Bahçede donla dolaşmak

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve Che tarafından 18 Ekim 2007 başlatılmıştır.

    18 Ekim 2007
    Konu Sahibi : Che
  1. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    Amerika'nın işgali altındaki bir ülkeye, Amerika'nın itirazına rağmen girmeye kalkışıyoruz.
    Elimizde Amerikan silahları...
    43 yıl önce de benzer bir deneme yapmıştık.
    Şimdi yazacaklarımı "Kıbrıs" yerine "Irak" koyup okuyun, nasıl dönüp dolaşıp aynı tuzaklara düştüğümüzü anlayın:
    * * *
    1964'tü...
    Rum çeteciler Lefkoşa'da bir Türk binbaşının eşiyle 3 çocuğunu katletmişti.
    On binlerce insan "Ordu Kıbrıs'a" diye yürümüştü.
    Başbakan İsmet İnönü rest çekmiş, "Bu haksızlık karşısında müttefiklerimiz bizi yalnız bırakırsa yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır" demişti.
    Cumhurbaşkanı Gürsel, "Ne ateşten, ne ateş etmekten korkarız" diye gürlemişti.
    İlişkiler, "inceldiği yerden kopmak" üzereydi.
    Hükümet harekât kararı aldı.
    Ordu İskenderun'a yığınak yaptı.
    Son ihtarlar yapıldı; harekât için düğmeye basıldı.
    Sonra ABD Başkanı Johnson, durumdan haberdar oldu. Diplomatlarına "Stop 'em!" ("Durdurun onları!") dedi.
    Bir mektup geldi.
    Durdurdular.
    Başkan'dan gelen mektupta "Kıbrıs'a yapılacak müdahalede bizim silahları kullanamazsınız" diye yazıyordu.
    Harekât ertelendi.
    Ardından İsmet Paşa, "durumu Başkan'a anlatmak üzere" Amerika'ya gitti.
    Johnson, İnönü'ye, Sovyet üslerinin uydudan çekilmiş fotoğraflarını gösterdi. Bölgeyi ne kadar yakından izlediklerini hissettirdi. Bir de espri yaptı:
    "Bahçede donla dolaşmaya kalkma, çekerim resimlerini..."
    * * *
    Kuzey Kıbrıs'tan sonra aynı filmi Kuzey Irak'ta yeniden çekiyoruz şimdi...
    Yarın asker elde Amerikan silahlarıyla Irak sınırını geçerse, yine Amerika'nın silahlandırdığı "düşmanlar"la karşılaşacak.
    Muhtemelen attığı her adım Amerikan takibi altında olacak ve "karşı taraf"a bildirilecek.
    Zaten harekâtın o kadar çok tantanası oldu ki, Türkiye ya gidince kimseyi göremeyecek ya da daha silahı çekmeden engellenecek.
    Malum; "Johnson mektubu"nun da aslında biraz İsmet Paşa'nın kışkırttığı bir sonuç olduğu ortaya çıkmıştı sonradan...
    Paşa, o günkü askeri koşullarda harekâtın bir faciaya yol açacağını sezdiğinden, durumu harekâttan önce Amerikan elçisine fısıldamış, Washington'un devreye girmesini ve sorunu çözmesini beklemişti.
    Durumu anlamayanlara şöyle demişti:
    "Siyasette bugün mağlup görünsen de yarın konjonktür değişir, galip duruma geçersin. Ama askerlikte mağlubiyetin telafisi yoktur."
    * * *
    Bugün çekilen restler, yapılan hazırlıklar da bu türden bir kurnazlık mıdır, bilmiyorum.
    Öyleyse hükümete hatırlatmak isterim ki, bu "kurnazlık" ve Amerika'ya karşı Sovyetler'e yanaşma politikası, İnönü'yü o yıl iktidardan devirmişti.
    Ama Türkiye'ye de "el silahıyla savaşa girilmeyeceğini", kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini öğretmişti.
    Bugün tavana vuran Amerikan karşıtlığı da ilk kez o yıllarda filizlenmişti.
    "Türkler iki gün bağrışır, sonra unutur" teşhisine kızmak yerine, inadına hatırlamalı ve bu tabiyet ilişkisini yeniden sorgulamalıyız.
    Arka bahçemiz Kuzey Irak'a operasyon için tezkerenin çıktığı bugün, İnönü'nün "Yeni bir dünya kurulur" sözü ve "Askerlikte mağlubiyetin telafisi yoktur" uyarısı kulağımızda çınlamalı...
    Ve tabii bir de Johnson'un şu esprisi:
    "Bahçede donla dolaşmaya kalkma, çekerim resimlerini..."

    Yayın Tarihi : 18.10.2007


    CAN DÜNDAR