bebekler ağlamasın.....

Konusu 'Gebelik' forumundadır ve talin tarafından 28 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

    28 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    kızlar bu yazı benii çok etkilediği için sizlerle paylaşmak istedim
    lütfen dikkatlice okuyun
    özellikle hamile olan her bayanın bilmesi gereken önemli bilgiler bence bunlar
    lütfen doğum şeklinizi çok özenli bir şekilde seçin...
    sevgilera.s.


    Doğum anı ve doğumdan sonraki ilk birkaç saat bebek-anne bağının kurulması açısından kritik saatlerdir. Hiçbir müdahale veya ilaç etkisi altında kalınmadan yapılan doğumlarda anne ve bebeğin karşılıklı salgıladığı hormonlar bu ilk aşkın kurulmasında hayati rol alırlar. Bu ilk aşk dolu sevgi bağının kurulabilmesi için doğal olarak doğan bu bebeklerin annelerinden uzaklaştırılmak yerine kordonu bile kesilmeden anne kucağı ile buluşturulması gerekir. Bu sayede doğumda bebekler üzerinde oluşabilecek psikolojik travmalar hiç yaşanmaz, bebek kendini güvende hisseder, sevildiğini hisseder.

    Bu ilk dakikalarda anne-bebek bağının en kısa sürede kurulması artık tartışma olmaktan çıkmış insancıl ve bebeğe saygılı doğumun vazgeçilmez bir gerçeği olmuştur. Peki gerçekler bu kadar önümüzde olduğu halde biz doktor ve ebeler doğum anına ve bebeğin doğumda yaşadıklarına ne kadar saygılıyız ?

    Ülkemizde yapılan standart bir doğum anında bebeklerimizin yaşadıklarına bir bakalım:

    Doğum odasında bir kargaşa, bir koşturmaca, bir gürültü hakimdir.
    Doğum yapmak üzere olan kadına enerjisinin büyük kısmını açılma döneminde dikkatsizce harcadığından yorgundur.

    Gebemize sürekli neler yapması gerekiği yüksek sesle anlatılmaktadır. Zaten panik bir halde olan gebemiz bu anlatılanların çoğunu duyamaz bile, tek yapmak istediği biran önce doğurup bu gerginlikten kurtulmaktır. (Aslında farkında olmadan bebekten kurtulmaya çalışmaktadır.)

    Bir de bizlerin daha çok ıkınması için dikkatsizce sarf ettiği "çabuk ıkın, bebeğin zor durumda, yoksa ölür.."gibi cümleler onun tedirginliğini ve başarısız olma ve bebeğini kaybetme duygularını arttırır.

    Bu olumsuz şartlar altında bebeğimiz bir şekilde başını çıkarır...
    Bu yeni dünyada ilk karşılaştığı şey ilk defa görecek gözlerine tutulmuş spot ışıklarıdır.

    Gece yarısı uyandırılıp gözünüze projektör tutulduğunu hissedin, gözleriniz yanar, korumak için sımsıkı kapatırsınız.Bebeğimizin de başına gelen budur.

    Ardından biri başından tutarak onu güçlüce çeker..

    Uyandığınızda başınızdan çekildiğinizi hissedin... bebeklerde aynı duyguları yaşar.

    Bebeğimiz doğar doğmaz, ilk defa yerçekimi ile tanıştığı bu anda biri onu ayaklarından tutarak ters çevirir, yaşadığı duyguları hayal bile edemiyorum...

    Hatta ayaklarına vurur biran önce nefes alsın diye. Bu darbelerin onda yaratacağı travmayı hissedin...

    Ve ilk nefesini alır..ilk nefes...İlk defa sigara içtiğinizi veya ilk defa alkolle tanıştıığınız günü hatırlayın..evet bu ilk nefes onun için yabancı bir histir, belki de akciğerleri bu nefesle yanar...

    Daha bu nefese alışamadan kordonu aniden kesilir, oysa yaşamsal tüm gereksinimleri oradan geliyordur, oksijen gereksinimi de..Kordon onun için güvendir.

    Birdenbire onun için güvenli olan kordon yerine bu acı dolu nefesle karşı karşıya kalmıştır..

    Çığlık çığlığa ağlar..

    Gözleri ışıktan kamaşmış, akciğerleri yanıyordur ve başaşağı durumda yerçekimiyle tanışmıştır..

    Ağlar...belki geri huzurlu yuvasına dönmek ister belki de annesinin güven dolu yakınlığını hissetmek ister. Bu yüzden ağlar.."Annem nerede" diye ağlar...

    Peki biz ne yaparız...

    Onu annesiyle buluşturmak yerine arkada mekanik bir masaya atarız..lastik eldivenler, metal aletler, oksijen tüpleri, aspiratörlerle dolu tamamen yapay bir ortam yaratırız ona.

    O hiç dokunulmamış hassas cildini bizim için normal ama onun için kaba, zımpara gibi kumaşlarla sileriz...güya onu temizleriz.

    Boğazından içeri lastik hortumlar sokup içindeki sıvıyı almaya çalışırız..
    Ve o sürekli bağırır.."annem nerede, annem nerede, neresi burası.."
    Ve kapatır kendini..ellerini ve ayakların kasar, tehlike olarak algıladığı bu anda kendini kapatır ve korumaya çalışır..

    Ve sürekli ağlar, ağlar, ağlar..

    Ve ne büyük bir ironidir ki biz o ağladıkça mutlu oluruz..O acı çektikçe mutlu oluruz...

    Anne mutludur, bebeği doğurmuş ve o gerginlikten kurtulmuştur...
    Doktor mutludur, başarı kalbi atan ve nefes alan bir bebeği anneye teslim etmektir onun için...

    Peki ya bebek..bebeği hiç farkeden oldu mu?

    O HALA AĞLIYORDUR !

    Peki bunu düzeltmek mümkün mü? Bebeklerimizi bu travmadan kurtarmak çok mu zor?

    Aslında çok basit uygulamalarla bebeklere saygılı ve insancıl bir doğum odası ve doğum planlamak mümkün.

    Mesela önce anneyi eğiterek başlasak işe ve annenin doğum boyunca yaşayacağı korkular üzerine çalışsak..

    Sakin, korkusuz ve gevşemiş, doğum süreci ve doğum anı hakkında bilinçli bir anne sakin bir doğum demektir..Doğumda çoşku hatta ağrısız bir doğum demektir...Tüm doğal ve sevgi odaklı hormonların mükemmel uyumu ve salınımı demektir...

    Sonra doğum odasında doğum işini bu gebemize bıraksak, ona güvensek..

    O bedeninin yönlendirmesini izleyerek doğal güdülerini kullansa..
    Ikınması gerektiğini hissettiğinde ıkınsa..Onu paniğe sevketmesek, sabırlı olsak...

    Doğumda anneye ve bebeğe güvensek...

    Ve sessizlik sağlasak doğum odasında...

    Doğum kutsal bir andır ve tüm kutsal yerlerde ve olaylarda sessizlik hakimdir...Bizler sadece izlesek, sadece yanında olduğumuzu hissettirsek...

    Ve o bebeğin gözünü yakan spotları kapatsak...inanın hiç ihtiyacımız yok bu spotlara doğumda...

    Bebeklerimiz doğumun ilk saniyesinde kapamasalar kendilerini..bu şoku yaşamasalar.

    Ve doğum anı...O ilk aşk için herkes hazır...

    Anne hadi bebeğim diye ıkınıyor...

    Kargaşa yok...panik yok..Güzel bir ana tanıklık var sadece...

    Herkes seyirci...sadece anne ve bebek sessizce çalışıyorlar...

    Bebeğimiz doğar doğmaz daha neredeyim ben demeden annesinin onu bekleyen sımsıcak göğsü ve onu saran elleriyle buluşsa..

    Kordonunu hemen kesmesek..en azından akciğerlerinden gelen bu yeni hissin ona zarar vermediğini anlayana kadar kordonun ona güven veren hissini korusak..Zaten birkaç saniye içinde bebeğimiz kontrolü ele alacak ve kordondaki kan akımı duracak..

    Onun bu geçiş dönemine saygı duysak..

    Ve o ilk karşılaşma...

    Salgılanan doğal hormonlar hem anneyi hem de bebeği bu ilk aşka hazırlar...

    Bu ilk bakışa...

    Anne bebek aşkı bu ilk dakikada başlar..

    Bebeğimiz aldığı ilk nefesten sonra annesinin göğsüyle buluşmuş ve sadece onun sesini duymuştur...

    Yeni bir dünyadır ama korkmasına hiç gerek yoktur.Çünkü annesini gebelik boyunca ona güven veren sevgi dolu kalp atışı yine ona güvende olduğunun hissettirmektedir.

    Bu yüzden panik olmasına gekek yoktur...

    Bırakır kendini rahatça, gevşer, sakin nefesler alır, annesini dinler, arada başını kaldırır ona bakar.

    Güvendedir, ağlamasına gerek yoktur. AĞLAMAZ BU BEBEKLER...

    Burada bir konuya açıklık getirmek lazım: Bebekler ilk doğduklarında refleks bir ağlama ile nefes alırlar ve bu yenidünyaya "Merhaba" derler. Bu ağlama onların akciğerlerinin fonksiyon görmesi içi yeterlidir.

    Doğumdan hemen sonra anneleri ile buluşunca bu ağlama bazen devam etse de çok agresif bir ağlama olmaz. Daha çok bir çeşit iletişim gibidir. Eğer anne huzurlu bir doğum yapmışsa ve bebeğine sıcak bir yaklaşımla o güzel sesiyle hoş geldin diyorsa o zaman bu ağlama yerini sakinlik ve huzura bırakacaktır. Yani doğduklarında oluşan refleks ağlamaları, doğum anına kadar yaşadıkları ve doğum anındaki duygulanımlarına bağlı olarak değişken özellikler gösterecektir.


    İşte anneye ve bebeğe saygılı, daha insancıl bir doğuma imza atmak bu kadar kolay kolaydır. Ama ilk değişimin önce kendi içimizde yaşanması gerekir...

    Artık gözlerimizin önündeki perdeyi kaldırmalı ve annelerimizle bebeklerinin çektiklerini fark etmeliyiz...

    Sonra değişim kendiliğinden gelecektir...Annelerimiz ve bebeklerimiz kendilerine saygılı doğumlara kavuşacaklardır.
     
  2. 28 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  3. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    [​IMG]


    Bebeklerimiz doğumda herşeyin farkındadır. Yandaki resime bir bakın; bu bebeğin hiçbirşey algılamadığını söylemek mümkün mü?

    Ben ve ekibim anne ve bebeklere saygılı daha insancıl doğumlar için çalışıyoruz. Ama inanın yılların alışkanlıklarını kendimizde bile yıkmak zaman alıyor. Doktor olarak doğumu, gebeyi yönetmeye o kadar alışmışız ki herşeyin kontrolünü eğitim vermiş olmamıza rağmen gebeye bırakırken uzun bir geçiş dönemi yaşıyoruz.

    Ancak doğumda bu sabrı göstermeye başladığımızdan beri doğumlara bakışımız değişti. Bizler yönetenden çok seyirci olmaya başladığımızdan beri gebelerimizden ve çiftlerimizin birbirlerine desteğinden çok şeyler öğreniyoruz. Bebeklerimizi annelerin göğsüne bırakırken çekiniyorduk, birşey olur mu diye...Yılların alışkanlıklarını yıkmak kolay değildi..Ancak bebeklerimizi izledikçe onlardan öğrendik...Çok rahattılar...Ağlamadılar...Anneleriyle iletişim halindeydiler...Başlarını kaldırıp onlara baktılar...Konuşunca yüzlerini o yöne çevirdiler...Hatta güldüler...Bebeklerimizi yeniden keşfettik...

    Fransa'da ev tipi doğum odaları, suda doğum ve anneye saygılı doğumun yaratıcılarından Michel Odent kitabı "Primer Sağlık"(Primal Health) kitabında doğuma kadar geçen süre, doğum anı ve doğumdan sonraki kritik zaman diliminde bebeklerin yaşadıkları travmalar ile erişkin dönemde karşılaştıkları davranış bozuklukları ve sağlık problemleri arasındaki bağlantıları irdelemektedir.Bu kitapta doğum anında bebeklerimizin yaşadıkları herşeyi hatırladıkları, bu yaşadıkları travmalar nedeni ile uzun dönemde davranış bozukluklarına eğilimli olduklarını anlatmaktadır. Sanayileşmeyle gelen kentsel hayattaki bireylerde görülen kendine ve başkalarına karşı sevgi eksikliklerinin kökenlerini doğum anında yaşananlarda aramakta ve bu konuda araştırmalar yapmaktadır. Bu yüzden doğum anına saygı, anne-bebek bağının sevgi dolu ve insancıl biçimde kurulması toplumsal barışın sağlanması, insanlarımızdaki bu sevgi eksikliğinin giderilmesinde hayati bir öneme sahiptir.

    Doğum anında anne-bebek bağının kurulmasında bizlerin katkısının yanında asıl önemli olan doğal doğumda salgılanan hormonların düzgün salınımıdır. Doğumun doğallığı bu hormonlarda gizlidir. Doğum hormonları bu ilk aşkın oluşumunda hayati öneme sahiptir. Bu hormonlarların etkileri ve düzgün salınmaları doğal doğumun ve onun pozitif etkilerinin temelidir....


    hamile olan tüm arkadaşlarımın hayırlısıyla bebeklerini kucaklarına almalarını dilerim

    sevgiyle kalına.s.
     
  4. 28 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  5. hxuxrrem 2000

    hxuxrrem 2000 SEN BU SEVGİYİ HAKETMEDİN Pro Üye

    Katılım:
    14 Aralık 2007
    Mesajlar:
    5.422
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    146
    EMEĞİNE ,YÜREĞİNE SAĞLIK...senağlama
    ÇOK ETKİLEYİCİYDİ....:a015:
     
  6. 28 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  7. mehtap86

    mehtap86 Yeni Üye Üye

    Katılım:
    18 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    343
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    ben dogum yaptım ama yazını okuyunca bı garıp oldum bebegımde dusundum hepsını gercekten urkutucu cok haklısın arkadasım ama nerdeee bu memlekette o kadar hassasıyet zor doktorlar ısımı yapsamda gıtsem dıyolar en nefret ettıgımde bebek dogunca kazık gıbı carsaflarla sılmelerı allahtan benımkı havluyla temızlendı gordum tsk ederım paylasımın ıcın super
     
  8. 28 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  9. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    bu yazıyı ilk okuduğumda benim de oğlumu dünyaya getiriş şeklim aklıma geldi ve ben de dehşete düşmüştüm:çok üzgünüm:
    normal doğum yapabilmek için çok uğraştım ama olmadı,problemler çıktı ve ben de oğlumu maalesef doğduktan hemen sonra kucağıma alamadım:çok üzgünüm:
    sanırım bu hep içimde kalacak,üstüne üstlük bir de bu yazıyı okuyuncasenağlama
     
  10. 28 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  11. dilruba_diba

    dilruba_diba Guest

    paylaşımın için tşk canım.
    çok etkilendim valla ne güzel anlatmışlar.
     
  12. 28 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  13. mira

    mira Popüler Üye Üye

    Katılım:
    27 Eylül 2007
    Mesajlar:
    3.622
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    talin cim emeğine sağlık cnm
     
  14. 29 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  15. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    rica ederim kızlara.s.a.s.
    keşke bu yazıyı herkese ulaştırmayı başarabilseydim
    eminim hayata gözlerini açan bebeğinin bu tür karmaşalar yaşadığını bilen her anne doğumu konusunda çok daha özenli davranacaktıra.s.
     
  16. 29 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : talin
  17. gxuxley

    gxuxley Aktif Üye Üye

    Katılım:
    24 Aralık 2007
    Mesajlar:
    448
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Emeğine Sağlik Arkadaşim :))))
     
  18. 6 Eylül 2008
    Konu Sahibi : talin
  19. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Son 10 yıla baktığımızda sezaryen oranlarının özellikle büyük şehirlerimizde gittikçe arttığını farkediyoruz. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bu oran %15 olması gerekirken, ülkemizde devlet hastanelerinde %40-60, özel hastanelerimizde %80-90 oranlarını bulmuş durumda.

    Amerika ve Avrupa ülkelerinde %28-30 sınırına gelen sezaryen oranlarını düşürmek için yoğun bir çaba harcanırken, ülkemizde yazılı açıklamaların dışında büyük bir projenin olmadığını görüyoruz.

    Peki çok açık bir biçimde görülen, kabul edilemez derecede yüksek sezaryen oranlarının sebebi nedir?

    Ve neden diğer gelişmiş ülkeler normal ve doğal doğum oranlarını yüksek tutmaya çalışmaktadır ?

    Doğal Doğum Nedir?

    Doğal doğum mümkün olduğu kadar müdahale edilmeden yapılan doğumlardır. Bu sayede aktive olan tüm doğal hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır.

    Zaten doğal bir doğumda ebeler ve doktorların izleyici olup, sağlık kontrollerini yapmalarından başka bir müdahalesi olmamalıdır. Çünkü buna ihtiyaç yoktur. Gebelik ve doğum eylemi bir hastalık değil, bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur.

    Gereksiz yere yapılan her türlü müdahalenin doğumun işleyişi ve hormonların salınımı üzerine negatif etkileri vardır.Zaten doğal doğumu üstün kılan bu hormonların salgılanmasıdır.

    Bu hormonlar içinde en etkili olan iki hormon oksitosin ve endorfindir.
    Oksitosin rahimi kasıcı etkileri ile doğumun ilerlemesinden sorumlu
    hormondur. Ancak oksitosinin cinsellikte, arkadaşlarla yenilen güzel bir
    yemekte ve sevginin olduğu daha birçok yerde salgılandığını biliyoruz.

    Bu yüzden bu hormona "sevgi hormonu" adı verilmiştir. Yani sevginin olduğu her yerde oksitosin de vardır. Bu hormon doğumda gittikçe artan oranlarda salgılanarak doğum anında ve doğum sonrasında en yüksek seviyelerini bulur.

    Kordon yoluyla da bebeğe geçer. Bebeğin de kendi hormonunu ayrıca
    salgıladığını biliyoruz. Böylece doğal bir doğumda anne ve bebeğinin bu hormonun etkisiyle bir sevgi denizinde yüzdüğünü söyleyebiliriz.

    Diğer hormonumuz endorfin bedenin salgıladığı doğal bir ağrı kesicidir.Doğa, doğum yapan kadının kendini rahat hiisedebilmesi için herşeyi yapar.

    Oksitosin seviyesi yükselip, kasılmalar sıklaştıkça, beden endorfin
    salgısını arttırarak cevap verir. Böylece kadının bedeninde doğal bir
    anestezi sağlanır, kasılmalar daha rahat hissedilir.

    Doğumda endorfin seviyeleri en yüksek noktadadır. Kordon yoluyla bebeğe geçer, bebeğimiz de kendi hormonunu salgılar.

    Endorfinin bağımlılık yapıcı bir etkisi de vardır. Kişi endorfin
    etkisindeyken çok daha sevgi dolu, karşısındakini kabullenicidir.

    Endorfinin en çok salgılandığı sporcularda bu etkileri açıkça görebiliriz. Doğum anında anne ve bebeği oksitosin ve endorfin etkisindir. Ve bu iki hormon birleştiğinde müthiş bir güce ulaşır. Anne ve bebeğin bu ilk
    karşılaşmada birbirlerine bağlanmasından bu hormonlar sorumludur.

    Bu yüzden biz bebeğe saygılı doğumlarda, bebeğin doğar doğmaz anne kucağına verilmesini savunuyoruz. Bu anlarda sessiz kalıp, bir adım geri çekiliyoruz. Anne ve bebeğinin bu ilk buluşmasını bozmamak için herşeyi yapıyoruz.

    Son yıllarda yapılan çalışmalar doğum anında bebeklerimizin herşeyin
    farkında olduklarını ortaya koymaktadır. Bebeklerimiz doğduklarında herşeyi hissederler, duyarlar ve görürler. Spotlar gözlerini acıtır, başaşağı tutulmak onları mutlu etmez.

    Tek istedikleri bu yeni dünyada güven duyacakları tanıdık bir sestir. Bu yüzden en çok tanığı kişiyi, annelerini ararlar.

    İlk refleks ağlamalarından sonra anne kucağı ile buluştuklarında annesinin güven veren kalp atışlarını duyar, tanıdık sesini ve kokusunu hissederler. Ağlamaları yavaş yavaş azalır. Kendilerini bu güvenli sıcaklığa bırakırlar. Bu güvenli ve sevgi dolu başlangıç onların gelecekteki davranışlarını da pozitif yönde etkileyecektir.

    Yapılan tüm çalışmalar doğal doğumların anne ve bebek üzerindeki pozitif etkilerini desteklemektedir.Bebeklerde solunum problemleri daha az olur, daha aktiftirler, daha iyi ve kolay emerler, bağırsak flora gelişimleri çok daha iyi olur.

    Anne-bebek ilişkisi çok daha sağlıklı başlar, annelerimizde doğum sonrası depresyon çok daha az görülür.

    Doğumda Müdahalelerin Etkileri Nelerdir?

    Doğumun doğal işleyişine yapılan her türlü müdahale doğumun doğal gidişini etkiler. Bunların arasında aç bırakılmak, serum takılması, su kesesinin erken açılması, doğum başlamadan suni sancı ile doğumun erken tetiklenmesi, her gebeye epizyotomi dediğimiz vajinal kesi yapılması, hatta epidural anestezi kullanılması sayılabilir.

    Bu uygulamalar eğer gerçekten bir neden yokken uygulandığında, doğumda salgılanan hormonların çalışma düzenleri bozulur.

    Örneğin gerek yokken sadece doğumu hızlandırmak için takılan suni sancı annenin doğal oksitosin salgısını bozar.

    Suni sancı olarak bildiğiniz, serumla verilen ve rahimi kasıcı etkileri olan yapay oksitosin beyin bölgesine geçemediğinden, beden doğal ağrı kesicisi olan endorfini salgılayamaz ve gebe kasılmaları çok daha şiddetli hissetmeye başlar.

    Bu gebelerimizin doğum yaparken bebeklerine kavuşma değil, onlardan kurtulma hissiyle davrandıklarını görüyoruz. Bu da doğum anındaki o ilk buluşmayı bozar.

    Epidural anestezide ve ağrı kesicilerde de aynı etkileri görüyoruz.Bu
    uygulama doğuma yapılan büyük müdahalelerden biridir. Evet gebe doğumda hiç ağrı hissetmez ancak doğal hormonların salınımı da engellenmiş olur.

    Bu doğumlarda gebe yatağa bağlı kalır, sürekli takip altında olmak zorundadır, doğumlar göreceli olarak uzar, vakum takma oranları artar, anne-bebek buluşması gecikir. Yapılan ağrı kesici ilaçların az ya da çok bebeğe geçtiklerini de biliyoruz. Bu ilaçların kısa ve uzun dönemli negatif etkileri konusunda çalışmalar devam etmektedir.

    Bir diğer müdahale olan epizyotomi, yani doğumda vajinal kesi normal
    doğumdaki negatif olayların başlıca sorumlusudur.

    Ülkemizde ilk doğumların hemen hemen tümünde uygulanırken İngiltere'de bu oran %30 civarındadır. Emekli bir ebe olan annemden 1960'larda yaptırdığı doğumları dinlemek her zaman bana ilginç gelmişti. O dönemde gerek hastane gerekse ev doğumlarında epizyotomiyi çok nadir uyguladığını anlatırdı. Ancak çok sabırlı ve doğuma saygılı olduklarını anlatırdı. Sakin geçen, hızlandırılmamış doğumlarda epizyotomi ihtiyacı aslında çok az olmaktadır. Ancak burada hem doğum yapanın, hem de yaptıranın sabırlı olması, doğumun daha yavaş ilerlemesi gerekmektedir.