Bir Anne'nin Hikayesi

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve realist tarafından 11 Eylül 2007 başlatılmıştır.

    11 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Bir Anne'nin Hikayesi

    Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi.

    Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe paniğim artıyordu.

    Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum Kızım acaba geri zekalı mı? diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.

    O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına
    hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım. Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik
    dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu.

    Sessizliği bozan ben oldum.

    “Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin.
    Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?”

    Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü ben okumak istemiyorum” diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım,
    benim, ben öğretmen Emine Özgenç’in kızı “Okumak istemiyorum” diye bağırıyordu.

    Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim.

    Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim
    Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.

    Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu.

    “İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” diye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım.

    12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun’a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını

    Karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında
    koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, “Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula
    getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula getirme” deyişi. O günden sonra iki buçuk
    yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah’a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde
    yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.

    “Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, "Korktum, ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım” diyerek boynuma sarılışı. Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu. Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak
    zorunda kalmıştım.

    O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım, ben annenim, aç kapıyı” dedikçe o “Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin” diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.

    Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım....

    Koynuma Göz yaşlarım onunkiyle karıştı büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti” diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım.

    Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım
    ama hiç cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup
    özür dilemesine sebep oldu. Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim!!!

    Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı. Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. Ama nasıl?.. Bu allak bullak beyinle nasıl? Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.

    “Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin” diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu.

    Ertesi gün okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı. Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu.

    Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik. Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor.

    En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta "Canım annem" diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce “o utandığım tokatla” kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.
     
  2. 11 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  3. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    İlk yorumu da ben yazmak istedim.Bu yaşanmışlık beni son derece üzdü,duygulandırdı,hatta ağlattı!....
     
  4. 11 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  5. seyran

    seyran Popüler Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    852
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    gercekten cok uzucu..bir annenin cocugunu evde tek basina birakmasi bana hem vicdansizlik,hemde buyuk bir cesaret gibi geldi.evet mutlaka calismak zorunda. bakicisi parasida olmayabilir ama yaptigi bu yanlis cocukta cok derin yaralar birakabilirdi..belki yasamadan konusmak kolay diyeceksiniz ama ben boyle dusunuyorum.
     
  6. 12 Aralık 2007
    Konu Sahibi : realist
  7. irna

    irna Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Haziran 2007
    Mesajlar:
    6.862
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    146

    aynen canım.işte caresizlik insana neler yaptırıyor.her şeyi göze alarak yaşamak bu olsa gerek.
     
  8. 12 Aralık 2007
    Konu Sahibi : realist
  9. tahinpekmez

    tahinpekmez SeNTeTiK ZaMaNLaRDaYıM.. Üye

    Katılım:
    6 Ekim 2007
    Mesajlar:
    294
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    kendimi buldum bu yazıda.. benim annem de çalışan bir kadındı ve mecburen beni evde yalnız bırakırdı. "Korkardım, ağlardım, ağladım, yorulurdum, susardım, sonra yine ağlardım”
     
  10. 8 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : realist
  11. janet

    janet Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.642
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    106
    bende su anda ağlıyorum yazık ya simdiki insanlar hic bir sıkıntı cekmedikleri halda herseyi büyütüyor ne demek bir annenin kücük cocuğunu evde bırakıp ğecim derdine düsmesi ve onun caresizliğini ğörmesi o hatıralar yıllarca insanın gözünden gitmez bir annenin ama sen ğenede cok iyi bir annesin birde aksama kadar evde oturuptaanne ilgisi almayan yalnız büyüyen cocuklar var
     
  12. 8 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : realist
  13. janet

    janet Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.642
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    106
    ama caresizligi biliyormusun kimse kimseye al bu parayıda otur cocuğuna bak demiyor o zamanlarda onların ne sıkıntı cektiklerini bilemesin anne zaten vicdansız olsa bu kadar üzülüpte onu burda konu olarak acmazdı onun icin kimseyi vicdansızlıkla suclamayalım o arkadas zaten yeteri kadar vicdan azabı cekmis hayatın kendisine getirdiklerinden. bence suclayacaksak cocuğunu terkedenleri ben buna bakamam diye 2 3 aylık bebekleri aldıranları vicdansızlıkla suclayalım
     
  14. 12 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : realist
  15. denef72

    denef72 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Şubat 2008
    Mesajlar:
    4.699
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    evet bu hayatta her çalısan kadının yasamak zorunda oldugu olaylar.çok üzüldüm.arkadasım söylerdi hep, çocugum calısmamı istemiyor hep peşimden aglıyor derdi.o aglıyor ben aglıyorum derdi.analık okadar fedakarlık istiyorki.çocuklarının gelecegini kurtarmaya calısan bir anne portresi.sadece fedakarlık bence.hiç bir anne çocugunu o şartlarda bırakıp gitmez mecbur kalmadıkça. ne annelerde varki gezmeye ya da komsuya oturmaya giderler üstünden kapıyıda kilitlerler.sonra çocuk evde yalnız kalır uyanıncada ya yangın çıkarır yada aglayarak annesinin gelmesini bekler....çok güzel bir yazıydı ellerine saglık arkadaşım.senağlamasenağlamasenağlamasenağlama
     
  16. 12 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : realist
  17. yoruldum71

    yoruldum71 düzce'mi özledim Üye

    Katılım:
    16 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    4.295
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    148
    yazı ya çok duygulandım
    çalışan anne ve çocuk için çok zor bunu yaşamış biri olarak dile getiriyorum
    4 aylık çalışma sürecinde büyük oğlumun okula gitme isteksizliğini küçük oğlumunda
    ağlayışlarına tanık oluşumdan ve çıktım işten neyim eksikti evimde de elişi yapıp satarım dedim o kadar ürkek tilerki annemiz bizi bırakacak diye
    bu yazıya duygulandım ve senağlama ağladım tüm çalışan annelerimize allah kolaylık versin o annelerimizin duygularını anlayabiliyorum
     
  18. 12 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : realist
  19. Archalais

    Archalais Popüler Üye Üye

    Katılım:
    9 Kasım 2007
    Mesajlar:
    301
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    Ben şu anda gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Sanki kendi hayatımı okudum. Eşimden ayrıldıktan sonra çalışmak zorundaydım. Kızımı evde bırakamıyordum. Yanımda büroya götürüyordum. Büyüyünce bana, senin yüzünden çocukluğumu yaşayamadım, büro köşelerinde büyüdüm dedi. Günlerce ağladım. Ben çalışmak zorundaydım. Hala da zorundayım. Çok zor çok.