Atatürk ve 1.Dünya Savaşı...

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve dj_oznur_0106 tarafından 28 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    28 Kasım 2007
    Konu Sahibi : dj_oznur_0106
  1. dj_oznur_0106

    dj_oznur_0106 sweet_lady Üye

    Katılım:
    15 Haziran 2007
    Mesajlar:
    1.067
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    Atatürk anlatıyor :

    - “ Ben birinci dünya savaşında müttefiklerimiz için iyi sonuç vereceğine güvenemiyordum. Fakat olup bittiden sonra bulunduğum cephelerde savaşı başarıya ulaştırmaya çalıştım. Diğer cephelerde ise sanki tersine yarışma vardı. Başkomutan vekili her hareketinde bir ordu gibi... O ve arkadaşları daha evvel Türk milletini ve ordusunu olağan dışı bir duruma sokmuşlardı: bu anlaşılmaz durum ordunun yabancı askeri kurulun elini terk tevdi edilmesidir. Bu görüş açısından Almanları ve Alman askeri kurulunu eleştirmek istemem. Asıl eleştiriye layık olanlar bittabi devlet başkanımız ve özellikle devlet adamlarımızdır. Türk ordusunun aciz ve kabiliyetsiz olduğu kanısıyla o kurulu, ayaklarına kadar giderek ve rica ederek memleketimize davet eden onlardır. Bu kurulla Türk milletinin yeteneksizliğinden ve beceriksizliğinden açık süratle bahsedilmiş, kendilerine hemen hemen gelip bizi adam etmeleri önerilmiştir. Böyle bir başvurma ile gelen kurul, dahil olduğu çevre ve çevreye hakim olanları aciz, hatta haysiyetsiz kabul ederlerse mazur görülebilir.

    Ben, ordunun kayıtsız şartsız, bütün sırları ile, Alman askeri kuruluna verilmesinden çok üzüntülüyüm. Daha karar verilmezden evvel , rastlantı olarak bu olaydan haberdar olduğum vakit, sesimin erişebileceği makamlara kadar karşı gelmeyi görev saymıştım.

    Yalnız bilmünasebe bu zemin üzerinde müdavelei efkar ettiğim dostlarımdan biri ki o zaman erkanı harbiyei umumiyeden en yüksek makamlardan birini işgal ediyordu. Bana güya son derece samimi davranarak dedi ki:

    - “Arkadaş, bizim becerimiz senden çoktur; vakıa seni hissiyat ve hayalata sevkeden şey, memleketine ve milletine aşkındır, ama düşünmüyorsun ki, bu memleket ve halk senin hararetli zannettiğin kadar layık mıdır? Bizim başımızda pek büyük adamlar var; sen henüz onlarla konuşmamış, onların tecrübeli görüşlerine görüşlerini çevirmemiş ve memleketin her tarafındaki başarıların gizliliğini anlıyamamışsın. Eğer bir defa kendileriyle görüşerek, aynı fikirleri kabul etmekte bizden daha ileri gideceğine kuşku yoktur!”

    - Kimlerden söz edildiğini pekala anlamıştım; fakat doğrulamaya gerek görmedim. Büyük bir yanlışlık içinde bulunduklarını söylemekle yetindim. Karşımdaki büyük savaşta ölmüştü. O zaman kendini yüksek hayallerin sahibi gibi tasavvur etmekten ileri gelen bir heyecan içinde , diyordu ki :

    - “Evet çok şeyler yapacaksınız;: fakat yapacağınız şeyler korkarım ki, memleketi çıkarılmaz bir girdaba sokmaktan başka birşeye yaramayacaktır. Eğer ben ve benim gibi düşünenler o gün hayatta bulunursak, sizin bugünkü sözlerinizi beğenerek anmayacağız. Temenni ederim ki, çıkılmaz güçlük içinde bırakmayınız.

    Karşımdaki, sözlerimdeki gerçeğe ve samimiyeti anlamamış görünerek :

    - “Merak etme kardeşim! Dedi... ”

    Atatürkten Hatıralar,Kemal Arıburnu


    MAREŞAL LİMAN VON SANDERS VE YARBAY MUSTAFA KEMAL

    Mustafa Kemal, Türkiye’nin birinci dünya savaşına katılmasına daima karşı koymuş, tarafsız olmanın faydalarını savunmuştur. Hele Almanlar yanında savaşa katılmaya hiç taraftar görünmemiştir. Çünkü o, neticede Almanların mağlup olacağına inanıyordu. Nitekim, Almanların zaferden zafere koştuğu 1914 yılında bir dostuna gönderdiği özel mektupta (Sadi Borak, Atatürk’ün Özel Mektupları, sayfa 39) neticede Almanların yenilgiye uğrayacağını belirtmiştir.

    Mustafa Kemal’in bu kanaatini Alman Mareşali Liman Von Sanders’e de tekrar etmekten çekinmediğini Hikmet Bayur, (Atatürk, Hayatı Ve Eserleri, sayfa 71) şöyle anlatmaktadır:

    Mustafa Kemal, III. Tümen komutanlığına atanarak Sofya’dan yeni dönmüştü. V. Ordu komutanı Mareşal Liman Von Sanders’le ilk defa görüşür. Osmanlı mareşali rütbesinde olan Liman Von Sanders, Yarbay Mustafa Kemal’e sorar:

    - Bulgarlar neden harekete geçmiyorlar?

    Mustafa Kemal cevap verir:

    - Alman zaferinden emin değiller de ondan.

    Mareşalin son suali:

    - Siz ne düşünüyorsunuz?

    Mustafa Kemal’in kesin cevabı:

    - Bulgarları görüşlerinde haklı buluyorum.

    Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, Sadi Borak

    ATATÜRK VE LİMAN VON SANDERS

    Mustafa Kemal Arıburnu kumandanıdır. İngilizler Anafartalar'a çıkmışlardı. Vaziyet buhranlı ve çok tehlikeli idi. Mustafa Kemal, Başkumandan Vekili Enver Paşa'ya doğrudan doğruya müracaata mecbur kalıyor. Kendisini tatmin eden cevap alamıyor. O sırada karargahı Yalova' da bulunan Liman Von Sanders Paşa telefonla Mustafa Kemal'i arıyor. Muhavereye delalet eden Erkan-I Harbiye Reisi Kazım Bey’dir. Liman Von Sanders'in sorduğu sual şudur.

    -Vaziyeti nasıl görüyursunuz, nasıl bir tedbir-i tasarruf ediyorsunuz?

    -Vaziyeti nasıl gördüğünüzü çoktan size iblağ etmiştim. Tedbire gelince:

    Bu dakikaya kadar çok müsait tedbirler vardı. Fakat bu dakikada bir tek tedbir kalmıştır.

    Liman Von Sanders Paşa soruyor:

    -O tedbir nedir?

    Cevap katidir:

    -Bütün kumanda ettiğimiz kuvvetleri tahtı emrime veriniz. Tedbir budur.

    Cevap müstehzidir:

    -Çok gelmez mi?

    -Az gelir,

    Ve telefon kapanıyor.

    Pek kısa bir zaman sonra hadiseler, Liman Von Sanders Paşa'yı kumanda ettiği kuvvetleri Mustafa Kemal'in emri altında vermeye mecbur etmiştir.

    İlginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürk, Muzaffer Erendil

    SÜNGÜ TAK!

    “ ... Bizzat yol bulmak ve müfrezeyi oradan sevk etmek suretile Kocaçimentepesi’ne muvasalat edildi. Şimdi Kocaçimentepesi’ni tasavvur buyurun: Kocaçimen şibihcezirenin en yüksek tepesidir. Fakat Arıburnu noktası zaviye-i meyyite içinde kaldığından buradan görülmüyor.

    ... Orada denizde bulunan gemilerden ve zıhlılardan başka hiçbirşey görmedim. Düşmanın karaya çıkmış piyadesinin henüz oradan uzak olduğunu anladım. Efrat o müşkül araziyi bilâ tevakkuf kat’etmek yüzünden yorulmuş ve yürüyüş umku pek ziyade derinleşmişti. Alay ve batarya kumandanına efradı tamamen toplayıp küçük bir istirahat vermelerini söyledim. Denizden mestur olarak on dakika kadar tevakkuf edecekler, sonra beni takibedeceklerdi. Ben de, orada bir Aptalgeçiti vardır, o Aptalgeçidi’nden Conkbayırı’na gidecektim. Yanımda yaverim, emir zabitim ve sertabip ile oralarda tekrar bulduğumuz fırka cebel topçu taburu kumandanı olduğu halde evvelâ atlı olarak yürümeğe teşebbüs ettik, fakat arazi müsait değildi. Hayvanları bıraktık, yaya olarak Conkbayırı’na vardık.

    Şimdi burada tesadüf ettiğimiz sahne en enteresan bir sahnedir. Ve vak’anın en mühim ânı bence budur.

    ...Bu esnada Conkbayırı’nın cenubundaki 261 rakımlı tepeden sahilin tarassut ve teminine memuren oralarda bulunan bir müfreze efradının Conkbayırı’na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm. Size şu muhavereyi aynen okuyacağım! Bizzat bu efradın önüne çıkarak:

    -- Niçin kaçıyorsunuz? dedim.
    -- Efendim düşman! dediler.
    -- Nerede?
    -- İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

    Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve kemâli serbestiyle ileri doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat on dakika istirahat etsin diye... Düşman da bu tepeye gelmiş... Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman, benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir vaziyete düçar olacaktı. O zaman artık bunu bilmiyorum, bir muhakeme-i mantıkıye midir, yoksa sevki tabii ile midir, bilmiyorum;

    Kaçan efrada:
    -- Düşmandan kaçılmaz, dedim.
    -- Cephanemiz kalmadı, dediler.
    -- Cephaneniz yoksa, süngünüz var, dedim.

    Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile cebel bataryasının efradının ‘marş marş’la benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir zabitini geriye saldırdım. Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır.”

    Mustafa Kemal, Anafartalar Muharebatı’na Ait Tarihçe

    BOMBASIRTI VAKASI

    "Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen şehit düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaya sayan bir itidal ve tevekkülle, biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."

    Mustafa Kemal, Anafartalar Muharebatı’na Ait Tarihçe.

    SARIŞIN YARBAY

    Mustafa Kemal Paşa, kendisini ilk görenlerin üzerinde son derece olumlu etkiler yapan bir insandı.

    Çanakkale muhabereleri sırasındaydı.

    O güne kadar hiç karşılaşmadığım bu yarbay tabancası belinde, dürbünü göğsünde avurtları çökük sarışın sarı bıyıkları hafifçe yukarıya doğru bükük, incecik belli ve orta boylu bir zattı.

    Atından atlayınca bana bir şey sormadan ve söylemeden sağ eliyle dürbününü aldı ve ufku taramaya başladı. Eldivenli olan sol elinde gümüş kabzalı bir kırbaç vardı. Bir tarafta düşmanın yaklaşan donanmasını gözetlerken sol elindeki kırbacı ile hafif hafif getrlerine vuruyordu. Getrleri ile ayakkabılarının ve mahmuzlarının temizliği bilhassa dikkatimi çekti.

    Dürbünü bir ara gözlerinden çekti. Kendimi takdim etmek fırsatını buldum. Gözlerine baktım. O güne kadar tesadüf etmediğim bir tesir altında kaldım.

    O gözlerde şimşekler çakıyordu sanki... Bir iki defa daha düşman donanmasına baktı ve söylediği tek cümle şu oldu;

    - Bu günkü geliş başka geliştir.

    Seri bir hareketle elimi sıktı. Çabuk bir hareketle atına bindi. Dört nala uzaklaştı.

    - Bu zat kimdi ? Diye arkasından baka kaldım. Sonra bu tok sözlü, insanı her hareketiyle tesir altında bırakan yarbayın Mustafa Kemal olduğunu arkadaşlarımdan öğrendim.

    İnsancıl Atatürk, Said Arif Terzioğlu

    ATANIN ANAFARTALAR'DAN BİR ANISI

    Mustafa Kemal Paşa Anafartalar'da düşmanı şaşkına çevirirken gerektikçe hasmının durumundan bilgi edinmek için "bir dil yakalayın!" Der, mehmetçikler de ne yapıp yapıp karşı taraftan bir asker yakalar getirirlermiş.

    Bir gün getirilen dilden gerekli bilgiler alındıktan sonra Mustafa Kemal Paşa sormuş :

    - Peki, sen Yeni Zelandalısın madem, Türklerden ne kötülük gördün ki vuruşmak için kalkmış ta oralardan buraya gelmişsin?

    Yeni Zelandalının bunu sırf spor için yaptığını ve kendisinin sportmen olduğunu öğüngen bir tavırla söylemesi üzerine ata:

    - İyi ama, sportmenliğin ne işe yaradı? Baksana, bir erimizin önüne düşmüş kuzu kuzu buraya getirilmişsin! Deyince tutsak şu karşılıkta bulunmuş:

    - Sizin eriniz spor kurallarını çok kaba bir şekilde çiğneyince ben ne yapabilirdim? Sportmen olmayan hasımlarla karşılaşacağımı bilseydim hiç gelmezdim!

    Meğer mehmetçik, Yeni Zelandalıyı en can alacak yerinden yakalayarak sıkıp bayıltmış, avını ayılıncaya dek sırtında taşımış, sonra da elini çekmeden Türk siperlerine değin sürmüş.

    Atatürk bu öyküyü anlatır. Yeni Zelandalının sportmenlik anlayışına, mehmetçiğin de kullandığı pratik (!) usule gülerdi.

    Atatürk'ten 20 Anı, Mehmet Ali Ağakay
    NAZIR BİRAZ BEKLESİN

    Mustafa Kemal Paşa Anafartalar ve Arıburnu zaferlerinden sonra İstanbul'a gelmişti. Mustafa Kemal Paşa , hariciye nazırını (dışişleri bakanı) ziyaret ederek son durum hakkında konuşmak, mütelalarını bildirmek istiyordu. Nezaret binasına gelerek nazır beye haber gönderdi.

    -Beklesinler... Buyrulmuş

    Mustafa Kemal Paşa bir hayli beklemiş. Bir aralık kendisinden sonra gelenlerin de kabul edildiklerini farkedince müsteşar muavinine:

    -Beyefendi hazretleri galiba beni unuttular, demiş. Müsteşar muavini tekrar içeri girerek Mustafa Kemal'i hatırlatmış ve yine:

    -Beklesinler, cevabını almış.

    Mustafa Kemal Paşa ikinci "beklesinler" üzerine dayanamamış ve muavine:

    -Sizin nazırınız bütün zamanlarını hep böyle manasız ziyaretler kabul ederek mi geçirir?

    Muavin tabii buna bir cevap verememiş, biraz sonra başka bir mevzu açılmış ve konuşmaya başlamışlar. Mevzunun en hareketli anında salon kapısı açılarak bir hademe:

    -Mustafa Kemal bey buyursunlar deyince, Mustafa Kemal Paşa :

    Nedir o? Diye sormuş. Nazır beyefendinin kabul edeceğini söylemiş. Mustafa Kemal hademeye:

    -Beklesinler... Diyerek dönmüş. Muavin ile olan muhaveresine devam etmiş.

    İlginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürk, Muzaffer Erendil

    SATIN ALINMAYAN ADAM

    Mustafa Kemal Paşa I. Dünya Savaşı başladığı zaman Türk ordusunda Alman general ve subaylarına mühim mevkiler verilmesinin aleyhinde bulunmuştu. Alman Mareşali Falkenhayn bu gibileri itirazdan vazgeçirmek için çeşitli çarelere başvuruyordu. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa’nın Yedinci Ordu Kumandanlığı’na hareket edeceği günün gecesi, İstanbul'da akaretler'de 74 numaralı eve Alman Mareşalinin karargahında memur olan bir Türk kurmay subayı ile genç bir Alman subayı geldiler. Ufak sandıklar içinde bazı şeyler getirdiler. Mustafa Kemal sordu:

    - Bunlar nedir?

    Alman subay cevap verdi.

    - İstanbul'dan ayrılıyorsunuz; size Mareşal Falkenhayn bir miktar altın göndermiştir.

    -Bu paralar bana yanlış geldi. Ordunun levazım reisliğine gönderilmesi lazımdı.

    - Efendim, o da başka... "

    Mustafa Kemal paranın ne kadar olduğunu anladıktan sonra, Alman subayının önünde, onları teslim aldığına dair senet imzaladı; fakat Alman subayı bunu kabul etmedi. O zaman Mustafa Kemal Türk subayına emretti:

    - Bu zabit bilmiyor, senedi alsın. Mareşale versin ve siz de paraları gelip alması için levazım reisliğine haber gönderiniz...

    Bir kaç ay sonra Atatürk yedinci ordu kumandanlığını, vekil olarak Ali Rıza Paşa'ya bırakmış, ayrılmıştı; altınları da ona teslim ederek makbuz almıştı. Bu makbuzu iki yaverine verdi ve emretti.

    - Mareşal Falkenhayn'e gidiniz; kendisini görünüz; bu makbuzu vererek benim imzamın bulunduğu kağıdı ondan alınız!

    Mareşal Falkenhayn yaverine:

    - Mustafa Kemal Paşa'ya böyle bir para verdiğimi hatırlamıyorum; bende imzalı senedinin bulunduğunu da bilmiyorum. Bunun için Ali Rıza imzalı kağıdı da kabul edemem!

    Dedi. Mustafa Kemal Paşa şu haberi yolladı;

    - Verdiğiniz altınlar olduğu gibi duruyor; onlar için size senet verilmiştir. Sizde böyle bir senedin bulunmayışı altınları yok edemez. Vesikayı kaybetmiş olabilirsiniz; o halde verdiğiniz altınları size iade edeceğiz; aldığınıza dair siz bize makbuz veriniz! Ben altın için memleket menfaatleri hakkında müsamaha gösterecek insanlardan değilim. Paralarınız duruyor, fakat onlardan daha kıymetli olan Mustafa Kemal imzası sizde kalamaz!


    Kaynak: Olaylar ve Atatürk, TSK. Mehmetcik Vakfı Yay