Borç, Ekonomi, Tüketim Üzerine

Konusu 'Ekonomi-Finans-Borsa' forumundadır ve abam tarafından 4 Nisan 2008 başlatılmıştır.

    4 Nisan 2008
    Konu Sahibi : abam
  1. abam

    abam Aktif Üye Üye

    Katılım:
    23 Kasım 2006
    Mesajlar:
    36
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    İşler tıkırında, ekonomi iyi… O zaman hayırlı olsun… Borç, ekonomi ve tüketim üzerine…

    Geçtiğimiz ay bir pazar akşamı haberlere göz atmak amacı ile çeşitli kanallar arasında dolaşıyordum. Özel bir kanalın ana haber bülteninde yer alan bir haber, aslında yeni bir şey söylememesine rağmen, dikkatimi çekti. Haber, gerçek kişilerin kredi kartı ve tüketici kredisi borçları ile insanların nakit para bulmakta yaşadığı sıkıntılar ile ilgili… Daha doğrusu, insanlarımızın içinde bulunduğu borç batağı ile…

    "Olmaz olaydı!" diyor bir vatandaş kredi kartları ile ilgili olarak…

    "Sıcak para batağındayız" diyor bir başkası…

    "Borcu borçla ödüyoruz" diyor haberin kendisi…

    İnsanların nasıl yöntemler geliştirdiği anlatılıyor haberde…

    Borç ödemek için, bir kredi kartından para çekerek bir diğerinin borcunu kapatmak, en çok uygulananı ve bilineni herhalde…

    Nakit yaratmak içinse aşağıdaki yöntemler sıklıkla başvurulanlar;

    Kredi kartı ile beyaz eşya alınarak, alınan beyaz eşyanın daha düşük bir fiyata satılması…

    Kredi kartı ile altın alınarak (elbette komisyonu ödenerek), alınan altının satılması…

    Her ikisi de bataklık aslında…

    …ve aklımıza gelmeyecek daha neler yapılıyor acaba?..

    ¨¨¨

    Geçtiğimiz günlerde ilginç bir bilgi edindim: Bazı işverenler, personelinin içinde bulunduğu borç yükünün (özellikle kredi kartı borçları) yarattığı olumsuzluğun, iş ve özel hayatlarına yansıyor olması nedeniyle, bu borçları kapatarak takside bağlıyor ve eşit tutarlar halinde maaşlarından kesiyorlar. Aksi takdirde verimliliğin azaldığını belirtiyorlar.

    Bu noktada biraz da rakamlar konuşsun: 7 Aralık itibariyle tüketici kredileri toplamı 63.943 milyon YTL… 36.052,5 milyon YTL'lik kısmı konut ve taşıt kredileri… Kredi kartı borçlarının toplamı ise 25.552,2 milyon YTL…

    Kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarının son bilmem kaç yılda kaç kat arttığını, takibe geçilen kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarının kaça katlandığını söylemenin artık ne kadar anlamı var bilmiyorum. Zaten sürekli olarak bir yerlerde yayımlanıyor.

    Ancak, 13 Ocak 2008 tarihli gazetelerin birinde, "40 milyon yiğidin borcu var" başlıklı bir haberde ATO'nun, "Kamçıya Doymayan Yiğitler Raporu"na yer veriliyordu. Rakamlar dikkat çekici… Özellikle bugünümüzün neşesi, geleceğimizin umudu gençlerimiz ile ilgili bölümler beni çok rahatsız etti. Gencecik evlatlarımızı, zaten binbir zorlukla hayat mücadelesi veren kardeşlerimizi, fazladan ne türlü zorluklara mahkum ettiğimizi gösteren bu rakamlar, belki de raporun en iç acıtan bölümü… Daha da kötüsü, bunlar bazıları için sadece birer rakam, ancak bir çokları için hayatın acımasız, zalim yüzü…

    Raporda, Yurt-Kur'un verilerine göre, 2007-2008 öğrenim yılında toplam 567 bin 591 öğrencinin yüksek öğrenim kredisi kullandığı, bu öğrencilerin her birinin öğrenim süreleri boyunca devlete 8-10 bin YTL arasında borçlandıkları için hayata daha öğrencilikte borçlu başladıkları, önceki yıllarda üniversiteyi bitiren ancak iş bulamayıp gelir elde edemedikleri için borcunu zamanında ödeyemeyen 610 bin 715 kişinin de, toplam 260 milyon YTL borçlarından dolayı icra tehdidiyle karşı karşıya oldukları, mezun olduğu halde borcunu ödeyebilecek kazancı sağlayamayan 25 bin 206 öğrencinin ise Kredi ve Yurtlar Kurumu'na başvurarak borcunun ödeme süresini bir yıl ertelettiği ve Yüksek Öğrenim Kredisi nedeniyle toplam 1 milyon 204 bin gencin devlete borçlu olduğu belirtiliyor.

    Ailelerin % 45'inin bankalara borçlu olduğu, diğer ülkelerde ödeme aracı olarak kullanılan kredi kartlarının Türkiye'de borçlanma aracı olarak kullanıldığı, 26 milyon 949 bin kredi kartı müşterisinden yaklaşık 12 milyonunun kredi kartı borçlarını son ödeme günlerinde tümüyle ödeyemeyip borç bıraktıkları belirtilen raporda ayrıca, vatandaşların, kredi kartı harcamaları nedeniyle yüklendiği borç miktarının 26.9 milyar YTL olduğu ve bunun 10.9 milyar YTL'sini de taksitli alışverişlerden kaynaklanan borçların meydana getirdiği ifade ediliyor.

    ¨¨¨

    Taksitli alışveriş demişken…

    Her ne kadar veriler kişi başına gelirin arttığını söylese de, gelir dağılımındaki korkunç adaletsizlikten dolayı bu artışın toplumun tüm kesimlerine, daha doğrusu önemli bir bölümüne yansımadığı bilinen bir gerçek… Diğer taraftan, kişi başına gelirin hesaplanmasında kur hareketlerinin yarattığı etki ve diğer tartışmalar üzerinde hiç durmuyorum.

    Ancak yukarıdaki bütün bu verileri birarada düşününce, insanın, daha doğrusu insan olanın aklına bir şey takılması gerekiyor: Zaten bu kadar yoksul ve borçlu olan bir toplumda, batı tarzı bu tüketim çılgınlığı nedir?

    Reklamlar, medya, iktidar, iş dünyası, her nereye bakarsanız bakın, tüketimin yüceltildiğini, hatta tüketime tapıldığını görüyorsunuz. Alışveriş merkezleri yeni dünya düzeninin tapınakları haline gelmiş. Haftasonları alışveriş merkezlerinin yanlarına yaklaşamıyor, park yerlerine yarım saatte giremiyorsunuz! İnsanlar akın akın bu büyülü, rengarenk merkezlere koşuyorlar, adeta tavaf etmeye…

    Artık yepyeni kurallar, yepyeni kabuller var.

    Tüketmiyorsanız yoksunuz!

    Tükettiğiniz kadar insansınız!

    Ancak tükettiğiniz kadar saygı göreceksiniz, daha fazlasını değil!

    Kendinizi kötü hissediyorsanız, bu durumdan kurtulmanın en kolay yolu alışveriş yapmak, yani tüketmek!

    Siz daha iyisine layıksınız, o halde tüketin!

    Başkaları alırken siz sadece bakmakla mı yetineceksiniz?! Sizin neyiniz eksik, doğru en yakın alışveriş merkezine gitmeniz gerekiyor! Artık eminim, mahallenizde bile bir tane mutlaka vardır.

    Ne?! Yoksa alışveriş yapamıyor musunuz?

    Alacak paranız mı yok?!

    Kredi kartları, tüketici kredileri ne güne duruyor? Kendinize haksızlık etmeyin, bol bol tüketin!

    Bu siz varlık nedeniniz!

    Var olma savaşınız!

    Oldukça zor şartlar altında hayatını idame ettirmeye çalışırken, her gün sokakta, gazetelerde, televizyonlarda gözüne sokulan şatafatlı hayatların etkisiyle sarhoşa dönmüş, o hayatı yaşayabilmek için yanıp tutuşan, iradesi zayıf (olmasa bile zaafları sürekli saldırı altında) insanların oluşturduğu bu borç toplumundan gurur duyuyor mu büyüklerimiz?

    Yoksa, borç gerçekten yiğidin kamçısı mı?

    Ya da kamçı denen bu şey kadar iyi bir şey mi?

    O halde neden milyonlarca orta halli fakir fukaranın sırtında şaklayıp duruyor sadece, derin yaralarını yalnızca bu sırtlarda açıyor?

    Bu yiğitlikten neden sadece fakir fukara pay alıyor?

    Yoksa kamçı denen bu şey bazılarına yiğitlik verirken, bazılarına sadece acı mı veriyor?



    İşler tıkırında, ekonomi iyi… O zaman hayırlı olsun… Borç, ekonomi ve tüketim üzerine… (2)

    Önceki yazımda, "Biraz da rakamlar konuşsun" demekle birlikte, rakam vermenin çok fazla bir anlam ifade etmediğini de düşünüyorum zaman zaman... Ancak yine de birtakım verileri paylaşmanın en azından hatırlatmak adına gerekli olduğuna inanıyorum.
    İç ve dış borç stoklarında görülen artış…

    2002 yıl sonu itibariyle 149.870 milyon YTL olan iç borç stoğu Ekim 2007 itibariyle 257.488 milyon YTL olarak gerçekleşti.

    2002 yıl sonu itibariyle 129.719 milyon ABD Doları olan dış borç stoğu ise 2007 Haziran itibariyle 226.353 milyon ABD Doları'na ulaştı. Bu rakamın 72.351 milyon ABD Doları kamuya, 138.518 milyon ABD Doları özel sektöre ve 15.484 milyon ABD Doları T.C.M.B.'ye ait… 2002 yıl sonu itibariyle dış borç stok rakamı içerisinde özel sektörün payı 43.182 milyon ABD Doları olarak gerçekleşmiş.
    Enflasyon hedefinde yaşanan sapma(lar)…

    2007 yılı için yıllık % 4 olarak hedeflenen TÜFE rakamının % 8,39 olarak gerçekleşti. Gıda ve alkolsüz içecekler (%12,03) ile konut (%11,48) artışın yüksek olduğu harcama gruplarından...
    Dış ticaret açığı ve cari açıkta yaşanan yükseliş…

    2006 yılının Ocak-Kasım döneminde 49.597 milyon ABD Doları olan dış ticaret açığı 2007 yılının aynı döneminde 56.338 milyon ABD Doları olarak gerçekleşti.

    2006 yılının Ocak-Ekim döneminde 26.768 milyon ABD Doları olan cari açık 2007 yılının aynı döneminde 29.065 milyon ABD Doları olarak açıklandı.
    Büyümede yavaşlama, sektörel olarak gerileme…
    Sektör
    2006/09
    2007/09

    Tarım
    - 1,2
    - 5,6

    Sanayi
    7,3
    5,0

    İnşaat
    20,1
    11,5

    Ticaret
    5,9
    3,4

    Ulaştırma
    3,0
    4,4

    GSYİH
    5,6
    3,8

    GSMH
    5,7
    4,0


    Borç ödeme gücü ile ilgili olarak baktığımızda karşımıza çıkan karşılıksız çek ve protestolu senet adet ve tutarlarındaki yükseliş ise endişe verici…

    İşsizlikte durum nasıl, bir azalma var mı?

    Buna da cevabımız, hayır...

    ¨¨¨

    Bütün bu verilere rağmen "ekonomi şaha kalktı" tablosu nasıl ortaya çıkıyor?

    Türkiye 2001 yılında, o zamana kadar İMF ile birlikte yürüttüğü ekonomi politikaları ile, tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşadı. Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Sezer'in MGK'da fırlattığı Anayasa kitapçığı da bunun kılıfı olarak pazarlandı. Bu iddia en hafifinden saçmadır. 80 sonrası uygulanan ekonomi politikalarını, oluşturulan iç ve dış borcu, cari açıkları, devletten hortumlanan on milyarlarca doları, işsizliği, gelir dağılımdaki bozukluğu, hayali ihracatları yok sayıp, 20 yılın birikimi olan bir krizi böyle bir olaya indirgemek ise, basitçe söyleyeyim, cehalettir.

    2001 krizinin ardından Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ciddi ekonomik küçülmelerinden birini yaşamıştır.

    Esas olan konu, sonrasında ne olduğudur?

    Böylesine derin bir ekonomik krizden ve dibe vurmadan sonra bir sıçrama olacağı kesindi. Bu, hisse senedi piyasaları için de geçerli bir kural… Türkiye gibi bir ülkenin ekonomisi, bu kadar önemli bir küçülmenin ardından zaten daha fazla küçülemezdi.

    İşin adını açık bir biçimde ortaya koymak gerekiyor: Mevcut hükümet, kriz döneminin koalisyon hükümeti tarafından ekonominin başınan atanan Kemal Derviş'in İMF ile yaptığı ekonomik programı devam ettirmiş, ekonomi politikasını Kemal Derviş zamanında İMF ile imzalanan stand-by anlaşmaları doğrultusunda yürütmüştür.

    Türkiye, son 5 yıl içerisinde, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir sıcak para girişine sahne olmuştur. Mevcut hükümetin en büyük başarısı budur.

    Bu nasıl oldu?

    Türkiye özelleştirme adı altında çok büyük ekonomik değerlerini elden çıkardı. Tüpraş, Türk Telekom, Erdemir başta olmak üzere çok sayıda kamu kuruluşu satıldı. Petkim'in satışı süreci yargıda beklemede… Bankacılık, sigorta, perakende sektörleri önemli ölçüde yabancı sermayeye geçti.

    Borsada işlem gören hisse senetlerinin aşağı yukarı % 70'lik bir bölümü, devlet tahvili ve hazine bonolarının % 20-25'lik bir bölümü yabancıların elinde…

    Yani anlaşılacağı üzere yılların emeği ile oluşturulan ve büyütülen kuruluşlar, bankalar, sigorta şirketleri, hizmet veren ve üretim yapan şirketler, en güzel sahillerimiz bir bir elden çıkarılıyor. Akarsuların bile özelleştirilmesi konuşuluyor ve akla hayale gelmeyecek özelleştirme fikirlerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor.

    Diğer taraftan, sıcak paranın kaçmaması için, benzer bir çok ülkeyle kıyaslanamayacak kadar yüksek oranlarda faiz veriliyor. Bu faizler ödendi ve ödenmeye devam ediyor.

    Peki bunca yükü kim sırtlıyor, kim giriyor bu yükün altına?

    Sırtında kamçı izi olanlara bakın, nasıl mı anlayacaksınız? O izler dışardan da anlaşılır, yüzlerinden, duruşlarından, bakışlarından… Onların sırtlarındaki yara izleri yüzlerinde de yansımasını bulmuştur.

    Bu kadar çok yiğidi olmasa, bu kadar çok borcu olur muydu bu milletin, bu ülkenin…

    Büyüklerimiz ne diyor:

    Borçlar leblebi, çekirdek.

    Biz de ekleyelim öyleyse:

    Ülke baklava, börek.



    Y. Ateş Yazaroğlu