Belki de daha önce paylaşıldı ama..

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve reyyan6380 tarafından 14 Eylül 2009 başlatılmıştır.

    14 Eylül 2009
    Konu Sahibi : reyyan6380
  1. reyyan6380

    reyyan6380 4.sınıf olduuukkk :) Pro Üye

    Katılım:
    26 Ocak 2009
    Mesajlar:
    2.275
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    148
    Son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.


    AZRAİL'İN GÜZELLİĞİ
    -Onk. Dr. Haluk Nurbaki'den gerçek bir hatıra-
    Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan
    sayısız olayla karşılaştım ve bunları,
    o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek
    özel bir arşiv yaptım.
    Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı
    size nakletmek istiyorum.

    Kanser hastanesinde başhekimken
    Serap adında genç bir hanım hastam vardı.
    Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için
    yurt dışına gitmek istemesine rağmen,
    bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı.
    Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım.
    Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm.
    Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk
    5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.
    Bir iş kadını olan Serap,
    4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi.
    Kışaylarında olduğumuz için
    uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.
    Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği
    otobüsün kaza geçirmesi üzerine
    6 saat kadar mahsur kalmış.
    Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser,
    kemik ve akciğerine yayıldı.
    Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle
    yürüyemez hale gelirken,
    hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı
    olarak oksijen cihazı kullanıyor ve
    söylediği her kelimeden sonra ağzını
    o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu.
    Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

    -''Doktor bey,'' dedi.
    ''Ben size...dargınım.'' ''Niçin?" diye sordum.
    -"Siz...dindar bir insanmışsınız.
    Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü,
    ahireti anlatmıyorsunuz?"

    Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için
    bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım.
    O'nu üzmemeye çalışarak:
    --"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim.
    ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun.
    Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

    Konuşmaya mecali olmadığından
    "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı.
    Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra,
    ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz
    başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla
    meczediyor ve arada bir soru soruyordu.
    Vefatına bir hafta kala:
    -"Doktor bey,'' dedi.
    ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"
    -"Senin durumun çok özel" dedim.
    ''Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."

    O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı.
    Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve
    O'nu uyutmaya çalışıyorduk.
    Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet
    ziyaretine gidemedim.
    Dönüşümde annesi telefon ederek:

    -"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi.
    "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor.
    Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum.
    Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.
    "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.

    İşte Serap, böyle bir hanımdı.
    Bu arada benden istihareye yatmamı ve
    eğer bir kaç gün daha ömrü varsa ,
    son günü uyanık kalacak şekilde
    morfin yaptırılmasını rica etti.
    Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe
    rastlayan o gece istihareye yattım ve
    Serap'ın acizliği hürmetine sandığım
    salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.


    Ertesi gün O'na:-"Hiç korkma!" dedim. "
    İğneyi vurdurabilirsin.

    Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde
    son sorusunu da sordu:
    -"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?"
    -"Kızım," dedim. "
    O bir melek değil mi?
    Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."

    Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca
    hemen eve gittim.
    Ancak vefatına yetişememiştim.
    Ailesi tam manasıyla perişandı.
    Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım
    akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
    -"Doktor bey, biliyor musunuz,
    bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!"
    dedi ve devam etti:
    -Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve
    "yataktan kalkması imkansız"
    denmesine rağmen kalkarak abdest aldı,
    iki rekat namaz kıldı.
    Bütün ev halkı hayretten donup kaldık.
    Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
    -Doktor bey'e söyleyin, dedi.
    Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!...