bir kalıp beyaz peynir

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve nevbahar tarafından 17 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    17 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : nevbahar
  1. nevbahar

    nevbahar Herkes Olmuş Sahtekar Pro Üye

    Katılım:
    25 Nisan 2007
    Mesajlar:
    3.936
    Beğenildi:
    9
    Ödül Puanları:
    148
    Her cuma günü onu ziyarete gidiyordu. Onun ölümüyle sanki kalbinden bir parça kopup yok olmuştu.

    Her ziyareti ona bu parçayı tekrar kalbine perçinlemek gibi bir huzur veriyordu . Günlerden Cuma'ydı. İşte bu gün de ziyaret edecekti sevdiğini. Bir demet çiçek ile onun kabrine varacak ve yağmur suları ile ıslanmış toprağına yüz sürecekti. Ayrılığın ona büyük üzüntü verdiğini mırıldanacaktı kulağına. Onu çok özlediğini fısıldayacaktı. Kimse duymayacaktı söyleyeceklerini. Ama biri duyacaktı. Biri işitecekti sevgilisine sunduğu çiçekler ile örtüşen tatlı sözlerini.

    O işitine de sunuyordu serenatını her ziyarette. Bir taraftan sevdiğine vefalı kaldığını söylüyor, gülünü ondan başka kimsenin koklamadığını söylüyor, bir taraftan da onları dinleyen her şeyin sahibine dualarını yükseltiyordu .

    Bu üçlü sohbet bir kaç saat sürüyordu kabrin başında. Sonra eve dönüyordu. Gözleri ağlamaktan şişmiş bir şekilde eve dönüyordu. Ama kalbi bir parça huzurlu oluyordu eve döndüğünde. Çünkü bir iki saat da olsa kopmuş parçasını buluyordu yüreği. Bütünleşiyordu sevdiği ile.

    İşte bu günde Cuma idi ve sevdiğine gidecekti. İyi hatırlıyordu. Sevdiği adamın tertemiz bir yüreği vardı. Sevgi dolu bir kalbi vardı. Nasıl hatırlamaz yıllar yılı aynı yastığa baş koymuşlar, aynı dertlerin içinde hayatla mücadele etmişlerdi. Ama o, bir gün kafesten uçup giden bir kuş gibi terketmişti onu. Onun asla unutamayacağı bir yönü vardı ki aklından çıkmıyordu. Hani ne zaman kalbinden bir şey geçse beyi onu akşam eve dönerken koltuğunun altında getirirdi de o da şaşar kalırdı. Sanki hissediyordu onun kalbinden geçeni hayat arkadaşı.

    Bir gün " bir kilo kıyma olsa da şöyle güzel bir köfte yapsam " diye geçirdi kalbinden. Akşam eve dönen beyi bir kilo taze dana etinden kıymayı ona sununca şaşırmıştı.

    Yine bir başka gün bal geçti aklından. " Şöyle bir petekli bal olsa da sabah kahvaltısının yanında tereyağ ile yemesi ne güzel olur " diye geçirdi kalbinden. Akşam eve dönen kocasının elinde bir kaç kiloya yakın petekli balı görünce hayret etmişti. Bu kadar tevafuklar o kadar olmuştu ki artık o kalbinden geçeni kocasının hissetmesine iyice alışmıştı. Artık şaşırmıyordu kocasının onun kalbinden geçen yiyecek, içecek, giyecek, yahut bir ev eşyasını getirmesine. Artık şaşırmıyordu.

    Kalbi kalbiyle perçinli bir insanla yaşamak ne güzel, tılsımlı bir iklime sahipti. Şimdi ise yalnız kalmıştı işte. O parça, kalbinin en hassas yeri toprağın altındaydı. Ne zaman ona kavuşacaktı gönlü. Ne zaman sevdiğine ulaşacaktı yarım kalbi. Ve ötelerde bütünleşecekti bu güzel insanla. İşte kahvaltısını yaptı. Cuma temizliğini de bitirdi evde. Bu gün kuru ekmek ve çay ile kahvaltı yapabilmişti. Kocasının emekli maaşı birkaç taksit sebebiyle erken bitmişti. Bir şey kalmamıştı mutfakta yiyecek olarak. Ah bir parça beyaz peynir olsa da şöyle bir iki dilim yiyebilseydim diye geçti aklından. Çay ile ne güzel olurdu diye iç geçirdi .

    Eski günleri hatırladı tekrar. Ne kadar bolluk vardı o zaman evlerinde. Kocası bir taraftan işinde çalışıyor, bir taraftan da öteberi satarak bütçeye katkıda bulunuyordu. Bu yüzden elleri her zaman para görüyordu. Mutfakları da yiyecek içecek doluydu tabii. Hatta yoksullara yardım bile edebiliyorlardı .

    Şimdi ise ...

    Gözleri yaşardı ...

    Bir peynir arzusu onu nasıl da eski günlere çekip götürmüştü. Daha neler neler onu sevdiğinin hatırlarıyla nakış nakış dokunmuş mazideki güzel günlere götürüyordu bir bilseniz. Şu evdeki baktığı herşey, dokunduğu her eşya ondan izler taşıyordu.

    Neyse dedi kendi kendine...

    Sevdiğinin en çok beğendiği mavi eşarpı takmıştı işte. Hele sık sık çok güzel yakıştığını söylediği aynı rengin bir başka tonundaki mantosunu giyince sanki kendini ona giden bir gelin gibi hissetti.

    Onun son olarak almış olduğu, el izleri yok olur diye silmeye kıyamadığı rugan ayakkabıyı da giymişti işte. Yarım topuklu bu ayakkabıya her baktığında onun kapıdan girişini ve bu ayakkabıları ona tebessüm ederek uzatışını hatırlardı . " Neyse " dedi derin bir of çekerek ve gözlerindeki yaşları baş örtüsünün kenarıyla kurulayıp evden çıktı ..

    Yasin okuyacağı Kur ' anı da mahfazasıyla koltuğunun altına almayı unutmadı tabi evden çıkarken. Bu Kur'an beyinin her gün defalarca eline aldığı ve o güzel sesiyle okuduğu hatıralarının önemli bir parçasını oluşturuyordu...

    Evin merdivenlerini yavaş yavaş inmeye başladı. Bir kat indiğinde birden elektirikler söndü. Otomatik elektirik düğmesini el yordamıyla bulup bastı. Tekrar aydınlanan merdivenlerden inmeye devam etti. İşte son basamağı da inmişti. Çıkış kapısına doğru yürüdü. İçinde burukluk ve sevinç kol geziyordu. Onu kaybetmek üzüntülü bir şeydi ama, onun kabrine gitmek ve bir kaç saat olsun onu ziyaret etmek de içine bir sevinç dalgası yayıyordu.

    Tam kapıya varmıştı ve onu açacaktı ki başını sanki bir el çeviriyormuş gibi bir his duydu içinde. Sanki bir yere bakması isteniyormuş gibi geldi ona. Başını çevirdi ve posta kutusuna doğru baktı. Posta kutusunun tam üzerinde bir paket duruyordu . Ona doğru yürüdü elinde olmadan. Uzandı ve paketi aldı.

    Merak etmişti paketteki şeyi. Kim koymuştu bu paketi buraya. Bunu bilmiyordu. Heyecandan titreyen elleriyle paketi açtı. Aman Yarabbi bir de ne görsün! Bir kalıp beyaz peynir. Hem de daha yeni yapılmış gibi taptaze.

    İçi ürperdi. Kalbinin o parçası titredi. Onu ruhunda duydu hissetti. O buradaydı biliyordu. Buna bütün kalbiyle inanıyordu. O kadar inanıyordu ki adeta nefesinin ılıklığını yüzünde duyuyordu.