Bir Saatiniz Kaldı - Dr. Nazım İntepe

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve realist tarafından 21 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    21 Aralık 2008
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum.



    Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:



    -Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!


    Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:


    -Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik.


    -Aldığı ilâçlar yanınızda mı?
    Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.


    -Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş.


    -Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?


    -İki saat kadar olmuş.


    Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:


    -Hımm! Yazık, çok yazık!


    Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:


    -Ne yapacağız doktor bey?


    Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.


    -Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız.


    Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:


    -Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?


    -Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım.


    Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.


    Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.
    Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:


    -Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?


    İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:


    -İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.


    Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.


    Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:


    -Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?


    Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:


    -Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki...


    Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:


    -Yoksa, sende mi inandın öleceğine?


    -Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?


    Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi.



    Yaşanmış bir hâdisedir

     
  2. 21 Aralık 2008
    Konu Sahibi : realist
  3. DUYGUCIKMAZI

    DUYGUCIKMAZI maskeli balo ve shte yüzü Üye

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    9.475
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    148
    canım ya kendımı o cocugun yerıne koydum...
    olumu beklemek ve bıraz sonra olucegını beklemek...
    ölümden beter...

    aılenın yerıne kendımı koydum...ellerınden kayıp gıden canlarının bır parcası ve bır sey yapamamak caresızlık...
    emınım kı kendılerı ölse bu kadar zor olmaz...

    doktoru dusundum ne kadar gaddar dıye hemde ıyı yapmıs bır ders vermıs dedım...

    bende hemsıre olsaydım....ne yapabılırdım kı sonucta doktor soyledı soyleyecegını...belkı acıklama yaptıgı zaman rahatlardır oh be derdım...

    allah kımselere yasatmasın....ve ıntıharın esıgıne getırecek kadarda caresız bırakmasın...
    emegıne saglık ..canım ..
    emegıne saglık...
     
  4. 21 Aralık 2008
    Konu Sahibi : realist
  5. Selenais

    Selenais Kelepceliyim ben sana Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.299
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    148
    oglana iyi bir ders olmus evet, ama yazik degilmi o anneye babaya? insan kriz gecirir ya böyle bisey duyarsa
     
  6. 21 Aralık 2008
    Konu Sahibi : realist
  7. tinkimi

    tinkimi meleğim ünüversiteli:):) Pro Üye

    Katılım:
    30 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.625
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    106
    çocuk için iyi bir ders olmuş bu ama
    ailenin günahı ne nasıl üzüldüler insanın elinden yavrusunun
    kayıp gideceğini düşünmek ne kadar acı
    ve elinden birşey gelmemesi :1no2:
    allahım kimseleri düşürmesin bu duruma :Saruboceq::Saruboceq: