Atatürk ve ordu

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Elif tarafından 9 Mart 2009 başlatılmıştır.

    9 Mart 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.608
    Beğenildi:
    5.137
    Ödül Puanları:
    438
    * Tarihte, bütün bir vatanı üstün düşman kuvvetleri karşısında son toprak parçasına kadar karış karış kahramanca ve namuslu bir şekilde savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu, o cevherde bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenler komutanlık şartlarını taşıyor olsun!
    * Komutanların amirlerine verilen millet evlatlarını, memleket vasıtalarını düşmana, ölüme doğru yöneltirken düşüneceği yegane konu, milletin kendisinden beklediği vatan görevini ateş, süngü ve ölümle yerine getirip sonuçlandırmaktır. Askeri görevancak bu zihniyet ve düşünceyle yerine getirilebilir.
    * Komutanlık görev ve sorumluluğunu yüklenecek kadar omuzlarında ve özellikle kafasında güç bulunmayanların kötü sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmaz bir durumdur.
    * Arkadaşı savaştığı ve yardıma muhtaç olduğu bir sırada, seyirci kalan komutanlar, arkadaşının mağlubiyetine şahit olabilirlerse de, tarihin amansız eleştirisinden, suçlamasından asla kurtulamazlar.
    * Biliyorsunuz ki, savaşmak demek; iki milletin, yalnız iki ordunun değil, iki milletin bütün varlıklarıyla vuruşması demektir.
    * Bir ordunun değeri; subay ve komuta heyetinin değeri ile ölçülür.
    * Milletlerin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça, savaş bir cinayettir.
    * Yaşamak için mücadele şarttır.
    * Yaşam demek savaşım, çarpışma demektir. Yaşamda başarı, kesinlikle savaşırnda başarılı olmakla mümkündür.
    * Zaferi, denizi kontrol altında tutan, ihtiyacı olan şeyi, ihtiyacı olduğu zaman, istediği yere nakledebilen ülke kazanır.
    * Komutanlar, emir vermiş olmak için emir vermezler.
    Emir verirken, kendini o emri yürütecek olanın yerine koymak ve emrin nasıl uygulanıp yürütüleceğini düşünmek ve bilmek zorundadır.
    * Bir ordunun özü (cevheri) ne olursa olsun politikaya karışırsa, birlikte hareket ve savaşma yeteneğini temelinden yitirir. Ve yurdun savunma gücünü hiçe indirir.
    * Gözyaşları, güçsüzlük belirtisidir.
    * Savaş, zorunlu ve hayati olmalıdır. Ulusun hayatı, tehlikeyle karşılaşmadıkça, savaş cinayettir.
    * Hiç bir zafer, gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için gereken bir vasıtadır.
    * Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayret olur. .
    * Ben bütün ordulapn vaziyetini iyice bilmezsem, kendi ordumu nasıl sevk ve idare edeceğimi tayin edemem.
    * Daima cevherini muhafaza, aklını ve ferasetini (anlayışlılık) muhafaza eden bir ordu için mevziin emniyeti yoktur. Bir asker her yerde muharebe eder, tepenin üstünde, tepenin altında, derenin içinde ...
    * Düşmana merhamet acz ve zaaftır. Bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının (niteliklerinin) zevalini (sonunu) ilan etmektir.
    * En yüksek askerlik budur: Muhtelif ihtimalleri çok iyi hesap etmeli, en iyi görüneni cüret ve katiyetle tatbik etmelidir.
    * Harp zaruri ve hayati olmalıdır. Hayat-ı memleket tehlikeye maruz kalmayınca harp bir cinayettir.
    * Her manzara, insanın kendi ruhunun ve hissiyatının tahrikatı ile mütecelli olur (meydana çıkar). Korkak insanlar böyle bir manzarayı korkaklıkla karşılarlar, onun mahiyet-i hakikiyesine (gerçek önemine) nüfuz edemezler ( ulaşamazlar).
    * Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat edilemez.
    * Kumandanlar, emir vermiş olmak için emir vermezler.
    Lüzumlu ve kabiliyet-i icraiyesi olan hususları emrederler ve emir verirken, kendini, o emri ifa edecek olanın yerine koymak ve emrin nasıl ifa ve tatbik olacağını düşünmek ve bilmek lazımdır.
    * Muharebeı daimi mücadele halinde bulunan gayr-i merIHgözle görülmeyen) kuvvetlerin göze görünür şekil ve suret almasıdır.
    * Muharebe için düşmanı ordugahımızda beklemek olmaz, onu uzaktan karşılamak ahsendir (güzeldir), ileri gitmek beklemekten iyidir.
    * Muharebede yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri ürkenlerden daha az ıslatır.
    * Netice-i katiye(kesin sonuç) daima taarruzla alınır.
    * Süngü, kuvvet şeref ve haysiyetin müdafaa edemediği hatlar, başka hiçbir prensiple müdafaa edilemez.
    * Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten daha fenadır.
    * Zafer "zafer benimdir" diyebilenin, muvaffakiyet "muvaffak olacağım" diye başlayanın ve "muvaffak oldum" diyebilenindir.
    * Zaferin vasıtası yalnız kılıçtan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, terzil edilir; sefil ve perişan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perişaniyeti o kadar azim ve elim olur ki kendi memleketinde bile mahkum ve esir kalabilir.
    * Ben ordularımızın varlığını ve gücünü paramız ile uygun tutması teorisini kabul edenlerden değilim Para vardır ordu yaparız, paramız bitti ordu dağılsın Benim için böyle bir sorun yoktur. Para yoktur, ister olsun ister olmasın. Ordu vardır ve olacaktır.
    * Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez. Onun için, küçük-büyük her askeri birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat, küçük-büyük her askeri birlik ilk durabildiği yerde yeniden düşmana karşı cephe oluşturup savaşa devam eder. Yanındaki birliği çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona uymaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar sabretmeye ve direnişe mecburdur.
    bibilgi.com/