birlikte büyürken

Konusu 'Çocuğum Büyürken' forumundadır ve ilgin0707 tarafından 18 Nisan 2008 başlatılmıştır.

    18 Nisan 2008
    Konu Sahibi : ilgin0707
  1. ilgin0707

    ilgin0707 seviyor seviliyor:) Pro Üye

    Katılım:
    5 Kasım 2007
    Mesajlar:
    7.538
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    146
    Telefonu kapatalı çok oldu… Fakat hala sesi kulaklarimda "Aman yorma kendini kızım!", "Kendine de iyi bak!" deyişi… Ömrün uzun olsun anacığım, sen var oldukca, üzerime titreyen yüreğin oldukça ben bebek kalabileceğim… Eteğine koşup sığınamayacak kadar uzakta olsam da varlığınla bir yanım çocukluğuma tutunabiliyor.

    Annemin gözünde hala bebeğim biliyorum. Benimkilerin bende olduğu gibi… Çocuklar büyüyorlar… Hem de ne hızla… Altı yaşına giren üç çocuğum hala bebeğimken dördüncü de yetişmek istercesine bir çabayla… Dün gazını bile çıkartmaya yardım bekleyen ufacık bebek; şimdi kendi elinden baskasından yedirilmemeye inatla… Bir lokması kendine, on lokması duvarlara, yerlere, giysilerine… Gülerek çaktırmadan seyrediyorum "Ben büyüdüm!" seruvenlerini. Yinede masadan duşa hazır inişlerinde karnının tokluğundan eminim. Öğreniyor oğlum, büyüyor kendi büyümesine bilinçli...

    Bahçede hortumun ucundan fışkıran suyun altından koşturmalarını seyrediyorum. Öpmeye kıyamadığiım pembe topuklar, taşın, çalının üzerinde sertleşme yolunda… Yaşamı öğrenme cesurluğuyla ıslattıkları bedenleri sevinç nidalarıyla sarsılıyor… Oysa beş dakika öncesi gibi bir sahnede parmak kadarlar, zayıf sesleri ağlamaya bile beceriksiz…

    Onlar büyüyorlar…. Ya ben?… Ben de farkında olmadan büyüyorum. Yaşlanmak değil bahsettiğim. Bedenim yaşlansa da çocukluk içime işlemiş zaten… Büyümek aslında çocuk kalmak bence… Büyük bilinciyle çocuk özgürlüğünü tanımak. Bu büyüklük sözünü ettiğim… İp atlamaya katılırken ipin ritmik çevirilişini aksatmamak… Her çağda biraz daha gevşeterek sarılabilmek. Sevgiyi vermekle özgürlüğü de dengelemek. Anlatması zor bir büyüme bu. Hala içinde olduğum... belki de başında.

    Güvenliğe balta vurmadan riski de yaşamak şeklinde büyümek. Beline lastik bağlatıp kendini yardan aşağı atmak çılgınlığında değilse de ufak tefek maceraları kucaklamak.

    Üstünde bir tek beziyle doldurduğum plastik havuzun içinde zıplayan 1,5 yaşındaki oğlumu seyrediyorum. Bu havada ben eskiden hırka giyerdim!.. Oğlumun her atlayışında geri inişini otomatik hesaplıyor anne beynim. Arada bir sekiyoruz ikimizde… benim hesap ve Onun iniş boş atıyor… Plastik havuzun içindeki su buz gibi… Şehrimizin suları Kayalık Dağları'ndan inme kar suları… Soğuk sulara her düşüşte oğlum çığlık patlatıyor… Kahkahalı çığlıklarına seyirci kalmakla büyüyüşüme bir paragraf daha ekleyerek. Kardeşleri de izlemdeler ama benim kafamdakiler geçmiyor Onlarinkinden. Havaya, suya takılmıyor pürüzleri benim gibi… Buna da şükürdeyim; apayrı bir sükür.

    Suyun soğukluğunu öğreniyor oğlum, kendi kuvvetlerine güvenmeyi, başkasına sığınmalı davranışa saklanmamayı, eğlenmeyi öğreniyor oğlum ve risklerini tanımayı.

    Gülüşüm sade Onun haline değil; asıl kendime gülüyorum. Nasıl büyüyüste olduğumu gördükçe; elde değil gülmemek. "Bir çocuğun olsun sen de görürsün!… Gözünden sakınacaksın!" deyişler geliyor aklıma. Ve O zamanlar hak verecek kadar kendimi bilişim. Çocuklarım olduğundan beridir de kendimi dizginlemeye çabalıyorum. "Ya fazla tetikte olursam! Ya çok korursam!" diye. Belki bu yüzden de durdurabiliyorum kendimi. Gölge yapmadan izlemi, kontrolu üzerime almadan kontrol edinmeyi öğrenmeye çalısarak büyümeyi…

    "Aman düşersin!" dememek için dilimi ısırıyorum çoğu kez. "Yapma" demeden davranışı durdurmak da kolay degil… Hele sayıları benden fazla olunca. Çantamda rujumu tazeleyecek tertibat taşımazken ilk yardım malzemeleri taşımam bundan sanırım. Çocukluğumda bir komşumuzun çocuğunun kolu kırılmıstı. Annesinin "Valla bizim çocuk aslında çok da usludur, neden oldu bilmem!" deyişine bilgiçliğim de hazır kafamda… Belki "usluluk" diye yalnış tanımlanan deneyimsizlikti çocuğa kolunu kırdırtan.

    Çocukluğunda taş atıp kafasıni altına tutan bir babaları var çocuklarımın. Kurnazlığıyla kurtarmıs kıl payı cok tehlikeden. Yine de bunca sene sonra hatırlanacak renklilikte yaşamış doya doya… Bugunki oluşuna bakınca o yıllarına heves ettiren tipte… Bizimkiler gibi kırk oyuncak, Lunaparklar, kitaplar falan görmemiş ama dizlerinde kabuklar kurumamış tipten yaşanmış bir çocukluk. Karıncaya başka bakıyor, kelebeğe başka… Dağla barışık, dereyle de… Hepsiyle anıları olmus, saatlerce izlemleri… Onun çocukluğunda yaptığı bu büyümelerin çoğunu ben bu yaşta yapmaya çalışıyorum. Yinede büyümuşlüğe kırk fırın ekmek; daha da doğrusu kırk gün çıplak tabanla doğada yürümek istiyor.

    Hz.Musa’nin dağını hepimiz biliyoruz. Dağa varıştan sonrasını da… Kimse bahsetmemiş oysaki dağa varışa kadar tırmanışı. Hangi taşıi tanıdı, hangi böceği? Hangi havada nasıl korundu ulaşıncaya kadar dağa? Nerede ve nasıl öğrendi bu dağa varıs becerisini? Bizim dağ tepeler nerelerde? Varış yolları nerelerden geçer acaba?

    Tepeden inmek için adımını atarken çekimser küçük oğlum. Yine de kontrolu yapıp uzatıyor ayağını. Bana doğru dönüp bakacak oluyor "Yardım eder mi acaba!" diye. Zaten kendi gönlü de yardım almaktan yana değil. Kendi yapmak aşkıyla yanıp tutuşuyor. Bana bakmayı bırakıp etrafını keşfediyor. Yüksek oluştan başı donmeli… Bedenini yaklastırıyor yere. İlk hareket bilinmezle dolu. İlk hareketin sonunda birçok öğreti elde… İkinci adım daha kuvvetli. Üçüncüsü daha… Ve tepeyi koşarak iniyor kardeşlerinin peşinde.

    O inişini tamamlarken "Aferin"im bir Ona bir de kendime. "Uzanıp tutmaya tutuşsanda geri tuttun kendini!" diyerek. Oğlum kuvetlerini kontrolu öğrenişte; ben de kendimi!

    Yine düsüyor anacığım aklıma… Ne aradım hırkamı uzatan elini. 22 Yaşında genç kadındım. Hasta olunca çorbaya nazlanan… Çok büyümek zorunda kaldım şimdiye kadar. Havayla barışım bile yıllar süren savaşların ucunda uzlasmaya vardı. Artik öğreniyorum havaya göre giyinmeyi, çevreye göre önlemi… Vardığım yerde "Tüh unuttum getirmeye!" deyişlerim azalıyor. Hatırlatmaların eksikliğiyle çaresiz kontroldeyim. Uzun yıllar arkamdan seslenen aradım hep "Aman kızım unutma!", "Al götur bunu da!…" deyişler... 1,5 Yaşındaki oğlumun tepeden iniş öğrenimini daha berrak izleyebiliyorum artık; öğrenimine saygıyla.

    Ben şehir kızıyım; apartman çocuğu… Kanadalı arkadaşlarım gibi haftalar boyu doğa içinde kamp yapmaya hazır değilim. Lükse düşkün değilsem de sıcak suyun, sifonlu tuvaletin uzağinda fazla kalamam. "Motel" turistiyim ben; Otel aramasam da ayıların kol gezdigi dağda çadır kuramam. Çocuklarım da armut dibine misali büyüyecek istesem de istemesem de… Yine de benden önce başlıyorlar büyümeye diye heyecanlıyım. Adımlarını gözleyerek öğrenme ve kendim de büyüme hevesinde…

    Hepimize çocuklarımızla sağlıklı büyüme dileklerimle ve her zaman sevgiyle,


    alıntı