Bir Yabancıydı Ayakta Gömdüğüm

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve canayakxixn tarafından 5 Kasım 2009 başlatılmıştır.

    5 Kasım 2009
    Konu Sahibi : canayakxixn
  1. canayakxixn

    canayakxixn Bir Nefes&Düş Gibi Pro Üye

    Katılım:
    7 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.945
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Bir Yabancıydı Ayakta Gömdüğüm

    Artık yazamayacağımı düşündüğüm vakitlerdeyim. Tüm yermelerim, sevmelerim, isyanlarım, terk etmelerim bu kadardı diyorum. Sanki beynimin alfabesindeki tüm harfler birbirine küsmüş, tüm düşsel kelimelerim kapıyı yüzüme kapatmış gibi... kimsesizliğinde bir yalnızlığı varmış belli ki. Unutmalarımın bile sonuna geldim sanırım. Oysa ben hiçbir acıyı unutmak istemedim ki. Hiçbir yaşanmışlığım gelecek adı altına soktuğumuz zaman çerçevesinde kaybolmasını dilemedim. Ben beyaz bulutların içinde, çocuk munzurluklarımda hep hatırlamaktı istediğim. Belki bana kazancı olduğu içindi bu arzum. Margulies’in bir şiirinde bahsettiği gibi, derli toplu bir finali olsun istiyoruz hayatımızın. Yaşanan her şey sonunda bir anlam kazansın. O kadar acıyı boşuna çekmediğimize ikna etsin bizi. Belki de tek tesellisi bu olduğu için diyorum. Yoksa kanaya kanaya yaşanmış bir aşkın tüm sahnelerini niye hatırlamak ister ki insan, niye bir babanın terk ediş rolünü hiçbir itirazsız kabul edişini öylece izlemek isteyebilir ki? Hiçbir anlamı yok sanırım unutmak isteyemeyişimin. Çünkü an geliyor daha dün yediğini bile zihninde bulamazken, yıllar önce yaşananlar zihninin tavan arasında çıkıp gün yüzüne hem de bugün yaşanmışçasına netçe oturuyor. Zaten en çok oralara sığdırıyoruz hatırladıkça canımızı yakan kara bulutları. Kendimize yabancı hangi benliğimiz varsa hepsini orada topluyoruz. İşte benliklerin çoğaldığı, unutulmamaya yemin etmiş anıların artış gösterdiği bir grafik çizelgesinde de alzheimer hastalığı çıkıyor suyun yüzüne. Her şeye rağmen hayat çok güçlü çünkü. Yaşanmışlıklarını ne kadar korumak isterse istesin kişi, bir noktadan sonra belli ki hayat kontrolü tekrardan ele geçiyor. Biz özgürlük adına verdiğimiz savaşı kaybediyoruz. Bayraklarımız iniyor yerlere, canımız sıkılıyor. “canım sıkıldığına göre görmem gerekenleri göremiyor, duymam gerekenleri duyamıyor, dünyanın o an benim için sahnelediği asıl oyunun farkına varamıyorumdur” diyor Tuna Kiremitçi bir yazısında. Evet canımız sıkıldığı için göz bebeklerimizin üzerine beyaz bulutçuklar geliyor. Biz, kendimizi insancıklar olarak görmeye başlıyoruz. Oysa tepeden tırnağa, hani tabiri yerindeyse köküne kadar adamız aslında. Bu adamlık hayata o an da, tüm özgürlüğümüzü vermişliğimizle sınırlı kaldığını inanıyoruz. Aslında salıncakta sallanabilmek bile hayatımızın bir anını özgür yapan bir kısım aslında. Ayaklarımızı yerden keserek, göklere ulaşabilmek, hiç olmadığımız kadar çocuk hissedebilmek kendimizi bir an olsun, işte o an aslında o kadar da sıkıştırmadığını anlıyoruz hayatın bizi. Çünkü insan kendi şekil vermeni hayatının heykeline. Kimi zaman deniz olmalı sonunu hiçbir zaman getirmek istemeyeceği, kimi zaman toprak olmalı ayağı yere sağlam basmalı! Ne olursa olsun benim olması lazım hayat. Kimi zaman hayatın gölgelerine de bulansa, özünde ben olmalıyım yaşantımın. En azından bana seçme şansı bırakmadıkları haklarım için, kendime verdiğim değerden kişiliğimin özü ben olmalıyım. Başkasının, başkalarının birleşimi olmamalı yaşantım. Çünkü hayatın seçmeye dair verdiği tek hakkı en başta bize sormadan, fark etmeden bazılarımız için yaşamaya, bazılarımız için ölmeye kullanıyorlar. Şimdi seçme şansım olsa hayatımda tanıyacağım en mutsuz insana baba demek için doldurmazdım formumu. Seçme şansım olsa, ne dahi olmak isterdim, ne bir bilim adamı, ne de son yılların en tutulan korkularından olan gelecek korkusunun kıyısında geçmeyen bir züppe. Benim tek istediğim içinde kimsenin birbirine ateşler etmediği, söz öbeklerinin de birer silah olarak kullanıldığı hiçbir zaman öğrenmeyeceğim, huzurlu bir evdi aslında. Belki yapamadıklarını en samimi duygularıyla bana anlatmak isteyen, kimi zaman aşılamak olsa da derdi babamın o evin bir köşelerinde benim için bir şeyler bırakmasını isterdim. Bir defter, bir çanta, bir fotoğraf... ben sadece babamın kalan gücünü, beni korumaktan ibaret olsun istemiştim hepsi bu. Ama o son gücünü zihnimin iplerine oturttuğum kahramanımı zayıf, aciz biri haline getirerek yaptı. Şimdi beni niye bıraktıysan, bende o yüzden bırakıyorum yazmayı...

    alınttı......
     
  2. 7 Kasım 2009
    Konu Sahibi : canayakxixn
  3. nalansu09

    nalansu09 çatlak patlak yusyuvarlak Pro Üye

    Katılım:
    20 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    3.015
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    146
    ellerine saglık ...