Boğaziçi Şıngır Mıngır-Salah Birsel

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Elif tarafından 30 Ağustos 2010 başlatılmıştır.

    30 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.653
    Beğenildi:
    5.192
    Ödül Puanları:
    438

    Boğaziçi’nin gizli tarihinin anlatıldığı kitap 38 tane kısa denemeden oluşmaktadır. Kitapta, Boğaziçi’nin güzellikleri, tarihi eserleri, bu eserlerin özellikleri ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Yazar, bazen olayların içinde yaşamış biri gibi, kimi zaman da ikinci bir ağızdan olayları tüm pencerelerden yansıtmaktadır. Bu kitapta İstanbul’un tarihi eserleri hakkında başka hiç bir yerde rastlanamayacak bilgiler yer almaktadır.

    Kitapta Osmanlı devrindeki İstanbul ve İstanbul’daki saraylar, kahvehaneler, yalılar ve buralarda geçen olaylara değinilmektedir. Hazerfan Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesinden atlayışı, İstanbulluların Uludağ’ı görmek için saatlerce Galata Kulesinde bekleyişleri anlatılmaktadır. Kız Kulesi ve Galata Kulesinin dünya üzerinde bir eşinin daha olmadığı, Galata Kulesinin Cenevizlilerden kaldığı, Fatih Sultan Mehmet döneminde onarıldığı, II. Murat devrinde yenilendiği çok güzel bir şekilde dile getirilmektedir. Kitapta İstanbul ile ilgili bir çok ayrıntı en ince ayrıntılarıyla anlatılmaktadır: Sultan Hamit’in burnunu silmek için tülbentleri küçük parçalar halinde kestirip kağıt mendili 100 yıl önce icat etmesine kıl payı kaldığı, II. Murat zamanında Fransız Büyükelçisinin sadece parça etli pilavla ağırlandığı vesaire.

    Kitapta İstanbul ile ilgili anlatılan bazı ayrıntıları ve olayları şöyle özetleyebiliriz:

    Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında Boğazın en güzel yüzü görünmektedir. Çinili Köşk’ün içinde sayılamayacak kadar çok kadar mermer çeşme, divanhanesinin ortasında da büyük bir havuz yer almaktadır. Köşkün altından geçen bir su bahçedeki havuza dökülmektedir. Ağustos ayında Boğazda inanılmaz bir kalabalık olmaktadır. Dere boyu sandallarla hınca hınç doludur. Çayırlara, çimenlere insanlar sığmamaktadır. Haliç ve Boğaz iskelelerinden, Üsküdar’dan, Karaköy’den ve İstanbul’un bir çok yerinden gelen insanlar yer kapmak için birbirleriyle yarışmaktadır. Kimi kadınlar ise akşama kadar sandal gezintileri yapmaktadır. Kağıthelvacılar, ketenhelvacılar, damla ve çam sakızları, elmaşekerciler, leblebiciler, macuncular, sucukçular gibi, mevsime göre değneklerde kiraz, çağla, şerbetten tatlı can eriği, İzmir Üzümü, Değirmendere fındığı, Bursa şeftalisi, kavun-karpuz satanların sayısı da çok fazladır.

    Kitapta yer alan bir çok olayın en ince ayrıntılarına kadar anlatılması yazarın, büyük çabalar gerektiren bir araştırma yaptığını göstermektedir.