Bedel

Konusu 'Aşkla İligili Güzel Sözler' forumundadır ve sukutuhayalben tarafından 23 Mart 2009 başlatılmıştır.

    23 Mart 2009
    Konu Sahibi : sukutuhayalben
  1. sukutuhayalben

    sukutuhayalben Aktif Üye Üye

    Katılım:
    19 Mart 2009
    Mesajlar:
    312
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    (Hiç kimse senin kadar ağlamazken, sen değildin sen olan. Sen duadan çıkan sır. Hem övülmüşsün hem kınanmış… Sen aynaya baktığında kendini göremeyen ve sevemeyen. Sen iki ruh arasında kalan huşu. Sen iki ten arasında kalan inanmışlık. Sen zülfün rüzgâra yenilmesi. Sen ölüm. Sen aşk’sın. Söyle güneşin ışığını veren güzellik! Kanına dokunan bu hâlin, gerçeğin ve doğrunun yazmaktan çok yaşamak olduğunu… göğsümde biriken yangının ateş bahçelerinden geçtiğini… anısıyla ödeşemediğin acının hatırasıyla yanamadığını… güllerin dudağa yazıldığını… ruhun yanmak için yaratıldığını… aşkın en büyük gerekçesinin sen olduğunu… gecenin ortasında bölünen uykunun kutsal olduğunu… yalnız kalbi eğilmişlerin kalbinin olduğunu… acıyla sevilenin gerçekten sevildiğini… nefese aşk bulaştıran neyin tek nefeste ağladığını… ölmenin her hâlinin güzel olduğunu… yüzleştiğimiz yüzümüzün aslında aynalarda kaldığını… sevdim denilenin kabuk bağlamamış bir yara olduğunu… her şeyin bir bedelinin olduğunu… anlat bana saçlarından yüzümü alamadığım!)

    Bu külliyen isyan… Bu külliyen sancı… Bir kadın saçlarından sevilir en önce derdin ya; evvel adın verilince toprağa bedenini saçlarıma sarıp gömdüm seni.

    Yarım kaldım. Yârda kaldım. Yârdan kaldım. Kimliği bahanesiz ağıtlar büyüttüm avazımda. Kangren acılarla çağırdım seni. Sus ama süpürme kapımdan yalnızlığı. Düşümde yaranı bırak ya da kal. Bedel dediğin aşkla kutsandığında ve cana sarmalandığında mübahtır. Katran karası gözlerine mum isi dokunmadan kaldır ellerini yüzümden ; ki gözlerim dalmadan başka diyarlara kandırayım içimi sızlatan parmak izini.

    Kalbin uzağına düşen her adımda beynimin duvarına vurdu hüsran ayraçlı susmalar. Kırılmaya dünden razıydım, bugünden eksik. Tenime batan her yaraya adını sararken üstü açık kalan kar yığınlarına yatırdım saç tellerimi. Düşümde ölüm karnavalları… Kulağımda gidip gelmeyen tren çığlıkları... Diz boyu sancı içindeyken kalbin, uğramadığın kent mezarlıklarına sürüklediler mi yüzünü?

    Konuşma molalı suskunluklar tüketirken çıplak ağızla, saçların rüzgârdan henüz dönmüştü. Yorgundu titrek ellerin canımdaki aşkın ara sokaklarına dokunurken. Hiç kimsenin el izini yanağımda taşımayacağıma beyaz kâğıt acısıyla yemin ederken, geceyi giyindim sırtıma gelinlik ölçüme sadık kalarak. Duvağıma geç kalan sevinçleri örttüm taze kar örtüsüyle. Sabahlardan kalan uykusuzluğum seni uykundan etmeye yeter mi? Merhametli yanlarıma maraz yağdırırken gözlerin, kefen biçilen hayata ölümlülüğüm az gelir.

    Tufan sayıklamalarında dudağım sökülür adının baş harfinde. Düş görmeden gitme dedim sana. Gidişine kanlansın diye hangi mendili sallayayım arkandan? Ölüm yağdı kaşlarıma sağanak sağanak. Asfalta uzanıp kalan bedenine sarılıp kalan kollarım seni sarmaya yetmedi bir ömür boyu. Teneşir: Damla damla kan, damla damla su. Uyan uykundan ve suyu saçlarına bulaşan kanınla yıka.

    Kirli umutlar ve hayal kurmaz avuntular sakladım göğsümde. Gözümde fer, kalbimde nefes tükeninceye kadar sevdim seni ve bekledim gelmeyişlerin gibi. Hangi ecel bu kadar sevdirdi sana kendini ki, gelecek oluşunla gelmeyişinin arasında kalan aşkta beklettin gözlerimi? Ölümlülük bu kadar sevilir mi?

    Bak sayıklıyorum taş kesilirken gövdeme yalvaran ellerin sıcaklığı. Uzansam yanı başına, giden ben olurum bu kez. Giden ama bir daha ölemeyen… Karanlıkta kalmış saçlarımın tel tel beyazlığına yatırsan da yüzünü, bu nefessiz hâlinle dokunamazsın aşkımın yürekli rüzgârının kirpiklerine. Ulaşamazsın geç kalmışlığının gece seferine. Ellerim sonbaharda kaldı diyordum ya, vazgeçtim izarını üzüntüyle sevmekten.

    Kırgın yokluğunu yatağımın solunda uyuttum ağıtlarla. Dilimle zikredip kalbimle yandığım aşka sığmazken o yattığın toprağa nasıl sığdın?

    Dudağındaki yağmur sağanağına kızıl kasımlar ekerken yağmalandı yanağımdaki nefesin. Sıcaklığının yanı başında yaşlanmaya ölüm bile razıyken, gemilerim yaslı döndü koynundan. Kalbimdeki yüzünü nasıl toplarım şimdi?

    Kalbimi kavrayan acının sessiz fırtınasını dolaşıyorum kambur adımlarla. Ağlasam, uyuyacağım biliyorum. Zifiri sancı mevsimlerde kırk yerinden yağmalanıyor umudum. Eksilerek ve azalarak anlatıyorum lâ mühürlü suskunlukları. Dilimin ucundan damla damla akıyor zehir. Her şey söylenebilseydi, bende kalır mıydı gözlerime yapışan gidişinin ayak izleri? Aşka anlatacak çok şeyim varsa da tırnaklarımı saçlarıma gömmekten yoruldum; uslu dur yağmur yaralı kalbim.

    Sesimin içine düştüğü yerde kırıldı düşlerim. Olacak olanla, ölecek olanın toplamı aşktı. Yalnızlığıma hatıra yüzün kalırken yalnızca, iyot kokulu gecelere diktim gözlerini söküğüm diye. Paramparça parmaklarımla dokunsam saçlarının rengine üşür mü aşkın buz alevi? Yasak seslerle konuşan ayrılığı heceletme dilime. Sana varacak ben’leri incitirken medcezirlerin, aşk yarı yolda kalmanın kareköküymüş, anladım.

    Güzelliğine şehadet ederken melekler, yalvaran sesin iç dökme umudu bakışındı. Koridorlara yıkıp giderken ömrünün kalanını, ömrümün kısalmasıydı üstüme dökülen küllerin ağıt siyahı. Ne olur kalbin durma an’ında kalbime nefes ver. Unutmadım. Unutsaydım bu kadar yara biriktirebilir miydim? Sevgili, şehadetin en güzeli gözlerindendir.

    Fırtınaya sarılırken gölgemi kundakladım hain bakışlarla. Göğsümdeki yangın enkazına yüreklendim. Dürülürken kalbin defteri, çiz siyah mürekkeple ruhumun üstünü. Hayatın başkaldırışına inat ben aşkın bedelini ölümle ödedim. Şimdi hangi hayat öldürebilir ki içimizi?

    Ey aşk! Esirge ve bağışla…

    CENGİZHAN KONUŞ