Boşanma ve Çocuk

Konusu 'Aile, Evlilik ve Çocuklar' forumundadır ve terlik tarafından 22 Eylül 2009 başlatılmıştır.

    22 Eylül 2009
    Konu Sahibi : terlik
  1. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Boşanmış aileler ve çocukları neler yaşarlar, çocuklar düşünülürmü boşanırken... yada o minik yürekler neler hisseder ...

    Sosyolog ve eğitimciler boşanmanın toplumun temellerini sarsacak bir olgu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunun aslı nedeni, çocukları da etkilemesi ve çocukla anne ve babalarının ilişkilerinin de boşanmadan genellikle olumsuz zarar görmeleridir.



    Boşanma çocuğun gelişiminde en önemli faktör olan tam aileye son veren ve özellikle çocuklar üzerinde yaşam boyu etkilerini duyurabilecek bir olaydır (Akyüz, 1978: 3).

    Boşanma eşler için mutsuz bir evlilikten çıkış olsa da ailenin yıkımı demektir. Ayrılmanın mutlak gerekli olduğu durumlarda bile boşanmayla sorunlar bitmez. Boşanma eşleri ekonomik yönden sarsar, ruhsal yönden örseler,toplumdaki durumlarını etkiler. Bu nedenle, boşanma evlilik öncesi özgürlüğe tam bir dönüş veya kurtuluş sayılamaz.

    Boşanmadan en çok zararlı çıkan, her yerde genellikle kadındır. Boşanan anne ciddi geçim sorunlarıyla karşılaşır. Çalışmak zorunluluğuyla, çocukların bakım sorumluluğu arasında boğuşur durur.

    Boşanmış eşler üzerinde yapılan bir araştırmada boşanmış erkeklerin, evli erkeklere göre beş kat yüksek oranda, boşanmış kadınların da evli kadınlara göre üç kat yüksek oranda ruhsal bozukluk saptanmıştır. Bu bulgular iki biçimde yorumlanabilir: ya mutsuz evlilikler eşlerde ruhsal uyumsuzluklara sebep olmakta ya da ruhsal uyumu bozuk olanların evlilikleri kısa sürüyor. Bu iki yorumunda gerçeklik payı olabilir (Yörükoğlu, 1997: 108)

    Çoğu evlilik gürültülü ve çekişmeli bir dönemden sonra, acı veren bir kopuşla biter. Her boşanmanın sonu rahatlama ve kurtuluş değildir. Eşler eziklik ve tedirginlik içindedir. Her iki eşte kendini boşanmadan dolayı belli ölçüde sorumlu tutar ve suçluluk duyar. Bazı eşler ise karşısındakini suçlar. Kendi suçunu önemsiz görüp, eşininkini abartabilir. Bazı eşler ise "evliliği yürütebilir miydik" diye düşünebilirler.

    Boşanma kesinleştikten sonra çocuklar nedeniyle soğukta olsa ilişkinin sürdürülmesi zorunludur. Bu dönemde kırgınlık ve kızgınlık duyguları çocuklar aracılığıyla bir eşten diğerine taşınır durur. Nafaka sorunları çocukların anne ve baba arasında gidip gelmelerinden dolayı ilişki soğuta olsa devam eder. Bu durumdan en çok çocuklar zarar görmektedir.Boşanma her iki eş içinde çetin bir dönemin başlangıcıdır. Eşler bir süre kendilerini boşluktaymış gibi hissedebilirler. Özellikle baba evine sığınmak zorunda kalan kadının durumu daha da güçtür. Kadın kendini sığıntı durumunda görür ve iş bulma zorunluluğu duyar. Hele çocuklarının sorumluluğunu da yüklenen bir anne için gelecek ürkütücüdür. Boşanma her iki eş içinde çetin bir dönemin başlangıcıdır. Eşler bir süre kendilerini boşluktaymış gibi hissedebilirler. Özellikle baba evine sığınmak zorunda kalan kadının durumu daha da güçtür. Kadın kendini sığıntı durumunda görür ve iş bulma zorunluluğu duyar. Hele çocuklarının sorumluluğunu da yüklenen bir anne için gelecek ürkütücüdür. Böyle bir anneden karamsarlık kendine ve eşine kızgınlık, iş sıkıntısı bedensel yakınmalar kime dayanacağını bilememe gibi duygular olağandır. Çocuklar bakım ve ilgi bekledikçe, buna çocukların sızlanmaları tutturmaları ve ayağa dolanmaları eklenince annenin bunalımı dayanılmaz olur (Yörükoğlu, 1994: 266)

    Boşanma öncesinde ve boşanma sırasında en büyük kavga çocukların çevresinde döner. Ana-baba çocuğu yan tutmaya veya arabuluculuk yapmaya zorlarlar. Oysa çocuk için en zor şey ana-baba arasında seçim yapmaktır.

    Boşanmadan sonrada anne ve baba çocukları aracılığıyla çekişmelerini sürdürürler. Analar kimi zaman çocukları, babaya göstermeyerek öç almaya çalışabilirler. Bu yolla, asıl çocuğun cezalandığını görmezler. Anne, babanın sorumsuzluğunu, ileri sürerek kendi bencil davranışını haklı göstermeye çalışır. Bazen baba da boşanma sırasında çocuklarından uzaklaşıp ilgisiz kalabilir. Karısıyla birlikte, çocuklarını da gözden çıkarmış gibi davranan, aylarca çocuğunu arayıp sormayan, bağlarını tümden koparanlarda yok değildir. Olgun davranan eşler ise, çocuklarıyla ilişkilerini kesmez ya da bozacak girişimlerde bulunmazlar. Bazı anne-babalar ise özellikle kızgınlık ve kırgınlığın yatışmadığı dönemde çocuğu sevme yarışında olurlar. Ayrı eşler, çok ilgili davranarak daha iyi anne-baba olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Özellikle çocuğundan ayrı düşmüş eş de, çocuğu armağanlara boğmak, aşırı sevgi gösterileriyle şımartmak eğilimi vardır. Diğer eş ise bu duruma öfke duyar ve kendi geçim sıkıntısındaysa babanın para harcamasına içerler.

    Çocuğun bazı doğal isteklerini karşılayamamak annenin ağrına gider ve kocaya duyulan kızgınlık daha da artar ve böylece babaya duyulan kızgınlık çocuklara yansıyabilir. Ağır yükü taşıyan anne, çocuğun babaya düşkünlüğü sonucu incinir ve babayla yarışa girer. Çocuğa çok hoş görülü davranır, nazını çeker, huysuzluklarına katlanır. Annenin ve yakın çevrenin acıma duyguları, giderek çocuğun eğitimini yolundan saptırır. Annenin bunalımlardan gelen tutarsız davranışları, çocuğu tedirginliğe iter. Anne, arada sert tepkilerle çocuğu itebilir. Bazı anneler ise içine düştüğü yenik durumdan, çocuğu sorumlu tutabilir. Bu tutumlar, çocukta hem annesi hem de babası tarafından sevilmediği ve baştan atılmak istendiği duygusunu yerleştirir.

    BOŞANMANIN ÇOCUKLAR ÜZERıNDEKı ETKıLERı

    Boşanmaların büyük çoğunluğu genellikle evliliğin ilk Boşanma ile son bulan ailenin çocuğu, sosyalleştirici doğal bir çevreden yoksun kalmış olur. Boşanmanın çocuğu nicelik ve nitelik yönünden etkilemesi birçok etmene bağlıdır. Bunlar kişilik özellikleri, yaşı, cinsiyeti, boşanmaya neden olan ailesel sorunun niteliği ve onun bu sorunu algılama biçimi, onun boşanma öncesi içinde bulunduğu ve boşanma sonrası içinde bulunacağı ortam gibi birçok etmen vardır. Kuşkusuz boşanmadan bir zarar görmeden çıkan çocuklarda vardır. Boşanma bazen çocuk için rahatlatıcı bile olabilir. Özellikle aile içi huzursuzluk hat safhaya gelmişse ve çocuk boşanmadan sonra sakin bir ortama kavuşacaksa boşanma çocuk için en iyisi olacaktır. Boşanma bütün çocukları aynı şekilde olumsuz etkileyecek diye bir durum söz konusu olmamaktadır. Her boşanma kendine özgü, karmaşık ve çok yönlü bir olaydır (Akyüz, 1978: 3).


    Boşanmanın olduğu ilk yıl hem çocuk hem de boşanan çiftler için en karışık ve zor yıllardan biridir. Bazı psikologlar çocuğun boşanma anındaki yaşına bakarak, boşanmanın onu nasıl etkileyeceği konusunda bazı genellemeler yapmışlardır. Amerika'da boşanmış olan 48 ailede yapılan araştırmada boşanmanın ilk yılında çocukların daha huzursuz oldukları, zamanında yemek yemedikleri ve yatağa girmedikleri daha arsız ve söz dinlemez hale geldikleri görülmüştür (Cüceloğlu, 1996: 382).

    Örneğin, süt çocuğunun boşanmadan fazla zarar görmediği savunulmaktadır. Buna neden olarak ta süt çocuğunun ana-baba arasındaki tartışmaları anlamaması ve taraf tutmaması ve genellikle çocuğun anaya bırakılması olarak gösterilmektedir. Bu çağda ve okul öncesi döneme kadar olan sürede bizzat ana, boşanmanın olumsuz etkisinde kalmış ise çocukta da olumsuz davranışlar gözlenmektedir. Bunlar korku, inatçılık, uyku bozuklukları, beslenme güçlükleri, yatak ıslatma, kekemeliktir.

    Buna karşın çocuk boşanmadan en çok okul döneminde etkilenmektedir. Çocuk anne ve babası arasındaki anlaşmazlığı görmeye ve ikisi arasında taraf tutmaya başlamıştır. Boşanma çocuğun anne veya babasına, bazen her ikisine birden güvenini yitirmesine neden olabilir. Bu dönemde çocuktaki olumsuz davranışlar, okul başarısızlığı, yalan söyleme, çalma, cinsel sapıklık vs... Ayrıca çocuklar çeşitli sorunlarla karşılaştıkça yetersizlik duygusuna kapılabilmektedirler (Akyüz, 1978: 4).
    7-8 yaşlarındaki okul çocuklarının bir kısmı depressif belirtiler göstermişlerdir. Zihni, devamlı babanın gidişiyle meşgul olan çocuk babasının dönmesini istemiş ve annenin yeniden evlenmesinden korkmuştur. Çocukların bazıları, babanın gidişini kendisinin terk edilmesi olarak algılamışlardır. Erkek çocuklar babalarının kaybı için annelerini suçlamışlardır (Ekşi, 1990: 39).

    9-12 yaşlarındaki çocuklarda ayrı anne ve babadan birini problemler için sorumlu bulmuş ve taraf tutmuşlardır. Her iki ebeveyne veya ikisinden birine şiddetle kızmışlardır. Bu çocukların okul başarıları düşüş göstermiştir (Ekşi, 1990: 39). Gençlerin boşanmaya tepkileri ise gençten gence değişmiş ve çok büyük farklılıklar gözlenmiştir. Ergenlik çağındaki gencin boşanma olayını daha objektif değerlendirebileceği boşanmadan daha az etkileneceği ileri sürülmektedir. Bu çocuklarda da zaman zaman çeşitli davranış bozuklukları ortaya çıkmaktadır.

    Rabin-Swensason adlı araştırmacıya göre bazı gençler ayrılıktan derin bir şekilde etkilenmişler ve ayrılıktan kendilerini sorumlu tutarak intihar girişiminde bulunmuşlardır. Çeşitli araştırmalarda büyük çocukların ve gençlerin ev dışı diğer etkinlikleri ve arkadaşlarıyla daha çok beraberlikleri nedeniyle kendilerini daha iyi savunacakları ve ana-baba ayrılığından daha az etkilenecekleri belirtilmiştir (Ekşi, 1990: 40).

    Çocuklarda, ana-baba ayrılığına bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal belirtiler çok çeşitlidir. Huysuzluk ,hırçınlık, tedirginlik ve saldırgan davranışlar en sık gözlenen belirtilerdir. Uyumsuzluk belirtilerdir. Uyumsuzluk belirtileri, çocuğun yaşına, boşanmadan önceki örselenmesine ve boşanma sonrası dönemde ana ve babayla ilişkilerin niteliğine göre değişir (Yörükoğlu, 1994: 271).

    Birlikte yaşamasalar da ana-baba sevgisinden ve desteğinden yoksun kalmayan bir çocuğun ruh sağlığının bozulması gerekmez. Ancak her boşanmada, mutlaka çocuklar belli ölçüde örselenmektedir. Bunu en aza indirmek de mümkündür. Buda ana-babanın yanlış tutumlarından kaçınılmalarıyla sağlanabilir. Başarısız olan eşlerin ana-baba olarak da başarısız olmaları gerekmez. Kendi duygularına yenilmeyen ana-babalar, boşanma atlatıldıktan sonra çocukların sarsılan güvenlerini geri getirebilir ve yaraları sarabilirler. Boşanmanın çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek için ana-babalara, onların sosyal çevresine boşanma hakimine, eğitimci ve öğretmenlere düşen çok önemli görevler vardır. Burada amaç çocuğu korumak ve bunu gerçekten istemektir. Boşanma hakiminin çocuğun baba veya anasına bırakılması veya bir yere yerleştirilmesi kararını alırken, onun durumunu iyi bilerek bu kararın sonuçlarını kestirerek bilinçli şekilde davranması gerekir.

    Boşanma kız ve erkek çocukları aynı derecede mi etkiler? Sorusuna araştırmalar bize erkek çocukların boşanmadan daha çok etkilendiğini göstermiştir. Erkek çocuklar kendilerini daha yalnız hissederler. Çevreden onlara gösterilen ilgi daha azdır. Boşanan ailelerde çocuklar genellikle annenin yanında kaldığından kızlar bir anne modelini sürekli görebilirler, ancak erkek çocuklar baba modelinden yoksun kalırlar. Bu olumsuz etki, annenin geniş bir aileden geldiği durumlarda, bir başka deyişle dede, amca veya dayının sürekli çevrede bulunduğu durumlarda ortadan kalkar.

    Boşanmanın uzun süreli etkilerine baktığımızda çocuğun boşanma sırasındaki yaşının önemli bir etken olmadığını görüyoruz. Wallerstein ve Kelly (1980) yaptıkları araştırmalarda 5 yaşından küçük çocukların boşanmadan hemen sonra belirgin davranış bozuklukları gösterdiğini kanıtlamıştır. Bu davranış bozuklukları zaman içerisinde düzelmiş ve anne babası boşanırken daha yüksek yaşta olan çocukların davranışlarından farksız duruma gelmiştir.

    Boşanmanın uzun süreli etkileri nelerdir? Çocukların okuldaki başarıları, arkadaşlarıyla ilişkileri ve genel olarak mutlulukları açısından gözden geçirildiğinde bu konuda yapılan araştırmalar kesin ve açık seçik bulgular vermemektedir. Wallerstein ve Kelly'nin araştırmaları çocukların üçte birinin boşanmadan 5 yıl sonra son derece mutlu, başarılı: diğer üçte birinin ise mutsuz, başarısız olduğunu göstermektedir. Rosenthol ve Honsen(1980) boşanmış ve boşanmamış ailelerden gelen çocukların okuldaki başarıları arasında anlamlı bir fark olup olmadığını araştırmışlar; iki grup çocuğun okul başarıları arasında herhangi bir fark bulamamışlardır.

    Boşanmış aileden gelen çocuklar, kendi evliliklerinde başarılı olabilirler mi? Bu soruya kesin bir cevap verme olanağı yoktur. Araştırmalar birbirleriyle çelişen sonuçlar vermektedir. Price-Bonham ve Balswick(1980) ve bu konuda yapılan araştırmaları gözden geçirdikten sonra şu sonuca varmışlardır: boşanmış aileden gelen bireyler kendi evliliklerinde boşanma eğilimini biraz daha belirgin olarak gösterirler ancak arada ki fark o kadar büyük değildir. Başka psikologlar kendi araştırmalarında, boşanmış ve boşanmamış aileden gelen bireylerin boşanma sayısı arasında anlamlı herhangi bir fark bulamamışlardır. Araştırmaların bir birleriyle çelişen sonuçlar vermelerinin bir nedeni boşanma faktörünün dışında başka hiçbir faktörü işin içine katmamış olmalarıdır. Aileler birbirinden büyük farklılıklar gösterebilmektedirler. Örneğin çocuğun boşanmadan etkilenip etkilenmemesinde ana-babanın boşanma anında birbirlerine davranış biçimleri önemli rol oynar. Birbirlerine saygı ile davranabilmiş, çocuklar önünde kavga etmekten kaçınmış, ana-babanın çocukları, günlük yaşamlarına daha çabuk uyum gösterir.

    Bir başka faktör de, boşanmadan sonra çocuğun hem anne hem de babayla ilişkisini sürdürebilme olanağıdır boşandıktan sonra evden ayrılan ve çocuğunu aramayan babalar çoğunluktadır. Böyle babaların çocukları daha sorunlu kimseler olmuşlardır (Cüceloğlu, 1996: 383).

    Yapılan araştırmalar boşanmış aile çocuklarının ruhsal uyumsuzluk oranının yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Ruhsal çökkünlük, okul başarısızlığı, çeşitli davranış bozuklukları en sık görülen davranış uyumsuzluklardır. Araştırmalar bize okul yaşına gelmemiş ve ergenlik çağındaki çocukların boşanmalardan daha çok etkilendiklerini ortaya koymaktadır. Uzun süreli izleme araştırmalarından çıkan sonuç ise boşanma sonrasında hem anne hem de baba ile düzenli olarak ilişki sürdürebilenlerde ileri yaşlarda ruhsal uyumsuzlukların daha az görülmesidir. Çocuklarda uyumsuzluğun daha az yaşanması için anne ve babasına aynı derecede aynı oranda görebilmesi sağlanmalıdır. Ancak bu düzenleme küçük çocukların sürekli ev değiştirmelerine neden oluyorsa sakıncalıdır. Çocuk iki ev arasında gidip gelmekten tedirgin olabilir. Okul çocukları bu düzenlemeye daha kolay uyabilirler. Küçük çocukların anne ile birlikte kalmaları, yaşları yükseldikçe artan sürelerle baba yanına gitmeleri daha uygun olacaktır. Böylece çocuk bir evden bir eve atıldığı duygusuna kapılmaz (Yörükoğlu, 1997: 109).

    BOŞANMA SONRASI ANA-BABAYA ÖNERıLER

    1. Çocuğa boşanmanın ne demek olduğunu, açık ve yalın bir dille anlatın. Bunu eşinizi kötülemeden ve suçlamadan yapın. Geçinemediğinizi bir arada mutlu olamadığınızı belirtin. Yeniden birleşmöe umudu vermeyin. "Sen istersen barışırım" gibi sözlerden kaçının.

    2. Boşanmanın onu bir süre mutsuz edeceğini bildiğinizi söyleyin boşanmada bir suçu olmadığını, onunla ilgisi bulunmadığını belirtin. Ana-baba olarak sevginizin süreceğini boşanmayla anne yada babadan birini yitirmeyeceğini vurgulayın.

    3. Çocuğu eşinizle olan çatışmanızın dışında tutmaya çalışın. Onu kazanma yarışına girmeyin. Barışmak için aracı yapmayın.

    4. Duygularınıza yenilip çocuğu yan tutmaya zorlamayın. Size yaranmak için eşinizi kötülemesine izin vermeyin. Eski eşinizi olduğundan daha iyi gösterme çabasına da girmeyin.

    5. Eski eşinizden öç almak için çocuğu ondan yoksun bırakmayın. Bu durumda asıl cezalanan eski eşiniz değil, çocuğunuzdur.

    6. Çocuk ana ve baba arasında top gibi gidip gelmemelidir. Bir evi asıl evi olarak benimsemelidir. Çocukta sarsılan güven duygusu ayrı yaşayan ana ve babayı sık görmesiyle değil düzenli aralarla ve sürekli görmesiyle onarılabilir.

    7. Çocuğu acıma duygularıyla ya da şımartarak eğitmeyin. Çocuğunda tedirgin ve güvensiz olduğunu düşünerek aşırı tepkilerden kaçının hele anne veya babasına göndermekle korkutmayın. Çocukta gördüğünüz olumsuz davranışları eski eşinize benzetmekten kaçının "Ne olacak.! Babasının oğlu, babandan ne hayır gördüm ki senden göreyim?" gibi ağır sözler kullanmayın (Yörükoğlu, 1994:271).







    _alıntı (hemen yazının yanında faydalanılan yazarın soyadı yazılmıştır)_