bebişler için bebek bilgileri

Konusu 'Gebelik' forumundadır ve superisi22 tarafından 16 Mart 2008 başlatılmıştır.

    16 Mart 2008
    Konu Sahibi : superisi22
  1. superisi22

    superisi22 hayat herşeye rağmen güzel Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2007
    Mesajlar:
    4.774
    Beğenildi:
    791
    Ödül Puanları:
    163
    bu onuyu nereye açacağmı bilmediğim için burayı uygun buldum unarm işine yarar

    Bebek Endişe Duyulan Konular


    Yeni doğmuş bir bebeğin anne ve babası bebeklerinin gerçekten bir hastalığı olup olmadığı ya da o anda yalnızca normal bir günlük rahatsızlık yaşayıp yaşamadığına karar vermekte zorluk çekerler. Çocukla bir süre kaldıktan sonra anne ve baba, çocuğun tepkilerine ve huyuna alışmaya başlarlar. Hafta çocuk duygularını ifade etmek için iletişim kuramayacak kadar küçük bile olsa, bebeğinizin sağlığıyla ilgili bir şeylerin ters gidip gitmediğini ya da sözgelimi, beslenme veya uyku alışkanlıklarında değişiklik olup olmadığını çoğunlukla sezebilirsiniz; kısacası, herhangi bir davranış değişikliği derhal dikkatinizi çeker. Ancak, yeni doğmuş bir bebekle anne ve babası birbirlerini henüz tanımaya başlamaktadır. Bu yüzden, çoukta neyin "normal" bir davranış olduğunu kestirmek için daha çok erkendir, öyleyse anne baba neyin doğru neyin yanlış olduğuna nasıl karar verebilir?


    Bebek Kusma

    Yeni doğan bir bebek için, hatta daha büyük bebekler için bile beslenme sonrasında bir miktar besini kusmak dışarı çıkarmak az rastlanan şey değildir. "Çıkarma" (yenen gıdaların çıkarılması), bebeğin ağzından küçük miktarda sütün dışarı çıkmasıdır Çıkarma, kusma ile karıştırılmamalıdır. Kusma esnasında bebeğin midesindeki her şey güçlü bir şekilde ağızdan dışarı çıkarılmaktadır.
    Kimi yeni doğmuş bebekler her beslenme sonrası yedikleri gıdanın bir miktarını çıkarırlar; kimi bebekler yalnızca çok nadir aralarla çıkarırlar. Çıkarma çoğu anne babalar için çok sorunlu bir olaydır (çünkü çoğu anne baba, omuzlarında bir bez olmadan bebeklerini kucaklarına almamaları gerektiğini öğrenmişlerdir); oysa, bu nadiren bir probleme yol açar. Genellikle çocuk 7 aylık ile 12 aylık arasında bir yaşa geldiğinde, yeni bebek oturtulabiliyor ya da hareket edebiliyor ise problem kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
    Bebeğin yediği gıdaları neden çıkardığı tam olarak bilinmemektedir; bunun sebebi belki de olgunlaşmamış bir sindirim sistemi yüzündendir. Daha büyük çocukların ya da yetişkinlerin aksine küçük bebeğin yemek borusu ile midesinin üst kısmı arasındaki kaslar henüz mide içeriğini aşağı doğru itecek şekilde gelişmemiştir. Dolayısıyla, herhangi bir hareket, hatta bebeği yatırmak kadar bir hareket bile ya da sindirim sisteminin kendi tepkisi dolayısıyla beslenme esnasında alınan süt dışarı çıkmaktadır.
    Bebeğin ağzından çıkan süt genellikle biraz ekşimsidir ve süt pıhtısı içeriyor olabilir. Bu konuda endişelenmeye gerek yoktur; çünkü dışarı çıkarılan süt sindirilme aşamasındadır. Bebeğiniz yediği gıdaları çıkartıyor ise ne yapmalısınız? Bazen bebekler midelerindeki gaz yüzünden yedikleri gıdaları çıkartırlar. Bu yüzden beslenme sonrasında bebeğinizi geğirtmek çok önemlidir. Biraz zamanlarını alsa bile, anne ve babalar bebeklerini her beslenme sonrasında geğirtmeye çalışmalıdırlar. Bazı doktorlar bebeklerin mama sandalyesi gibi bir yerde beslenme sonrasında yarım saat kadar dikine oturtulmasını da tavsiye etmektedirler.
    Eğer yediği gıdaları çıkaran bir bebeğiniz varsa, bu problem muhtemelen ne yaparsanız yapın devam edecektir. Bebeğiniz sağlıklı olduğu ve kilo almaya devam ettiği sürece doktorunuz bunu önemsemeyecektir; bu sizin için de önemsenmeyecek bir olay olmalıdır.
    Bununla beraber, kusmak endişe gerektiren bir olaydır. Yeni doğmuş bir bebek, doğumdan birkaç saat sonra, hafif kan karışmış olarak sümüksü bir sıvı kusar. Bu, genellikle endişe gerektirmeyen bir olaydır. Çünkü bu kan doğum esnasında annedeki kanamanın bebek tarafından yutulması nedeniyle kusmuğa karışmıştır. Kusma genellikle birkaç emzirme sonrasında da ortaya çıkabilir. Bununla beraber, daha fazla sürerse, bu yemek borusu ya da bağırsaklarda daha ayrıntılı bir incelemeyi gerektiren bir engel ya da tıkanıklık yüzünden olabilir. Kusma ayrıca süte toleranssızlık ya da başka bir hastalığın başlangıç işareti olarak da ortaya çıkabilir.
    Bebeğiniz kusarsa ne yapmalı?
    Beslenme sonrasında gıdasını çıkarma adetinde olan bazı bebekler günde bir defa gibi sık aralıklarla büyük miktarlarda kusarlar. Bu durumda doktorunuza durumu bildirebilirsiniz; fakat yine de yukarıda söylendiği gibi bebek sağlıklı görünüyor ve kilo almaya devam ediyorsa muhtemelen endişelenecek herhangi bir neden yoktur.
    Eğer kusmukta kan ya da yeşil safra varsa bebek derhal tıbbi muayene görmelidir; çünkü böyle bir durum ciddi bir hastalık belirtisi olabilir.
    Kusmak kimi zaman bir enfeksiyon belirtisi olabildiği için, aslında hiç çıkarma adetinde olmayan bebeğiniz aniden kusarsa, bebeğin vücut ısısını almalısınız. Eğer vücut ısısı normal ise ve bebeğin davranışları bir anormallik göstermiyorsa muhtemelen her şey yolundadır. Eğer bebek kusmaya devam ederse doktorunuza haber veriniz



    Bebek Aşırı Ağlama

    Bebek aşırı ağlama Bir bebek çeşitli nedenlerden dolayı ağlar. Yeni doğmuş bir bebek acıktığı zaman, altı ıslakken ya da yorgunken ağlayabilir. Bir bebek, gazı olduğuzaman veya dışkılamadan hemen önce de ağlaya-bilir. Ağlamanın sebebi bazen huzursuzluk da olabilir; ya da bebek sadece kucaklanmak istediği için de ağlayabilir. Bir başka ağlama nedeni de hastalık ya da bebeğin acı duyuyor olması olabilir. Kimi zaman bebekler ortada hiçbir sebep yokken de ağlayabilirler (en azından ortada ağlamasını gerektirecek hiçbir neden bulamadığınız zamanlarda.)
    Ağlamak, bebeğinizin ilk iletişim kurma yoludur. Her ne kadar bebeğiniz ileride daha başka iletişim kurma araçları geliştirecekse de, anne ve babasının ilgisini çekmek için bunlardan çok azı ağlamak kadar etkili olacaktır.
    Yeni doğmuş bir bebek ilk ayını dolduruncaya kadar, nasıl bir ağlama aşırı ağlama sayılır? Bu soruya cevap vermek pek kolay değildir; çünkü her bebek ötekinden ve bebeklerin her günü birbirinden farklıdır. Bütün bebekler ağlar; bazıları diğerlerinden daha çok ağlar.
    Bazı günler bebeğiniz günde üç dört defa toplam 20 ila 30 dakika (özellikle beslenmeden, uykudan önce ve altını kirletirken) ağlayabilir. Bir başka gün ise avazı çıktığı kadar saatlerce ağlayabilir.
    Çalışmalar, bebeklerin çevrelerindeki strese ağlamak yoluyla tepki gösterdiklerini ortaya koymuştur; durum ne kadar stres verici olursa, ağlama da o denii uzun ve yoğun olmaktadır. Dolayısıyla, eğer bebeğin anne ve babası kötü bir gün geçirmiş ise, bu durum bebeğe yansıyabilmektedir. Bununla beraber, evdeki hava sakin olduğu zamanlar bebeğin huysuzluğu da, bebeğin durumdan etkilenme oranına bağlı olarak azalmaktadır. İlk bebekler, belki de anne ve babası daha sonraki çocuklarına karşı daha yumuşamış olduklarından, muhtemelen daha uzun ağlarlar.
    Yeni doğan bebeğin sinir ve sindirim sistemi dış dünyaya alışmayı öğrenmektedir. Bazı bebekler için, bu alışma son derece zor bir iştir. Eğer bebeğiniz daha çok öğleden sonraları ve akşamları ağlıyorsa, gaz yüzünden midesi şişmiş olabilir, kolik olabilir (yani mide ve barsak ağrısı olabilir.) Anne ve babalar çok az hastalık karşısında kendilerini kolik (karın ağrısı) esnasında olduğu kadar çaresiz hissederler.
    Şimdi anlatacağımız manzara anne baba için hiç de yabancı gelmeyecektir. Bebeğiniz hastanede sessiz sedasızdır; fakat eve geldikten birkaç gün sonra saatlerce süren bir şekilde ağlamaya başlar. Bezini değiştirir, kucağınıza alırsınız; hatta emzir¬mek ya da biberon vermek istersiniz. Ancak bunların hiçbiri onu susturmaya yetmez. Bebeğiniz o kadar güçlü ağlar ki, ağlamaktan yüzü kıpkırmızı olur. Midesi şiş ve gergindir; ayaklarını karnı üzerine çekmiştir. Elleri ve ayakları soğuktur. Bebeğinizin çok ciddi bir rahatsızlığı olduğunu sanıp endişelenirsiniz ve hemen bebeğin doktorunu ararsınız. Bu tür belirtileri olan bir bebek ciddi derecede hasta değildir. Bebeğin yalnızca karnı ağrıyordur ve bu hastalık aslında bebekten daha çok anne ve babaya eziyet veren bir rahatsızlıktır.
    Kolik terimi, sıklıkla ortaya çıkan ve bebeğin barsaklarından kaynaklandığı sanılan karın ağrılarını tanımlamak için kullanılır. Bebek acı çeker ve tepki olarak da bitkin düşünceye kadar şiddetle ağlar. Karın ağrısının ciddiyeti ve sıklığı değişkendir. Bazı bebeklerin akşamları bağırarak saatlerce ağlayacakları önceden bilinir; kimi bebekler de gün içerisine yayılmış olarak daha kısa aralarla ağlarlar. Bazı bebekler gündüz vakti ağlar susar; gece iyi uyurlar, bir kısım bebekler de ağlamalarını gece yarısına saklarlar.
    Karın ağrısı çeken bir bebek genellikle karnı doyurulduktan sonra ağlamaya başlar; bu, kolik olan bir bebeği karnı aç olan normal bir bebekten ayıran bir işarettir.
    Karın ağrısına neden olan şeyin ne olduğunu söyleyebilmek zordur. Bazı bebekler diğerlerine na-zaran karın ağrısına karşı daha hassastır. Karın ağrısı nöbetlerinin nedeni açlığın yanı sıra beslenirken yutulan ve barsaklara giden hava da olabilir. Bebeğini anne sütüyle besleyen annelerin yemiş olduğu şeyler, özeHikle yüksek karbonhidrat içerikli besinler, bebeğin barsaklarında aşırı fermantasyona neden olabilir.
    Karın ağrısından ya da başka bir nedenden kaynaklanan aşırı ağlama için ne yapmalıdır?
    öncelikle şu kabul edilmelidir ki, ne olacağı önceden bellidir. Bebeklerin büyük çoğunluğunda (hatta çok şiddetli karın ağrısı çekenlerde bile) bu ağlama krizleri üçüncü ayın sonuna doğru kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Bu büyülü zamana ulaşana kadar anne ve babalar çok çeşitli şeyler yaparlar (ne yazık ki hiçbiri de derde deva olmaz). Her şeyden önce, bebeğin karnının aç olup olmadığı belirlenmelidir. Bebeğinizin karnı aç mı? Eğer bebek karnı açken, iyi bir şekilde karnını doyurduktan sonraki 2 saatten daha az ağlıyorsa, ağlamanın sebebi muhtemelen aç olduğundan değildir. Bununla beraber, başka öğünlerde de bunu deneyebilirsiniz. Bazen sadece emzirme esnasında rahatlık verici bir şekilde tutmak bile yeni doğmuş bir bebek için yeterli olacaktır.
    Bebeğin bezini değiştirin ya da bebeği kucağınıza alarak geğirtmeye çalışın. Bazı bebekler sallanmaktan, bazıları da şarkı ya da ninni söylenmesinden hoşlanır ve susarlar. Doktorlar anne ya da babasının kalbi üzerinde kucağa alınan bebeklerin daha az ağladıklarını söylemektedirler.
    Eğer bebeğin karın ağrısı varsa, dikine tutmak yardımcı olabilir. Karnı ağrıyan çoğu bebekler karınları üzerine yatırıldıklarında rahatlarlar. Bebeği kucağınızda karnı üstüne tutarak sırtına masaj yapınız.
    Bazı bebeklerde ısıtılmış bir şişe suyu karnı üzerine yerleştirmek de karın ağrısını geçirmek için yardımcı olabilir. Bununla beraber, bu yöntemi denemeye karar verdiyseniz, sıcak su dolu şişenin bebeği incitecek kadar sıcak olmamasına özen gösteriniz. Eğer su çok sıcaksa, bebek rahatsızlığını belli edecektir.
    Bazen bebeği sallamak ya da dolaştırmak da yararlı olabilir. Bebeğinizi aşırı miktarda kucakta tutmaktan ona zarar geleceğini düşünerek korkmayınız. Böyle bir şey mümkün değildir. Eğer yararı olduğunu görüyorsanız, bebeğinizi kucağınıza almaktan çekinmeyiniz.
    Karın ağrısı çeken bir bebeği yumuşak bir battaniyeye sarmak da kimi zaman çok yararlı olabilmektedir. Bebeğe yatıştırıcı vermek, beşik gibi bir yere koymak, bebek arabasına yerleştirmek, araba ile kısa bir gezintiye çıkarmak gibi yöntemler de işe yarayabilir.
    Karın ağrısı çoğunlukla bebek gaz çıkardığında ya da altını kirlettikten sonra geçer. Bazen rektuma bir rektal termometre sokmak yolu ile gaz çıkarmasına ya da dışkılamasına yardımcı olmak yolu ile bebeğin rahatlaması da sağlanabilir.
    Karnı ağrıyan bir bebeğin anne babası olarak her beslenme sonrasında bebeğinizi geğirtmeye özellikle dikkat etmelisiniz. Biraz zaman alsa bile bebeğinizi geğirtmeye gayret ediniz.
    Eğer bebeğinizin karın ağrısı çok inatçı ise, bebeğinizin doktoru (eğer bebeğinizi biberonla besliyorsanız) herhangi bir gelişme olup olmadığını görmek için başka bir formül denemenizi salık verebilir.
    Tüm bu gayretlerinize karşın bebeğiniz yine de ağlamayı kesmiyorsa ne yapmalı? Eğer herhangi bir hastalık belirtisi yoksa bundan sonra yapılması gereken belki de ne olacağını beklemektir. Bazı bebekler bir süre ağlamadan uykuya dalamazlar. Tüm bu gösterilen yöntemleri deneyerek bebeği susturamazsanız, bebeğin 20 dakika kadar beşiğinde ya da karyolasında ağlamasından korkmayınız.
     
  2. 16 Mart 2008
    Konu Sahibi : superisi22
  3. superisi22

    superisi22 hayat herşeye rağmen güzel Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2007
    Mesajlar:
    4.774
    Beğenildi:
    791
    Ödül Puanları:
    163
    Bebekte Ateş


    Bebekte Ateş genelde vücudun herhangi bir enfeksiyona tepkisidir. Yeni doğmuş bebeklerde ateş ayrıca vücudun su kaybetmesi ya da sıcak iklimlerde bebeğir sıcakta fazla kalması dolayısıyla da ortaya çıkabilir
    Tüm bunlara bakılmaksızın, rektuma sokulan bf termometre vasıtasıyla bebeğin ateşinin 38°C olarak ölçülmesi durumunda doktorunuza başvurmanız gerekir. Bebekte herhangi bir ateş ciddi bir durumdur ve nedeni araştırılmalıdır.
    Bebeğinizin ateşini ne zaman ölçmelisiniz? Bebeğinize dokunduğunuzda sıcaklık hissediyor musunuz? Onu öptüğünüzde alnı sizin dudaklarınızdar daha mı sıcak? Bebeğiniz normalden farklı şekilde huysuz ya da sessiz mi? Bebeğinizin uyku ritrr, birdenbire değişti mi? Bebek kusuyor mu ya da ishal mi? Göğsü tıkanık gibi mi? Bebek artık altın ıslatmıyor mu? Bu sorulardan herhangi birine "evet" diye cevap verdiyseniz ya da sezgileriniz yanlış giden bir şey olduğunu söylüyorsa, bebeğinizin vücut ısısını bir termometre ile ölçün.
    Bebeğin vücut ısısı, rektuma sokulan bir termo metre ile alınır. Bunun için özel bir rektal termometreye (uç kısmı yuvarlatılmış) gereksinim vardır Ayrıca, termometrenin kolayca girebilmesi için L; kısmı bir miktar vazelin ya da kremle yağlanmalıdır
    Termometreyi anüsten rektuma yaklaşık 2.5 cm kadar sokun ve birkaç dakika bekleyin. Kesinlikle termometreyi rektumda bırakarak bebeğin yanından ayrılmayın, bebeğin ani bir kıvranması ya da hareket etmesi nedeniyle termometre daha derine kayabilir ve rektumda bir yaralanmaya neden olabilir. Bebeklerin vücut ısıları değişiklikler gösterebilir. Vücut ısıları genellikle sabahları daha azdır ve öğleden sonra veya akşama doğru gittikçe artar. Bebeğinizin vücut ısısı 38°C'dan daha az olduğu sürece ateşi yok demektir.
    Bununla beraber, eğer vücut ısısı 38°C'ın üstünde ise, başka hiçbir hastalık belirtisi ya da işareti olmasa bile derhal doktorunuza danışmanız gereklidir. Doktorunuz bebeği muayene etmek isteyebilir. Doktorların, hafif ateşten başka hiçbir hastalık belirtisi olmadığı halde bir bebeğin hastaneye yatırılmasını istediği durumlar ender değildir. Bunun nedeni yalnızca zararsız bir virüs olabilir; ancak, yeni doğmuş bebeklerin yüzde 10'unun bir aylık olana kadar çeşitli enfeksiyonlara maruz kalabileceğini bilen doktorlar, menenjit gibi ciddi bir hastalık olasılığını ortadan kaldırmak için bebeğin hastanede kalmasını isteyebilirler.
    Çoğu doktor ateş düşürücü olarak asetaminofen verir." Bununla beraber, eğer doktor tarafından tavsiye edilmemişse, yeni doğmuş bebeğinize kesinlikle herhangi bir ilaç vermeyiniz



    Bebeğin Ateşinin Ölçülmesi

    Bebeğin Ateşinin Ölçülmesi Rektal termometreyle, yeni doğmuş bir bebeğin vücut ateşini ölçerken termometreyi yaklaşık 2.5 cm. sokunuz. Termometreyi koyduktan sonra kesinlikle termometreyi bırakıp bebeğin yanından ayrılmayınız


    Bebek Test

    Bebek Test: Bebeğin doğmundan sonraki ilk hafta içinde teşhis edilmek koşuluyla çeşitli maddelerin aaaabolizmadaki nadir fakat ciddi orandaki eksikliklerinin yeterli düzeyde tedavi edilebilmesi mümkündür. Bununla beraber, eğer tedavi edilmeden bırakılırsa bu bozukluklar, zihinsel ağırlık, bodurluğa yol açan yavaş fiziksel gelişme ve katarakt gibi çeşitli harabiyet problemlerine neden olabilmektedir.
    Çoğu devletlerde yeni doğmuş bebeklerin bu noksanlıklara karşı uygun olan şekilde tedavi edilmesi ve normal bir yaşam şansını yakalayabilmesi için çeşitli testlere tabi tutulması zorunlu hale getirilmiştir.
    Bebeğinizin doktoru ya da hastanede bebeğinizi dünyaya getiren hemşireler sizin bebeğiniz için hangi bozukluklarda hangi testin uygulanması gerektiği konusunda sizi aydınlatacaktır
    .


    Bebek Bağırsak Hareketleri

    Bebek altını ilk defa genellikle doğumdan 24 saat sonra kirletir. Mekonyum adı verilen bu ilk dışkı, bağırsak salgıları ve amniyon sıvısından oluşmuştur ve koyu yeşil renktedir. Bebek sütle emzirilmeye başladıktan sonra, genellikle bebek üç dört günlükken, mekonyum dışkısının yerine, ara ya da geçiş dışkılaması başlar. Bu dışkılar genellikle yeşilimsi kahverengi renktedir ve süt pıhtısı ihtiva eder. Buara dışkısı da çıkarıldıktan sonraki bebek dışkısı daha büyük bebeklerin dışkısına benzer.
    ilk haftanın sonunda, çoğu bebekler günde üç ya da beş kez altlarını kirletirler. Ancak, özellikle sütle beslenen bebekler için bir günde bu miktardan daha fazla altını kirletme gerçekleşmesi de anormal sayılmaz. Bununla beraber, eğer bebeğiniz bir gün boyunca altını kirletmezse de endişelenmeyin. Bu, bebeğinizin kabız olduğu anlamına gelmez.
    Anne sütüyle beslenen bebeğin dışkısı, kokusuz ve lapa şeklinde ve koyu bir çorba kıvamındadır. Yeni anne ve baba başlangıçta bunu ishalle karıştırırlar. Fakat değildir. Mamayla beslenen bebeğin dışkısı daha dışkımsı kokar ve genellikle daha katıdır.
    Bir ayın sonuna doğru bebekler, genellikle emzirme sonrası olmak üzere, günde üç veya dört kez altlarını kirletirler. Bununla beraber, özellikle anne sütüyle beslenen bebekler, bazan 1 ila 3 gün boyunca hiç altını kirletmeyebilir. Bu normaldir ve endişelenecek bir şey yoktur.
     
  4. 16 Mart 2008
    Konu Sahibi : superisi22
  5. superisi22

    superisi22 hayat herşeye rağmen güzel Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2007
    Mesajlar:
    4.774
    Beğenildi:
    791
    Ödül Puanları:
    163
    Doğum Yaralanması

    Her 1.000 çocuktan 2 ila 7 tanesi doğum esnasında zarar görmektedir. Doğum yaralanması, bebeğin doğumu esnasında ana rahminden dışarı çıkarken ya da alınırken meydana gelen incinme ya da travmalar olarak tanımlanmaktadır. Doğum yaralanmaları, çoğunlukla en mükemmel doğum bakımı uygulanan durumlarda bile ortaya çıkmaktadır.
    Belli koşullar doğum yaralanmaları olasılığını daha da artırmaktadır. Prematürelik, makat gelişi, uzun süren gebelik dönemi, normalden büyük cenin, ceninin rahim içinde anormal konumda oluşu ve annenin leğen kemiğinin dar oluşu doğacak bebeğin doğum travmasına maruz kalmasına neden olan özel durumlardan birkaçıdır.
    Forseps de kimi zaman doğum yaralanmasına neden olabilmektedir. Forseps, rahimden dışarı normal olarak ilerlemeyen çocuğu çekip çıkarmaya yarayan ve uçları kaşık biçiminde olan bir doğum aygıtıdır. Forceps yaraları genellikle yüzde ve kafa derisi üzerinde gelen hafif yaralardır. Forceps vasıtasıyla bebeğin çıkarılması, anne ya da çocuğun yaşamının ya da sağlığının tehlikede olduğu zamanlarda en uygun doğum şeklidir.
    Başka bir yararlı teknik de vakum ile bebeğin çekilmesidir. Bu yöntemde, bebek henüz ana rahmindeyken kafasına aaaal ya da silikon bir başlık yapıştırılır. Bu başlık emme yaratır ve doğum sürecinin hızlandırılması için uygulanacak çekme işlemini mümkün kılar. Gereğinden daha fazla emme yapılmasını önleyen daha yeni yöntemler sayesinde bebeğin doğum esnasında yara alması önlenebilmektedir. Çok rastlanan doğum yaralanmalarından bazıları şunlardır: Baş şişmesi (caput succedaneum), kafa derisi dokularının şişmesidir; bebeğin kafasının sert vajinal kanal içinden geçerken maruz kaldığı basınç nedeniyle oluşur. Ayrıca bebeğin yüzü de şişebilir ve renk değiştirebilir ya da eğrilebilir. Bu şişlik genellikle birkaç gün sonra kaybolur ve kafa normal şeklini alır.
    Kafatasında kan birikmesi (cephalhaematoma), kafatası derisi altında kan toplanmasıdır. Yavaş bir kanama nedeniyle ortaya çıkar ve şişlik doğumdan sonra birkaç saat geçene kadar fark edilmez. Bazen bu kanamayla birlikte kafatası kemiği kırığı da var olabilir. Kafatasında kan birikmesi olayı çoğunlukla 2 hafta ila 3 ay arasında geçer. Tedavi nadiren gerekebilir.
    Köprücük kemiği (clavicle) kırılması, annenin bebeği ana rahminden itmesi ve bebeğin dışarı çıkması esnasında, özellikle makat gelişi doğumlarda bebeğin omuzunu kavrayabilmenin mümkün olmadığı durumlarda en çok rastlanan kemik zedelenmelerinden birisidir.
    Bu çeşit bir incinmeye maruz kalmış bir bebek, zedeli taraftaki kolunu oynatamaz. Yaralı tarafta Moro refleksi (ani bir temas ya da sese tepki olarak boyun arkaya bükülür, ayaklar ve eller dışarı doğru açılır) anormaldir.
    Kırık köprücük kemikli bebekler tamamıyla iyileşirler. Kimi zaman, burun kemiğinde bir yaralanma meydana gelebilir. Bu genellikle kıkırdağın septum (orta bölme) içinde yanlış yerleşimiyle sonuçlanır. Bebek emzirme esnasında güçlük çıkarır ve burnundan solumakta zorluk çeker. Burnun görünümü
    asimetriktir ve düzdür. Herhangi bir girişimde bulunmak için cerrahi yardım gerekebilir.
    Yüz siniri felci genellikle rahimde iken, ana rahminden güçlükle itilirken ya da forsepsle doğum esnasında yüz siniri üzerine uygulanan basınç nedeniyle oluşur. Bozukluk yüzün bir tarafını tamamen kaplayabilir.
    Çocuk ağladığında yüzün felç tarafı hareket etmez ve ağız bir tarafa çekilmiş durumdadır. Felçli taraftaki göz kapanmaz ve ağız köşesi aşağıya sarkıktır. Uzun vadeli sonuç, sinirin basınç nedeniyle zedelenmiş olup olmadığı ya da sinir liflerinin ezilmiş olup olmadığına bağlı olarak değişir. Eğer neden basınç ise iyileşme kısa sürede olur ve hiçbir iz kalmaz. Eğer felç devam ederse, sinir liflerinin mikrocerrahi müdahalesiyle onarılması gereklidir



    Bebek Uyku


    Yeni doğmuş bir bebek doğumdan hemen sonra çoğunlukla uyanık durumdadır. Uyku bir ya da iki saat süren bu uyanıklık durumundan sonra bebek derin bir uykuya dalar. Takibeden birkaç gün boyunca yeni doğan bebekler günün herhangi bir zamanında toplam 14 ila 18 saat arası uyurlar ve her 4 saatte toplam 30 dakika kadar uyanık kalırlar.
    Bir aylık bir bebek zamanının çoğunu, günün yaklaşık en az 14 saatini uykuda geçirir. Anne ve babalar, genellikle ilk ayın sonuna doğru yaklaştıkça bebeğin günde yedi sekiz kez olan uyku halinin günde üç dört kez kısa kestirmeler ve geceleri 5 ila 6 saatlik uzun bir uyku haline geldiğini gözlemlerler. Bununla beraber, uyku düzeni çok farklı değişkenlikler göstermektedir.
    Yeni doğmuş bebeğinizin, günde ne kadar çok ya da az uyuduğuna bakılmaksızın, uykusu çok hafiftir. Bu yüzden, bebeğiniz uyurken bile, uykusundan tamamen uyanmaksızın yüzünü ekşitebilir, ağlayabilir, sıçrayabilir ve hareket edebilir
    .

    Ağlayan Bebek Nasıl Sakinleştirilir?

    Bir bebeğin ağlaması ihtiyaçlarının giderilmesini sağlamak için kullandığı ilk ve en önemli araçtır. İlk aylarda aileler ağlamanın gizemini çözmeye çalışırlar— Ne demek istiyor?, ve Susturmak için ne yapılmalı?

    Denenmesi gereken 21 yol


    • Bebeğinizi besleyin
    • Geğirmesini sağlayın.
    • Sıkı sıkı sarmalayın (yüzünü açıkta bırakın)
    • Sakinleşmesi için onunla konuşun
    • Onun için müzik çalın
    • Pozisyonunu değiştirin
    • Bezini değiştirin
    • Sıcak yada soğuk olup olmadığını kontrol edin
    • Onu kucağınıza alın
    • Onu yere bırakın
    • Uyutun
    • Oyuncak verin (üç aylık veya daha büyük bebekler için)
    • Dışarı çıkarın
    • Sakin bir ortama çıkarın (bazı bebekler kalabalık ve gürültülü yerlerden rahatsız olurlar)
    • Onu rahat bir şekilde tutun
    • Onu size yakın olmak üzere yere bırakın, ona dokunun
    • Kendinizi sakinleştirin ve nefes alış-verişlerinizi düzeltin (unutmayın sonsuza kadar ağlayamaz)
    • Siz ağladığınızda insanların yapmasını istediğiniz şeyleri ona yapın
    • Ona yakın durun
    • Göz temasında bulunun
    • Ağladığı sırada sizin hep onun yanında olacağınızı ona anlatın
    • Bebeğinizin gününün nasıl geçtiğini düşünerek hangisine öncelik vereceğinize karar verin. karşılıklarınızı sakin ve yavaşça verin. bazen hiçbir şey yapmadan bebeğiniz sakinleşebilir. Ağlamaya devam etse dahi sizin desteğinizin ve varlığınızın farkında olduğunu unutmayın
    .

    Bir çoğumuz başarılı bir ailenin mutlu bebeklere sahip olmak demek olduğunu düşünürüz. Bebeğimiz duygularını tamamen göstermeye başladığında kendimizi iyi bir aile olarak tanımlayabiliriz. Tek amaç bebeği susturmak olduğunda, bebek ve ebeveynler iletişim, duygular ve kendileri hakkında çok önemli fırsatları kaçırabilirler.

    Bebeğinize sorun


    Bebekler konusunda saygı duyulan bir otorite olan Magda Gerber’ e ağlayan bebeğin nasıl susturulacağı sorulduğunda bize “bebeğe sorun” diye cevap verir. Bu tavsiye, bebekle iletişim kurarak onun duyguları hakkında ona otorite olarak güvendiğimizi hissettirmemizi sağlar. Geçmişteki tecrübeler, hassas deneme yanılmalar bebeğinizi anlamayı öğrenmenizi sağlar. Genellikle ilgili ebeveynler bebeğin ağlamasını durdurmak için onunla oynar ve ona şarkılar söylerler. Bununla beraber kendini daha rahat hissetmeye başlar. Bu sürekli devam ettiğinde bebek kendi duygularını anlamada ve ifade etmekte güçlük yaşamaya başlar. Onu rahatsız eden durumlar söz konusu olduğunda ailesine yansıtmamaya çalışır. Böylece kendi duygularını anlamada ve ifade etmekte güçlük çekmeye başlar ve iletişim becerisini kaybeder.
     
  6. 16 Mart 2008
    Konu Sahibi : superisi22
  7. superisi22

    superisi22 hayat herşeye rağmen güzel Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2007
    Mesajlar:
    4.774
    Beğenildi:
    791
    Ödül Puanları:
    163
    pişik,pişiğin nedenleri?

    Cildin bebek beziyle temas ettiği bölgede oluşan kızarıklık ve tahrişe pişik adı verilir. Bebeğinizin poposu kırmızı ve iltihaplı olur, bez bölgesinin çevresinde kabarık şişlikler görülür. Bebeğiniz, sorunun ne olduğunu size kelimelerle anlatamayacağı için duyduğu rahatsızlığı, özellikle bez değiştirirken ağlayarak ve huzursuzluk göstererek ifade eder. Gereken önlem derhal alınırsa, bu rahatsızlık herhangi bir iz bırakmadan ortadan kaybolur.

    Pişiğin nedenleri nedir?

    [SIZE="3"]1. Hijyen eksikliği – bezin yeterince sık değiştirilmemesi, kalitesiz bez kullanılması, cildin tahriş edici maddelere uzun süre maruz kalması. Emiciliği yüksek olan kaliteli bezlerin kullanılması bu nedenle çok önemlidir.
    2. Sıvı dışkılar – dışkıları sıvı kıvamında çıkan bebeklerde pişik durumu daha sık ve genellikle daha şiddetli yaşanır.
    3. Yetersiz temizlik – idrar ve dışkı kalıntılarının cildi rahatsız etmeyi sürdürmesi.
    4. Cildi kurutan ve tahriş eden sabunların kullanılması, özellikle cildin sabundan sonra iyi durulanmaması.
    5. Diş çıkarma – bebeğin bu süreçte ateşi yükselir ve yüksek ateş uyku bozukluklarına, iştahsızlığa, bağırsak hareketlerinde değişikliğe yol açabilir.
    6. Anne sütünden biberona geçilmesi – dışkının yapısı, asit değeri ve bakteri içeriği değişir.İdrarı parçalayan bakteriler alkali ortamda çok daha kolay çoğalırlar, biberonla beslenen bebeklerin kakaları anne sütü ile beslenenlerin aksine daha fazla alkali içerir.
    7. Katı yiyeceklerin tüketilmeye başlanması – bağırsak hareketlerinin miktarı değişir.
    8. Hastalıklar (örneğin ağızda, bronşlarda, ortakulakta, böbreklerde, sindirim sisteminde vb. iltihaplanma) – bebeğin vücut sıcaklığı yükselir ve bağışıklık sistemi zayıflar.
    9. Antibiyotik tedavisi – antibiyotikler organizmadaki bakteri florasına zarar verdiğinden mantarsı enfeksiyonların meydana gelmesini kolaylaştırır.
    10. Sıcaklığı daha yüksek ortam sıcaklıklarında cilt daha kolay tahriş olur.


    Bebeği pişikten nasıl korumalı?

    Ne kadar hassas olursa olsun, bebeğin cildinde enfeksiyonlara karşı koymasını sağlayan doğal korunma sistemi bulunur. Sizin göreviniz, gerekli cilt bakımının uygulanmasıdır. Bebeğinizin sağlıklı cilt gelişimi için;

    Kullandığınız hazır bezin sürekli kuru olmasına dikkat edin. Eğer bez ıslak ise hemen değiştirin.
    İdrarı bebeğinizin cildinden hızla uzaklaştırıp içeride hapseden ürünler kullanın, çünkü idrarla sürekli temas halinde olan ve bu sebepten dolayı nemli kalan ciltte pişik olmama olasılığı artar.
    Bebeğin altındaki kızarıklığı görür görmez, burasını ılık suyla yıkayın ve tamamen kurulayın, daha sonra çinko oksitli kremlerden bolca sürün. Böylece idrarın deriyi tahriş etmesi önlenir.
    Bebeğin altını sık sık değiştirin, her iki üç saatte bir ve ayrıca da her dışkı yaptıktan sonra temizce yıkayın. Talk pudrası sürmeyin, ıslanınca deriyi tahriş eder. Talk pudrası zamanla sertleşip deriye zarar verir.
    [/SIZE]

    Prof. Dr. Haluk Çokuğraş

    alıntısır
     
  8. 16 Mart 2008
    Konu Sahibi : superisi22
  9. superisi22

    superisi22 hayat herşeye rağmen güzel Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2007
    Mesajlar:
    4.774
    Beğenildi:
    791
    Ödül Puanları:
    163
    Bebeği biberonla uyutmayın


    Çocuğunuzun sağlıklı dişlere sahip olmasını istiyorsanız; bebeklikten itibaren hem yediklerine hem de kullandığınız ürünlere dikkat etmelisiniz. Çocukların ileride sağlıklı bir ağza ve dişlere sahip olması için aileleri uyaran diş hekimleri; şu önerilerde bulunuyor: Öncelikle bebeğinizi asla biberonla uyutmayın. Emzik kullanımına 1 yaşından sonra son verin ve dişlerin çıkar çıkmaz fırçalamayı öğretin. Çocuklar, 2 yaşına geldiklerinde mutlaka diş hekimiyle tanıştırılmalı. Böylelikle hem dişçi koltuğu fobisi oluşmaz, hem de diş hekimlerine karşı daha olumlu bir imaj oluşur. Bu yaş itibariyle diş hekimine gelen çocuklar böylelikle koruyucu diş hekimliği uygulamalarından daha fazla yararlanacakları gibi ortodontik sorunlara da daha erken müdahale edilebilir. Ayrıca zamanından önce çekilen bir süt dişinin yeri, sürekli diş gelinceye kadar mutlaka korunmalı.


    Bebeğinizi anne sütünden mahrum etmeyin


    Anne sütü, sentetik olarak üretilemeyen ve bebeği ilk 6 ayda birçok hastalıktan koruyan maddeleri içermesi (biyolojik üstünlük) yanında anneyle bebek arasındaki eşsiz iletişime imkan veriyor. Son 40 yıldaki araştırmalar anne sütünün beyinsel gelişimden, kemik sağlığına; enfeksiyonların önlenmesinden, kan basıncına bir dizi konuda olumlu etkisi gösteriyor. Anne sütünün başka hiçbir besin maddesinde bulunmayan üstünlükleri vardır.
    Anne sütü bebeği enfeksiyonlara karşı koruyacak immünolojik faktörleri içerir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde ishal, solunum yolu ve diğer enfeksiyon hastalıkları daha az görülür veya görülse bile daha az şiddette seyreder.
    Anne sütü bebeğin büyümesi ve gelişmesini hızlandırır. Anne sütü bebeklerin gereksinimleri olan bütün besin öğelerini içerir.
    Anne sütü ile beslenmiş çocuklarda egzema, allerjik hastalıklar, diş eti hastalıkları, kanser ve diabet gibi hastalıklar daha az görülmektedir.
    Anne sütünün sindirimi kolaydır. Meme emme işlemi çocuğun yüz kaslarının ve kemiklerinin gelişmesini sağlar.
    Emme işlemi çocuğun psikososyal gelişimine katkıda bulunur. Anne ile bebek arasındaki bağın da güçlenmesini sağlar.
    Bebeğin beslenmesi için başka biberon vb. araçlar gerekli değildir. Dolayısıyla bunlardan kaynaklanan sorunlardan yoksundur.
    Bilinmelidir ki teknolojinin bugün ulaştığı yerde bile anne sütüne eşdeğer bir besin maddesi üretebilmek mümkün değildir. Bu amaçla yapılan besin maddeleri ancak anne sütü ile beslenmenin imkansız veya yetersiz olduğu durumlarda gündeme gelebilir. Bunlar teknolojinin olanakları kullanarak inek sütünün yapısı değiştirilmek ve bazı eklemeler ile anne sütüne benzetilmeye çalışılmış ürünlerdir. Aynı özellikleri taşımazlar. Fakat anne sütü yerine kullanılmaya en uygun besin maddeleridir. Bebeğini emzirmek annenin sağlığı ve ruhsal gelişimi için son derece yararlıdır. Meme dokusunun bir çok hastalığı emzirmeyen kadınlarda daha sık olarak ortaya çıkmaktadır. Doğumu izleyen saatlerde emzirmekle salınan bazı hormonlar anne rahiminin kasılmasını sağlayarak doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır


    Sütün yetmiyor" diyenlere inanmadan önce



    Yeni anneler sütlerinin yeterli olup olmadığından sıklıkla endişe ederler. Çevreden yapılan bazı yorumlar da bu endişeleri artırır. Siz siz olun, her söze kulak asmayın ve bebeğinizi emzirmeye devam edin.

    SÜTÜN YETERSİZ OLDUĞUNA İŞARET ETMEYEN DURUMLAR

    Annenin sütünün yeterli olmadığını gösterdiği zannedilen ancak aslında süt miktarı ile ilgisi olmayan durumlar:

    Memelerin yumuşak olması ve çok fazla süt sızmaması
    Özellikle ilk haftalardan sonra bu durum normaldir.

    Bebeğin kaka yapma sıklığının azalması
    Bebeklerin çoğunun büyüdükçe kaka sayısı ve emme süresi azalır.

    Anne sütünün inek sütüne kıyasla daha sulu ve mavimsi gözükmesi
    Bu anne sütünün olağan görünümüdür ve sütünüzün besleyici olmadığı anlamına gelmez.


    Bebeğin parmaklarını veya yumruğunu emmesi
    Bebekler çenelerine dokunulduğunda refleks olarak başlarını çevirir, ağızlarını açar ve emmeye çalışırlar. Dolayısıyla parmak ya da yumruklarını da sık sık emerler. Bu mutlaka aç oldukları anlamına gelmez.

    Bebeğin büyüdükçe daha sık emmek istemesi
    Sık emzirmek süt üretimini artırır. Dolayısıyla bebeğiniz ne kadar çok emerse bir sonraki emzirmede sütünüz o kadar fazla olur. Bebeğin sık sık emmek istemesi mutlaka aç kaldığını göstermez, bunu sakinleşmek ya da uykuya dalmak için alışkanlık haline getirmiş olabilir.

    Bebeğin huzursuz olması
    Bebeğin huzursuzluğunun emzirme haricinde de pek çok nedeni olabilir.

    Göğüslerin küçük olması
    Göğüs ölçüsünün üretilen süt miktarı ile ilişkisi yoktur.

    Sütün besleyici olmadığı düşüncesi
    Bazı anneler de sütlerinin yeterince besleyici olmamasından endişe ederler. Ancak bu da çoğunlukla doğru değildir çünkü annenin çok iyi beslenemiyor olması halinde dahi süt üretiminde annenin vücudunda bulunan besin, mineral ve vitamin stokları kullanılır.

    Sütün yetersizliği son derece nadir bir durumdur
    Annelerin bebek için yeterli sütünün olmaması son derece nadir bir durumdur (bazı meme ameliyatlarından sonra olduğu gibi). Ancak bazı bebekler memelerin yeterince süt üretmesini sağlayacak kadar kuvvetli şekilde ememeyebilirler.

    BEBEĞİN YETERİNCE SÜT ALDIĞINI GÖSTEREN İŞARETLER

    Aşağıdaki durumlar bebeğinizi anlatıyorsa, sütünüzün son derece yeterli ve besleyici olduğundan emin olabilirsiniz:

    Bebeğin ilk günlerde 24 saat içersinde 6-8 bez ıslatması ve birçok kez kaka yapması. Ancak ilk günlerden sonra bazı bebekler birkaç gün hiç kaka yapmayabilir, bu da gayet normaldir.

    Bebeğin kilo alması.

    Bebeğin uyanık ve canlı gözükmesi