biri bizi hasta ediyor

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve talin tarafından 26 Temmuz 2008 başlatılmıştır.

    26 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Şu ‘modern tıp’ denen mefhum nicedir, hastalıklara ilaç bulmak yerine, ilaçlara hastalık buluyormuş meğer. Şık şişelerde, rengarenk kutularda sunulan envai çeşit ilaç, olmayan hastalıklara değil, silahtan sonra en kazançlı sektör olan ilaç sektörüne iyi geliyormuş. Yani, evinizdeki buzdolabının bir köşesi, son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarla küçük çaplı bir eczane olma yolunda ilerliyorsa, siz de hastalığına ilaç değil, ilacına hastalık arayanlardan olabilirsiniz. ‘Hekime değil, çekene sor’ demişler ama, modern tıbbın açmazlarını modern tıptan ‘çeken’ bir doktordan daha iyi kimse anlatamaz diye düşünüp, yeni çıkan kitabı ‘Biri Bizi Hasta Ediyor’ vesilesiyle göğüs hastalıkları uzmanı, Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’yla konuştuk.

    “Biri bizi hasta ediyor” diyorsunuz. Kim bu bizi hasta eden ‘büyük birader’?

    İyileşmek için başvurduğumuz modern tıbbın ta kendisi. Tıpta her gün gelişmeler oluyor. Eskiden hayal bile edemeyeceğimiz yöntemler uygulanıyor. Kimi hayat kurtarıcı ama çoğu sadece safsata. Amerika’da her yıl yanlış müdahale yüzünden 100 binden fazla insan yaşamını kaybediyor. Yanlış ilaç, yanlış tedavi, yanlış ameliyatlar yapılıyor. Modern tıp kendisini geliştireceğine, piyasanın kurallarına boyun eğiyor. Bir ilaç firması yeni ilacını pazarlamak için doktorlarla işbirliği yapıyor, siz de farkında olmadan oyunun parçası oluyorsunuz.

    Nasıl bir parçası oluyoruz?

    Mesela reflü diye bir hastalık yarattılar. Bu reflü yeni çıkmadı ki, yıllardır yemeği fazla kaçırıp, çok çay kahve tüketen, bir de üstüne sırtüstü yatan insanın mide ve göğüs bölgesinde yanma, sıkışma olurdu. Ama modern tıp ne yaptı? “Bu reflü öyle bir hastalıktır ki düzenli tedavisi gerekir. Şu ilaçları ömür boyu kullanmanız gerekir” dedi. Hastalar da buna inandı ve ilaç şirketleri için ömür boyu müşteri olmaya gönüllü oldu. ‘Reflü yemek borusu kanseri yapar’ diyorlar. İnsanları korkutup ilaçlara devam etmelerini sağlamak için söylüyorlar. Bu “Uçağa binmeyin, düşer” demekle aynı şey.

    Vitaminler masum görünüyor, öyle mi?

    İlaç olarak tanıtılmayan bir takım vitaminler ya da doğal beslenme ürünü adında ürünler çıktı. ‘Bugün çok yorgunum’ diye üç beş tane vitamin alıyor adam. Bu yanlış bir şey. Bütün ilaçlarda kimyasal madde vardır. Çok ciddi problemlere neden olur. Bitkisel deyince insanlar zararsız zannediyor. Hâlbuki bitkilerde de yan etkisi olan kimyasallar var. O bitkiyi kapsül haline getirmek için zaten kimyasallar katılıyor. Doğal ilaç sadece pazarda vardır. Üzüm, domates, maydonoz doğaldır. Maydonozu ilaç haline getirmek için bir sürü katkı maddesi katıyorlar içine ve maydonoz, maydonoz olmaktan çıkıyor.

    Plastik yer döşemeleri, oyuncaklar, tişörtlerdeki plastik baskılar, dizel araçlar... Bunlar ne kadar zararlı?

    Modern hayatın getirdiği bir çok kolaylık olduğu gibi zorluklar da var. Cep telefonu mesela. Aktif olarak en fazla on yıldır kullanıyoruz ama uzun vadede nasıl etkileri oluyor göreceğiz. Özellikle çocukları cep telefonuyla konuşturmamalıyız. Göreceksiniz yıllar sonra sigara paketlerinde yazdığı gibi cep telefonlarının üzerinde de sağlığa zararlıdır yazacak. Evimizde kullandığımız pek çok madde için geçerli bu söylediklerim. Kullandığımız parfümler, traş kremleri hepsi kimyasal içeriyor. Elbiselerin ütüsü geç bozulsun diye mesela bir madde kullanılıyor. Bunlar uzun vadeede kansere davetiye.

    Bir yandan da değişen koşullara uyum sağlayan türlerin yaşamını devam ettirebileceğine dair bir inanç var. Bütün bu sağlıklı yaşam senaryoları boşuna bir çaba mı acaba?

    Ben öyle düşünmüyorum. Bir şeyler yapabiliriz. Mesela cep telefonumuzu yatak odamızda şarj etmeyelim, devamlı konuşmayalım, hep aynı kulakla konuşmayalım, çalar çalmaz açmayalım, ses gelmiyorsa kapatalım. Çünkü en çok radyasyonu aldığımız zamanlar bunlar.

    Kitabınızda, hastanelerde ‘apandist ameliyatı olana prostat bedava’ gibi promosyonlar olduğunu söylüyorsunuz.

    Normalde doktorların ve hastanelerin reklam yapması yasak. Ama hiç de öyle olmuyor. Gazeteye ‘Şu doktora teşekkür ederim’ diye ilan vermek yasak. Ama herkes bunu yapıyor. Futbol maçlarında hastane reklamı yapılıyor. Hastalık günleri var. ‘Dünya Osteoropoz Günü’, ‘Dünya Astım Günü’... Güzel bir şey gibi duruyor ama aslında o hastalık için üretilen ilacın reklâmı yapılıyor.

    gerçekten çok ilginç

    yorum sizina.s.
     
  2. 26 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : talin
  3. sevdam128

    sevdam128 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    10 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    59
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    guzel bir konuya parmak basmissin.gecenlerde bir radyo programinda duymustum sonra bircok yerde de okuma firsati oldu.antibiyotikler bagirsaklarimizda hazma yardimci olan yararli bagirsak florasini tahrip ediyorlarmis.suregelen ve cogu insanimizda gittikce yayginlasan kabizligin sebeplerinden birinin bu oldugunu ogrendim ve artik antibiyotiklere daha duyarli yaklasacagim...
     
  4. 26 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : talin
  5. masal

    masal Guest

    evet ilginç, ilginç olduğu kadarda doğruluk payı yüksek bir yazı..
     
  6. 27 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : talin
  7. miss polat

    miss polat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    10 Mart 2008
    Mesajlar:
    169
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    :kahve: çok ilginç ve haklı yönler fazlaca var