Aşk Acısının Merhemidir Zaman!

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve seyran tarafından 3 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    3 Ocak 2008
    Konu Sahibi : seyran
  1. seyran

    seyran Popüler Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    852
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    Zil dururken kapının tokmağını kullanan tek insandı o…
    O yüzden kimin geldiğini anlamam zor olmadan, güler yüzle karşılardım kapımda…
    Muhakkak kızacak bir şeyler bulur ve eşikten içeri adımını atar atmaz söylenmeye başlardı.
    “Bu boncuk perdeleri ne diye asarsın kapılara? Ne anlarsın bu pis kokulu tütsüleri yakmaktan? Yine mi kahve içiyorsun? Öleceksin kızım öleceksin… Öğrenemedin mi daha ev terliği giymediğimi niye getiriyorsun? Of türkümü dinliyorsun yine o kadarda CD verdim sana!”
    Bense aldırmaz tavırlarla içeri buyur eder, yarım saat onun yakarışlarını dinler, sonra boynuna sarılır, var gücümle sıkar, hoş geldin derdim. Oysa bundan bile şikâyet ederdi.
    Fakat o da, bende bilirdik ki bir birimizin en iyi dostuyduk.
    Bir akşam yine elimde kahvem yeni aldığım kitaba dalmış okurken tokmağın, kapıyı kırarcasına vuran sesiyle irkildim.
    Sakin adımlarla kapı açtığımda özlenen dostum karşımdaydı.
    Küçük bir tebessümle içeri buyur ettiğimde her zaman ki söylenmelerini dinlemeye koyuldum…
    —Yine mi gömüldün kitaplara sen?
    —!
    —Bak soba geçmiş, umurunda değil hasta olacaksın!
    —Bu koku ne? sen yine mandalina kabuklarını mı koydun sobanın üzerine?
    —Ne biçim kokmuş evin.
    —O şal ne omzunda? bilmez misin siyah sana yakışmıyor
    —Hoş geldin!
    —Hoş buldum…
    Bak sana kestane getirdim seversin
    —Nerelerdesin sen?
    —Orda, burada, bazen de hiç bir yerde…
    —Anladım canın sıkkın
    —Hem de nasıl.
    —Ve bana ihtiyacın var.
    —Her zamanki gibi…
    —Neler oluyor?
    —Bitti…
    —Ama mutluydunuz…
    —Bitmesi gerekiyormuş
    —Üzüldüm!
    —Bende…
    Uzun süre sessizlik oldu… O nereden başlayacağını bilemiyor… Bense cümle kurmakta, teselli etmekte zorluk çekiyordum.
    “Sonbahar” dedim
    —Ne?
    —Sonbahar diyorum ayrılığa yakışıyor.
    Sonbaharın son demindeyiz
    Ayrılmak için geç kalmış sayılmazsın
    —Sonbaharı sevmem yağmur yağar ve ben ıslanırım.
    —Sen hiçbir mevsimi sevmezsin ki can!
    Yazın çok sıcak olur sıkılırsın
    Kışın üşürsün…
    Ooof dinleyecek mi? yargılayacak mısın beni?
    —Tamam tamam! Sen çay seversin ben ocağa koyayım. Sende kestaneleri diz sobanın üzerine.
    —Hatırlıyorsun değil mi? en son onunla gelmiştiniz buraya.
    —Evet…
    —Ne güzel kızdı
    —Kalbide öyle…
    —Peki, ne oldu?
    —Bitti…
    —Neden?
    —Eşine döndü
    —Anlamadım! Boşanmamış mıydı?
    —Evet, ama tekrar evleniyorlar. Şu anda nikâhı var!
    Uzun bir sessizlik…
    “Biliyor musun bizimde bitti”…dedim
    —Neden?
    —Yürümedi, Olmadı yapamadık.
    —Yakışıklı adamdı
    —Evet dürüsttü
    —Seviyor musun hala
    —Evet
    —Anladım bende…
    —Biliyorum…
    “Peki, o sevmemiş miydi seni?” dedim
    “Sevmiş ama eski eşine olan duyguları daha ağır basmış” dedi.
    “Saygı duymalıyız bu onun tercihi” dedim.
    İsyan eder tarzda konuştu
    —Ama bende onu sevmiştim. Hatta en çok onu sevmiştim. Ben onla beş yılımı paylaşmışken eski eşiyle sadece iki yıl katlanmışlar birbirlerine… Üstelik katlanmışlar diyorum paylaşmışlar değil.
    Ben onu gözümden sakınırken eski eşi dövmüş üstelik biliyor musun? Nasıl yapar bunu nasıl kıyar benim çiçeğime? Biliyorum yine incitecek, kıracak onu… O onun kıymetini bilemez derken gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
    “Peki, sen” dedim “sen nasıl izin verdin gitmesine?”
    —Git dedim arkana bakma mutlu olacaksan git hiç durma,
    Ve gitti…
    —Öyleyse kesinmiş kararı.
    —Öyleymiş.
    —Hayat dedim ne kadar tuhaf… Bir yanda insanları mutlu ederken bir yandan da üzüyor
    Ve biz ilk kez aynı acıyı paylaşıyoruz.
    Acı bir tebessüm etti dostum.
    —Bu acı beni götürür çok sürmez…
    “Hiçbir acı sonsuza dek sürmez” dedim. Şu anda yaralısın. Elbet o yaralar kabuk bağlayacak. Ve bir gün yine buraya geleceksin. Beraber gülerek o yaraların kabuklarını kaldıracağız. O zaman aynı acıyı hissetmeyeceksin. Hatta bir gün öyle kötü düşmüştüm ki dizimde kocaman bir yara açılmıştı çok canım yanıyordu. Sonra, zaman sürdüm yaralarıma bak şimdi kabukların altı bembeyaz diyeceksin dedim.
    —“Sahi öylemi olacak” dedi.
    Tabii dedim senin en iyi ilacın zaman…
    —Senin dedi
    —Beni sorma ne diye gömülüyorum bu odaya…
    Hayattan kaçış, İnsanlardan kaçış en önemlisi ondan kaçış…
    —Nasıl yani…
    —Ayrıldık. Bir süre sonra bu ilişki alışkanlık oldu ve yıprattık birbirimizi. Şimdi dışarı çıkmaya korkar oldum her gittiğim yerde her geçtiğim yolda onun izleri var ve ben onu düşünmeden bir an bile geçiremiyorum.
    Belki bir gün… Ama neyse boş ver…
    —Evet, bir gün…
    —Sorma boş ver.
    —Anladım belki bir gün yine bir araya gelirsiniz
    —Zaman can zaman…
    Aşk acısının merhemidir zaman…
    O gece uzun uzun anlattık. Çocukluğumuzu, Anılarımızı, Aşklarımızı, ayrılıklarımızı ve acılarımızı…
    Güldük, ağladık, çay içtik, kahve içtik, boğulana dek kestane yedik…
    Ve aradan tam üç yıl geçti.
    Dün akşam kapının tokmağı ile irkildim.
    Karşımda dostum.
    —Sana kestane getirdim seversin.
    A unutmadan yaralarım kabuk tuttu yolmama yardımcı olacak mısın?
     
  2. 3 Ocak 2008
    Konu Sahibi : seyran
  3. EU2

    EU2 Guest

    Zaman neyin ilaci degilki seyrancim.Cok güzel bir yaziydi sagol..
     
  4. 3 Ocak 2008
    Konu Sahibi : seyran
  5. Filo

    Filo Popüler Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2007
    Mesajlar:
    1.159
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    148
    zaman ya zamannnnnnnnnnnnn