Andersen Masalları - Özet - Hans Christian Andersen

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Elif tarafından 7 Şubat 2009 başlatılmıştır.

    7 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.597
    Beğenildi:
    5.125
    Ödül Puanları:
    438
    Kibritçi Kız
    Buz gibi soğuk bir yılbaşı gecesiydi. Sahiden de , Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı.İnsanın iliklerine kadar üşüdüğü gecelerden biriydi. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu. Herkesin gidecek ve ısınacak bir yeri vardı aslında.

    Çocuklar annelerinin babalarının yanında koşturuyorlar, fırsat buldukça birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı. Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir çoçuk. Miniminnacık bir kız çocuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi. Sanki gecenin bütün soğuğunu iliklerinde hissediyordu.
    Sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti. Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutularına bakarken gözleri yaşarıyordu. Evet, bu bir kızdı. O gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söyleyemezdi. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyle "Kibrit var, kibrit"diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu... Herkes o kadar kendi derdindeydi ki, bizim kızı gören bile olmuyordu.

    Ayakları o kadar üşüyordu ki, şimdi ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı. Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmıştı ama yaramaz bir çocuk terliklerini alıp kaçmıştı işte. Nden almıştı ki terliklerini. Neden ? Bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu. Parmakları donmuş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, küçük bir alev.
    Kibritçi kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek, parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikildi ve sanki ayaktayken rüya görmeye başladı. Kocaman bir oda vardı ve o sıcacık odanın içinde yanan şöminenin karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka, ayaklarında kürklü terlikler vardı. Isındı. İliklerine kadar sıcacık olmuştu sanki. O sırada kibrit sönüverdi. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya başlamıştı.

    Kibritçi kız, bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtünün serili olduğu bir bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekler vardı.. Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kibritçi kızın gözleri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar yeniden dikildi.
    Kibritleri bitiyordu ama o ısınmak için bir tane daha yaktı.Bir yaz gecesine gitti aniden. Altındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyordu ve kız iliklerine kadar ısındığını hissediyordu.

    Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzaklaştı, söndü. Kızcağız: 'işte, biri daha öldü' diye mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş... Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu. Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi iniyordu... Geldi, geldi...Kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü...
    Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.
    -Zavallıcık ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler... Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.

    Kurşun Asker
    Bir gün, bir çocuğun doğum günü vesilesiyle alınan bir ta*kım kurşun asker oyuncağından bir tanesinin bir bacağı yoktur. Şımarık doğum günü çocuğu, dengede duramayan bu askeri diğer oyuncakların arasına bir yere fırlatır. Kurşun asker fırlatıl*dığı yerde tek bacağının üzerinde duran bir oyuncak balerin gö*rür. Balerin de onu görür ve bunlar birbirlerine âşık olurlar. Gel zaman, git zaman derken, çocuk kurşun askeri alır, ondan kur*tulmak gayesiyle nehir kenarına götürür. Kâğıt bir sandal yapar ve İçine kurşun askeri bırakır.
    Kurşun asker sevgilisinden ayrılmanın verdiği derin üzün*tüyle, nehir diplerinde oradan oraya sürüklenirken, bir balık onu yutar. Balığın midesinde, balerin sevgilisinin düşlerini kurar. Bir balıkçı, balığı yakalar ve tesadüfen aynı evin hanımı onu çarşıdan satın alır.
    Balığı temizlerken kurşun askeri bulan evin hanımı, onu te*mizleyerek yeniden çocuğun oyuncaklarının olduğu yere bırakır. Karşısına tekrar çıkan kurşun asker kötü kalpli çocuğu çok öfke*lendirir ve ondan tamamen kurtulmak için, yanan şöminenin içine atar. O esnada pencerenin önünde duran balerin gözyaşları dökmektedir. Büyük bir fırtına çıkar ve o da, pencereden şömine*nin içine sürüklenir. İkisi de aşk ateşine birlikte yanarlar. Sabah şöminenin küllerini temizleyen evin haramı küllerin arasında muazzam İşıklar saçarak parlayan.
     
  2. 10 Mart 2009
    Konu Sahibi : Elif
  3. arzuca9432

    arzuca9432 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2009
    Mesajlar:
    4.098
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Çok küçükken okumuştum bu kitabı.

    Hala hatırlarım içinde birsürü masallar
    vardı.