Anadolu hikayeleri 3Anadolu,hikayeleri

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve realist tarafından 6 Haziran 2007 başlatılmıştır.

    6 Haziran 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    [​IMG]

    Cebic’i aşkından 7 kurşunla ayırdılar
    Ömer Ağa’nın göz bebeği kızı Çebiç, Hacov’a sevdalandı. Leyla ile Mecnun buluşamamışken onlar nasıl kavuşsun? En yakınlarının verdiği fermanla ölüm girdi aralarına. Ne acıdır ki aradan geçen 100 yıla rağmen hâlâ sevdalılar en yakınlarının kurşunlarıyla can veriyor

    1900’lü yılların başı, Malatya, Polat. Polat, bugün olduğu gibi yüzyılın başında da topraklarının bereketiyle ünlüydü. Ağaç dalları meyvelerin bolluğundan yerleri süpürür, toprak bir ekene üç verirdi.

    Bu yüzden gözü tok, eli boldu bura insanının. Ancak cömertlikte, yardımseverlikte adı dillere destan bir Ömer Ağa vardı ki, kimse eline su dökemezdi. Ağaydı ağa olmasına ya, öyle bildik ağalardan değildi. Gücünü, zenginliğini muhtaca yardım için, iyilik için kullanırdı. Dert babasıydı Ömer Ağa, bu yüzden de saygı görür, bir dediği, korkudan değil sevgiden, iki edilmez.

    Ömer Ağa’nın tek bir zaafı vardı bu hayatta kızı Fatma. Daha doğrusu, herkesin yakıştırdığı adıyla Çebiç. Ağaçların kayaların tepelerinden inmediği, inatçı mı inatçı olduğu, dupduru dillere destan bir güzelliği olduğu için. Aslında çebiç bildiğimiz keçiye denirdi oralarda.

    Üç de oğlu vardı Ömer Ağa’nın. Sanılır ki oğul daha bir değerli olur. Yok, Ömer Ağa’nın gözü, kızından başkasını görmezdi. Öyle bir muhabbet vardı ki aralarında bütün ahali bilir, Ömer Ağa’ya istediğini yaptırmak isteyen önce Çebiç’i ikna ederdi.

    Ömer Ağa Çebiç hep dizinin dibinde olacak sanıyordu. Ama nihayetinde Çebiç de bir genç kızdı ve gün geçtikçe büyüyüp serpiliyordu. Kimseler istemeye cesaret edemiyordu gerçi Çebiç’i.

    Çebiç’in de akranlarının aksine o taraklarda bezi yoktu zaten. Ta ki köylülerin deyimiyle Hacov’u, yani Hacı İbrahim’i görene kadar. Göz göze geldiklerinde içine bir ateş düşmüştü ki Çebiç’in, dünyanın bütün sularını dökseler yüreğine, sönecek gibi değildi.

    HACOV DA VURGUN

    Aynı ateş Hacov’u da kavuruyordu. Gizli gizli buluşuyorlardı. Ama Çebiç’i istemeye korkuyordu Hacov. Çebiç’ti bu, Ömer Ağa’nın en değerli serveti.

    Yüreğine sevda ateşi düştüğünden beri değişmişti Çebiç. Ömer Ağa da farkındaydı kızındaki değişimin de hasta olmasından korkuyordu kızının en çok.

    Karısının ağzını yoklamaya karar verdi. Önce “ne derdi ağam!” diyerek geçiştirmişti karısı, ama Ömer Ağa’yı şeytan dürtüp de “Yoksa bir sevdiği mi var da sakınırsın?” deyince suspus olmuştu. “Kızma Ağam” demişti Çebiç’in anası, “Evlenme vaktidir artık İbrahim de iyi bir delikanlı.

    Ömer Ağa hiddetinden köpürmüştü... Çebiç’in gönlü sevdaya düşmüştü de bir o bilmiyordu demek... Demek arkasından iş çevirmiş, namusuna halel getirmişti. Demek evlenmekti isteği. Uzun zamandır kapısını aşındıran kardeşine haber salabilirdi o halde. Madem evlenmek istiyordu Çebiç’i, yeğeninden iyi damat bulamazdı herhalde!

    Ömer Ağa öyle bir esip kükremişti ki, Çebiç bile gıkını çıkaramamıştı. Çebiç ne olduğunu anlamadan gelinlikler içinde buluvermiş kendini. Polat gördüğü göreceği en büyük şenliklerden birini yaşıyordu o gece. Dışarıda cümbüş arttıkça, kendini odaya kapatan Çebiç’in gözyaşları sel olmuştu.

    Saat ilerliyordu, düğün dağılmak üzereydi. Ya şimdi yapacaktı ya da hiç “Bedeli ölüm olsa da” demişti bir kere İbrahim’e.

    Çebiç kimselere görünmeden küçük bir çocuğun eline kırmızı mendilini tutuşturdu “Bunu İbrahim ağabeyine götür, kimseler görmesin” dedi. Çocuk, emaneti yıldırım hızıyla yerine ulaştırdı.
    Hilmi Dulkadir (Araştırmacı): O gece İbrahim’le Çebiç dağlara doğru kaçarlar. Sabah damat uyanır Çebiç yok. Haberi önce kayınpederine yani amcasına verir.

    Ayşe Altıparmak (Polat’ın yerlisi): Karatepeye vardıklarında demiş ki burada ağabeyimgil beni bulurlar, beni vururlar demiş.

    BABAM BANA KIYAMAZ

    Haklıydı Çebiç korkmakta. Ağabeyleri, babası, amcası ve herkesin gözünde artık kocası olan, silahlanmış, peşlerine düşmüşlerdi.

    Çebiç, saatlerdir yürümekten bitap düşmüştü. Arkalarından gelenlerle yüzleşecekti artık. “Sen kaç, saklan. Seni vururlar. Babam bana kıyamaz ” demişti Çebiç. İbrahim kararsızdı “Ömer ağa’nın kızına düşkünlüğünü biliyordu bilmesine ama ‘Namus meselesi bu, başka şeye benzer mi?” Ama Çebiç ikna etmeyi başardı İbrahim’i.

    Hilmi Dulkadir: Kardeşleri Çebiç’in yanına geldiğinde silahlarını doğrulturlar. Öldürecek olurlar. Çebiç koşar, babasının arkadan beline sarılır. Kardeşleri, bu sefer babalarına silahlarını doğrulturlar; ‘Biz bunu öldüreceğiz’ derler.

    Oğullarına karşı kızına siper

    Ömer Ağa’nın bütün öfkesi uçuvermişti Çebiç’i ona sarılınca. Hınç dolu oğullarının, ağabeyinin, yeğeninin önünde kendini kızına siper etmişti. Canı, bir tanesi, gözbebeği Çebiç’iyle Azrail’in arasındaydı şimdi. Anasının ondan önce doğurduğu, büyüğü, “Çekil Ömer!” diyordu, “Bu dava artık bizimdir bilmez misin! Eğer çekilmezsen...” Ağabeyinin ne demek istediğini biliyordu Ömer Ağa “Eğer çekilmezse...” Gözleri yaşardı. Çekildi aradan. İlk kurşunu kimin attığını bilen yok. Ama tam yedi kurşun çıkardılar sonrasında Çebiç’ten
    Orhan Doğan: “Vurduktan sonra af edersiniz hayvana bağlıyorlar getiriyorlar.”

    Çebiç’in ölüm haberi cansız bedeninden önce yetişmişti anasına. Anası feryat figan.

    Annesi kanından iki avuç içti

    Hİlmİ Dulkadir (Mersin Halk Eğitim Merkezi Müdürü- Araştırmacı): Kızı kanlı getirince saçından akan kana anası elini tutuyor ve anası kanını içiyor. İki avuç içiyor.

    Bütün köy, Çebiç’in anasının feryadıyla inliyordu. Çebiç’in annesi ölümünden sonra fazla yaşamadı. O günden sonra Ömer Ağa kimseyle konuşmadı, oğullarının yüzüne hiç bakmadı.

    Her sabah gün doğarken evden çıkıyor, kızının vurulduğu yere, mezarının başına gidiyordu. Elinde hep aynı tülbent Çebiç’in kanının aktığı yere oturuyordu... Her sabah aynı konuşmayı yapıyordu kendiyle “Bile bile verdin, bile bile ölüme yolladın kızını, kendi elinle. Bre dürzü, sen yaşamayı bu kadar mı çok seviyordun.”

    Hilmi Dulkadir: Göğsünü yırtar, saçı sakalı birbirine karışır ve günlerce bunları tekrarlaya tekrarlaya vefat eder kızının mezarı başında.

    Çebiç’in hayatı ‘namus’ uğruna söndü gencecik. Çebiç, “ne namussuzluk ettim ki” der gibi gitti ölüme. Çebiç’in sorusu, sorumuzdur bizim de. Ne yapmıştı Çebiç ? Sevdalanmıştı, bu muydu namussuzluk? Kardeş bildiğine koca demeye itiraz etmişti bu muydu yoksa?