Anadolu Hikayeleri

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve realist tarafından 5 Haziran 2007 başlatılmıştır.

    5 Haziran 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    [​IMG]



    --------------------------------------------------------------------------------

    Urfa’nın Robin Hood’u Nezif ağıtlarda yasıyor
    Kurtuluş Savaşı’nda düşmana göz açtırmayan Urfalı Nezif’in hikayesi dilden dile anlatılır. Savaş sonrası zenginden alıp yoksula vererek adeta Urfa’nın Robin Hood’u olan Nezif kimin kurşunuyla

    can verdi? Vurulduğu yerde şimdi ne var? Gelin onun yakınlarından dinleyin...

    Şanlıurfa’nın Robin Hood’u diye bilinen Nezif’in hikayesi dededen toruna anlatılır. Dinleyenin gözlerinden yaşlar boşanır. Yiğitlerin yiğidi Nezif. Urfalı Nezif. Yiğitliğine inat, kalleş bir ölüme layık görülen Nezif. Kimisi zenginden alıp yoksula verdiği için onu yiğitlerin yiğidi mertebesine koyar, kimisi eşkıyalık. Kararı siz vereceksiniz.

    1919 yılı Urfa. Nezif, sırtını duvara dayamış özenle tütününü sarıyordu. Biraz sonra düşman kurşununa göğsünü açacak olan o değilmiş gibi sakindi.

    Sardığı ilk sigarayı can dostu Deveci Mehmet’e uzattı. Silah sesleri iyice yakından geliyordu artık. Sanki düşman nefes alsa, Nezif’le Mehmet enselerinde hissedeceklerdi. Nezif hiç aldırış etmiyordu. Deveci Mehmet ise, sigarayı alırken elinin titremesine engel olamamıştı.

    Anadolu işgal altındaydı. Tıpkı Anadolu gibi Urfa da alev alev yanıyordı. Mondros Mütarekesi’nden sonra önce İngilizler gelmişti şehre. Hemen sonrasında da Fransızlar. Urfa halkı kurtuluş mücadelesi veriyordu.

    Fransız askerleri bir süredir uzun menzilli silahlarla sokaktan gelip geçen Urfalılar’a ateş ediyor, kadınları çocukları korkutuyor, bazen yaralıyor bazen de öldürüyorlardı.

    O ARTIK BİR EFSANE

    İrkildi Nezif. İşaret gelmişti. Önce o fırladı. Kanalizasyon girişine kadar sessizce ilerlemeliydiler. Bir göz kırpması kadar zamanları dahi yoktu kaybedecek. Dört kişi, kanalizasyondaki kokuya aldırış etmeden gölge kadar sessiz ilerledi. Türklerin kanalizasyon girişinden saldıracakları, Fransız askerlerinin aklının ucundan bile geçmiyordu. Çünkü böyle bir şeye cesaret etmek için mangal gibi yürek isterdi. Oysa Nezif, bütün heybetiyle karşılarına dikilmişti bile Ama onlar için artık çok geçti...

    Nezif ve adamlarının Fransızları hezimete uğrattığı o gecenin üzerinden tam altı yıl geçmişti. Anadolu artık hürdü. Savaş günleri sona ermişti ermesine ama Urfalı Nezif”in savaşı ilk günkü tazeliğiyle devam ediyordu. Zenginle fakirin savaşıydı bu. Haksızlığa uğrayan, insafsız alacaklıya düşen, hırsıza malı kaptıran, soluğu bu genç halk kahramanın yanında alır olmuştu. Nezif efsane olmuştu.



    * * *


    Kazım Güzeller (Urfalı Nezif’in yeğeni): “Bir Ramazan günüymüş. Kapıya bir fakir geliyor. Annesi tam sofrayı hazırlıyormuş. Nezif, hemen çorba kazanını alıyor, kapıya çıkıp fakire veriyor. Annesi de ‘sen ne yaptın, biz ne yiyeceğiz’ diyor. Nazif de ‘Biz buluruz anne ama o bulamaz’ diyor. Annesi de ‘bari kazanı vermeseydin, onu ne yapacak ki’ diye soruyor. Nezif de ‘Satar, parasıyla da biraz rahat eder’ diyor.”

    MANİYLE ÇAĞRI

    Nezif, bu dünyayı biraz daha adaletli, biraz daha yaşanır kılmak için çabalıyordu. Kan dökmüyordu, adam öldürmüyordu! Sazıyla, sözüyle, manisiyle zengini yardıma çağırıyordu Nezif.

    Yardım yapanlar gönüllü gibi görünse de onlar için düpedüz eşkıyalıktı bu. Nezif için emir üstüne emir çıkarılıyordu ama hiçbir zaptiye görevlisi Nezif’i tutuklamaya cesaret edemiyordu.

    Günün birinde zengin birinden alacağı olduğu ve bir türlü alamadığını söyleyen bir yoksul geldi Nezif’in yanına. Nezif Deveci Mehmet’ten durumu araştırmasını istedi. Deveci Mehmet adamın söylediklerinin doğru olduğunu öğrendi.

    ÇİL ÇİL ALTINLAR

    Nezif kılıcını kuşandığı gibi soluğu beyin evinde aldı; “Beyliğinden de mi utanmadın, gariban adamın üç kuruşunun üstüne yattın!”

    Nezif, söyleyeceklerini söylemişti. Kapıyı çarpıp çıktıÖ Bey, öfkeden deliye dönmüştü. Bu ne cüretti! Bunun intikamanı alacaktı.

    Bey’in yemininin üzerinden üç ay geçmişti. Nezif, o olayı çoktan unutmuş gitmişti.

    Urfalı Nezif ve arkadaşı Deveci Mehmet saatlerdir Suruç yolunda ilerliyorlardı. Firuz Paşa hayratında mola verdiler.

    Can yoldaşı Deveci Mehmet’in dalgınlığı ve sıkıntısı Nezif’in de dikkatini çekmişti. “Ne o Mehmet, kara sevdaya mı tutuldun, bu ne dalgınlık?”

    Deveci Mehmet irkilmişti. Nezif düşüncelerini okuyacakmış gibi gözlerini kaçırmış, “yok bir şey, canım sıkkın biraz” demişti. Ya ne desindi. Seni kalleşçe vurmak için beylerden çil çil altın aldım mı desindi!

    SİLAHINI VER BANA

    Abuzer Akbıyık (Folklor araştırmacısı-yazar): “Dinlenmeye çekiliyorlar. O sırada Mehmet Nezif’e ‘Ağam, sen burada dinlenirken, silahını ver de ben de dışarıyı kolaçan edeyim’ deyip, Nazif’in silahını alıyor.”


    * * *


    Deveci, silahı alıp birkaç adım attı. Beyler meclisine çağrıldığı güne döndü düşünceleri: Mehmet, meclisin tam ortasında süklüm püklüm dikiliyorken önüne altın kesesi konuldu. Başka kızsa da çil çil altınlar, yıldızlardan parlaktı. Sessizce, altın kesesini almış, selam verip geri geri çıkmıştı odadan.

    Mehmet düşüncelerinden sıyrıldı. Son tereddütü de silinmişti. Geri döndü. Namluyu doğrultup bir el ateş etti.

    Nezif doğrulmuş, “Aman ne yaptın sen Deveci” deyip, korkusundan kaçmaya başlayan arkadaşının peşine düştü. Ancak birkaç adım atabildi. Kahpe bir dostun peşinden gitmektense, ölümün kucağına bırakmıştı kendini.

    Abuzer Akbıyık: “O sırada bir kolcu geçiyormuş oradan. Kolcu inlemeyi duyunca çeşmenin yanına koşuyor ve Nazif’in kanlar içinde yerde yattığını görüyor. Yardım çağırmak için hemen Urfa’ya doğru koşuyor ama yardım geldiğinde Nezif çoktan ölmüş.”

    Urfalılar çok sevdikleri Nezif’i, Bediiüzzaman Mezarlığı’nda gözyaşları içinde toprağa verdiler.

    Bütün Urfalılar, 27 yaşındaki bu genç adamın yasını tuttu yıllarca. Nezif’in vurulduğu yerin adı ise o günden sonra Nezif’in hayratı olarak anıldı.

    Urfa’da da düzen eskiye döndü.

    HALK ONU UNUTMADI

    O günden beri Nezif’in ardından yakılan ağıt, Urfa’da dilden dile söylenir oldu:

    Yaylalar içinde Erzurum

    yayla Şehirler içinde ne

    hoştur Konya

    Nezif’i vurmuşlar ağlasın Urfa

    Ana ben düştüm bir ormana

    Yol belli değil, iz belli değil

    Beni vuran dostum aney

    Düşmanım değil, düşmanım değil

    Nezif’in evleri hamama yakın

    Giydirin kuşatın boyuna bakın

    Sağına soluna hamaylı takın

    Ana düştüm ben bir

    ormana

    Yol belli değil, iz belli değil

    Beni vuran dostum aney

    Düşmanım değil,

    düşmanım değil...