Anne, ben okumayacağım :((

Konusu 'Aile, Evlilik ve Çocuklar' forumundadır ve çokoprens tarafından 28 Şubat 2009 başlatılmıştır.

    28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  1. çokoprens

    çokoprens iki prens annesi Üye

    Katılım:
    24 Nisan 2007
    Mesajlar:
    2.776
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe paniğim artıyordu.

    Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. ‘Kızım acaba geri zekalı mı’ diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.

    O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım. Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu.

    Sessizliği bozan ben oldum.

    “Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?”

    Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü ben okumak istemiyorum” diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç’in kızı “Okumak istemiyorum” diye bağırıyordu.

    Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim.

    “Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.”

    Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. “İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım.

    12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun’a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, “Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula getirme” deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah’a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.

    “Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, “Korktum, ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım” diyerek boynuma sarılışı. Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu.

    Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım.

    O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım, ben annenim, aç kapıyı” dedikçe o “Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin” diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.

    Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım... Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti” diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu.

    Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.

    “Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı.

    Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu allak bullak beyinle nasıl?

    Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.

    “Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin” diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.

    Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.
    Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta “Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce “o utandığım tokatla” kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

    alııntıdır.
     
  2. 28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  3. Libyana

    Libyana Allah var, Allah yâr... Pro Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2008
    Mesajlar:
    6.009
    Beğenildi:
    18
    Ödül Puanları:
    148
    “Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı

    Hece hece harf harf iliklerime kadar kazındı her okuduğum..Beynimdeki seslere cevap vermeye çalıştım bir yandan da..Annelik kutsiyeti yadsınamaz bir mefhum ama Bilgili,kültürlü,öğrenmeye ve öğretmeye aç olan bir Annenin kıymeti değeri paha biçilemez..
    Çok anlamlı mesajlar veriyor bu yazı herkesin dikkate almasını umarım..


    Teşekkürler sevgili Çokoprens..Çok güzeldi..
    Ben sizin yaşadıklarınız diye daha bir heyecanla okuyordum:) Tam yazının sonunda minik bir dumur yaşadım.
    Sevgiler..
     
  4. 28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  5. çokoprens

    çokoprens iki prens annesi Üye

    Katılım:
    24 Nisan 2007
    Mesajlar:
    2.776
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Birebir olmasa da çalışan bir anne olarak, bir öğretmen olarak bu duyguları zaman zaman derinden hissetmişimdir.

    minik oğlumu evde bakıcıya bırakıp, okula giderken duyduğum her ağlama sesinde yüreğim ezilir, onun benim ardından camdan boynu bükük bir şekilde bana bakmasına dayanamadığımdan çocu zaman hızlı adımlarla arkama bakmadan yol alırım....

    bir gün oğlumun da bana bu şekilde hesap sormasından çok korkuyorum...
     
  6. 28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  7. shiftcan

    shiftcan Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Nisan 2008
    Mesajlar:
    2.157
    Beğenildi:
    549
    Ödül Puanları:
    113
    çok güzeldi gerçekten çok duygulanarak okudum...
     
  8. 28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  9. PassioneLore

    PassioneLore herkes haddini bilecek ! Pro Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    9.079
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    146
    4 aylık yavrusunu bırakıp calısmaya gıtmek zorunda olan bır anne olarak okudum agladım agladım agladım senağlama senağlama senağlama
    evladıma sarılıp eksıklıgımı hıssettırebılmemek ıcın allaha dua ettım :Saruboceq:
     
  10. 28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  11. Asmin

    Asmin Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    11 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    7.824
    Beğenildi:
    193
    Ödül Puanları:
    153
    ben kesin duygusal gunumdeym annelikle ilgili seyler okuyup sabah beri zirliyorum yasenağlama
     
  12. 28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  13. AnlamadanDinlemeden

    AnlamadanDinlemeden HayaT BeNimLe GüSeL :)) Üye

    Katılım:
    1 Ekim 2007
    Mesajlar:
    11.705
    Beğenildi:
    16
    Ödül Puanları:
    196
    of ya süper bir yazı bende alıntı mı acaba dedim baştan sona kadar hep :)
    inşallah bizim başımıza gelmez bu olay.
     
  14. 28 Şubat 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  15. çitos

    çitos Benim tatlı oğlum.. Üye

    Katılım:
    6 Nisan 2007
    Mesajlar:
    3.000
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    Çok hoş bi paylaşım.teşekkürler..
     
  16. 1 Mart 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  17. mervishh

    mervishh Aktif Üye Üye

    Katılım:
    14 Mart 2008
    Mesajlar:
    915
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    86
    Çok beğenerek ve imrenerek okudum iyi bir anne olduğunuzu anladım ben bu yazıdan sonra. Allah sizi ve çocuklarınızı mutlu etsin inşallah
     
    Son düzenleme: 1 Mart 2009
  18. 1 Mart 2009
    Konu Sahibi : çokoprens
  19. Çxoxpçxux

    Çxoxpçxux Popüler Üye Üye

    Katılım:
    1 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.544
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    148
    neyseki siz öğretmenlerin avantaj yarım gün resmi tatiller veeeee yaz tatili
    ya birde 12-13 saat çalışan resmi yaz tatili olmayan anneler ne yapsın
    bende çalışan bir anneyim ve bu duyguları zaman zaman bende yaşıyorum