Anneler ve oğulları

Konusu 'Aile, Evlilik ve Çocuklar' forumundadır ve NILBERA tarafından 20 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    20 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : NILBERA
  1. NILBERA

    NILBERA SeVGi KeLeBeĞi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    6.271
    Beğenildi:
    82
    Ödül Puanları:
    153
    Anneler ve oğulları


    Tıpkı Sophokles’in meşhur Oedipus tragedyasındaki, annesiyle evlenen Kral Oedipus’un dramında olduğu gibi. Bu konu, Avrupa ve Amerika’da 1980’lerden beri çok yakından inceleniyor. Ancak Türkiye’de tıp çevrelerine göre hálá bir tabu sayılıyor. Gelinlerden durumu kabullenmeleri bekleniyor. ışte inanılması zor vakalar, psikiyatrların tespitleri ve bunları yaşamak zorunda kalanlara öneriler.

    Adını bir mitolojik öyküden alan, tıptaki Oedipus kompleksi, Avusturyalı psikiyatr Sigmund Freud’a göre 4-5 yaş arasındaki erkek çocuklarda babayı kendine rakip olarak görerek, annenin gözdesi olma şeklinde davranış tarzını belirtmek için kullanılıyor. Antik Yunan’da yaşayan en büyük tragedya yazarlarından Sophokles’in kaleme aldığı Kral Oedipus’un hikayesi ise şöyledir: Thebai şehrinin kralı Laios’un bir türlü çocuğu olmaz. Kral, bunun üzerine Tanrı Apollon’a gider ve nedenini sorar. Apollon da, ‘Bir oğlun olacak, ama bu çocuk ileride seni öldürecek, kraliçe (annesi) ile evlenecek ve herkes mutsuz olacak’ der. Bir süre sonra kraliçe hamile kalarak, bir erkek çocuk dünyaya getirir. Kral ise, Apollon’un kehanetini hatırlayarak bu çocuğu öldürtmek için emir verir. Kraliçe celladı ikna ederek oğlunu kurtarır ve oradan uzaklaştırır. Bebeği yoldan geçen çobanlar bulur. Başka bir şehrin kralının emrinde olan bu çobanlar bebeği başka bir şehrin sarayına getirirler. O şehrin kraliçesinin de çocuğu olmadığından, bu sefer yine bir kraliçe bebeği alıp, büyütmeye karar verir. Çocuk büyür ve bir gün yolda giderken çıkan bir çatışmada, bilmeden öz babası olan kral Laisos’u öldürür. Bu arada bir mitolojik kahramanı daha öldürür çok ünlenerek doğduğu kente kral olur. Bu kentte de gerçek annesi olduğunu bilmeyerek annesiyle evlenir.

    Eşi annesine bağımlı kadın ne yapmalı?

    Sevgiye dayalı bir ilişkide çiftler birbirlerini eğitebilir. Erkekteki anneye bağımlı kişiliği fark eden kadın, bu konuyu erkekle konuşmalıdır. Aynı zamanda, oğlu üzerindeki hakimiyeti kaybetmekten korkan kaynanaya, oğluyla ilişkisine zarar gelmeyeceğini söz ve davranışlarıyla göstermelidir.

    Erkeğe annesinin psikolojik açıdan sağlıksız davrandığını anlatmak sonuçsuz bir çabadır; savunmaya geçer. Bunun yerine, erkeği annesinin şikayetlerine ortak çözüm geliştirme yolları aramaya davet etmek gerekir.

    kayınvalideyle çatışmak yerine enerjisini eşine yöneltmelidir. Annesine bağımlılığını aşmasını sağlayacak şekilde, kişiliğini güçlendirici destek vermelidir.

    Erkeğe bağımsız kişilik yapısını geliştirici destek vermek, sorumsuzca davranışlarını hoş görmek anlamına gelmez. Bağımlı erkekle annesi arasında sevgi ve nefret ilişkisi vardır. Erkek annesine duyduğu öfkeyi onunla özdeşleştirdiği kişilere, mesela eşine yöneltebilir. Buna izin vermemek gerekir.

    Yaşanmış gerçek hayat hikayeleri

    Beni de havaya kaldır diyen anne

    Tüm üyeleri yüksek eğitimli bir aile. Batı Anadolu’nun bir kentinde yaşıyorlar. Kadın her gün, akşamüstü en güzel giysilerini giyiyor, makyajını yapıyor ve eve dönen eşini bu şekilde karşılıyor. Adamın karısına jesti ise onu belinden kavrayıp havaya kaldırmak, öpmek. Bu sırada kaynana da yakınlarında bulunmaya özen gösteriyor. Ve ‘Beni de kaldır, beni de kaldır’ diyor oğluna.

    Balayını üçü aynı odada geçiriyor

    Orta halli bir memur ailesinin tek oğlu evleniyor. Kaynana nikah boyunca çiftin yakınında. Balayı konuşması açıldığında, o da yeni evli çiftle gitmek istiyor. Oğul da, annesinin bu talebini kabul ediyor. Birlikte yola düşüyorlar. Tatil yapacakları otele geldiklerinde, anneye bir oda, genç çifte bir oda veriliyor. Fakat anne bu duruma da çok alınıyor. Çifte kırgınlığını açıkça ifade ediyor ve balayı boyunca onların odasında kalıyor.

    Bir süre yatakta onu rahat bırak

    Erkek, alanında duayen kabul edilen, tıp dünyasında saygı gören bir profesör. 60’a merdiven dayamış. Doktor olan eşinin ne dediğine aldırmadan evini annesine açıyor. Kayınvalide kendi evi olduğu halde zamanının büyük bölümünü oğlunun evinde geçirmeye ve evde pişecek yemekten, temizlik gününe kadar tüm ayrıntılara tek başına karar vermeye başlıyor. Bu arada bir yandan da oğlunun üzerine titriyor. Sürekli kilosunu kontrol ediyor, ne yiyeceğini söylüyor. Ve gün geçtikçe oğlunun üzerindeki etkisi artıyor. Günün birinde ciddi bir ifadeyle gelinini salona çağırıp, karşısına oturtuyor. ‘Bak kızım’ diyor, ‘Bizimki bugünlerde çok çalışıyor, güçsüz düştü. Elimden geleni yapıyorum kendini toparlaması için. Senden rica ediyorum. Bir süre geceleri yatakta onu rahat bırak...’

    Torunlar oldu, kaynana vazgeçmedi
    Oğlu, ona layık gördüğü, seçtiği ve sözlediği genç kız yerine, aşık olduğu kişiyle birlikte olunca kıyamet kopmuştu. Daha nişanlıyken ayırmak için elinden geleni yaptı. Ama eğitimli ve meslek sahibi çift, sevgileriyle sorunun üstesinden geldi. Evlendiler. Telefon tacizleri, ev baskınları, hakaretleri devam etti. Aradan yıllar geçmesine, torunları olmasına rağmen kaynana savaşı bitirmiyordu. Oğul, anneye tam anlamıyla karşı koyacak gücü gösteremiyor, gelin çok sevdiği eşini üzmemek için yaşadığı birçok şeyi ondan gizliyordu. Mesela bir gün kaynana, torununu kimseye haber vermeden kreşten almış ve ‘Anneni seviyor musun’ sorusuna ‘Seviyorum’ yanıtını aldıkça torununu dövmüştü.. ıkinci torunu doğduktan kısa süre sonra kaynana oğlunun evde olmadığı bir gün baskın yapıyor. Bu sefer gelini çocuklarının önünde dövüyor. Çocuklarını korumaya çalışan kadından hırsını alamayıp, kollarını, sırtını ısırıyor. Bu olay bardağı taşıran son damla oluyor. Çift birbirinden iyice uzaklaşıyor. Hatta erkek başka bir kadınla kısa süreli ilişki yaşıyor. En sonunda gelin, kaynanasıyla görüşmemeye karar verince çiftin sorunları çözülüyor.

    Evlenmek istiyorum beni kliniğe yatırın

    25 yaşında iyi eğitim görmüş, aydın bir genç psikiyatra başvuruyor. ‘Evlenmek istiyorum, ama daha öncesinde hastaneye yatıp derinlemesine bir psikiyatrik kontrolden geçmek, anneme karşı suçluluk duygusu duymadan evlenmek istiyorum’ diyor. Hekim, bu kontrolün hastaneye yatmadan da yapılabileceğini anlatıyor. Ama hasta ısrar edince sonunda hastanın isteği oluyor ve kliniğe yatırılıyor. Kendisiyle yapılan görüşmelerden sonra sıra ailesine geliyor. 38 yaşındaki bekar ağabeyi ve eşini genç yaşta kaybeden annesi çağrılıyor. Doktor huzurunda konuşmaya başlıyorlar. Ağabeye düşünceleri sorulduğunda, ‘Beni boşverin, hiç değilse kardeşim kendine bir hayat kurabilsin. Evlenme isteğini tüm gönlümle destekliyorum’ diyor. Küçük oğlunun evlenmek istediğini o gün öğrenen annenin ise rengi bembeyaz oluyor. ‘Peki öyleyse’ diyor. ‘Ben de bir huzurevine sığınırım.’ Ardından odayı terk etmek üzere ayağa kalkıyor ve düşüp bayılıyor.

    alıntıdır
     
    Son düzenleme: 26 Mayıs 2009
  2. 20 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : NILBERA
  3. NILBERA

    NILBERA SeVGi KeLeBeĞi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    6.271
    Beğenildi:
    82
    Ödül Puanları:
    153
    Uzmanlar ne diyor

    DR. ELıF ÜLKÜ GÜRIŞIK (Portman Kliniği / Londra)

    Bazen anne çok verici görünür, oysa kaşığıyla verip sapıyla çocuğun gözünü çıkarmaktadır

    Kadınlar farklı gerekçelerle oğullarıyla sağlıklı ilişki kuramayabilir. Göbekbağının kesilmesiyle, anne ve çocuk arasındaki fiziksel ilişki bitse bile bazı anneler bu bağ hiç kesilmemiş gibi davranır. Çocuğun bağımsız bir varlık olduğunu kabullenemeyen anneler, onu psikolojik açıdan kendilerine bağımlı kılmak için elinden geleni yapar. Beynini yıkayıp çocukta duygusal esaret yaratır.

    Türkiye’de çocuklar küçük yaşlardan itibaren bağımsız davranış biçimine özendirilmesi gerekirken, anneler tarafından psikolojik kundağa sokuluyor. Örneğin kaşığı eline vermek yerine, yemek yedirilerek çocuk bağımlı ilişkiye yönlendiriliyor. Bazı kadınlar yoksunluklarını oğullarıyla gidermeyi dener. Oğlunu kaybettiği ya da anlaşamadığı eşinin yerine koyar. Hep annesiyle yatmak isteyen bir oğulun terapisi sırasında eşi iş seyahatine gittiğinde korktuğu için onu yatağına alan bir anne portresi çıkmıştı. 12-13 yaşındaki oğulla aynı yatağı paylaşmak, çocuğun kafasını karıştıracak bir hatadır. Temasla ereksiyon yaşayan çocuk kendini sorgular.

    Oğluna tabanca gönderdi

    Bir başka patolojik ilişkiyi güçsüz, aşağılanmış, onuru elinden alınmış bazı kadınlarla oğulları arasında görüyoruz. Kadın oğlunu güçsüz, aşağılanmış, hadım edilmiş erkek haline sokarak kendini güçsüz kılan tüm erkeklerden intikamını alır. Tam tersi durumlarla da karşılaşmak mümkün. Çevresindeki erkeklerin güçsüzlüğüne tepki duyan anneler çok güçlü erkek yaratmaya çalışabilir. Depresyon tedavisi gören bir erkek hastama annesi ‘Çok zayıfsın, senden utanıyorum’ diye mektup yazıp beraberinde bir tabanca göndermişti. Oğullarıyla patolojik ilişki yaşayan anneler çok verici gibi görünmeye çalışır. Oysa kaşığıyla verip sapıyla çocuğun gözünü çıkarmaktadırlar.

    Ankara Üniversitesi’nde çalıştığım yıllarda 19 yaşında bir er geldi. Kendi kendine konuşuyor, alnındaki beni ameliyatla almamızı yoksa elindeki bıçakla kazıyacağını söylüyordu. Alnındaki benin damga olduğuna inanmıştı. Bunu görenin, annesiyle cinsel ilişki kurduğunu düşündüğünü sanıyordu. Annesini çağırdık. Küçük bir memur ailesiydi. Baba 10 yıl önce ölmüş, oğul ailenin erkeği yerine konulmuştu. Sorduğumuzda cinsel ilişkinin varlığını doğruladı. Bu olay 1967’de yaşandı. Bugün de aile içinde enseste kadar varan sağlıksız ilişkiler devam ediyor. Ancak görmezlikten geliniyor.

    DOÇ. CEM ıNCESU (Acıbadem Hastanesi / ıst.)

    Anneye aşırı düşkünlük cinsel sorun yaratır

    Annesine aşırı düşkün erkekler evlilik ve cinsel yaşamda ciddi sorunlarla karşılaşıyor. Eşlerinin bu duruma gösterdiği tepki sonucu oluşan öfke, şiddet uygulamalarına uzanan çatışmalar, eşe ya da anneye yönelik suçluluk hissi yaratan arada kalmışlık duygusu erkeği zorlar. Annesine danışmadan karar alamaması evde iktidarın paylaşılmasını doğurur. Eşinin gözünde erkeğin imajı ciddi biçimde sarsılır. Terapiye başvuran kadınların, eşlerine yönelik cinsel isteksizlik, uyarılma ve orgazm yakınmalarında bu faktörün önemli payı olduğunu görüyoruz. Çünkü kadında cinsel uyarılmayı sağlayan erkeğin güçlülüğü, kararlılığı, mücadele azmi, gözüpekliğidir. Evde oluşan iktidar boşluğunu kadının doldurması daha ciddi sorunlar yaratır. Cinsel yakınmalara başvuran çiftlerde anne bağımlılığı ciddi sorun olarak ortaya çıkıyor. Çünkü annesine bağımlı kişilerde güven eksikliği, cinsel ilişkiden korkma, kaçınma, ereksiyonla ilgili kaygılar, performans anksiyetesi, çeşitli orgazm güçlükleri yaşanıyor.

    Televizyon kaynanası Semra Hanım

    Herkesin dilinde bir Semra Hanım’dır gidiyor. Televizyonda oğlu Ata’ya (23) gelin beğenen Semra Hanım. Peki kim bu Gelinim Olur musun programının sert kaynanası? Semra Yücel (52), ıstanbul’da Bayrampaşa’da oturuyor. Yarı Boşnak, yarı Çerkez bir aileden gelme.

    Boşandığı eşi Hamit Türk’le, tanıştıklarının dördüncü günü kaçarak evlenmiş. Giresun’da yapılan düğün sırasında gelin 24, damat 21 yaşındaymış. General Elektrik’te çalışan Hamit Türk’ün Almanya’ya gitme kararından sonra boşanmışlar. Hamit Bey, evlilikleri sırasında Semra Hanım’ı ve çocuklarını dövüyormuş. Boşandığında çocuklar 13 ve 11 yaşlarında ve üç aylıkmış. Hepsini yalnız başına büyütmüş. En küçük Anıl şimdi ilkokulda. Kimine göre sert mizacı havacı astsubay babasından miras. Çocuklarıyla birlikte yaşadığı dubleks daire de öyle. Kızı Seçil (25), annesinin ‘Namusuna sahip çıkmak despotluksa, annem Hitler’in kadın halidir’ diyecek kadar arkasında! Ablası Süheyla Gürbüzer (54) de. Komşuları ise nevi şahsına münhasır biri olduğunu kabul ediyor. ışte en yakınlarının ağzından bir televizyon kaynanasının öyküsü...

    Kardeşim haklı, adına layık bir gelin gelmeli

    Herkes kardeşimin tavırlarının çok sinirli olduğunu söylüyor. Biz ailecek hızlı konuşuruz. Ben de onun gibiyimdir. Biraz da o yüzden öyle algılanıyor. Bir tür panik atak herhalde. Mesela dedem de konuşurken terden yedi mendil ıslatırmış. Ama ben her durumda kendisini haklı buluyorum. Sonuçta aileye, adına da layık bir gelin gelmeli. El öpen, saygıda kusur etmeyen, örf adet bilen gelin istiyoruz. Bazıları da, annesi var olduğu sürece Ata’nın evlenemeyeceğini söylüyor. Kardeşim, yeğenlerimi çok iyi yetiştirmiştir. Ata, bazılarının küçümsercesine söylediği gibi ‘ana kuzusu’ değil, ‘annesinin kuzusu’dur. Evde telefonlar susmuyor bir defa, onunla evlenmek isteyen o kadar çok ki. Eğer orada evlenmezse, biz evlendirip, televizyonları da düğününe çağırırız, merak etmesinler.

    SEÇıL YÜCEL (Kızı)

    Namus denilince annem Hitler’in kadın halidir

    Namusuna, haysiyetine, şerefine sahip çıkmak ayıp mı? Annem bunları yapıyor. Bu despotluksa evet annem despot. Hatta Adolf Hitler’in kadın hali. Ata’nın kararlarını etkilediğini söylüyor birileri. O bizim kararlarımızı etkilemez sadece, tecrübelerini aktararak, doğru yolu bulmamızı sağlar. Bizi ayrıca çok iyi tanır. O yüzden Ata’nın ne zaman aşık olacağını annemin söylemesi bence doğru. Bu kadar tepki gelmesine şaşırmıyorum ben. Toplu taşıma araçlarında erkeklerin, hamile kadın gibi koşturup yer kaptığı bir toplumda annemin eleştirilmesi normaldir. Biz çok zor günler geçirmiş bir aileyiz. Ata aileyi tek başına yufkacıda çalışıp geçindirirdi. O yüzden birbirimize bağlıyızdır. Hálá evdeyken hep bir arada otururuz. Annemin sağladığı birlik ve dirlikten ayrılmayız.

    GÜLSEN ABAY (Komşusu)

    Bazıları susar ama Semra Teyze susmaz

    Semra Teyze, ekranda gördüğünüz gibi bir karakter. Ama kendisinin hiçbir kötülüğü yoktur. ıyi bir insandır. Bir kez kavga ettiğini görmedim. Yarışmada, bazı hareketleri hazmedemeyince, tepki veriyor. Bu insanın karakteriyle ilgili bir şey. Bazıları tepki gösterir, bazıları susar. Semra Teyze susmaz, tepki verir.

    HAMıT TÜRK (Eski eşi)

    Aynı televizyonda gördüğünüz gibidir

    Evliliğimiz sırasında sopayla filan değil ama arada bir dövüyordum. Bunlar benim kötü huylarım. Dövdükten sonra da çok üzülüyor, gidip hediyeler, çiçekler alıyordum. Bir süre sonra Almanya’ya gitmeye karar verince boşandık. Sonra döndüğümde tekrar görüştüğümüz oldu. Hatta bana, ‘Hamit ben bir dilim ekmeğe razıyım. Yeter ki bir iş bul ve nikah tazeleyelim’ derdi ama ben yine eski alışkanlıklarımı tekrarladım. Bir gün kül tablası istedim ondan. Artık nasıl söylediysem, o gün tamamen ipleri kopardı. Semra, ‘Bu yapılmalı’ dediği bir şeyden asla vazgeçmez, aynı televizyonda gördüğünüz gibidir. Ama bir tek sabah olsun, kahvaltımı hazırlamadığını da hatırlamam.’

    SEMıH ÇELEBı (Mahalle muhtarı)

    Her şeyiyle başkadır

    Semra, çocukluk arkadaşım. O her zaman ciddiydi. Hatta zaman zaman yaptırımcı. Ama çok iyi, çok yardımsever bir hanımefendidir. Sevmeyeni yoktur. Çocuklarını çok iyi yetiştirdi. Onun yürüyüşü, konuşması, oturuşu bir başkadır. Nasıl anlatsam, Semra Semra’dır.

    alıntıdır
     
    Son düzenleme: 26 Mayıs 2009