Aşka Dair En Güzel Hikayeler ....

Konusu 'Yaşanmış Gerçek Aşk Hikayeleri' forumundadır ve aylacım tarafından 28 Mart 2007 başlatılmıştır.

    28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  1. aylacım

    aylacım Guest

    kimse duymasın kimse bilmesin diye

    Bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken...
    Kendimi sokağa atıp yağmur damlalarına gözyaşımı gizlediğimi Kimse bilmesin diye
    İçimdeki özlem yangınını, hasret sancısıyla çarpışıp çıkardığı sesleri... Kimse duymasın diye Gök gürültüsüne kaçtığımı.
    Yağmura karışan gözyaşlarımın, Toprağa süzülüp gülümün yanağına bir öpücük gibi konduğunu... Hasretimin gürültüsü gökyüzünde umarsızca dolaşırken, TESADÜF' ya gülümün gözlerine değmesini.
    Kimse bilmesin, kimse duymasın diye Gökten damla damla yağan kar tanelerinin, "YİTİRDİĞİMİZ MELEKLER'MİŞ" rivayetine inanıp... Ben beni sokağa atıp üzerine basarken kanadığım Saçlarıma, paltoma, atkıma toplansın diye kar tanecikleri Dona dona saatlerce üzerimde taşıdığım kar taneleriyle yandım. Üzerime toplanan kartaneciklerinin içlerinde belki sende varsın diye umutlanıp...
    Seni eve erimeden yetiştirebilmek için, bir hırsızmış gibi sokağımdan eve kaçtığımı Ama her defasında,kar tanelerinin gözlerimin önünde su damlası olup erittiği hayallerimi, Kimse bilmesin diye, kimse duymasın diye İÇİME KANADIM Ve son umudum olan güneşi bekledim.
    Bütün perdeleri, bütün pencereleri
    Belki güneşle geleceksin diye sonuna kadar açtım.
    NE GÜNEŞ, NE SEN Hiçbiriniz...
    Damlamadı güneş ışığı penceremden içeri, ve karanlık olunca herşey Umut güneşi hayallerimi eriterek indi gökyüzünden. Ellerimde bana kalan, kiminin küçük bir mum ışığında aydınlattığı, Benimse onca ışık demetine rağmen bir türlü aydınlatamadığım
    Hep siyah kalan ACI YÜKLÜ geceler. Kimse bilmesin, kimse duymasın diye, Belki aydınlatabilir umuduyla ateş-böcekleri aradım geceme O kadar karanlıktı ki, okadar görünmezdiki herşey, Göremedim ateş-böceklerinin ışıklarını... Kimse bilmesin, kimse duymasın diye TÜKENEN HAYALLERİMİ... Rüyalarıma taşıdım seni Kimse bilmesin, kimse duymasın diye
    Bu hayatta olmayışını, rüyalarıma sakladım seni.
    Yitirdiğim sesini duyacağım diye, kaybettiğim gözlerini bulacağım diye, Toprağa saklamadığım günkü gibi kalacaksın diye. İçimde sen olan rüyalarımda nefes alıp, uyandığımda nefesimi tutarak yaşadığım hayata meydan okudum. Kimse bilmesin, kimse duymasın diye
    Tekrar rüyalarımda, BABAM olduğunu
    Uyuduğumu kimselere anlatmadım.
    Sana benzettiğim insanlara sarılıp öpmek için kendimi zor tuttuğumu Adının harflerini kalbime gözyaşlarımla ince ince kazıdığımı Kimse bilmesin diye, Kalbi kapalı gezdim.
    Kimse duymasın diye duygusallığımı Hiçbir gözyaşımı, boşuna harcamadım. Dahası BİRTANEM Senin yaşamaktan korkup kaçtığın "ÖLÜM ACISINI" Sen bilmeyesin diye, sen duymayasın diye Ben hep içime kanayarak yaşadım. ÖLÜMÜ ŞİMDİKİ GİBİ TANISAYDIM, SENİ TOPRAĞA GÖMMELERİNE ASLA İZİN VERMEZDİM
     
  2. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  3. aylacım

    aylacım Guest

    Iletilememiş Bir Aşk Mektubu(SENİ SEVİYORUM Sözünün önemi Mutlaka Okuyun)



    İlk kez çok sevdiğim birine mektup yazmıştım ama beni sevdiğini söyleyen biri tarafından görüşmemiz engellendi ve mektubu ona ulaştıramadım ve sizinle paylaşmak istedim umarım beğenirsiniz....

    Hayat ne garip değil mi? Tam bir sona geldim derken yeni bir başlangıç sarıveriyor insanı. Dayanamıyorsun şans veriyorsun tekrar* masum bir çocuk sandığın hayata... Ama olmuyor işte; yine yakıyor* yine yıkıyor insanı...

    Birgün diyorsun* birgün görsem onu herşeyi anlatacağım* haykıracağım yaşadığım aşkı... Hayat* bu fırsatı veriyor da ama olmuyor* konuşamıyorsun. Ellerin titremeye başlıyor ve sesin arkasından...

    Sonra bir bakmışsın bitiyor onunla yaşamayı istediğin o gün.Ve gözlerini dolduran bir hisle kahrediyorsun kendini* yine olmadı diye...

    Sonra mektup yazmaya başlıyorsun. o bile günlerini alıyor.Bir yanda buruşmuş mektup denemeleri* bir yanda buruk bir kalple tekrar alıyorsun kağıdı kalemi eline.Çok farklı olsun istiyorsun mektup* tıpkı ona olan aşkın gibi...Ama her söz aynı kapıya çıkıyor; "Seni Seviyorum ... Daha büyük bir söz istiyorsun ama bulamıyorsun...

    Sonunda yılıyorsun ve mektup olarak bir tek söz yazıyorsun. İşte o söz en büyük söz oluyor senin için:

    . . . S E N İ S E V İ Y O R U M . . .
     
  4. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  5. aylacım

    aylacım Guest

    Yaşanmış Bir Sevda Masalı


    Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş.

    Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…

    Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…

    Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.

    Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler...

    Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.

    Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler.

    Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…

    Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.

    Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.

    İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....

    Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara Zehra kızın, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…

    İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir. Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler...
     
  6. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  7. aylacım

    aylacım Guest

    Ben Sana Kalbimi Verdim

    --------------------------------------------------------------------------------

    Sabah erken terminale indim. Çantamı yere bırakıp öylece beklemeye başladım. Bilinçsizce gözlerim etrafı tarıyordu, biliyorum beklemiyordun ama yinede gözlerim seni arıyordu eskiden kalma bir alışkanlıkla... Sen uzun bir zaman önce gitmiştin bu kent de biliyorum ama inatla gözlerim seni arıyordu yine de, arada geçen bunca zamana rağmen...

    Soğuktu, Ankara’ya kar yağıyordu, üşüyordum... Benim de düşlerim yağdı Ankara’ya... Ellerimi cebime soktum bir süre öylece bekledim... Sanki biraz sonra bir köşeden çıkıp gelecektin, sadece birazcık geç kalmıştın; koşarak çıkıp merdivenleri gelip sarılacaktın hasretle...

    Biliyorum uzaklardasın şimdi .. Kimlerlesin kimbilir, yalnızsın belki de benim gibi şu an..? Oralar da soğuktur belki, üşüyor musun..? hala canını sıkıyor mu, bir ömür tükettiğin bu hayat kavgası..?
    Beni sorma! Suyu tükenmiş limanların denizlerine yürüyüp duruyorum hala... Hayatımın sesi kısılmış, yaşlanmış dudaklarımdaki kelimeler, kimse aramıyor, anlamıyor beni... Unutulmuşum anlayacağın...

    Beklerken gözlerin geldi gözlerimin önüne, dudakların, duruşun, gülüşün, sevgiyle bakışın... Sonra aklım ayrılığın bir burgu gibi işlediği yüzüne bakmaya, elini tutmaya korktuğum günlere gitti. Burgu ağır ağır işliyordu içime, ağır döndüğü içinde daha çok acıtıyordu...

    Yıllardır bu terminale her gelişimde aynı acıyı duyarım, aynı özlemi hissederim, aynı hüznü yaşarım... Oysa aradan uzun yıllar geçmişti ama her şey daha dünmüş gibi gözlerimin önünde canlanıyordu...
    Ne zaman bu terminale insem içim burkulur, gözlerim durup durup dolar. Her esen yelde, yağan yağmurda, çağlayan ırmakta, uğuldayan ormanda senin kokunu duyarım...
    Her esintide soluğunu hissedip içime ferahlık dolar ve her yokluğunu yokladığımda ruhum sızlar.

    Çekip gitmiştin kalbinin bütün kapılarını kapatarak ardında.. Durmadan büyüdü içimde yokluğun. Günler aylar, yıllar geçip gitti ardına bakmadan ama sen yoktun gelmiyordun...
    Gelmiyeceğini biliyorum beklemem nafile ama yine de köşe başlarına bakıyorum belki bir köşeden çıkar gelirsin diye.. Uzaktasın oysa ki bir ömür kadar... Özlem tek yönlü bir yol işte gidip de dönmeyen...Ve sen bir yel gibi esip gittin hayatımda ardına bakmadan, ben yelkenleri kırık tekneler gibi bakakalmıştım yorgun denizler üzerinde...

    Seni ne zaman ansısam bir hüzün şarkısı kırılır kalbimde; hiç unutamadım ki seni zaten, yıllar oldu buraları terkedip gideli, yıllar oldu ayrıyız, dudaklarımız biribirinden uzak, bedenlerimiz, ellerimiz, gözlerimiz uzak. Oysa aşk karşılıklı sevmektir, dokunmaktır, gerçek aşk paylaşmaktır hayatı. Hala kulağım sesinde, gözlerim etrafta seni arıyorum, çok uzaklarda olduğunu ve gelmeyeceğini bile bile... Kırık bir tebessümdür anımsadığım, bir sevda türküsüydü adın... Herkese bir şeyler verilir belki ama ben sana kalbimi verdim... Kalbimi de alıp gittin beraber...

    Çekip gittin hayatımdan düşlerimi ve anılarımı sarsarak.. hayatımda artık mutluluk olmayacak, teselli olmayacak. Hep bir boşluk, hep acılar, hüzünler olacak...

    Şimdi güz sonu, kışa giriyoruz ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Dört mevsim çiçek açtın kalbimde, taze bir yaprak gibi yeşildin, sevgi çiçeğiydin, üzerine çiğ taneleri düşmüş kırmızı güldün, maviydin, beyazdın bütün renklerde sevmiştim seni...
    Seni severken hayatı da sevmiştim ben, dünyayı da,insanları da...

    Uçup gitti şimdi sevgi kuşları hayatımda. Günlerin, gecelerin tadı yok. Leylası kaybolmuş bir mecnunum, hiçbir çöl kabul etmiyor beni artık. Soğuk karanlık gecelerde kayıp çocuk resimleridir hüznün bir başka adı. Gittiğinden beri kayıp içimdeki çocuk...
     
  8. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  9. aylacım

    aylacım Guest

    ihanet



    Ihanetin adi göçmen bir kusa verilmis,
    Sadakatin adi ise bir serçeye

    Göçmen kus bütün bahar ve yaz boyunca
    Küçük köyün üstünde uçmus serçeyle beraber

    Küçük sinekleri, kurtlari yemisler
    Kis yagmurlariyla saha kalkmis derelerden su içmisler

    Masmavi gökyüzünde dans etmisler
    Çiçek açan agaçlara konup, papatya tarlalarinda gezmisler...

    Birbirlerine söz vermis kuslar;
    Ayrilmayacagiz diye.

    Ama kis gelmis,
    Göçmen kus adina yakisani yapmaya kararliymis,

    Serçe ise her zamanki gibi sadik
    Ama sevgi de yabana atilmaz bir gerçek

    Ayrilik aci, ihanet kötüymüs serçe için
    Yasamaksa önemli imis göçmen için

    O baharlarin tatli eglencesiymis sadece
    Gel demis serçeye benle beraber

    Baska bir bahara uçalim
    Serçe ise burda bekleyelim demis yeni bahari

    Ama kis acimasizdir demis göçmen,
    Yasayamayiz burda, aç kalir üsürüz

    Serçe hayir demis korunuruz kötülüklerinden kisin beraber
    Göçmen inanmamis serçeye hayir demis gidelim.

    Serçe için gitmek nasil bir ihanetse yasadigi yere
    Kalmakta ayni sekilde ihanetmis sevgiliye

    Ve karar vermis sevgiyi seçmis
    Uçacakmis yeni bir bahara...

    Göçmen ve serçe çikmislar yola,
    Ama serçe zayifmis,
    onun kanatlari uzun uçuslar için degil.

    Dayanamayacakmis bu yola
    Oysa göçmenin kanatlari güçlüymüs

    Çünkü o hep kaçarmis kislardan
    Hep gidermis zorluklarindan kisin yeni baharlara

    Bir firtina yaklasiyormus.
    Göçmen hizli gidiyormus firtinadan, yakalanmayacakmis

    Ama serçe iyice zayif kalmis, yavaslamaya baslamis
    Göçmene duralim demis artik.

    Biraz dinlenelim
    Göçmen itiraz etmis, firtina demis, ölürüz.
    Serçe çok firtina görmüs, kurtuluruz demis.
    Ama göçmen yürü demis serçeye
    birazdan okyanuslara varacagiz

    Serçe sevgisine uymus ve
    pesinden son bir gayretle gitmis göçmenin
    Birazdan varmislar okyanusa

    Kurtulusuymus bu büyük deniz
    Göçmen için çok iyi bilirmis buralari

    Ama serçe ilk kez görüyormus ve sanki
    Gökyüzünden daha büyükmüs bu yeni mavi

    Serçe artik dayanamiyormus,
    Son bir sevgi sesiyle seslenmis göçmene

    Artik gidemiyorum.... Göçmen serçeye bakmis,
    Bakmis ve devam etmis........

    Okyanus çok büyükmüs, serçe ise çok küçük
    Serçenin sevgisi de çok büyükmüs ama göçmen çok küçük...
    Mavi sularinda okyanusun bir minik SADAKAT ...
    Yeni bir baharin koynunda koca bir IHANET
     
  10. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  11. aylacım

    aylacım Guest

    Ölümüne sevda

    Zengin genç kız kalp hastasıdır. Ailesi kızı kurtarmak için
    seferber olmuştur. Tek yol kalp nakli ama nerden bulunacak?
    Gazetelere ilan verilir ama hiçbir yanıt gelmemiştir. Genç kız
    hastane odasında günden güne solmaktadır. Ailesi istemediği için
    ayrılmak zorunda kaldığı yoksul sevgilisini düşünmektedir.
    Delikanlı "Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim
    var" demiştir zamanında. Genç kızında istediği budur ama lanet
    olası para ayırmıştırdır onları...
    Oysa genç kızın kurtulması için para çözüm olamıyordur.
    Sevgilisin
    düşünmeye devam etmekdedir kız. Ayrıldıklarından bu yana 5 yıl
    geçmiştir. "Kimbilir evlenip çoluk çoçuğa karışmıştır" diye
    düşünmektedir. Genç kız bunca yıl başka hiç kimseye açmamıştır
    kalbini. Sevgili yanında olsa hastalık daha da dayanılır olacaktır.
    Ama yoktur... Zaten ölümde umrunda değildir genç kızın. Sevgilisini
    bir tek kez görmek istiyordur sadece. Ölmeden önce sadece bir tek
    kez...
    Birden babası giriverir odaya ve müjdeyi verir. Aranan kalp
    bulunmuştur. Genç kız ameliyata alınır, o gece hayatını kaybeden
    bir gencin kalbi nakledilir. Genç kız iyileşir ve evine döner. Eve
    döndüğü zaman da kapının önünde bir zarf bulur. Heyecanla zarfı
    açar ve okumaya başlar:
    "Sevgilim senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe 2 sevginin
    sığmayacağını bildiğimden;
    Ne bir kimseyi sevebildim
    Ne de bakabildim...
    Her günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü özlemin daha da artıyordu.
    Her
    gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında olmayı
    istedim.
    Ve sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime. Ve bir gün her
    şeyi değiştirebilecek bir fırsat çıktı önüme. Bu fırsatı
    değerlendirmeyip,
    kendime haksızlık edemezdim... Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara
    gittim, ama artık her gece her daim seninleyim. Sana hep sözünü ettiğim
    kalbime iyi bak olur mu? Çünkü gözyaşlarımla adını yazdım ona. Seni
    senden
    bile çok seven bir sevgi var kalbinin içinde!...
     
  12. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  13. aylacım

    aylacım Guest

    Sevmek mi, Sevilmek mi? Hikayesi

    Genç kız nihayet uyanmıştı. Tüm gece boyunca uyumuştu. Gözlerini ovuşturdu. Elbiselerini düzeltti. Şaşkındı.

    - Neredeyim ben? Siz kimsiniz?

    - Demek dün gece neler olduğunu hatırlamıyorsun?

    - Çok içtiğimi hatırlıyorum o kadar...

    - Evet, kapıyı sana açtığımda çok sarhoştun gerçekten. Kapıyı açar açmaz bana ilk söylediğin söz suydu:

    "Ben Tanrı'nın hediyesiyim" Genç kız bu söz karşısında utancını gizleyemiyordu. Bir şeyler söylemek istiyor ama nereden başlayacağını da bilemiyordu. Şaşkınlığını biraz olsun gizlemek için:

    - Peki ya sonra ? dedi.

    - İşin doğrusu ben Tanrı'dan böyle bir hediye beklemiyordum. Şaşırdım bir an. Gerçeği arayan birisine senin gibi bir serabın gösterilmesi doğal gelmedi bana. Ben bunları düşünürken sen de şu anda yattığın yerde sızıp kaldın zaten.

    - Dün geceden beri yerde mi yatıyordum? Diye sordu şaşkınlıkla.

    - Evet, düşüp sızdığın yerden kaldırmadım. Biliyorsun seraba dokunulmaz. Bütün gece Tanrı'nın seni almasını bekledim. Ama görüyorsun ki hala gelmedi. Sahi söyler misin sen hangi Tanrı'nın hediyesisin böyle?

    Ferda sitem dolu bir utangaçlıkla:

    - Lütfen benimle alay etmeyin, dedi.

    - Alay etmiyorum. Sadece seni anlamaya çalışıyorum. İstersen önce sana bir kahve yapayım da kendine gel. Kemal kahveleri getirdiğinde Ferda biraz olsun kendine gelmişti. Üzerindeki yabancılığı atmaya, doğal olmaya çalışıyordu.

    - Benim adim Ferda. İki sokak ilerideki sitelerde oturuyorum. Dün gece için özür dilerim. Arkadaşlarla yasadığım bir çılgınlıktı o kadar. Çok utanıyorum.

    - Ben de Kemal. Bu evde tek başıma yaşıyorum. (Bir an duraksadı Kemal). Senin hakkında ne düşündüğümü merak ediyorsun değil mi?

    - Biraz öyle...

    - Hiç... Hiçbir şey düşünmedim.

    - Neden?

    - Özel olarak hiçbir insan üzerinde düşünmem pek.

    - Gecenin yarısında kapını çalıp evinde yatan bir kız hakkında bile mi?

    - Evet...

    - Çok garip bir insansın.

    Kemal sustu... ve sonra

    - Söylesene maskeli bir baloda insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün müdür sence?

    - Tabii ki değil.

    - İşte şu toplumda gördüğün bir çok insan ve sen... Hepiniz maskelerinizle yaşıyorsunuz. Su toplum maskeli bir balodan farksızdır bence. Hem de zamana, kişilere ve olaylara göre her an değişen maskelerin kullanıldığı bir balo... Bu yüzden pek anlamlı gelmiyor bana insanlar üzerinde düşünmek.

    - Kendini soyutluyorsun insanlardan.

    - Öyle de denebilir. Zaten toplum ferdin en büyük düşmanıdır bence. Bu yüzden insanlardan hiçbir şey almamayı yeğliyorum. Buna rağmen her şeyimi vermeye de hazırım onlara.

    - İnsanların sevgisini de reddeder misin, örneğin?

    - En başta onu. Bugünün sahte sevgileri bir insanin kalbini yaralamak için seçilen en tehlikeli yoldur.

    - Ama insan hiç sevilmeden yasayamaz ki...

    - Bunda yanılıyorsun. İnsan sanıldığının aksine sevilerek değil severek yaşar. İnsan sevilmek ihtiyacında olan zayıf bir varlık değildir. Kısacası sorun bence sevilmek değil sevmektir.

    - Sevdiğin halde sevilmiyorsan?

    - Sevilmek senin sorunun değil onun sorunu. Bence sevmek bir insanı kendi içinde hissetmendir. Sevilmek ise kendini bir insanin içinde hissetmen. Anlayabiliyor musun? Sevmek seni zenginleştirir, sevilmek değil. Bunu evreni kapsayacak şekilde de düşünebilirsin.

    - Nasıl yani?

    - Evrensel anlamda sevmek kainatı kendinde seyretmek, sevilmek ise kendini kainatta seyretmektir. Ferda'nın kafası karışmıştı. Hiç bu kadar derinlemesine düşünmemişti sevgi üzerine.

    Bunu fark eden Kemal:

    - Bunları bir anda anlamak sana güç gelebilir. Ama biraz düşünürsen umarım anlayabilirsin. Şunu unutma ki insanlık bugün ikinci tas devrini yaşıyor. Birinci taş devrinde insanlar yumuşacıktı. Sevgi sayesinde her şey yumuşacıktı. Sadece evleri ve aletleri taştandı. Simdi ise her şeyimiz yumuşacık, yüreklerimiz taş gibi. Hatta taştan da katı. Çünkü öyle taslar vardır, üzerlerinde otlar yetişir ve öyleleri de vardır ki... Kemal'in gözleri nemlendi bunları söylerken. Yılların acılarını, ihanetlerini, buruklukların, kelimelere döküyordu aslında. Ağlamaklı bir hale dönüşüyordu sesi kesik kesik...

    Uzun bir sessizlik oldu. Bütün bir hayat şeridi geçti Ferda'nın gözleri önünden. Eğer Kemal'in anlattıkları doğruysa sevgi hiç olmamıştı hayatında. Bir anda gözleri duvarda bir çerçevede olan mısralara takıldı:

    "Donuk sevgiler çağındayız Sıcak sevgiler cehennemde yanıyor Sevgi... Yaşanmayacak kadar güzel, Fark edilmeyecek kadar sade, Duyulmayacak kadar doğaldır."

    Kemal duvarda ağlayan bir çocuk portresi gösterdi Ferda'ya:

    - Biliyor musun bir çocuğa verilecek en değerli besin şefkattir. Ve de cesaret. Bunlar öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, denge bozuldu mu işte şu insanları görürsün karşında... Şefkat ve cesaret kurbanları... Kimileri aşırı şefkatin yanında cesaretsiz büyütülürler. Bu insanlar küçücük bir dünya kurmak isterler kendilerine. Güçsüzdür bu insanlar, kolayca kırılırlar. Dünya çok acımasızdır öylelerine göre... Kendilerini sevecek birilerini ararlar hep. O kadar yoğunlaşırlar ki bazen şiddetli bir arzuyla birine doğru akmak isterler. Cesurca sevemezler. Cesareti öğrenememiştir bu insanlar. Öte yandan da cesur insanlar... Dünyayı bile devirebilirler. Ama basit bir sevgi oyunuyla kolayca yıkılıverirler. Dünyayı titretecek cesareti taşıyan bu insanlar kalplerine dokunan bir parmakla diz üstü çöküverirler yere. Ve su sözleri duyar gibi olursun onlardan: " Dağ düştü üstümüze Yıkılmadık ama İnsan değdi tenimize Acısı yıktı bizi...! Cesaret onları o kadar sertleştirmiştir ki sevdikleri insanı kolları ile kalpleri arasında neredeyse öldürür.

    Kemal sustu birden. Ferda bir şeylerin olduğunu hissetmişti. Çözmek istiyordu Kemal'i.

    - Niye sustun?

    - Bana ne şefkati öğrettiler nede cesareti.

    - Ama tüm bunları biliyorsun sen

    - Nasıl olduğunu merak ediyorsun değil mi, anlatayım. Bir an durdu sonra:

    - İnsanların nefretinden sevgiyi, ihanetlerinden sadakati, korkaklıklarından cesareti öğrendim.

    - İnsanlar bu kadar acımasız mi? Gerçekten seven insanlar yok mu hiç?

    - Bırak sevgilerini gülmeleri bile doğal değil onların. Seni senin için değil kendileri için severler. O kadar iyi o kadar güzel ve o kadar haince severler ki hayran olmamak elde değil biliyor musun? Sevgi ve ihaneti sanatsal bir uyarlamayla o kadar güzel sahneye koyarlar ki son sahnede öleceğini bile bile seyredersin oyunu. Mükemmel bir katildir onlar. Seve seve öldürürler seni. Dudaklarından sevgi sözcükleri yükselir. Yapacağın tek şey gözlerini kapatıp sevgi atmosferi içinde sevgi sözcüklerinin sağanak yağmuru altında ölümü beklemendir. Anlıyor musun?

    - Sen sevilmekten korkuyorsun

    - Belki...

    - Neden? - Neden mi? Ben her insani kalbime misafir edebilirim, sevebilirim yani. Kalbimden eminim çünkü. Sevdiğim insani rahatsız edecek hiçbir şey yok kalbimde. Ama kimsenin kalbine girmek istemem. Çünkü bilmiyorum nelerle karsılaşacağımı. Bilmiyorum hangi tuzaklar bekliyor beni. Ve bilmiyorum o insan bunlardan haberdar mı?

    - Fikirlerimi alt üst ettin. Her şey karıştı. Sevmek sevilmek, nefret sevgi... Hatta şu ana kadar gerçekten yaşayıp yaşamadığımı düşünüyorum.

    - Aslında sana anlattığım her şeyi kendinde bulabilirsin.

    - Nasıl?

    - Kendini tanıyarak... Yalnız kaldığın anlarda...

    - Yalnızlıktan kaçmışımdır hep...

    - Yalnızlıktan kaçmak kendinden kaçmaktır. Bir düşünsene, doğarken de yalnızsın, ölürken de. O halde yasarken yalnızlıktan kaçmak anlamsız değil mi?

    - Yalnızlıkta insan ne bulabilir ki sıkıntı ve boşluktan başka?

    - Kendini gerçekten tanıyabilseydin uzaydaki derinlikten daha derin bir iç uzayın olduğunu görebilirdin. Bizler ruhumuzu öldürüyor sonra başına geçip ağıt yakıyoruz... Benliğindeki zenginliği fark etseydin dünyada ikinci bir insan aramazdın biliyor musun?

    - Anlamadım!

    - Dünyada bir tek kişi vardın aslında. O bir tek kişinin içinde beş milyar insan.

    - Benliğim bu kadar kalabalık mi?

    - Evet. Benliğin tüm varlığın merkezidir. Tüm acılar ve sevinçler yüreğinde gizlidir senin. Ölenleri yüreğine gömdüğün gibi doğacak çocuğun kalbi de senin içinde atar. Hem acıyı hem sevinci yaşarsın iç içe, yan yana... Hatta o kadar acı çekersin ki acı, acı olmaktan çıkar...

    - Sözlerin çok karışık.

    - Belki haklısın bu konuda. Bazı insanlar başlı başına paradokstur. Düşünceleri de öyle. İnsanlar paradoksal düşünmeye alışık değiller. Bu yüzden anlaşılmıyoruz. Zaman bir hayli ilerlemişti. Ferda izin istedi. Zihni o kadar dağılmıştı ki hiçbir şey söylemeden çıktı evden. Bütün gece boyunca Kemal'in sözleri ile uğraştı Ferda. Bazen onu anladığını düşünüyor, bazen saçmaladığına karar veriyordu. Her şeye rağmen hayranlık duyuyordu ona. Ara sıra arkadaşlarına anlatmak istiyordu onu. Ama kimsenin anlamayacağından emindi. Günler geçiyor, yüreğinde Kemal'e, karşı konulmaz bir sevgi taşıdığını hissediyordu Ferda. Her geçen gün biraz daha büyüyordu sevgisi. Aylar geçmiş ama bir türlü ona gitmeye karar verememişti. Çekiniyordu. İnsanlardan bu kadar uzak biri onun gibi deli dolu bir kızı ciddiye alır miydi? "Hiç kimse sevgiyle dirilmeyecek kadar ölmüş değildir hiçbir zaman". Evet, bu söz de onun değil miydi? Nihayet karar verdi Ferda. Gitmeli ve ona sevdiğini söylemeliydi.

    Ferda Kemal'in evine gittiğinde büyük bir şaşkınlık geçirdi. Evde kimse yoktu, taşınmıştı... Evin bekçisi yaklaştı Ferda'ya:

    - Kızım, adinizi öğrenebilir miyim?

    - Adım Ferda, Kemal Bey taşındı mi?

    - Evet kızım, taşındı. Ve kimseye söylemedi nereye gittiğini, bana bile. Bir mektup bıraktı sana. Gelirse verirsin dedi. Ferda mektubu aldı. Tereddütlü adımlarla evine gitti. Yıkılmıştı. Derin bir boşluk hissetti yüreğinde. Birden ümitle doldu yüreği. Belki de onu yanına çağırıyordu.

    Sabırsızlıkla mektubu açtı. "Ey sevgili, Seni sevip sevmediğimi söylemeyeceğim. Ama sevgiyi öğretebildim sana sanırım (ne kadar öğretilebiliyorsa). Dilerim kalbine kalbimden verdiğim şey yüreğinde yeşerip meyve verir. Böylece ne sen bende kaybolacaksın, ne de ben sende. Sen beni kendinde, ben seni kendimde bulmuş olacağım. O zaman hiç ayrılmayacağız.

    Sakin sevgimle seni tuzağa düşürdüğümü sanma. Sevgi hayatin hem çekirdeği hem de meyvesidir. Bir ağaç, meyvesiyle seni kendine çağırıyorsa bu bir aldatma sayılmaz. Unutma ki ağaç meyvesine çağırır, kendisine değil.

    Ey sevgili, Sen bir sığınak arıyorsun ama ben durulmaz bir fırtınayım. Sen kendinin sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barışı arıyorsun. Bense tüm kötülüklerle savaşmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yıldızlara sığınmak istiyorsun. Bense kendimi yeryüzüne karşı sorumlu tutuyorum. Sen bir ağacın gölgesine sığınıp yaşamak istiyorsun. Bense ülkemi arıyorum. Yolları aydınlık, insanları ümitli ve huzur dolu olan bir ülke. Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense haykırıyorum.

    Sakin unutma:

    Kalbim paylaşılamayacak kadar senindir. Seninle bile. (Ama bilmiyorum sen bu kadar bende misin?) "
     
  14. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  15. aylacım

    aylacım Guest

    şehrazat'ın hikayesini bilmeyenlere...


    Bir zamanlar Fars diyarının Şehriyar isminde bir hükümdarı varmış. Hani şu Binbir Gece'deki Onur'un çok sevdiği atına verdiği isim... Şehriyar,
    Hindistan'dan Çin'e kadar uzanan bütün toprakların kralıymış.

    Ama bunca güç, bunca kudret bir gün karısının kendisini aldatmasının önüne geçememiş. Başına gelen acı olay yüzünden deliye dönen Şehriyar, artık
    bütün kadınların nankör ve sadakatsiz olduğuna inanmaya başlamış.

    Önce karısını öldürtmüş. Ardından da vezirine, kendisine her gece başka bir kadın getirmesini emretmiş. Her gece yatağına yeni bir gelin alan
    Şehriyar, geceyi geçirdikten sonra tan vakti kadınları öldürtüyormuş. Çünkü artık yatağına aldığı hiçbir kadının gün yüzü görmesini istemiyormuş.

    Bu durum yıllarca böyle devam etmiş. Fars diyarın ın genç kızları kan ağlamakta, Kral Şehriyar ise akan kana doymamaktaymış. Derken bir gün
    vezirin güzeller güzelli, akıllılar akıllısı kızı Şehrazat' ın aklına bir plan gelmiş. Ve bir sonraki gece, karısı olarak Kral Şehriyar' ın koynuna girmiş.

    Şehrazat, her gece tan vaktine kadar süren masallar anlatmaya başlamış Şehriyar'a. Büyülü gözleri ve sihirli sözleriyle aşık etmiş kralı kendisine.
    Ancak hiçbir masalın sonu gelmiyormuş güneş doğmaya başladığında. Ve masalın sonunu merak eden Şehriyar, Şehrazat' ın ertesi
    gece masala kaldığı yerden devam edebilmesi için sürekli idamını erteliyormuş.

    Gel zaman git zaman Şehrazat tam 1001 gece boyunca masal anlatmış yüreği yaralı krala. Bu arada da üç tane çocukları olmuş. Ve Şehriyar, kadınlara
    duyduğu öfkeyi unutmuş. İdam kararı kaldırılmış, Fars diyarının kadınları bayram yapmış.

    İşte tarihi günümüzden bin yıl öncesine kadar uzanan Binbir Gece Masalları'n ın gerçek öyküsü bu. Tatlı dilli ve sadık kalpli kadının,
    Şehrazat' ın, dünyanın en acımasız kralı Şehriyar' ı sevgiyle değiştirdiği muhteşem masal..
     
  16. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  17. aylacım

    aylacım Guest

    Şeytanla Meleğin dansı


    Birgün melek ile şeytan karşı karşıya gelmişler...
    İkiside birbirinin gözlerine bakıp gözlerinde ifadeyi okumaya çalışıyormuş...
    Melek şeytanın yüreğinde kesin bir fesatlık olduğunu, şeytan ise meleğin yüreğinin ne kadar temiz olduğunu biliyormuş....
    O sırada çok güzel bir müzik çalmaya başlamış...
    Şeytan ellerini meleğe doğru uzatmış.. ve "benimle dans edermisin" demiş...
    Melek bunu duyunca birden şaşırmış ve o anda birden elini şeytana uzatmış ve dans etmeye başlamışlar...
    Çalan müzik o kadar güzelmişki ikiside birden romantik saatlere mahkum olmuşlar ve melek biran şeytanın içindeki kötülükleri unutmuş...
    Şeytan dans sırasında meleğe dönmüş ve "seni seviyorum..ya sen?" demiş...
    Melek yine bir şok daha yaşamış...
    Durmuş ve düşünmüş bir an.." Şeytan neden bana böyle birşey desin ki..
    Ama olsun yineden bende ona gerçek olmasa bile bir cevap vereyim" demiş içinden...
    Ve melekte şeytana dönmüş "bende seni seviyorum" demiş...

    İŞTE O GÜN YERYÜZÜNDE DÜRÜSTLÜĞÜN ROMANTİZME BOYNUNU BÜKTÜĞÜ İLK AN OLMUŞ....
     
  18. 28 Mart 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  19. aylacım

    aylacım Guest

    intahar etmeden önce yazdığı gercek aşk hikayesi


    daha 17 sinde tanıdım onu.her görüşümde ona olan sevgim çoğalıyordu.sevdiğimi söyleyemedim belki kaybetmekten korkuyordum.ama onun için ölürdüm.tam 1,5 yıl platonik yaşadım aşkımı.her gün görüyor ama konuşmuyorduk.birbirimizi fazla tanımıyorduk.bizim mahallede oturuyordu.bazen evimin önünden geçiyordu.ben ona aşıktım.artık dayanamadım teklif ettim.bana verdiği cvp olmaz benim arkadaşım var dedi.o an yıkılmıştım kendimi bilmez olmuştum.aradan 1 hafta geçtikten sonra arkadaşından haber gönderir telofon numaramı istedi.anlayamadım ama yinede verdim.2 gün sonra telofonumda üst üste çağrılar gelmeye başladı onun olduğunu anlamıştım.sonra herşey olmasını istediğim gibi ilerliyordu sanki yeniden doğmuş gibiydim.ona diğer arkadaşını sordum. benim için ayrılmıştı.o gün anladım ki bir gün benden de ayrılacaktı bunun olmaması için elimden geleni yapacaktım.yaşadığım güzel günler 6 ay sürdü bana yazdığı msj da senden ayrılmak istiyorum beni arama yazmıştı.çünkü başka birisi varmışnasıl olurda beni terk eder diye dşündüm ama oldu o beni terk etti hayat durdu düşünemez oldum çünkü o yoktu bana sarılacak elimi tutacak kişi yoktu acaba bütün kızlarmı böyle yoksa sadece benimkimi?hiç anlayamadım.ondan sonra hayatıma kimseyi sokmadım her günümü o düşünmekle geçirdim.düşünürken onsusluğu unuttum çünkü düşlerimde yaşıyordu.ayrıldığımızdan buyana 2 yıl geçti onu hala unutamadım.bi gün onu gördüm hiç değişmemiş aynıydı.gülüşü,bakışı herşey aynıydı.duydumki oda sevdiğinden ayırlmış.oda mutsuzmuş.daha sonra yine karşılaştık ona tekrar gel desem gelecekti ama diyemem,diyemezdim ben onu içime gömdüm unutmadım onu hiç sevmekten vaz geçmedim.bana çok kötüyüm ben bunu hak edecek ne yaptım diye sordu.bir şey diyemedim çünkü ben onu hala seviyordum ona beni yaşarken öldürdüğünü beni bu hayatta nedensiz bıraktığını söyleyemedim.beni hala düşündüğünü ve sevdiğini söylüyordu inanmadım.ona bundan sonra yanında olmayacağım.olamayacağım istesemde istemesemde.sevdim seni bir zamanlar ,hala seviyorum ve benden sonrada mutlu olmanı istiyorum olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak ben olmayacağım keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler keşke döndüre bilsek zamanı geriye senden kalan boşluğu kiminle doldururum bilmiyorum sen hayatıma renk katan sen hayatımdaki nedendin senin istediğin gibi olmadımı?bunu sen istemedinmi? uzun süre bana baktı ve elvada dedi gitti.2 saat sonra intihar ettiğini duydum. o ölmüştü artık o hiç yoktu ben buna dayanamazdım bana ik cümle yazmış elvada aşkım elvada birtanem elvada sevgilim elveda sana.artık yaşamanın hiç bir anlamı kalmadı benim de yanına gitme zamanım gelmişti.elveda hayat elveda geride kalanlar elveda herşeye elveda....................................BU GERÇEK YAŞANMIŞ BİR HİKAYEDİR.HİKAYEYİ YAZAN ŞU AN KARA TOPRAKTADIR.ÖLMEDEN ÖNCE BU HİKAYEYİ YAZIP İNTİHAR ETMİŞTİR.
    BU HİKAYEYİ SİZİNLE PAYLAŞMAMIN NEDENİ GERÇEK AŞKI BİLMENİZİ İSTEDİM.İKİSİ DE ŞU AN YANYANA YATIYORLAR