Aşktan sonra nişanlanıp evlenmek

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve ema1 tarafından 9 Kasım 2009 başlatılmıştır.

    9 Kasım 2009
    Konu Sahibi : ema1
  1. ema1

    ema1 Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdlr Pro Üye

    Katılım:
    10 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    19.460
    Beğenildi:
    7.408
    Ödül Puanları:
    238
    [​IMG]

    Aşktan sonra nişanlanıp evlenmek – ve daha sonra sadece kavga.

    Günlük yaşantı, yıllar geçtikçe her ilişkiyi zedelemeye başlıyor. Ancak, bu krizden çıkmanın yolları var.

    ısviçre’de her evlilikten ikisi boşanmayla sonuçlanıyor. ıstatistiklere göre, ayrılıklar en çok 7 ila 15 yıl arasında beraber yaşayan çiftlerde görülüyor.

    Sorun yaşayan çiftlerle seanslar düzenleyen birçok terapistin buluştukları ortak nokta şöyle: “Ortak yaşam iş hayatı, stres, zaman kısıtlılığı ve kendini gerçekleştirme arasında bir ip cambazlığına benziyor.” Çocuklu olsun olmasın, ilişkiler çoğu zaman masalların, sinemanın ya da reklamların bize vermek istediği “rüya tablosunda” olduğu gibi sürekli mutluluk veren bir seyir izlemiyor.

    Psikologlar, ilişkilerde yaşanan karşılıklı kalp kırma ve hayal kırıklıklarının er ya da geç sevgiyi zedelediğini belirtiyorlar.

    Modern yaşamın tuzakları

    Bu özünde geçmişte de böyleydi. Ancak, son 30 yılda ortaya çıkan yeni faktörlerle klasik çift ilişkilerine daha fazla yük yüklenmiş oldu. Örneğin artık meslek yaşamlarında başarılı ve kendi ayakları üzerinde durabilen kadınların sayısı, geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde artmış durumda… Ancak, çocuk dünyaya geldiğinde, çoğu zaman günlük okullar ve tam günden az çalışma yerlerinin eksik yapılanmasından dolayı kadınların sahip oldukları düzen de bozuluyor. Sıklıkla da, erkeklerin eşlerinin mesleki yaşamda ilerlemelerine karşı geldikleri görülüyor. Bütün bunların ortaya çıkardığı gerilimler, ilişkiyi zedelemeye başlıyor.

    Halen birçok evlilik ilişkisinde, bağımsızlık ve erkek kadın arasında iktidar için oynanan yıkıcı oyun devam ediyor. Çocukları olmasına rağmen, mesleki yaşama devam eden çiftlerde dahi zamanla kriz yaşanmaya başlıyor. Günlük yaşamın zor organize edilmesi, çocukları sürekli bir yerden bir yere götürmek, çocuklara o gün kimin bakacağı gibi sorunlar ilişkiyi oldukça fazla zorluyor.

    Psikologlar, çiftlerin zamanla sadece günlük sorunlar üzerine konuştuklarını açıklıyorlar. Geçmişten günümüze kadar yaygın bir şekilde kabul gören “çiftlerin yıllar sonra genelde birbirlerini daha iyi anladıkları” fikrinin doğru olmadığını vurgulayan psikologlar, bunun tam tersinin söz konusu olduğunu söylüyorlar. Günlük sorunlar, çiftleri çıkışı olmayan bir kısır döngü içerisinde hareket etmeye mahkum ediyor.

    Uzun ömürlü ilişkiler için “6 nokta programı”

    Bu gelişmelerden her çift payını alıyor ve er ya da geç kriz yaşıyor. ışte bu noktada çiftlerin ortak bir gelecekleri olup olmadığı ortaya çıkıyor. Bu dönüm noktasına gelmek yılları alıyor. Zürih Sosyal Çalışmalar Yüksek Okulu’nda çalışan Christiane Ryffel ve meslektaşı Birgit Dechmann, ilişkilerin altı aşamalı bir seyir takip ettiği kanısını paylaşıyorlar ve bunları şöyle özetliyorlar:

    Aşık olma süreci: Her şey tozpembe, aşık olunan kişi idealleştiriliyor ve her şey yolunda gidiyor.

    Şaşkınlık süreci: Aşık olma döneminin sona ermesinin ardından, eşler daha farklı bir şekilde görülmeye başlanıyor. Önceden “güzel” bulunan ufak tefek hatalar rahatsız etmeye başlıyor ve o insanın belki de ilk tanıdığı insana pek benzemediğinin farkına varılıyor.

    ılk kriz süreci: Çok güzel bir dünya görünümünü korumak artık mümkün olmuyor. Çiftler arasındaki farklılıklar gün ışığına çıkmaya başlıyor. Bu güvensizlik ve tatminsizlik durumunun yarattığı içsel gerilim, çoğu kez kavga şeklinde su yüzüne çıkıyor. Bazı çiftler bu noktada ayrılıyorlar, diğerleri bu krizi atlatmaya çalışarak bir diğer sürece doğru ilerliyorlar.

    Gönüllerin kırıldığı süreç: Çift, krizin nedenlerini anlamaya çalışıyor. ılişkileri üzerine düşünmeye başlıyor, konuyla ilgili kitaplar okuyor ve arkadaşlarıyla konuşuyorlar. Birbirlerine yeniden aşık olmanın mümkün olduğunu düşünüyor ve hatta bunu hissedebiliyorlarsa da, sonuç olarak çoğu kez bunun artık imkansız olduğunu görüyorlar.

    Boşluk hissetme süreci: Verilen tüm çabalara rağmen ilişkide bir türlü olumlu gelişmeler kaydedilmiyor. Sevginin gücüne olan inanç, yerini depresyona bırakıyor. Bu aşamaya gelen çiftler boşanma ya da ayrılma kararı alıyorlar.

    Yeni konseptler süreci: Her kim bu aşamaya kadar geldiyse, hem ilişkisinde hem de kişisel yaşantısında değişiklikler yapmak zorunluluğunu görüyor ve bunu yapıyor. Burada çiftler aralarındaki iletişim şekli, yakınlık ve uzaklığın yanı sıra sevgi üzerine gelişen fikirlerin de yeniden tanımlanması söz konusu. Psikologlar, bu son adımı terapistlerin danışmanlığına başvurarak ya da kendi başlarını atan çiftlerin çok önemli şeyler öğrendiğinin altını çiziyorlar ve şöyle devam ediyorlar: “Krizler atlatılabilir, ancak bu, çok zorlu bir yol. Bunun mükafatı ise, yeni bir başlangıçtır.”



    Uzman yardımı almanın önünde duran engeller

    Psikologlar, kadın ve erkek arasındaki günlük ilişkilerin ortaya çıkardığı sorunların bir çözümünün olmadığının göz önünde bulundurulması gerektiğinin önemine dikkat çekiyorlar. Çiftler arasındaki ufak ya da büyük anlaşmazsızlıkların gayet doğal olduğunu açıklayan uzmanlar, krizden krize çok şey öğrenildiğini ve çiftlerin tekrarlanan kriz durumlarında daha yapıcı olmaya çalıştıklarını dile getiriyorlar.

    Uzmanlar, çoğu zaman çiftlerin birbirleriyle konuşmaları gibi şaşırtıcı ölçüdeki basit reçetelerle krizin atlatılabileceği konusunda birleşiyorlar. Ancak, kadın ve erkek arasında basit gibi görünen “sadece konuşmak gerekir” reçetesini uygulamak her zaman pek mümkün olmuyor. Bilhassa çiftler kavga ettiklerinde ve bir diğerinin sadece bir sözü dahi yanlış anlaşılıyorsa… Bir krizi atlatmak için doğru zamanı bulmak kolay olmasa gerek…

    Psikologlar kriz zamanlarında, zor da olsa her şeyi yeniden düşünmek gerektiği ve bir uzmana danışmadan önce ilişkinin tamir edilemeyecek şekilde zedelenmemesine önem verilmesi gerektiği tavsiyesinde bulunuyorlar. Diğer yaşam alanlarında, örneğin sağlık sorunlarında doktor tavsiyesine başvurulduğunu, hukuksal sorunlarda ise bir avukata gidildiğini söyleyen psikologlar, “aile huzurunun tehlikede olduğu durumlarda ise kendilerine başvurulmasının olağan bir hadise olduğunun unutulmaması gerekir” diyorlar.

    Ancak, kriz zamanlarında uzman yardımına ve desteğine başvuran çiftlerin sayısının fazla olmadığı da bir gerçek. Çiftler böyle bir girişimin yararlarına inansalar da, bu adımı kolaylıkla atamıyorlar. Zira psikologa gitmenin, ideal bir kadın erkek ilişkisi için kendilerini yeterli bulmadıklarını kabul etmek anlamına geldiğini düşünüyorlar ve çoğu kez bunu bir utanç duygusu şeklinde yaşıyorlar.



    Konuşma sanatı

    Sorunlar, güvensizlik, kavga… Hemen hemen her şey yanlış bir zamanda, yanlış bir söz ya da vurgulamayla başlıyor. ıki insanın beraber yaşadığı bir ortamda, kişisel istekler ve karşılıklı saygı için her zaman açıklığa kavuşturucu konuşmalar yapmak gerekir.



    Yapıcı konuşmalar için on önemli kural

    1. Hayat arkadaşınız üzerinde olumlu bir şekilde konuşun. Sürekli onun yaptığı hatalardan bahsetmek ilişki için bir zehirdir.

    2. Dinlemek için kendinize zaman tanıyın. Hayat arkadaşınız konuştuğu zaman sözünü kesmeyin, söylemek istediklerini sonuna kadar dinleyin.

    3. Konuştuğunuz zaman açık bir şekilde “ben” ifade şeklini kullanın. Örneğin, “Ben kendimi iyi hissetmiyorum, eğer sen…” ya da “Sen her zaman bunu yapıyorsun…” şeklindeki genel ifadeler karşınızdaki kişinin savunma pozisyonuna girmesine neden olur ve bu kavganın başlanıcı olur.

    4. Karşınızdaki kişinin “ben” ifade tarzını, kendinize yönelen bir eleştiri olarak algılamadan onun bakış açısı olarak değerlendirin. Bu şekilde yapıcı bir konuşma mümkün olur.

    5. Eşinize davranışlarından dolayı kompliman yapın ve sürekli “çorbada saç teli” aramayın.

    6. Hangi noktalarda hemfikir olduğunuzu ön plana çıkarın. Varolan farklılıkların büyümesine izin vermeyin

    7. Konuşmak istediğiniz konuları kısa ve net bir şekilde masaya yatırın. Gerilere giderek olayı dramatikleştirmenin bir faydası olmaz.

    8. Başladığınız konudan sapmayın. Eski hikayeleri yeniden konuşma konusu yapmayın.

    9. Günlük yaşantıda eşinize hafif dokunarak ya da kompliman yaparak ona olan ilginizi gösterin. Bilhassa başka insanların yanında hayat arkadaşınızı mizahi ya da küçük düşürücü bir tarzla eleştirmeyin.

    10. Samimi olun, ama saygıyla ve ölçüyü kaçırmadan davranmaya alıştırın kendinizi. Karşınızdaki kişinin yüzüne her şeyi patavatsızca söylemek barışa hizmet etmez
     
    Son düzenleme: 9 Kasım 2009