aslan kafesi ...

Konusu 'Yaşanmış Gerçek Aşk Hikayeleri' forumundadır ve dj_oznur_0106 tarafından 6 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    6 Kasım 2007
    Konu Sahibi : dj_oznur_0106
  1. dj_oznur_0106

    dj_oznur_0106 sweet_lady Üye

    Katılım:
    15 Haziran 2007
    Mesajlar:
    1.067
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Durgun geçen günlerden birinde Şerif, kapının önüne çıkmış güneşleniyormuş. Yapacak bir işi yokmuş. Uzun zamandan beri kasabada kimse suç işlemediği için yaşam sorunsuz sürüyormuş. Şerif tam maaşla emekli olduğunu düşünüp, koşulların rahat olmasından mutluymuş.

    Birden sokağın köşesinden bir gürültü kopmuş. Fillerin sırtına binmiş gösteri kızları, ellerindeki tüyleri sallarken, bando ve mızıka müzik çalıyor, cambazlar ve akrobatlar taklalar atıyormuş. Kasabalı gürültünün nedenini öğrenmek için camlarını açmış, kapıların önünde birikmiş. Herkes merak içinde gelenlere bakıyor, gürültü kaynağının nedenini öğrenmeye çalışıyormuş. Megafonu ağzına götüren şişman adam, kasaba halkına seslenmiş:

    - Harikalar Sirki kasabanıza geldi. Günleriniz hareketlenecek. Yaşamınızın bir gerekçesi olacak...

    Kasabanın çocukları neşeyle sirkin peşine takılmış. Güle oynaya onları izlemişler. Sirk, kasaba bitiminde bir alana yerleşmiş. O gece herkes sirke gitmiş ve gösterileri izlemiş. Durgun geçen yaşamlarında bir yenilik ve değişiklik olması hepsinin hoşuna gitmiş.

    Şerif, odasında günlük şekerlemesini yaparken kapı vurulmuş. Şerifin yanıt vermesini beklemeden kapı açılmış ve kısa boylu, takım elbiseli bir adam kafasını içeriye uzatmış. Gülümseyerek:

    - Girebilir miyim?

    Dediğinde Şerif daha gözlerini yeni açıyormuş. Gelen adamı süzerken merakla sormuş:
    - Ne istiyorsun?
    - Bir gözlemim var. Sizinle konuşmak isterim.

    Şerif isteksizce:

    - Anlat seni dinliyorum.
    - Bu kasabada bir tutukevi var mı?
    - Suçlu yok ki tutukevi olsun.
    - Bunu tahmin etmiştim. Şimdi önerimi anlatayım. Biz bir tutukevi kurmak isteriz.
    - Ne için?
    - Tutuklular, tutsaklar için.
    - ...
    - İzin verir misiniz?

    Şerif gülerek karşısındakine bakmış. Bu tuhaf adamın önerisi de kendisi gibiymiş. Hiç düşünmeden:

    - Olmaz demiş.

    Kısa boylu adam, boynunu büküp kapıdan çıkmış.

    Nedense o akşam kasabanın ana caddesine bir bomba patlamış. Halk korkuyla sokaklara dökülmüş. Herkes bombanım niçin patladığını merak ederken, "Neden? Niçin?" gibi sorular sormuşlar. Şerif, hemen sirkin bulunduğu yere gitmiş. Sirkte o anda birkaç kişi gösterileri izliyormuş. Herkes görevinin başındaymış. Umduğunu bulamayan Şerif, kasabaya dönmüş. Herkesi sorgulamış ama, suçluyu bulamamış...

    Bu olayı izleyen günlerde bir dükkanın vitrin camı kırılmış, bir evde yangın çıkmış. Şerif sonunda sirk yöneticisine gitmiş:

    - Sizinle konuştuktan sonra kasabada bir çok olay oldu. Suçlu bulunamadı. Sizden şüphe edebilirim ama, kanıtlamam olanaksız. Sanırım istediğiniz tutukevini kurarsanız olaylar olmayacak. Bu nedenle tutukevini kurmanıza izin veriyorum.

    Sirk yönetici, Şerife bakıp:

    - Verilen hizmetin masrafları olacak. Karşılamanız gerekir?
    - Nasıl?
    - Halktan "Koruma Vergisi" alırsınız. Birazını bize verirsiniz. Kalanını siz kullanırsınız.
    - Yardımcıların olur.
    - Doğru topladığınız parayla yardımcılar tutarsınız.
    - Arabam olmalı.
    - Hızlı hareket etmeniz için araba gerekecek.
    - Oldu. Vergiyi toplamaya başlarım. Ya halk vergi vermek istemezse?
    - Suçlu olur.
    - Tutuklarız...

    Şerif, sirk yöneticisinin yanından ayrılırken gülümsüyormuş. Kendisini arabayla kasaba içinde gezinirken düşünmüş. Kurduğu düşün etkisiyle kimseyi görmeden, kimseye selam vermeden hızla yürümüş...

    Sirk yöneticisi, boş olan aslan kafeslerinden, kullanmadığı çadır bezlerinden ve karavanlardan hemen bir tutukevi yaptırmış. Çevresi çitle çevrilen alanın girişine "Kasaba Tutukevi" levhası asmış. Aslan eğiticisini de tutukevinin başına getirmiş.

    O günden sonra, olayların ardı arkası kesilmemiş. Nedense her olayda Şerif, bulunan ip uçlarını izleyerek suçluları yakalıyor ve tutukluyormuş.

    Gel zaman, git zaman topladığı vergi gelirleriyle bütçesini büyüten Şerif, yardımcılarının sayısını çoğaltmış. Devriyeler oluşturmuş. Devriye araçları almış. Kendi aracını da yenilemiş. Masrafları çoğaldıkça vergileri çoğaltmış. Artık kasaba halkı; Dükkan açma vergisi, Mal taşıma vergisi, Korunma vergisi ve Ev kurma vergisi adıyla bir çok vergi ödüyormuş. Vergilere tepki gösterenler hemen tutuklanıyormuş.

    Yeterince kalabalık olan tutukevinde yer kalmayınca, tutuklular aslan kafeslerine beşer onar yerleştirilmişler. Tutukevinde yaşam koşulları hiç iyi değilmiş. Aslan kafeslerinde sağlıksız ortamda bulunan tutukluların kendi aralarında itişip, kakıştıkları oluyormuş. Her olanak bulduğunda aslan eğiticisi, elinde kırbaçla kafeslerin yanına gelip tutukluları öldüresiye kırbaçlıyormuş. Tutuklular yara bere içindeymiş. Onu gördüklerinde ağızları köpürerek bağırıyorlar, kafesten kollarını uzatıp onu yakalamak ve öldürmek istiyormuşlar. Arada birileri gelip tutuklulardan birini götürüyor, birkaç gün sonra çürükler içinde getirip kafese bırakıyormuşlar. Bazen gidenlerin hiç dönmediği de oluyormuş. Diğer tutuklular onlara ne olduğunu sorduklarında "Tahliye oldular" deyip geçiştiriyormuşlar. Sonunda tutuklular, itişip kakışmadan durmaya, tek başına kalmamaya özen göstermişler. Tek kalanın sonu hiç de iyi olmuyormuş. Ama, aslan eğiticisi bir yolunu bulup onları çileden çıkarıyor, elinde kırbaçla ölesiye dövüyormuş.

    Sirk yöneticisi gelirinin çoğalması karşısında tutukevini yenilemek için Şerif'ten yeni bir alan istemiş. Daha büyük tutukevi yaptıracak, daha çok tutuklu barındıracak ve daha çok kazanacakmış. Şeriften aldığı toprağın üzerine yapıyı kurarken, tutuklular korkmaya başlamışlar. Yeni tutukevinde küçük hücreler yapılıyormuş. Herkese küçük bir odacık... Yapıda insanca yaşam koşulları varmış ama, bodrum katta ses geçirmez duvarları olan salonlar da yapılıyormuş. Tutuklular, yeni tutukevine taşınınca, oradan sağ çıkmayacaklarını anlamışlar. "Nasıl olsa öleceğiz. Dayaktan öleceğimize kendi isteğimizle ölelim." Diyerek açlık grevine başlamışlar. Amaçları aslan eğiticisinin davranışını Şerif'e duyurmak ve acılara son vermekmiş. Şerif o güne değin tutukevine gelip buradakileri hiç dinlememiş, ya da tutukevini denetleme gereği bile görmemiş. O, yeni aldığı aracıyla kasaba sokaklarında gezinip kasaba halkına hava atmakla uğraşıyormuş.

    O günden sonra tutuklular, ne verilen yemeği yemişler, ne de aslan eğiticisinin kır:-):-):-):-):-):-) tatmışlar. Tutukevindeki direniş önceleri kimselere duyurulmamış. Ama bir aydan uzun bir süre geçince tutukluların sağlıkları bozulmaya başlamış. Toplu ölümleri söz konusu olmuş. Şerif de tutukevi yöneticileri de zor durumda kalabilirmiş...

    Şerif halkı toplamış.

    - Tutukevinde direniş var. İnsanlar kendilerini öldürmek istiyorlar. Yeni tutukevinde insanca yaşam koşullarını neden istemediklerini anlamıyorum. Onlara direnişi durdurmaları için yardımcı olun.

    Demiş ve halktan destek istemiş. Halk sessizce Şefir'i dinlemiş. Önemli bir yorum, ya da karşı çıkış olmamış. Nasıl olsun ki? Sirk yöneticisi bir yolunu bulur, cambazları kullanır onlara da bir suç yükler ve tutuklanmalarını sağlarmış. Suçlanmak önemli değilmiş. Asıl sorun aslan terbiyecisinin kır:-):-):-):-):-):-)n acısını hissetmekmiş. O acıyı bilmeyen yokmuş. Kafeslerin çevresine yaklaşanlar, içeriden gelen çığlıklarından koşulların ne zor olduğunu biliyormuşlar. O kırbacı yiyince, kendini savunmak isteyen, öfkelenip saldırmayan olamazmış.

    Sonunda Şerif ve yardımcıları direnişi durdurmak için tutukevine gitmişler. Bombalar kullanmışlar, silahlar patlamış. Zavallı tutuklular, açlıktan yarı ölü, zorla kafesten çıkarılıp yeni tutukevine taşınmışlar. Eski sirkten bozma tutukevi kullanılmayacak duruma gelmiş. Kafesler parçalanmış. Duvarlar yıkılmış.

    Şerif halkı yine toplamış.

    - Direnişi baskınla kırdık. Az sayıda ölü var. Tutuklular yeni yerlerine taşındılar.

    Diye yapılanları özetlemiş. Halk yine yorum yapmadan sessizce dağılmış... Bir çoğunun gözlerinden sicim gibi yaş akıyormuş...

    Bir sonraki gün Şerif eski tutukevine çağrılmış. Kafeslerin hiçbir yerinde değilmiş. Sirk yöneticisi kafesleri kimin aldığını bilmediğini söylemiş. Kafesleri tüm aramalarına karşın bulamamışlar.

    Bir sabah Şerif uyanıp evinden çıkmak için kapısını açmak istemiş. Ama kapı açılmamış. Dışarıda toplanan halk parmaklarıyla Şerif'in evini gösterip, göbeklerini hoplarak gülüyormuşlar. Gece kasabalılar, sakladıkları aslan kafeslerini getirip Şerif'in evini içine alacak biçimde yeniden kurmuşlar. Sabah, Şerif uyandığında kendini, aslan kafeslerinden oluşan bir hücrenin içinde bulmuş.

    Yaşam böyledir. Bazen davranışlarınızla kendi çevrenize ördüğünüz kafesin içine kalır kendinizi tutuklarsınız.


    alıntı...
     
  2. 14 Kasım 2007
    Konu Sahibi : dj_oznur_0106
  3. fely

    fely Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    10 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    779
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    güzel bir hikaye de neden bu bölüme koydun ki........