Aşkta öğrenilmiş çaresizlik

Konusu 'Psikoloji - Ruh Sağlığı ve Hastalıkları' forumundadır ve suavea tarafından 3 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    3 Kasım 2007
    Konu Sahibi : suavea
  1. suavea

    suavea Aktif Üye Üye

    Katılım:
    22 Ocak 2007
    Mesajlar:
    710
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    86
    Son yıllarda aşk da hızlı tüketilenler listesine girince, kafalar karıştı. Psikolog Dr. Işın Akı’ya sorduk, ''Aşk bir gerçek mi, yoksa Adem’le Havva’dan kalan bir masal mı?'' - Seniz Erten




    Grup dinamiği, çekirdek aile ve kadın-erkek ilişkileri konusunda çalışmaları bulunan Dr. Işın Akı’yla aşkın hallerini konuştuk. Akı ''Aşkın bir ömrü var ve bu ömrün süresini uzatmaya çalışmamak gerekiyor. ‘Ben âşık oldum. Bunu senelerce sürdürmeliyim’ gibi saplantılar yapmamalı. Aşk sevgi ve güvene dönüşebilmeli'' diyor.

    Aşk bir gerçek mi, yoksa Adem’le Havva’dan kalan bir masal mı?

    Aşkın hormonların etkisiyle oluşan bir gerçek olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte aşkın bir ömrü var ve bu ömrün süresini uzatmaya çalışmamak gerekiyor. ''Ben âşık oldum. Bunu senelerce sürdürmeliyim'' ya da ''Ben aşk evliliği yaptım. Bu aşkı senelerce sürdürmeliyim!''gibi saplantılı olmamalı. Aşk sevgi ve güvene dönüşebilmeli.

    Aşk hormonların etkisiyle oluşuyorsa eğer, o kadar insanın içinde neden ‘O’ kişiye âşık oluyoruz da başkasına olmuyoruz?

    İkinci bir nedeni, bilinçaltımızdaki kalıplar, programlamalar, dinamikler. Bir başka neden, sosyal statü. Benim yanımda kim olmalı? Ailem, arkadaşlarım ne der?

    Bilinçaltı kalıpları nasıl etkiliyor kime aşık olacağımızı?

    Ailede yetiştirilme şeklimiz ve günlük yaşantımızdaki bazı şeyler ‘O’ kişiye çekilmemize sebep oluyor. Her çocuk mutlu hissetmek, sevilmek istiyor. Şimdi ebeveynlerinden beklediği ilgi ve sevgiyi alamayan bir çocuk düşünün. Bu çocuk büyüdüğünde, anne-babadan sevgiyi alamadığı için gidip onu sevmeyen birini bulabilir. Ona kendini sevdirmek için uğraşırken aslında bir yandan da bilinçaltında ebeveynine sevdirmeye çalışıyor olabilir.

    Sanal aşklar ‘ilişkiler’ aşkın ne halidir?

    Kişi zaman zaman kendisini test etmek ister. ''Hâlâ beğeniliyor muyum?'' gibi. İnternette bunun karşılığını, örneğin kendinin on sene önceki fotoğrafını koyanlar olarak görüyoruz. Genellikle o test, gün gelip kişiler gerçek dünyada buluştuklarında ya da ilişkide ufacık bir baskı oluştuğu anda başarısız oluyor .

    Çocuklarının ‘mükemmel’ olması için uğraşan süper anneler, süper babalar var... Bu mükemmeli yaratma arzusu ileride çocuğun duygusal hayatını nasıl etkiliyor?

    Mükemmelliyetçi ebeveynin çocuğu, ilerki yaşamında genellikle öğrenilmiş çaresizlik yaşıyor.

    Öğrenilmiş çaresizlik nedir?

    Size bir deney anlatayım. Büyük bir akvaryuma küçük ve büyük balıkları koyarlar. Normal olarak büyük balıklar, küçükleri yemektedir. Daha sonra akvaryumu cam bir bölme ile ikiye ayırır ve küçük balıkları bir tarafa, büyükleri öbür tarafa koyarlar. Büyük balık, küçük balığı yemek için yaklaştığı her seferde cam bölmeye çarpar. Bir süre sonra cam bölmeyi kaldırdıklarında, büyük balık, küçük balıkla burun buruna gelse bile bir şey yapmamaktadır.

    Şu anda İstanbul’da bir sürü kadının ‘Erkek yok!’ diye üzülmesi de bir öğrenilmiş çaresizlik midir?

    Tabii ki...

    Mükemmelliyetçi babanın kızları evlenince ne oluyor?

    Bir süre sonra ''eşim nasılsa beni beğenmeyecek'' deyip geri çekilmeye başlıyorlar. Nasıl olsa yaptığım yemeği beğenmeyecek, nasıl olsa saçımı fark etmeyecek, nasıl olsa bu işi de başaramayacağım gibi...

    Bıktırana kadar aşkını anlatanlar

    Ben bu aşkın hormonal olmasını hiç romantik bulmadım, ne diyeyim...

    Aşk için, hep kalbim çarptı âşık oldum deriz. Ancak sanıldığı gibi aşkın simgesi gerçekte beyindir. Beyin sinir sistemini, bu sistem de kalbi etkiliyor. Kalp atışındaki hız,beyinden gelen sinyallerle olmakta.Tüm duyguların kaynağı olan hormonlar, beynin limbik sisteminde var oluyor (limbik sistem koku, işitme, görme, doku hislerinin edinilmesinde etkin bölge). Aşk, bazen insanların aklını başından alır. Neden aşıklar ummadığımız davranışları gösterir. Hatta biz onlar için; âşık oldu,tuhaf biri oldu deriz. İtalya’da Pisa Üniversitesi’nde aşıkların düşünme ve davranış biçimlerinde obsessive compulsive bozukluk yaşayanlar denilen takıntılı düşüncelere rastlanır. Obsessive compulsive bozukluk yaşayanlar gerçek bir nedene dayanmadan sürekli endişe duygusu yaşarlar. Bu davranışı yok etmek için bir gün içinde sürekli kapıları kontrol edebilirler, ellerini defalarca yıkayabilirler, vb. Buna neden olan ise ''serotonin hormonunun'' düzeyinin düşük olmasıdır. Bu hormonun düzeyinin düşük olduğu bir grup karşımıza çıkar.

    Bıktırana kadar sevgililerini anlatan insanların serotonini mi düşük yani? Şunu daha önce söyleseydiniz ya...

    Evet, âşığın, insanları bıktıracak kadar sevgilisinden söz etmesi ve yoğun bir şekilde ısrarla onun hakkında düşünmesinin nedeni serotonin hormonu düşüklüğü. İngiliz bilim adamları ise aşkı formülle anlatmışlar.


    AŞKIN FORMÜLÜ?

    Psikolog.Dr. David Lewis ve matematikçi Al Phillos ve aşk ilişkileri uzmanı Flic Evarett’in formülü sayesinde gerçek bir aşk yaşayıp,yaşamadığınızı sayılarla ortaya koyabilirsiniz. Öncelikle sevgiliniz ve kendiniz için 1’den 10’a kadar puan verin sonra bu sayıları denklemde yerine koyun...Aşkınızın gücünü ölçün.

    H: Sevgilinizi düşünme sıklığınız.
    Y: Ona kendinizi ne kadar yakın hissedersiniz.
    G: Onun size gösterdiği yakınlık.
    D: Kendinize verdiğiniz değer.
    K: Sevgilinize verdiğiniz değer.
    F: Aşk hormonu olarak bilinen Feronom’un değeri sabit 8 sayısıdır.

    Aşk=(H +K+F)/2+[3(G+Y)/(20(5-D)+10)]


    Değerlendirme:
    8 ve üzeri=ateşli ve romantik aşk söz konusu
    5-6 arası=sıcak bir ilişki söz konusu
    4-5 arası=iki taraf da birbirine biraz ilgisiz
    4’den az=aşk yok gibi
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 2 Ekim 2008