Anti-Aging Programı ile Saglikli & Genc Kalin

Konusu 'Anti-Aging - Sağlıklı Yaşam ve Yaşlanma' forumundadır ve NILBERA tarafından 19 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    19 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : NILBERA
  1. NILBERA

    NILBERA SeVGi KeLeBeĞi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    6.271
    Beğenildi:
    82
    Ödül Puanları:
    153
    Anti-Aging programı


    Sağlığınızı ve gençliğinizi uzun yıllar sürdürmek istiyorsanız, OPCnin uygulamaya koyduğu bu program kukusuz sizi ilgilendirecektir...

    Çok ciddi takip isteyen böyle bir programa başladığınızda önce periyodik kontrollarla kendi bedeninizi tanıyorsunuz; ardından dengeli gıda alarak onu beslemeyi, korumayı ve desteklemeyi öğreniyorsunuz. Amaç genç kalmak gibi doğa ötesi bir beklenti değil; yaşlılık ve etkilerini mümkün olduğunca ertelemek...

    Güzelliğin ilk şartı: Sağlık...

    Anti-Aging kelime anlamı 'yaşlanmaya karşı'dır. Bundan yola çıkarak bir bardak taze portakal suyu içmek de Anti-Aging bir davranış olmakta; çünkü C vitamininden yana zengin bir meyvenin suyunu içiyorsunuz, C vitamini de bedenin savunma sistemini destekliyor. Ama OPCnin uyguladığı gibi tıbbi açıdan kapsamlı bir Anti-Aging programa katıldığınızda, gençliğinizi ve sağlığınızı uzun vadede kontrol altında tutuyor, yaşlanmayı geciktiriyorsunuz.

    Sağlıklı ve genç yaşamak için başvurduğunuzda OPC sizden neler talep ediyor:


    1. Sağlıklı olmak: Bunun için düzenli tıbbi kontrollerinizi yaptırmanız isteniyor. Kontrollar genel muayene, laboratuar tetkikleri, kemik yoğunluk ölçümleri, kadınlarda PAP, erkeklerde PSA testi, kalp-damar sistemi takibi şeklinde. Bu kontrollerle her kişinin fiziksel özellikleri, ihtiyaçları ve eksikleri saptanmış oluyor. Akişinin artık bu verilere göre beslenmesi ve hayatını düzenlemesi gerekiyor. Tabii, kontrollerle menopoz sonrası hormon takviyesi ve hormonal dengenin korunması da programa dahil ediliyor.


    2. Dengeli beslenme programı: Eldeki verilere, mevsim koşullarına, çalışma koşullarına ve ruhsal durumuna göre kişinin beslenmesi, vitamin ve mineral ihtiyaçlarının saptanması, diyet uzmanının işi: Her ana ve ara öğün için dengeli bir diyet seçilmesi gerekiyor. Zaman zaman değiştirilebilse de genel olarak bu diyet % 40 Karbonhidrat; % 30 protein; %30 yağdan oluşuyor. Yemeklerde yeterli değerlerin alınması çok önemli. Her gün en azından 2-3 meyve yenmeli, yüksek kalorili karbonhidratlardan ve doymuş yağlardan kaçınılmalıdır. Ek besin olarak multivitamin tabletleri, 1000 mg. C vitamini, 400 ünite E vitamini, balıkyağı ve gerekli mineraller (kalsiyum, magnezyim ve çinko) alınması öneriliyor.


    3. Egzersiz yapmak: Yaşlanmaya bağlı bozulmayı önlemek ve bozulan sistemleri düzeltmek için farklı iki grupta egzersiz öneriliyor. Kasların düzenli çalıştırılması, fizik gücün arttırılması ve kalori miktarının dengede tutulması ilk grupta görünüyor. ıkinci grupta ise, bozulanı düzeltmek gibi daha zor bir egzersiz grubu yer alıyor. Bu grupta uygulanacak programların yaş, genel durum ve sorunlara göre düzenlenebilmesi için devreye dahiliye uzmanı, fizik tedavi uzmanı ve endokrin hastalıkları uzmanının girmesini gerektiriyor. Ruhsal dengenin sağlanmasına yardımcı stres programları da Anti-Aging programın bir parçası. Burada gevşeme tekniklerinden (Yoga, Tai-chi ve meditasyondan) kendinize yakın bulduğunuz birini seçebiliyorsunuz. Masaj da iyi bir gevşeme sağlayacağından bu grupta yer alabiliyor.


    4. Genç ve sağlıklı görünmek: Yaşlanmanın ilk belirtileri ciltte görülüyor. Bu nedenle OPCnin Anti-Aging programının bir bölümünü de cilt bakımı ve estetik uygulamalar oluşturuyor. Düzenli cilt bakımı ile cildin koruma altına alınması, gelecekteki estetik uygulamaların da kalitesini arttırıyor.

    Bu kontrollar yapıldığında...

    Kişinin laboratuar tetkikleri, hormon değerleri, vücudundaki kas ve yağ oranları, varsa fiziksel rahatsızlıkları tek bir dosyada toplanmış oluyor. Bu sonuçlara göre beslenme ve yaşama alışkanlıkları belirleniyor, cilt derisi incelenip sınıflandırılıyor.
    Kişiye özel beslenme; kişiye özel egzersiz programları belirleniyor Cilt bakımı, gerekiyorsa tedavisi ve kullanacağı ürünler saptanıyor. Programda birlikte çalışılacak kişi ve kurumlar tavsiye ediliyor. Gelişmeler izleniyor. Bütün sonuçlar düzenli olarak dosyaya işlenerek kişi izleniyor. Bu uzun sürecek yeni bir ayaşam tarzının başlangıcı oluyor. Bir kere başladıktan sonra yönteme alışıp doğal olarak kendinizi kontrol altında tutmaya devam ediyorsunuz.
    Çok kapsamlı bir programın ana çizgileri bunlar.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 27 Mayıs 2009
    laylaynilay bunu beğendi.
  2. 22 Ekim 2007
    Konu Sahibi : NILBERA
  3. canavar

    canavar Yılmak yok. Yola devam... Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    3.271
    Beğenildi:
    109
    Ödül Puanları:
    353
    ANTI-AGING
    Bilim adamlarının gençliği korumanın sırrını keşfetmek için uzun yıllardır yaptıkları yoğun araştırmalar sonucu yeni bir yöntem ortaya çıktı: Anti-Aging. Bu yöntemin hedefi, uzun yıllar gençliğinizi korumak ve fit kalmanızı sağlamak! Anti-Aging yöntemine göre, önemli olan ne kadar uzun yaşadığınız değil, bu yaşadığınız süreyi ne kadar kaliteli değerlendirdiğiniz! Artık şunu biliyoruz ki gençliği uzatıp yaşlanmayı geciktirmek mümkün. İnsan ömrü 125 yaş sınırlarını zorlayacak yakında. Hem de ileri yaşlarda, orta yaşlıların dinçliği ve zindeliğiyle! Bunu başarmak için yapmanız gereken, bilince dayalı sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemek ve Anti-Aging uzmanı doktorunuzun önerilerini dikkate almak.


    Yaşlanmanın pek çok sebebi var, ama en önemli 3 faktörü büyük ölçüde kontrol edebiliriz: Serbest radikaller, hormonların azalması ve sağlıksız yaşam. Siz de bu faktörlere savaş açarak, uzun yıllar gençliğinizi koruyabilirsiniz.
    SERBEST RADİKALLER
    Nefes alıp verirken vücuda giren oksijen, aynı zamanda "serbest radikal" denilen, elektronlarını kaybetmiş zararlı maddelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Serbest radikaller, buldukları dokularla birleşerek, onları, fonksiyonlarını yapamaz hale getiriyor. Bu etki 30 yaşında başlıyor, 40´lı yaşlarda artarak ilerliyor ve 50´li yaşlardan itibaren dramatik bir şekilde çoğalarak farkedilen bir yaşlanmaya ve pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Glikolizasyon ise konrolsüz şekilde inişler ve çıkışlar göstererek kan şekerinin ve insülinin dokulara zarar vermesine yol açıyor. Güçlü bir anti-oksidan sisteme sahip olmak, oksijene dayalı bir yaşam için en temel gereksinimdir. Tek hücreli organizmalar bile eğer serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirmemiş olsalardı, hayatta kalamazlardı. Oksijenle yaşayan her organizma bu tehlikeyi etkisizleştirecek sistemlere sahiptir, ancak bunun etkili oluş derecesi büyük farklılıklar gösterir. Örneğin fareler serbest radikalleri durdurmada pek de iyi değildir. Bunların DNA’larının hergün maruz kaldığı serbest radikal hücumu insanlardakine oranla on kat daha fazladır. Fareler sadece birkaç yıl yaşarlar. İnsanlar bu açıdan daha iyi durumdadır. Biz daha uzun yaşıyoruz.

    NE YAPMALI?
    Bedenin serbest radikallerle savaşan üç grup savunma hattı vardır.
    1. Birinci hatta enzim sistemleri yer alır. Bunlar DNA’da mevcut olan bilgilere göre beden tarafından üretilen moleküler araçlardır. Bu enzimler serbest radikalleri uzaklaştırır veya bunların “dikenlerini” köreltirler.

    2. İkinci hatta, bedende üretilen çok çeşitli biyomoleküller yer alır;bunlar kendi elektronlarını vermek suretiyle serbest radikallerin elektron açlığını giderirler. Bu moleküller, hücre dışı serbest radikal etkisizleştiricileri olarak bilinir. Bunlar kendilerini feda ederek hücre içinde yaşamsal önem taşıyan moleküllere, onların olmak üzere bir elektron verirler.

    3. Savunmanın son hattını besinler–bedenin dışardan hazır olarak aldığı maddeler- oluşturur. Bu takviye güçler de kendilerini feda ederek işlev görürler. Birinci gruptaki enzimler vücudumuzun doğal işleyişi içinde yer alırlar eğer dış etkiler sebebiyle (sigara, kirli hava soluma, stres yoluyla biriken toksik yük) yetersiz kalmışsa Bio-Oksidatif tedaviler sınıfına giren ozon/oksijen tedavisi gibi yöntemlerle takviye etmek gerekebilir.

    Bu enzimler, üçüncü grupta geçen ve dışardan hazır olarak alınan besinler ve kendilerini feda ederek etki gösteren biyokimyasal maddelerden (vitaminler gibi) bin kat daha etkilidir. Örneğin, E vitamini yırtıcı bir açlık içinde bulunan bir serbest radikali doyurmak için bir elektronundan vazgeçer ve böylece aslında kendisi bir serbest radikal haline gelir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 27 Mayıs 2009
  4. 4 Mart 2008
    Konu Sahibi : NILBERA
  5. hxuxrrem 2000

    hxuxrrem 2000 SEN BU SEVGİYİ HAKETMEDİN Pro Üye

    Katılım:
    14 Aralık 2007
    Mesajlar:
    5.422
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    146
    Bu enzimler, üçüncü grupta geçen ve dışardan hazır olarak alınan besinler ve kendilerini feda ederek etki gösteren biyokimyasal maddelerden (vitaminler gibi) bin kat daha etkilidir. Örneğin, E vitamini yırtıcı bir açlık içinde bulunan bir serbest radikali doyurmak için bir elektronundan vazgeçer ve böylece aslında kendisi bir serbest radikal haline gelir.
    anlayamadım da e vitamini kullanmalımıyız yoksa kullanmamalımıyız...?
     
  6. 29 Kasım 2014
    Konu Sahibi : NILBERA
  7. merlininin

    merlininin Aktif Üye Üye

    Katılım:
    18 Temmuz 2014
    Mesajlar:
    1.004
    Beğenildi:
    132
    Ödül Puanları:
    88
    E vitamini sen nelere kadirsin :)
     
  8. 7 Temmuz 2015
    Konu Sahibi : NILBERA
  9. laylaynilay

    laylaynilay Aktif Üye Üye

    Katılım:
    13 Ocak 2015
    Mesajlar:
    800
    Beğenildi:
    118
    Ödül Puanları:
    38
    teşekkürler bilgiler için.
     
  10. 9 Ağustos 2015
    Konu Sahibi : NILBERA
  11. Nihal sacak

    Nihal sacak Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    5 Haziran 2015
    Mesajlar:
    31
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    1

    Genç kalmak için az kalori….
    Günlük beslenmede kalori kısıtlaması yapılmasının yaşlanmayı yavaşlattığı ispatlanmıştır. Vücudumuza alınan besinlerin işlenmesi sonucu “serbest radikaller” dediğimiz zararlı maddeler açığa çıkmaktadır.Bunların bazı tehlikeli türleri, kanserlere bile yol açabilirler.Serbest radikallerin zararlı etkileriyle başa çıkabilmek için,vücuttaki bağışıklık sisteminin kuvvetli olması gerekmektedir.Az ve öz yemek yiyerek , doğru besinler tüketildiğinde,serbest radikallerin oluşumu azalır ve vücuda zararlı maddelerin alınması önlenir.
    Bütün besin gruplarını içeren dengeli bir diyet sağlığın ve kilonun korunması için çok önemlidir.Günlük alınan enerjinin %40 ı karbonhidratlardan,% 30 u proteinlerden ve %30 u.Yağlardan gelmelidir.Günlük ihtiyacı karşılayacak kadar vitamin ve mineral alınmalıdır.
    Sabahları mutlaka kahvaltı yapılmalı,öğün atlanmamalı,az az ve sık sık yemek yemelidir.
     
  12. 9 Ağustos 2015
    Konu Sahibi : NILBERA
  13. Nihal sacak

    Nihal sacak Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    5 Haziran 2015
    Mesajlar:
    31
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    1
    Şekere ve yağa dikkat….!Yüksek karbonhidrat kaynağı olan,tatlılar,pastalar ,börek ,çörek ,konsantre meyve suları, kola ve gazozlar vücuttaki yağ miktarını artırdıkları için ,kaçınılması gereken besinlerdir.Şeker ihtiyacı meyvelerden karşılanmalıdır.Tereyağı,margarin gibi doymuş yağlardan uzak durulmalı,ayçiçek ve mısır yağları vücutta kullanılırken, serbest radikallerin oluşumuna daha çok zemin hazırladıkları için zeytinyağı.Tercih edilmelidir.

    Protein..Öğünlerde mutlaka proteine yer verilmelidir.Salam,sosis gibi şarküteri ürünlerinden ve kırmızı etten kaçınılmalı,yağsız beyaz et,balık,süt ve süt ürünleri tercih edilmelidir.Haftada 2 öğün balığa ,haftada 2 öğünde kurubaklagillere yer verilmelidir. Etler haşlama,fırında veya ızgarada pişirilmeli yağda kızartılmamalıdır.

    Kepekli gıdalar..Kepekli veya tam undan yapılan ekmekler , rafine edilmemiş pirinç,kepekli makarna gibi kepekli tahıllar tercih edilmelidir.

    Tuz ve su..Tuzlu yemekten mümkün olduğunca kaçınılmalı,günde en az 8 bardak su içilmelidir.
     
  14. 9 Ağustos 2015
    Konu Sahibi : NILBERA
  15. Nihal sacak

    Nihal sacak Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    5 Haziran 2015
    Mesajlar:
    31
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    1
    Sebze ve meyve..Her gün 2-3 porsiyon meyve,2-3 çeşit sebze tüketmeye dikkat edilmelidir.Kabuklu yenebilen meyve ve sebzelerin kabukları soyulmamalı,yıkanırken ve pişirilirken besin değerleri kaybolmayacak şekilde hazırlanmalıdır.Sebzeleri doğrarken metal bıçak kullanmak,suda çok bekletmek % 40 lara varan vitamin ve mineral kaybına yol açmaktadır.Pişirmenin yanlış ve fazla olması da vitamin kayıplarına yol açtığından,sebzeler çiğ tüketilmeli veya buharda, haşlayarak ve ızgarada kısa sürede pişirme yapılmalı,yağda kızartmalara asla yer verilmemelidir.

    Ceviz,Fındık..Omega3 ve omega 6 kaynağı olan ceviz ve fındık hergün az miktarlarda yenmelidir Çinko,selenyum ve CO enzim-Q 10 yönünden zengin olan bu besinler,sindirim sisteminde,besinlerin emilimini artırırlar,kalp damar sistemini korurlar,enerji verirler

    Ve kansere karşı koruyucudurlar.
    Lutein..Lutein sebze ve meyvelerin,özellikle ıspanağın içinde bulunan,karoten grubundan bir pigmenttir.Göz sağlığında,kataraktın önlenmesinde, kalp,deri ,kadınlarda göğüs ve yumurtalık sağlığında da lutein çok önemli bir rol oynuyor.Antioksidan etkisiyle de,yaşlanmayı geciktiriyor,cildi gençleştirip,ömrü uzatıyor.

    Araştırmalar.Ispanak,brokolı,domates,havuç,portakal gibi lutein içeren gıdaları sıkça tüketen

    Kadınların ömürlerinin 6 yıl uzadığını ortaya koyuyor.Bu arada güneş lekelerini önlemesi de dikkat çekiyor.
     
  16. 9 Ağustos 2015
    Konu Sahibi : NILBERA
  17. Nihal sacak

    Nihal sacak Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    5 Haziran 2015
    Mesajlar:
    31
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    1
    E vitamini,Selenyum..Bazı araştırmalar selenyumun birçok kanser çeşidine iyi geldiğini göstermiştir. E vitamini
    Selenyumun aktif hale gelmesinde önemlidir.İkisi birlikte bağışıklığı artırırlar.Yeterli miktarda E vitamini alınması Kalp krizi riskini azaltır.
    Kalp sağlığı için sarımsak tabletleri diyete eklenmeli,sigara bırakılmalıdır..
    Doğru beslenme mutlaka sporla da desteklenmelidir. Araştırmalar düzenli spor yapan 60 yaşında bir kişinin,spor yapmayan 40 yaşındaki bir kişiyle aynı performansta olduğunu göster miştir. Spor kemikler üzerinde de oldukça etkilidir ve osteoporoz riskini azaltır.