benbeyaz / Sevdiği Şiirler

Konusu 'Şiir' forumundadır ve benbeyaz tarafından 18 Temmuz 2008 başlatılmıştır.

    18 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  1. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    ...

    Dün barmenden rica ettim
    Satın aldım çocukluğumu
    Cahit Sıtkı misali
    Gözyaşlarıyla sarıldım eskiye

    Yokuşta kovalamaca oynayıp
    Halamı beklediğim akşamüstlerini,
    Fatma hanımın bahçesini,
    Çocukluğumun İstanbul’unu
    Yeniden yaşadım özlemle.

    Mümkün olsaydı getirmek geriye
    Çocukluğumu ve kaybettiklerimi
    İstemezdim bugünü, yarını
    Kalırdım geçmişte dönüşsüz.

    Ama gözyaşları kalmış sadece
    Hayaller kalmış bugüne.
    Bomboş bir İstanbul,
    Yapayalnız ben kalmışız


    Alıntı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 18 Temmuz 2008
  2. 18 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  3. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    rüzgar olmak isterdim ki eseyim etrafında; serin

    bu bir rüya bu bir dua
    ne dersen de, öyle olsun

    rüzgara karşı uçmaya çalıştım
    gözlerim kapalı seni aradım, seni aradım
    körebe oynar gibi
    el yordamıyla, sezgiyle

    çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar
    onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama;
    canımı yakardılar
    acıtırdılar

    öyle bir ilaç bulabilmek isterdim ki kurtulabilmek
    aşka dair bıraktığın korkulardan ama yaram çok, derin

    bıçakla keser gibi kesip atabilmek bütün her şeyi
    kesebiliyorsan ruhumu, dene; duygularımı, yüreğimi; beni

    bu bir rüya bu bir dua
    ne dersen de, öyle olsun

    rüzgara karşı uçmaya çalıştım
    gözlerim kapalı seni aradım, seni aradım
    körebe oynar gibi
    el yordamıyla, sezgiyle

    çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar
    onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama;
    canımı yakardılar
    acıtırdılar

    KEŞKE HEP ÇOCUK KALSAKDA KALBİMİZ YERİNE DİZLERİMİZ KANASA...

    Alıntı
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 18 Temmuz 2008
  4. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  5. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Akşamüstü oturdum yol kıyısına
    Düşündüm
    Ne kalacak bizden geriye
    Balkan yaylasından ve bozkırlardan
    Kafdağlarına giden şu bulut
    Sonsuz mevsimlerle esmerleşen
    Şu toprak ve derin çınar ağacı
    Biz yokken de vardı

    Çocukların şu gülen sarı feneri
    Ayışığı
    Ve ıssız balkonlarda
    Kırmızı biberlerle üzgün yaşlıları
    Aynı mandalda kurutan güneş
    Çayırda gölgeler bırakacak
    Dalgın yeryüzünde çekilirken

    Kalabalık çarşılara tortusu
    Çökecek
    Tüccarın kanpazarından
    Mezarlığa taşıdığı paranın
    Değirmeni döndüren ter ırmağı
    Kuruyunca ardında tuz kalacak
    Ve bir anı öfkeli işçilerden

    Sinirli kediler bir tekir şerit
    Olacak
    Ve bir çöl esintisi
    Dörtnala kaybolan arap atları
    Bir çavdar haritası çizecek
    Bozkırı terkeden tarla faresi
    Kuş tüyleri gökyüzünün camını
    Buzlu yazılarla donatacak

    Hersey değişiyor ama ne yapsak
    Duracak
    Tarihin uzun duvarı
    Taşlara kırmızı izler bırakan
    Ve aynı kıyıdan yürüyen köle
    Silecek kıralların adını
    Gene de karanlık dağ başlarında
    Yarın bir kin gibi hatırlanacak
    Kanlı soy ağacının dalları

    Kiraz ve kamıştan kavalımızın
    Sesleri
    Dağılıyor havada
    Bir kuyu ağzından geçiyor gibi
    Rüzgarı mor fistanlı zamanın
    Bu güzel şarkı da unutulacak
    Kıyımlar acılar kanlar içinde
    Savrulurken yaşadığımız günler
    Bu soruyu mutlaka soracaksın

    Ne kaldı ne kaldı bizden geriye?


    ONAT KUTLAR
     
  6. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  7. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    SOKAK


    Durmadan değişen bir kentte selvilerin
    anılarıyla uğuldayan bir sokaktı
    Yüksek ve külrengi yapıların tepesinde ikindi
    sarı bir ışıkla vururdu pencerelerin donuk ve sessiz
    krater gölcüklerine
    Orada yaşlılar otururdu tozlu iğne yastıkları ve güz
    sararmış martıların eğri yağmurlarıyla gelir tarardı
    yüzlerinde unutulmuş sepya boşluğu
    Karınlarına ölümün tohumlarını ekerdi aşağılarda
    hafif bir lağım kokusuyla karışık kahve
    ve anason çiçekleri satılan
    küf rengi ırmakların sokağında ehliyetli kurbağalar
    safa pezevenkleri ve geçmiş kaçakçıları
    Arada inatçı arnavutların
    durmadan yenilediği kaldırımlardan
    gülleri örselenmiş kadınlar geçerdi farkedilmeyi
    bekleyen erken kararmış lidya gümüşleri genç kızlar
    Kanlı bayrakların yelkeniyle arada
    tersane işçilerinin kadırgaları geçerdi ilkyardıma doğru
    Siren sesleri sivaslı kapıcıların granit belleğine
    bulanık izler bırakırdı

    Günlük işlerin bittiği saatlerde yani geceleri
    sokak bir kerhane gibi işlerdi bahriye gediklileri
    denizi ve orospuları aynı anda gören evlerin
    duvarına arabesk bir savaşın tarihini yazarlardı: Aşk
    Binliklerin mor jileti çalışırdı kapılarda titreyerek ve derin
    bir yarıkla açarak feodal zamanın surlarını
    sabahın eteklerine ulaşırdı

    Oradan başıboş çocuklar çıkardı yaşamın çöpçüleri
    doğulu çocuklar plastik ayakkapları ve kendi gövdelerindeki
    ölü ana sıcaklığına sarılan kollarıyla
    süpürürlerdi gecenin artıklarını
    Solgun iğneleriyle ilk ışıkların dikerdi ağırbaşlı halk
    kentin zarını yeniden ve gün
    başlardı

    Orada sevdim seni
    Sokağı denize bağlayan geçitte orada
    geceyi gökkuşağına bağlayan günlerin saçını hızla örerdi zaman
    Sevecen sorgulu uysal yüreğin
    bir çimen türküsüyle açardı soyağacının gizli bahçelerini
    çılgın bir büyücüye, orada kan ırmağından
    geleceğin şarabını çıkardım ve yanan günlerden altın
    bir şiir çıkardım güzelliğinin kapalı yapraklarından
    bozkır ortasında ırmak kuyu dibinde gökyüzü bir özgürlük
    esintisi zindanlarin avlularindan

    Unutma ben yokolunca değişince kent ve bir yoksulun
    o günlerden
    sana bağışladığı söz ülkesi yitip gidince
    sonsuz ve isimsiz bir deniz kalacak bir de çamagacı
    benim sularımla öpüşen.

    ONAT KUTLAR
     
  8. 6 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  9. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Dokunduğun Çiçekler Solmaz Sevgili / Ölmeyeceğim

    Güneş denize tutulduğunda öpmelisin beni
    Ve ömrümün en uzun an’ı olmalı yaşanan.
    Nabzımın duruşuyla öldüğümü sanma sevgili
    Umut, küçük bir teknenin gölgesiyle taşır beni hayata
    Hem dokunduğun çiçekler solmaz ki
    Akşamın gölgesi vursa da üzerime
    Allah şahidim olsun ki
    Vuslatsız açan gülün’sem ölmeyeceğim…
    Ölmeyeceğim korkma…

    Ellerini her duaya kaldırışında, kadehler kanıyor dudaklarımda. Gözlerinin üzüm bağlarından toplanmış hüzünlerden yapılan şarapları yudumluyorum kadehin dudak kıvrımlarından. Senli mutlulukların sarhoşuyum düşler boyu, bilmiyorsun. Zor günlerin acısını çıkartırcasına vuruyorum udumun tellerine her gece, coşuyor mızrabım çok sevdiğin ellerimi kanatırcasına... Çevremi sardığında yıldızlar, gözlerini görüyorum ansızın, yüzün yüzümdeyken ölüm oluyor sensizlik. Ve ben en çok ölümden sonra yaşıyorum seni. Sakın üzülme olur mu… Kirpiklerin titremesin gönlümün gülü, başımı yere eğmiyorum.

    Gözlerimi diktim yalnızlığa, elimden ne gelir sevgili... O gülmeyen, vefasız kader gamzelerime çöreklendi de dinlemedi suskun yakarışlarımı… İçime basa basa geçti de karayazımı silemedi… Ufukların uzun mesafelerine yenik düşüp, gözlerimin çağlayan ırmaklarıyla gülümsedim. Bu gülüş pek iğreti kaldı dudaklarımda. Yine de kaybetmedim umutlarımı, sana (sevdana) yenilmişliğimi doldurdum da gözlerime. Kader, düşlerimde bile dönüp bakmadı halime. Olur şey değildi nedensizliğin… Olmadı da…

    Tarifsiz mutluluğum, hoş gelmiştin oysa… Çiçekler getirmiştin gecelerce içimdeki korkuları aydınlatan… Düş değildin aynı yolda yürüyorsak. Ellerin saçlarıma dolanıyorsa rüzgar değildin. Yeşeriyorsam yaprak yaprak hazan değildim ben de. Şimdiki zamandı aramızdaki. Ben de başlıyor, sende bitmiyordu yaşayamadıklarımız. Soruyordum… “Aşk” diyordun “Kırmızı… Kan gibi…” Peşinden geldiğin sorgusuz bir ölüme teslim ediyordun kalan ömrünü bir ayrılık parkında.

    “Hayat” diyordun…
    Sen yoktun orada… Ben yoktum… “Biz” vardık sevgili…
    Yanlışıyla, doğrusuyla…

    O ayrılık parkında kırmak istemiştim gönlümün zincirlerini. İsmin ne zaman ıslansa dudağımda “canım” diyordun. Sol yanım acıyordu gözlerine değdiğinde gözlerim. Unuttum… Sahi ne renkti senin gözlerin, gözlerime düş/tüğünde hüzünlerin.

    Hiç beklemediğim bir anda çocuk parkında oynuyordu düşlerimiz hani. Hayat kanıyordu sözlerimizde, aşk kırmızıya boyanıyor, damarlarımıza dolanıyordu. En çok gamzelerimi öpmek istediğinde sana coşmak istiyordu yüreğim. Gerçeklerin sınır dışına koşmak istediğimde yüreğim kor’du, biliyordum zordu dizlerimde derman yoktu. Geri dönüş yolları bir kordan da öteydi yüreklerimizde. Zaman haince eriyordu ellerimizde ve tüm kararları avuçlarıma bırakıyordun ikimize dair.

    Nabzım sustuğunda hayata az kalırdım senden habersiz. Oysa elini yüreğime koyduğunda başlardı ömrüm. Sesin çınlarken kulaklarımda, gözlerimi açardım gecenin ışıklı çiçeklerine. Ellerinin değdiği her çiçek yokluğunda aydınlatıyor odamı yar. Solunca yenilerini alacaktın ya hani. Yaprak yaprak çoğalıp yeşeriyor hepsi. Ellerinin değdiği hiçbir çiçek solmaz ki sevgili.

    Günlerden düşertesiydi…

    “Elimi tut derin bir kordan geçiyoruz” dedim içimden…

    Duymadın…

    “Yüreğimize kadar yanacağız sokul bana
    Gözlerime bak ve yüreğime ak sorgusuzca
    Birlikte boğulmak istiyorum” dedim…
    Duymadın kalbimin sesini.

    Gittin..
    Beni yanına almadan…

    “Gitme” diyemedim.
    Çıkmazdı buralarda sokaklar…
    Gelemedim.

    Gözlerimi sulara bıraktım…
    Dokunduğun bir çiçektim
    Ölmedim sevgili
    Ö-le-me-dim…

    Temmuz 2008

    Ayşegül TEZCAN
     
  10. 6 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  11. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Bir Düş Bağışla Bana



    Uzat ellerini, yorgunluğunu ver bana
    Nefesimi al… Soluklan biraz…
    Gözlerindeki hayattan bir yudum ver
    Saçlarımı ellerinle sar biraz…

    Kalbinin en ıssız mısralarında çıplak ayakla geziniyorum yaprak yaprak. Her imgenin boynunu büküp sevdayı yaralıyorum harf harf. Martılar süzülürken dalgaların sırtından, hüzünlü bir rüzgarda dağılıyor dört tarafı denizlerle çevrili umutlarım. Düşlerimin zenginliğinde… Varlığının yoksulluğunda… Züleyha’nın ilk duası gibi dilimdesin yar. Yitirdikçe kendimi, yokluğunun yangınında… Sukut ile gözyaşıma düştükçe, varlığımın serinliğindesin. Ve ben her yıldız yakamozla buluştuğunda ölüyorum suskunluğun mermileri ile vurularak. Sıkılan her kurşun sınırsız sevgimin ufkunu karartırken, kirpiklerimin arasında gördüğün hayat reva mı bana…

    “Al hançerini gel” diyorum korkuyorsam namerdim. Düşür beni koynuna. Üşüyorum ya sana, bu düşü bağışla bana. Hırçın bir yalnızlığın ardından her dokunuş ateş olur sevgili. Ve söndürülmüş yangınlarım olmadı hiç benim. Eskitilmiş sevdaların karları kaplamadı yürek dağlarımı. Sen de gözlerimi yüreğine kapattığımda yanmaktan korkuyorsan “hiç gelme” diyeceğim de gökte bulmuşken seni; “yere inmek de niye” demekten alamıyorum kendimi…

    Üşüyen bir çocuk varsa şiirin orta yerinde o şiir dağılır derler ya hani, korkma. Nasılsa hep bir adım öndeyim senden bu acımsı, bu kahreden yolda. Nasıl ki sevgi Allah’tandır, sevgide aynı kaderi paylaşmak da ondandır korkma… Işığa uçan bir pervane misali tene yaklaştıkça yanmak varken bu sevdada, üşüyorsam kayboluyordur düşlerim ve o an acıyorum sevdiğim. Çok dayanmaz diyorum yüreğim. “Gidişlerinin hançerini al… Yeter ki gel” diyorum defa kez... Korkma göğüs kafesimin ardında güvendesin. Lakin öyle de durma, yüreğimdeki dağınık yalnızlığımı toparla biraz da yardım et bana.

    Yüreğimin gücüne inanırım ben sevgili, bulut olup mutluluk yağacağım bir gün şehrine ve yalnız uyanmayacaksın bir sabah… Her an’a doldururken varlığının yakıcılığını, dudaklarımda inleyecek bir buselik makamı. Rüya değil bu kez… Bir nihavent düş de değil yarım kalan… Gözlerimden akan hüzzam değil sevgili, mutluluk…

    “Bu güzellik beni bitirecek” dersin ya hani… Bahçemdeki beyaz zambaklar ayrılık koksa da gitmek için gelmedim ve kalıp öldüreceğim seni. Sevilmekten ölür mü hiç insan… Bilmiyorum da çok uzaklardan gelmiş yorgun bir şarkının dizlerinin dibine çöküp, seni sonsuz sevdiğim vakit bu sorunun cevabını da birlikte öğreneceğiz.

    Her “korkmuyorum” dediğinde delice korkma ve güven bana…

    Yağmura ve rüzgara yoldaş olduğunda korkularına yenilmemeyi öğreneceksin. Hadi deneyelim istersen şimdi, ilk iş olarak kaldır başını gömdüğün kitap aralarından, yaprak yaprak kurutma yüreğini. Yarım gülümsemeleri bırak sehpaya. Ayağa kalk ve bana yönel. Avuçlarımda tamamlanacak dudağının kıvrımları. Kapat gözlerini tıpkı yoluma güller serdiğin gün gibi. Her adımda bizim olan gecenin topraklarına sevdalı şiirler ek hece hece… Bir düşün, yetmedi mi sukutun daha, düş güllerini okşamaktan yorulmadın mı yar. Sözlerinin pansumanıyla yürek yaralarımı sar. Bedenini soyun ruhundan, içindeki adamı seviyorum ben. Sen bilmezsin ya buraları kendini bana bırak. Yüreğim kılavuzun olduğunda senli bir dokunuşla yeniden doğmak neymiş göreceksin gözlerimde.

    Aheste aheste dokunsan
    Firuze akşamlarım olurdu benim
    Her mevsim açardı güllerim…

    Kelimelerle anlatamadığım kıymetim,
    Aydınlığım… Nefesim…
    Elimi tut ilk kez
    Ve son kez hüznün bittiği yere götür beni
    Dönmeyi unutalım diyorum.

    Sen ey güneşi kıskandıran
    Gönül yaram
    Hadi kapat gözlerini
    Karanlığa boğ beni
    Ölmem ki…

    Ey ömrüme ömür katan ab-ı hayat,
    Tatlı yalanları bırak, acı gerçekleri al koynuna.
    Hakkın olmadığını düşündüğün masalları da unut
    Sevda nakışlı yıldızlarla örtmesen de üzerimi
    Eski bir geceden kalma mutluluğu giyineceğim…

    Göğsümdeki ateşle öldüğümü düşünme sakın,

    Nasılsa bu yürekle ben
    Varlığına da yanarım, yokluğuna da…
    Dertlenme…
    Avucumda sızlayan bir damla yaş olsan da
    Yeter bana.

    Gözlerindeki sevdalı kervanlara yetişemesem de
    Bilirim ki
    Yüreğinde olmak bir kadına verilmiş en büyük ödüldür.

    Temmuz 2008

    Ayşegül TEZCAN
     
  12. 6 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  13. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Ten Rengi Gecede Islak Hüzünler

    İnce bir hüzün giymişti üzerine, saçlarını gelişi güzel rüzgara bıraktı. İliklerine kadar an’ı soluyan bir zamandı. Pencereye iyice yaklaştı kadın, telli duvaklı bir papatya gibi rengarenk gülümsüyordu. Bir düş sokuldu usulca, ince beline sarıldı.

    Gerçek miydi yoksa… Serseri bir koku yüreğinin atışlarını hızlandırıyordu. Haince ilerliyordu zaman… Bir süre durakaldılar öylece. Dalgaların sesi çağlıyordu kulaklarında. Gecenin çarşafları seriliyordu gökyüzüne, eteğini bıraktı kadın yıldızlar döküldü. Sırtını dayadığı en gerçek düş, beline daha sıkı sarıldı o an. Saçları değiyordu gelinsi yüzüne.

    Bir düşün elleri tarıyordu kadının saçlarını, yarım bir gülümseme tamamlanıyordu aynada. Gerçek denilen masal sona ermişti o an ve gölgelerin dansı başlamıştı. Karanlıkla aydınlık arası garip bir zamanda rüyaların tam ortasında giysilerinden kurtuluyordu gölgeler. Her türlü kaygıdan ve yargıdan soyunuyorlardı. Vurgun yemiş yarım şarkıların her notasında dermansızca tamamlanarak kaybediyorlardı kendilerini. Küçük adımlarla yavaş yavaş dans ediyordu gölgeler, sevdanın acımsı lezzetini duyarak, yanıp tutuşarak gül teninde… İçi dışı cesur, özü sözü sabır olan iki aşk bir oldu yüreklerini ateşe vererek.

    Dalgalarla kabarıp duran deniz ve ıslak rıhtım karşıdaydı. Yapayalnız bir kumsal, yakamozu bekliyordu. İki hüzün yeli demirlemişti güneşe küskün bu koy’a. Terkedilmiş bir mehtapta, hırçın yalnızlıklar karıştı ten rengi geceye kanatlarını çırparak. Ay ışığına batmış her dokunuş alev oldu dumansız. Istırabı emen dudaklarda başladı bu sancılı gönül macerası… Dağılıp parçalanırken anılar, anlamını yitiriyordu sevgiye dair tüm kelimeler. Çılgınlığa varıyordu duygular, kan ter içinde damla damla gül.

    Soğuk bir güz gününde yüzüne çarpan hüzünlerin ayazında sevdalı bir roman düşüyordu gecenin ipek çarşaflarına. Dudaklarındaki ıslak gülümseyişle özlemlerini itiraf ediyordu kadın. Kabarıp duran mavi bir çöl kumu gibi akıp gidiyordu zaman. Karşıdaki yüksek tepeler günün ateşiyle kavrulmuş bir duman alacasıyla bazen denize yaklaşıyor, bazen ise duruklaşıyordu. Deniz dalgalanışlarla rıhtıma çarpıyor, bu çarpıntıyla sahildeki oyuklara suların dolup boşaldığı bir ezgi ile yırtılıyordu sukut-u mutluluk. Doyumsuz bir tat yudumlandı dudağın kadehinden. Gecenin tülleri aralandıkça konfetiler dökülüyordu. Yeşermeyen umutlara, ekilmeyen tohumlara ve karanlığa inat her şey renk içindeydi.

    Ateş kırmızı bir tuvalde sustu ten rengi gece…

    Dalgaların fısıltısında suskunluğa uzanmış tatlı bir akşama akan sessizliği böldü kadın “Hiç düşündün mü” dedi “kaybedersem seni nasıl dayanırım” Sustu adam. Beyaz güller serpti gecenin kırışık çarşaflarına… “İyi ki varsın” diyemeden bin parça döküldü şiirlerinden… Sustu, hiçbir söz yoktu bu hüznü anlatacak. Nemli gözleriyle tekrar sustu ve gitti... Bitmedi lakin…

    Gittikçe dağılıyordu tanyeri ve gözyaşı hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Güneşin izini taşımayan bir özlemle aydınlanıyordu uzak bir yaşam. Suskunluğun silahıyla kim bilir kaç kez ateş edilmişti düşlerine. Ölümle sarmaşan istekleri artıyordu kadının. Her gün batımı eriyordu naif gece kelebeği. Yokluğun koynunda uyuduğu her gece sabaha varmasın diye dualar ediyordu. Yanıp tutuşan bir güz vardı yüzünde.

    Haykıra haykıra sevdiğini söyleyen bir ses duyuluyordu bitişikteki meyhaneden, hayatın sesi alaturka bir şarkıyla sarıyordu ürkek geceyi. Issız kimsesiz arka sokaklarda bitkin bir evde sevdalı dizeler yazan bir kadın ölüyordu şiirlerde… Ayak uçlarında bir düş attı kendini ateşlere… Özlemli bir keman taksiminde ıslak kirpiklerinde söndü ışıklar.

    İyice bastıran bir güz yalnızlığında
    Mucizeye ihtiyaç vardı şiddetle
    Puslu bir hatıra sonlanıyordu gözlerinde
    An öperken dudaklarından “susmak” ölümdü…
    Her ölümde sonsuza dek var olmayı öğrendiler.

    “Sevda düş/tüğü yeri yakan nemli bir kordu
    Ay, yıldızlarca gül goncası sunduğunda geceye
    Tebessüm içindeki sevdalarıyla arındılar günahlarından
    Kanadı kırık bir zemheri kapının önünde bekliyordu.
    Anladılar ki;
    Ten rengi her gecede ıslaktı hüzünler,
    Ve gül kokulu düşlerden başka gerçek yoktu.”

    Haziran 2008

    Ayşegül TEZCAN
     
  14. 6 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  15. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Tüm Sualler Yanar Gece Düşlere Kanatlanınca

    “Avuçlarımda yitik bir sevda;
    Her gece sana geliyorum,
    Uykusuz her hece sana…”

    Gözlerinden deniz görünüyordu ve ben gözlerinin sahilinde çıplak ayakla yürüyordum. Dalgalar sahili yalıyordu usul usul… Kırmızı topuklarıma takılıyordu gözlerin. Sevdanın derininde onulmaz bir düştü yüreğim. Ecelin oluyordum her gece yeşil tepelere serdiğim düş bahçelerinde…

    Biliyordun asi rüzgar…

    “Tüm sualler yanar geceler düşlere kanatlanınca…”

    Ve sen sevgilim masallar anlatıp kandırırdın hüzünlerimi, kaçan uykuma şükrederdim o vakit. Varlığının yoksulu bir fakir sofrada umudu beslerdik gözyaşlarımızla. Yufka yüreğini değişmezdim dünyalara, kirpiğinin kıvrımındaki bir damlaya canımı teslim ederdim. Kuruyan gözpınarların ıslak dudaklarımın nemi ile şifa bulsun diye dualar ederdim. Avuçlarındaki gül yapraklarıyla kanatlandırırdın kelebek yüreğimi, güzüme inat... Sana sadık rüyalarımda bile sabrı anlatırdın, o sabır ki her sabah gözlerimin şu yalan dünyaya doğması gibi…

    “Gecenin yanaklarından süzülürken şafak,
    Yıldızsız, karanlık da olsa gök kubbe
    Gül yordamıyla bulurduk nefeslerimizi…”

    Gözlerimdeki hayatla birleşince yarım cümlelik sevdalar yitirirdi anlamını. Sen benimle tamdın sevgilim. Bilirdik eninde sonunda kaybolurdu düşler… Bitimsiz özlemlerle kurduğumuz her düşün ardından hüzünler devrilse de üzerimize, biz gerçektik…

    Ay yüzüme bak gözlerindeki hayatla… Geldiğin yolların tozu toprağı dururken öpmeliyim avuç içlerini… Hadi uzan varlığının mutluluğu ile çöz saçlarımı. Eteğime topladığım çiçekleri iliştir. “Ellerin” diyorum, ellerin yurt edinmeli saçlarımın her telini. Yanışın her an artsa da dayan, gücün yetmese de vazgeçme bu sevdadan.

    “Şimdi acıları bırak başucuma…
    Gözyaşlarıma uzan…”

    İtiraz yok asi rüzgar…

    Kirpiklerinin gölgesinde bir sergi açmanı istiyorum, kimsenin uğramadığı bir sonbahar günü… Üzerime çöken hasretlerin arasında çok sevdiğim gülleri resmetmelisin. Her tablodan okumalıyım sevda romanımı. İçlerinden biri bana yakın gelmeli. Hani o gözlerimde bir dolu hüzün olan…

    “Renkler yanar hüznümde, sen siyahı giydir yine bana…
    Takvimlerin boş yapraklarında dururken zaman
    Küçücük yüreğimle ölümsüzlüğü sunuyorum bak sana”

    Bilirim yakıştırmazsın beyaz tenime bu zemheri matem rengini… Dudaklarıma değen her renk yandıkça başka çaren kalmaz sevgili. Gün uzar kavuşmayı bekledikçe, gün büyür gözlerimizde, geç gelir gece. Gece siyah…

    Yırtılır karanlık, ateşli bakışlarını gördüğümde. Yokluğuna uzattığım saçlarımda başlarken vefakar geceler, avuçlarımdaki şarabi sevişlere bırak kendini. Sonra gamlı saçlarımın her teline asalım düşlerimizi. Nefesine nefesimi al yakalım geceyi sönse de bir bir yıldızlar. Unutulmuş bir yalnızlığın içinde olsam da yüreğimin kuytularına uzan… Özlemlerime yenilerini eklemeden uzan ki göğüs kafesimde yankılanan yürek atışlarımın senli bestelerini dinlemek nasibin olsun.

    Yüreğindeki azimli sevda ile kanasan da aç gönlünü bana özlenen sevgili. Bakma gözlerimdeki yaşlara, sevince açar gamzelerim, hem ağlamak yakışmaz ki bana.

    Haydi söyle sükut ile…

    Sorularımın cevabı var mıdır asi rüzgar…

    “Bedeli çoktan ödenmiş bir sevdayı, neden kanatır zaman…”

    Haziran 2008

    Ayşegül TEZCAN
     
  16. 6 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  17. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Bir Kadına Umut Olmak

    Erkeksin diyelim..
    Aşık oldun bir kadına..
    Öyle çok seviyorsun,öyle çok arzuluyorsun ki..
    "Çocuklarımın babası sen ol" diyor kadın ansızın!..
    "Sen ol!"..
    Afallıyorsun!..
    Bir erkeğin duyup duyabileceği
    En güzel sözdür bu..
    Onur verir..

    Birgün
    kadının eski sevgilisi çıkagelir! Yine; ansızın!..
    Zorla girer yarı açılan kapıdan içeri
    kanatarak kadının ayağını..
    Duyar bunu adam..
    "Nasıl" der?"Nasıl gelebilir?"
    "Gecenin o saatinde?.."
    "Aramadan hiç gelmedi şimdiye kadar" der kadın..
    "Arayıp da mı geldi" der adam?..
    "Hayır" der ağlar kadın..
    Susar adam..
    Ağlar kadın durmadan..

    Hiç sormadan
    Hiç sorgulamadan eskiyi
    kabullenmek midir aşk?..
    Sorar "kaç kişi oldu hayatında" kadına?..
    Cevap vermez kadın
    Ağlar..
    Tekrar sorar adam;
    "Kaç kişi?!!!"
    Ağlar kadın;
    "Gidiyorum ben" der..
    Adam ne git, ne gitme diyebilir canıyla sevdiğine;
    başkalarına aşkla vücudunu, ruhunu sunduğu geceleri
    düşünerek kadının..
    " Çocuklarımın babası sen ol" derkenki hali gelir
    gözünün önüne..
    Tek başına hayata tutunmaya çalışırken;
    Hayata kendini sunduğunu,
    kalanıyla da sana kadınlık etmek istediğini
    söyler böyle çünkü..
    Onore olan sen değilsindir o sözle aslında..
    Hangi sevişme candan olabilir artık?
    Nasıl dersin "çok sev beni?!"
    "Herkesten çok beni sev!.."
    Nasıl dersin?!..

    Sana özel ne bırakmıştır ki geriye?..
    Ne vardır sadece sana sunabileceği artık?..
    Yalnızca seninle paylaşabileceği bir tek şey istersin; ağlamaktan
    gözlerin şiş..
    Birtek şey yalnızca; seninle paylaşabileceği?!!..

    Ve şimdi sana
    çocuklarımın babası ol derken
    Neden diğerleri değil de ben ! dersin..
    Coşkuyla seviştiğin gecelerdeki aşıkların değil de
    neden ben?..
    Ve hangimize baba diyecek o çocuklar?..

    Sen söyleyemezken bunları onun yüzüne;
    O hala çok sevdiğini söyler seni..
    Hayaller kurar..
    "Çocuk!" der..
    Gidemezsin kıyıp..
    Üzmekten korkup,
    Ağlatmaktan korkup,
    İncitmekten korkup..
    İncinmenin en büyüğünü yaşarsın bir başına..
    Ve acının en büyüğünü; kalarak onunla..

    Aşk şekil değiştirir..
    Şimdi;
    Bir kadını mutlu etmekle
    Bir hayatın mutsuzluğudur adımlanan..
    Ağlarsın...

    Şairi belli değildi.Bana gelen maillerden.Paylaşmak istedim
     
  18. 6 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : benbeyaz
  19. benbeyaz

    benbeyaz Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Kasım 2006
    Mesajlar:
    237
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Seni Düşünüyorum Yine

    Seni düşünüyorum yine,
    Bir güneşin karanlığında,
    Ömrümün en kısa yolunda,
    En uzun yolculuğu yaparken,
    Seni düşünüyorum yine,

    Seni düşünüyorum yine,
    Doğacak güneşi umutsuzca beklerken ve ölü,
    Yatağımın baş ucunda düşüncelerim;
    Seni ve sevdamızı ararken,
    Seni düşünüyorum yine,

    Seni düşünüyorum yine,
    Ben ve sadece umutlarım,
    Hiç sonu olmayan bir yolda,
    Sana ulaşamayacağımı bile bile,
    Seni düşünüyorum yine,

    Seni düşünüyorum yine,
    Umutlarımı çorak topraklarda,
    Onları duygularımla sularken,
    Yeşermeyeceğini bile bile
    Seni düşünüyorum yine,

    Seni düşünüyorum yine,
    Çünkü sen ben yaşadıkça varsın,
    Sen var oldukça ben düşüneceğim,
    Ben düşündükçe seni seveceğim,
    Seni düşünüyorum yine.

    Mehmet KUYULU