Bir Özürlü Çocuk Annesinin Travmaları-1

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve realist tarafından 24 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

    24 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148

    Bir Özürlü Çocuk Annesinin Travmaları-1




    “Benim çocuğum iyileşecek”, böyle diyordu genç kadın, çocuğu için özürlü raporu almak istemeyişine sebep gösterirken. Özürlülerin Yasal Hakları konulu toplantıda, elini kaldırarak söz istedi. Erkeklerin ceketlerinin düğmelerini iliklemelerine benzer bir refleksle, o da başörtüsünü düzeltti, karşısındakine saygının belki de bilmeden bir ifadesi olarak.

    Görünüşüne göre sonlarında, ama tecrübelerime dayanarak yaptığım tahmine göre, başlarındaydı 30’ların. Başlardaki heyecan, konuşmanın sonlarına doğru biraz kızgınlığa en sonunda da çaresizliğe büründü ses tonunda. Çocuğuna özel eğitim aldırabilmesi veya özel eğitim veren bir kuruma kayıt yaptırabilmesi için, ÖZÜRLÜ RAPORU alması gerektiğini söylediğinde yetkili, ben bu raporu almak istemiyorum çünkü benim çocuğum iyileşecek diye serzenişte bulundu. Böylesine heyecanla bir nevi ÖZÜRLÜ damgasına karşı korumaya çalıştığı çocuğu 4.5 yaşındaydı. Ne yürüyebiliyor ne de konuşabiliyordu. 2.5 yıl önce Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne gittiğinde, çocuğa herhangi bir teşhis koyamamışlardı. Otistik benzeri hareketler gösteriyor demişlerdi sadece. “Benim çocuğum kimseyi dövmez, kimseyi itmez, hem hiç çığlık da atmıyor” diyordu, oğlunu savunurcasına. Belli ki kafasında, özürlü çocuk dendiğinde, vuran kıran ve bağıran çocuklar canlanıyordu.

    Çocuğunun ÖZÜRLÜ, ENGELLİ yada daha modern deyişiyle ÖZEL olduğunu kabullenmek, bu kadar mı zordu bir anne için?

    Belki de bu zorluğun sebebini kelimelerin kökeninde aramak lazım. Özürlü, özrü olan demek, yani bir kusuru yada kabahati olduğunda hoş görülmesi gereken kişi, bir nevi, acizliği yada zavallılığı çağrıştıran bir sözcük. Ama benim asıl takıldığım, kabullenmek fiili. “Bir şeyin varlığını kaçınılmaz görüp, gereğini yapma” diyor Türkçe sözlük. Aslında, tam da bu duruma uygun bir fiil. Yani çocuğunun farklı olduğunu görüp, o faklılıklar doğrultusunda, belirleyeceği stratejilerle çocuğunu onun gibi olmayanlarla bir arada yaşaması için hazırlamalı bir özürlü annesi. Özür ister, zihinsel, ister fiziksel olsun, amaç aynı olmalı, yaşamak. Özgür, bağımsız ve mutlu bir şekilde yaşamak. Aslında normal çocuk annelerinin de başka ne gibi beklentileri var ki, veya olmalı ki....

    Çocuğunun özürlü olduğunu kabullenmenin, neresi daha zor: Onun özürlü olduğunu görmek mi, yoksa gereğini yapmak mı?

    Her ikisi de...

    Aslında her ikisi de kendi içinde bir süreç gerektiriyor. Aile’den aileye değişse de, çocuğun özürlü olduğunu kabullenmek belli bir süre alıyor. Bu kabulü yaptıktan sonra ise, daha uzun ve daha zorlu başka bir sürece giriyorsunuz: Gereğini yapmak.

    Gereği nedir sorusunun cevabı her çocuk, her anne ve hatta her toplum içi farklılıklar içerir. Başka bir deyişle, 1.000 özürlü çocuk için, bin farklı gerek vardır.

    Bu noktada benim gördüğüm ve bir süre için yaşadığım bir diğer tehlike ise, kabullenmek eylemini, annenin veya bazen babanın farklı algılaması. Aslında Türkçe sözlüğe bakmamış olsaydım, Kabullenmek için benim kullanacağım açıklama pes etmek olacaktı. Zira bir şeyi kabul ettiğinizde, onun var olmadığına dair direncinizden vazgeçmiş oluyorsunuz.

    Benim kabullenmem de pes etmek şeklinde olmuştu. Erken, düşük tartılı, doğumsal kusurlu ( SOD/ONH sendromlu ) doğmuş ve bunlar yetmezmiş gibi beyin ameliyatı da geçiren kızımın, doğumun 7.ayında zihinsel engelli olacağını kabullenmiş ve etrafıma da sanki bir diktatör edasıyla, onun zihin engelli olduğunu kabul ettirme sürecine girmiştim. Hayatımda her olaya yaklaşımım, kendimi en kötüye hazırlayıp ve o kötü senaryo üzerine strateji geliştirmek olduğundan, aslında bu kabullenme benim için çok normaldi. Normal olmayan, etrafımdakileri de buna ikna etmeye çalışmamdı. Tıpkı yeni doğan kardeşini çok kıskanan ama bu kıskançlığı yapmacık bir ilgiyle örtbas etmeye çalışan bir çocuk gibiydim.
    Yonca Güneş Erensoy
     
  2. 24 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : realist
  3. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Hayat bu kime ne sunulacağı hiç belli olmuyor.Bizlere de her ne olursa olsun şükretmek üşüyor.Ben de aşağı yukarı benzer şeyler yaşadım.Ve ben de kazananlardanım çok şükür.