolayısıyla karaciğer hücresinde yoğun hasara neden oluyor. Çok nadir de olsa hızlı seyirli ve ölümcül hepatite yol açabilir. Uzun vadede sürekli kullanılırsa karaciğer toplardamarlarında hasar yapıp siroza bile neden olabilir. Ancak genelde bizim en çok korktuğumuz, akut hasara yol açmasıdır. Bu, literatürde çok sık rastladığımız bir durumdur. Mesela bizim aloevera kullanıp karaciğer nakline giden iki hastamız oldu, en çok bildirim de Amsterdam ve Fransa’dan yapılıyor.”
    Ancak bazı bitki çayları açıkta ve çok ucuza satılıyor. En azından bu ürünlere itibar edilmemeli, bütün dünyada satılan ve zararı görülmemiş ada çayı, ıhlamur gibi çayların tüketilmesinde hiçbir sakınca yok” diye cevap verdi.
    ZAYIFLAMAK İÇİN ÇAY İÇMEK DOĞRU DEĞİL
    Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Tözüm’e göre, daha kaliteli bir yaşam için tüketilen bu ürünleri kullanırken sağlık üzerindeki etkilerinin farkında olmak büyük önem taşıyor. “Zayıflamak için çay tüketmemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunların içinde diüretik dediğimiz idrar söktürücüler var. Bunlar vücudun daha çok suyunu atıyor, oysa ki insan bol su içse aynı etkiyi sağlar ve daha sağlıklı olur. Yani tüketici, bu çayların bazı riskleri yanında getirebildiğini ve karaciğerlerinde akut ya da kalıcı hasar bırakacağını bilmeli.”
     
  18. 25 Nisan 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  19. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Kullanım Alanları ve Biçimleri
    *İçten kullanımda, günde 1-4 kere, 1-2 çay kaşığı dolusu, bitki çaylarına veya ılık suya karıştırılarak alınabilir. Çocuklarda dozaj yarıya indirilir. Akut durumlarda, 1-2 yemek kaşığı dolusu şurup, sek olarak veya bir misli suyla inceltilerek bir kerede içilir. Gebelik sürecinde ve 10 yaşın altındaki çocuklarda içten kullanılması doğru olmayabilir, çünkü bu konularda bilimsel araştırma ekmikliği söz konusudur. Şurupla birlikte içilen inek sütü nedeniyle bazı duyarlı kişilerde alerjik tepkiler oluşabilir. Şurup kullanımına son verildiğinde ise bu tepkiler sona erer.

    *Dıştan kullanımda, hasta veya ağrılı bölgeye sürülür veya kompres yapılır. Şurubun bazı duyarlı derileri tahriş edebileceği veya kurutabileceği göz önüne alınarak, o bölge önceden yağlı bir kremle veya zeytinyağı ile nemlendirilir. Şurupla ıslatıldıktan sonra hafifçe sıkılmış bir pamuk parçası bölgeye uygulanır. Giysilere leke yapmaması ve soğumaması için bir plastik parçasıyla örtülür ve sargı beziyle tespit edilir. Kompresin belirli bir süresi yoktur, kurudukça tazelenebilir. Sürekli uygulanan kompreslerde hep aynı pamuğu kullanmakla, hem kompresin gücü arttırılmış, hem de şurup tüketimi azaltılmış olur.

    İçten kullanım
    -Mide krampları ve kolit ağrılarında, 1-2 yemek kaşığı dolusu, sek olarak veya aynı miktarda suyla inceltilerek, bir kerede içilir.

    -Fazla alkol kullanıp, ağır yemeklerle midenin zorlanmış olduğu bir gecenin sonunda veya sabahında, 1-3 yemek kaşığı şurup, sek olarak veya aynı miktar suyla inceltilerek bir kerede içilir. En geç 1-2 dakika içinde rahatlama başlayacaktır.

    -Mide ve bağırsaklarda biriken gazların dışlanmasını sağlar. Papatya, rezene veya nane çaylarına 2-3 tatlı kaşığı eklenerek içilir.

    -Safrakesesi ağrılarını dindirir. Safrakesesi bölgesine ayrıca kompres uygulanmalıdır.

    -Romatizma ağrılarına karşı, günde 3-4 kere, 1 tatlı kaşığı dolusu şurup, bitki çaylarına eklenerek alınır ve ağrılı bölgelere ayrıca friksiyonlar veya kompresler uygulanır.

    -Kan temizliği için, 2-3 haftalık kürler uygulanır. Günde 3-4 kere, yarım veya bir tatlı kaşığı şurup, ısırganotu-civanperçemi eşit karışımının çayına eklenir.

    -Uykusuz kişiler, yatmadan yarım saat önce, örneğin mayıs papatyası veya kediotu kökü çayına 1 tatlı kaşığı ekleyerek almalıdırlar. Sinirsel kökenli uykusuzluklarda kalp bölgesine friksiyonlar yapılabilir.

    -Sarhoş kişi, 2-3 yemek kaşığı dolusu şurubu sek olarak bir kerede içtikten kısa süre sonra kendine gelebilir.

    -Şurubu sabah akşam kullananlar başkaca ilaca gerek duymayabilirler. Çünkü o bedeni güçlendirir. Kısacası, bedeni hastalıklara karşı güçlü kılar(bağışıklık sistemini güçlendirir), yüzü gençleştirir ve güzelleştirir.

    -Gırtlak, yutak ve dişeti iltihaplarında, dişeti çekilmesi ve kanamasında, gerçekten de çok başarılıdır. Sek olarak veya aynı miktarda suyla inceltilerek bir yudum alınır ve ağzın içinde elden geldiğince uzun süre dolaştırılır. Sonra üstüne bir yudum su daha alınarak gargaralar yapılır ve yutulur. Bu tedavi, dişetini sağlıklı tutmak için bir önlem olarak, örneğin haftada bir kere uygulanabilir. Dişeti rahatsızlıkları fark edildiğinde, bazen çok geç kalınmış olabiliyor! Şurup dişleri sarartabileceği için, kullanımdan kısa bir süre sonra dişler fırçalanmalıdır.

    -Diş ağrılarında da aynı tedavi uygulanır. Ama dişetine şurup kompresi yapılmamalıdır, çünkü uzun süreli bir kompres dişetini tahriş edebilir ve hatta yakabilir! Çalkalamalar yeterlidir.

    Dıştan kullanım
    -Kulak ağrısı, dışkulak yolunda sivilcelenme veya kabuklanma ve kulak uğultusuna karşı, şurupla nemlendirilmiş küçük bir pamuk parçası kulak yoluna sokulur ve uzunca bir süre(gece boyunca) etkilemeye bırakılır. Ama alkolün kulak yolunu kurutmaması için, önceden, zeytinyağına batırılan küçük parmağı kulak yoluna sokmak doğru olur.

    -Burun içindeki kabuklanmalar, şurupla ıslatılan bir pamukla sık sık nemlendirilir. Kabuk kısa sürede düşer ve yara iyileşir.

    -Arı, böcek ve sivrisinek ısırıklarına karşı, o bölgeye hemen kompres yapılacak olursa, şişmez, kızarmaz, kaşınma olmaz ve acı hemen diner. Bu tür ısırıklara karşı önlem olarak, ısırılabilecek bölgelere önceden şurup sürülürse, sinekler ve arılar sizi ısırmayacaklardır!

    -Kazalar sonunda oluşan kanamalara ilk yardım olarak, hemen bol şuruplu bir kompres yapılacak olursa, hastaneye ulaşana kadar kanama durmuş olabilir.

    -Eziklerde, örneğin otomobil kapısına sıkışan parmağa hemen bir kompres yapılacak olursa, ağrı diner, parmak morarmaz, şişmez ve tırnak düşmez.

    -El ve ayak bileklerinin burkulmasında veya çarpmalarda oluşan şişlikler, yapılan kompresler sayesinde birkaç saat içinde veya bir gecede iner, ağrılar ise çok kısa sürede diner.

    -Basit yanık ve haşlanmalarda veya güneş yanıklarında ilkyardım olarak şurup sürülür veya kompresler yapılırsa, acı diner, deri altında su toplanmaz, yani deri ölmez. Ama bunun için, deri yatışana kadar sık sık şurupla nemlendirilmeli ve ayrıca aynısafa merhemi kullanılmalıdır.

    -Dudak uçukları, çatlaklar, iltihaplı sivilceler ve gelişme aşamasındaki çıbanlar sık sık şurupla nemlendirilir veya kompres uygulanırsa, gelişmelerini tamamlayamadan yok olurlar. Ama eğer bir çıban oluşma aşamasını tamamlamışsa, iltihabı dışa akıtmak için, örneğin kara merhemle(ihtiyol merhemi) ve sıcak kompreslerle olgunlaştırılmalıdır. İltihap dışarı aktıktan sonra uygulanan şurupla çıban kısa sürede kuruyacaktır.

    -Akıntılı nezlelerde, 1/5 oranında suyla inceltilen şurup buruna iyice çekildiğinde, akıntı hemen durur ve tıkalı burun açılır. Şurubun kokusunun buruna çekilmesi de rahatlatıcıdır.

    -Her tür eski ve yeni yara, beyaz şarapla temizlenip, şurupla kompres uygulandığında, iltihaplanma sona erer ve yara kısa sürede kapanır.

    -Nasırların üstüne, 3-4 gün boyunca canlı tutulan kompresler uygulanır. Sonunda nasır kendiliğinden düşer veya köküyle birlikte çekip çıkarılabilir.

    -Tüm spor sakatlanmalarında, iç kanamayı ve şişmeyi önlemek için, ıslak kompresler biçiminde kullanılmalıdır.

    Bu bitkisel iksir için daha pek çok şey yazılabilir. Ama en doğrusu, kişinin onu birebir ilişkiyle tanımasıdır. Her evin ecza dolabında (ve hatta kişilerin el çantasında) bulunması gereken başlıca ve belki de en etkili ilkyardım ilacıdır o!