Bu Gece Televizyonda Ne Var?

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve seaBahAR tarafından 25 Ekim 2008 başlatılmıştır.

    25 Ekim 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Aşağıdaki öyküyü bir kaç sene önce yazmıştım.. "Hırs" duygusu üzerine kurguladığım fantastik bir öykü..

    Karakter sayısı ve bölümler arasındaki bağlantı nedeniyle metni üç bölüme ayırarak aktarabiliyorum... Bilginize..

    Keyifli okumalar dilerim.. a.s.
     
  2. 25 Ekim 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    BU GECE TELEVİZYONDA NE VAR? - 1. Bölüm
    [​IMG]



    “Haydi iyi geceler, arayı soğutmadan yine görüşelim. Can, sakın bu halde arabayı kullanmaya kalkışma. Taksi durağı hemen karşıda, biliyorsun,” diyerek arkadaşlarını uğurladı Demet. Her buluşmalarında yaptıkları gibi içkiyi yine fazla kaçırmışlardı. Dışarıda buluştuklarında; fazla hesap ödememek için daha az içiyor, buna karşın evde toplandılarsa, içilen içkinin miktarına kimse aldırış etmiyor, bardaklar bir dolup bir boşalıyordu. Demet az içmişti bu akşam; midesi ağrıyordu. Kapıyı kilitledikten sonra, salona dönüp, pencereden arkadaşlarına baktı. Neyse ki Demet’i dinlemiş, taksiye biniyorlardı. Belli belirsiz el salladı onlara, kimse yukarıya bakmadığından karşılık alamadı, taksi uzaklaşıncaya kadar bekledikten sonra pencereden çekildi. “İyi dağıtmışız ortalığı...” diye düşünerek, yere atılmış yastıkları toplamaya başladı. Birkaçını kaldırdıktan sonra, bu çabadan vazgeçti. Bir hayli yorgundu, vakit geceyarısını çoktan geçmişti ve midesindeki ağrı henüz hafiflemişti. Işıkları söndürerek, banyoya gitti. Az sonra ev tam bir sessizliğe gömülmüştü. Bu gece kitap okuyacak hali bile yoktu, bir an önce uyumak istiyordu.

    Pazar günü, öğleye doğru uyandığında, yapmak zorunda olduğu ev işlerini düşündü ve canı sıkıldı. İçinden bir işle uğraşmak, hatta hareket etmek bile gelmiyordu. Kahve yapıp, biraz televizyon seyrederek oyalanmaya karar verdi. Kirli tabaklar, diplerinde çeşitli içeceklerin kuruduğu bardaklar, görüntüleri ve yaydıkları kokularıyla iğrenç görünüyordu. Her odada yapılması gereken bir sürü iş vardı; uzun zamandır eviyle ilgilenmiyordu, perdelerin rengi bile değişmişti. Eninde sonunda nasıl olsa bütün işleri kendi yapacaktı. “Korku tüneli gibi... Kaçış yok, çıkış yok...” diye düşündü. Televizyon kanallarına baktı ama ilgisini çeken bir program bulamadı. En son bir kanalda durdu; reklamlar vardı, belki de sonrasında bir filme rastlayabileceğini düşünerek izlemeye başladı. Reklam, bir temizlik ürünüyle ilgiliydi. Yok efendim hem konsantreymiş, hem dezenfekte edermiş, hem de mis gibi kokarmış. Mucize gibi, tüm lekeleri çıkarırmış. Ekrandaki kadının konuşmalarını gülümseyerek dinledi. “Temizliği yapan insan mı, kullanılan ürün mü önemli? Şimdi o kadın burada olsa da evi temizlese,” diye geçirdi içinden. Kadın, beyaz pantolonu ve spor ayakkabılarıyla ev temizleyen birinden çok yürüyüşe çıkmaya hazırlanan biri gibi görünüyordu. Bir kere daha gülümsedi, aklına temizlik yaparken giydiği kıyafetler gelmişti; lekeli eşofmanlar, örselenmiş bluzlar ve kalın çoraplar. Kirliden aldığı çorapları son bir kez de temizlik sırasında kullanır, ıslandıkça başka bir çift bulur, temizlik bittiğinde de bir kere daha kirlenmiş çorapları diğer kirlilerle birlikte çamaşır makinesine atar ve yıkardı. Bunları düşünürken kahvesi bitmişti, bir tane daha hazırlamak üzere mutfağa gitti. Salona döndüğünde, az önce oturduğu koltuğun hemen yanında durmakta olan bir kadınla burun buruna geldi. Duyduğu korkuyla kesik bir çığlık attı, bir an dengesi bozulur gibi oldu, kahve fincanı elinden düştü. Bu inanılmaz bir şeydi; reklamda izlediği beyaz pantolonlu kadın evindeydi, karşısında duruyordu. Demet’e görmeyen gözlerle bakarak yanından geçip, salondan dışarı çıktı. Demet olduğu yerde kalakalmıştı. “Herhalde hala rüyada olmalıyım...” diye düşünürken, kadın çoktan yatak odasına girmişti bile. Demet bir çok duyguyu aynı anda yaşıyordu; korku, merak, oradan bir an önce kaçma isteği. Sonunda merak duygusu ağır bastı ve kadının peşinden yatak odasına doğru yöneldi. Kadın pencereyi açmış ve yatağı toplamaya başlamıştı bile. Yaşadığı şeyin rüya olma ihtimali çok düşüktü, etrafa göz gezdirdiğinde her ayrıntının tıpa tıp gerçeğiyle aynı olduğunu fark ediyordu. Sakin olmaya çalışarak, konuşmaya karar verdi.
    “Bakar mısınız?”
    “...”
    “Hey, size söylüyorum, burası benim yatak odam. Ne yapıyorsunuz burada?”
    Kadın cevap vermiyordu, hatta Demet’i duymuyordu bile. Yatağı toplamış, örtüsünü örtmüş, şimdi de yerdeki dergileri düzeltiyordu. Demet bunun bir rüya olduğuna kendini ikna etmeye çalışsa da bunu nasıl yapacağını artık kestiremiyordu. Bir süre daha kadını izledikten sonra, salona dönüp oturdu. Nasıl olsa her rüya gibi bu da biterdi az sonra. Belki çalan kapının ya da telefonun sesiyle uyanırdı, ama bunların hiçbiri olmadı. Aksine kadın, yatak odasındaki işleri bitirmiş olmalıydı ki, salona geldi. Sehpalardaki bardakları mutfağa taşıdı. Evi, kendi yaşadığı yermişçesine tanıyor ve sanki hep burada temizlik yapıyormuşçasına rutin bir şekilde hareket ediyordu. Salondan sonra mutfak, sonra çalışma odası ve derken banyo... Her yeri temizledikten sonra koridoru da sildi. Demet bu arada neredeyse bir pakete yakın sigara içmiş ve yerinden hiç kalkmamıştı. Oturduğu yerden, kadının odadan odaya geçişlerini dinliyor, çıkarttığı seslerden o anda ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. Kadın tekrar salona geldi, kontrol edercesine şöyle bir etrafına baktı, televizyona doğru yürüdü, yakınında durdu ve içine atlayarak ortadan kayboldu.
    O sırada televizyonda magazin türü bir program devam ediyordu, az önce “reklam kadını” nın bu evde olduğuna dair tek kanıt her yerin temizlenmiş, toplanmış olmasıydı ve bu olanların hepsinin gerçek olduğunu gösteriyordu. Demet olan biteni mantıklı olarak açıklayamayacağını biliyordu, bu yüzden de arkadaşlarına bile anlatamazdı. Kafayı üşüttüğünden başka bir şey düşünmezlerdi nasıl olsa. Arkasına yaslandı, uyandığından bu yana olanları başından itibaren düşünmeye başladı. Sonuçta; bir zarar görmemişti, sadece reklamlarda o kadını ilk gördüğünde, evini temizlemesini dilemiş ve bu dileği gerçekleşmişti.
     
  4. 25 Ekim 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    BU GECE TELEVİZYONDA NE VAR? - 2. Bölüm
    [​IMG]



    Olayın üzerinden günler geçmişti ve Demet düşündükçe detayları fark etmiş, kendini iyi hissetmeye başlamıştı. Bu bir başlangıç mıydı? Bundan sonra ne istese olacak mıydı? Bunu anlamak için yeniden denemesi gerekiyordu. Bir akşam yine televizyonun karşısına geçti. Açmadan önce, canının ne istediğini, o anda en çok ne istediğini düşündü. Arabasını değiştirmek istiyordu uzun bir süredir. Hınzırca gülümsedi, beğendiği bir arabayı görene kadar kanallar arasında dolaştı. Evet, sonunda görmüştü işte. Bir film sahnesiydi. Bir grup genç, siyah spor bir arabayla otobanda hız yapıyordu. Demet, dikkatini araba üzerinde toplamaya çalıştı. “Bu araba benim olmalı... Onu istiyorum,” diye düşündü. Gözlerini kapattı ve kendini o arabayı sürerken hayal etti. Aradan biraz zaman geçmesini bekledikten sonra gözlerini açtı. Etrafında hiçbir değişiklik yoktu, hala oturduğu koltuktaydı. “İyi de koca araba nasıl evde olabilir ki?” diye düşündü ve heyecanla pencereye doğru yürüdü. Evin önüne baktı, eski arabası park ettiği yerde öylece duruyordu. Pencereden görebildiği kadarıyla, sokaktaki arabalara göz gezdirdi. İçlerinde televizyondaki siyah spor araba yoktu. Kendini, elinden oyuncağı alınmış küçük bir kız gibi hissetti. Belki de bu sihir, evinin duvarlarıyla sınırlıydı; araba eve sığamayacağına göre, bu dileği gerçekleşmemiş olabilirdi. Başka bir şey bulmalıydı, yiyecek birşey istemeyi deneyebilirdi mesela. Yeniden deneme yapıyor olmanın heyecanıyla, kanallar arasında dolaşmaya başladı. Yabancı kanalların birinde yemek programı vardı. Adamın biri az önce pişmiş, üzerinde dumanları tüten makarna için kıymalı sos hazırlıyordu. Gözlerini ekrandan hiç ayırmadan, sosun bitmesini bekledi Demet. Evet, işte sonunda bitmişti. Aşçı adam, sosu, büyük bir tahta kaşıkla makarnanın üzerinde gezdirdi, artık yemek servise hazırdı. Demet tam o anda “ Bu makarnayı yemek istiyorum,” dedi ve yine hemen ardından gözlerini kapatıp bekledi. Az sonra, etrafına bakındığında, salonda sehpanın ya da masanın üzerinde makarnayı göremedi. Koşarak mutfağa gitti. Soslu makarna, aynı televizyondaki haliyle, üzerinde dumanları tüterek mutfak masasının üzerinde duruyordu. Kocaman bir kahkaha attı Demet ve hemen bir çatal alıp makarnayı yemeye başladı, nefis bir lezzeti vardı.

    Artık günler çok keyifli geçiyordu. Dışarıda olduğu zamanlar o gün canının en çok ne istediğini düşünüyor, akşam da istediği şeyi bulana kadar kanallar arasında dolaşıyor ve sonunda hep aynı kahkahasını atıp başına gelen bu inanılmaz olayın keyfini çıkartıyordu. Bu olanlardan kimseye bahsetmemeye karar vermişti. Eğer bu bir büyüyse ve anlatırsa, kaybedeceğinden korkuyordu. İsteklerinin sonu hiç gelmiyordu. Aradan birkaç ay geçtiğinde Demet’in evinin görünüşü oldukça değişmişti. Koltuklarını, yatak odasını yenilemiş, çalışma masasına bir bilgisayar bile kondurmuştu. Evini artık hep reklamdaki kadına temizletiyordu, o kadın olmazsa başka birini buluyordu zaten. Her kanal, her program temizlik ürünleriyle dolu reklamlardan geçilmiyordu nasıl olsa. Sevişmek istediği zamanlarda çekici erkeklerin ekranda belirmesini bekliyor ve sonra da gözlerini kapatıp, dilek tutuyordu. Bunca zamandır sahip olduğu deneyimlerle, büyülü bir şekilde evine gelen insanların, işlerini bitirdikten sonra televizyon ekranına geri döndüklerini öğrenmişti. Onlara sahip olamıyordu. Sahip olabildikleri ise, evin odalarının sınırlarına sığacak büyüklükte ve cansız olmalıydı. Eşyalar, yemek, içki... Parayı ise defalarca denemiş ancak hiç birinde elde edememişti. Olan bitenden en çok kapıcısı kuşkulanıyor olmalıydı. Sürekli evden bir şey çıkartıyor ve kapıcıya bunları, ihtiyacı olanlara vermesini söylüyordu. Yepyeni elbiseler, birkaç kez giyilmiş ayakkabılar, ev eşyaları, tencereler, nevresimler, halılar...
    Değişim hızla devam ediyordu, oturduğu koltuğu bile tam altı kez değiştirmişti. En rahatını bulduğunu sandığında, televizyonda bir filmde ya da reklamda gördüğü, çok hoşuna giden bir desendeki koltuk dikkatini çekiyor, o bitmek bilmez sahip olma dürtüsüyle hemen var olan koltuğu bir kere daha değiştiriyordu. Evine her gün aynı heyecanla dönüyor, sadece gözlerini kapatarak elde ettiği bu renkli, yeni dünyasında kahkahalar atarak dolaşıyordu. Bir keresinde yeni başlayan bir dizide başrolde oynayan adamdan fena halde hoşlanmış ve gözlerini kapattığında, o gece onunla sevişmeyi dilemişti. Ancak bu dilek dileme seansından önce bütün evi hazırlamış, geçen günlerin birinde reklamda beğenip de istediği uzun saplı kadehleri içkiyle doldurmuş, yeni karyolasının etrafını da mum ışığıyla aydınlatmıştı. Dileğini söyleyip, gözlerini açtığında adam yanı başındaydı. Hiç konuşmamıştı onunla. Yapılacak şeyin adı belliydi, sadece sevişeceklerdi. Adam görevini tamamladı ve televizyona geri döndü. Sonra bir daha aynı adamı istememişti. Öyle sonsuz seçeneklerle çevriliydi ki, bir şeyi seçtiğinde ve ele geçirdiğinde bile gözünü renkli camdan bir an olsun alamıyordu. Sonra başka bir dizi, sonra haber spikeri, yeni ünlenen bir pop şarkıcısı...

    Tanıtımla uğraşan bir şirkette çalışıyordu, bir süredir işler yolunda gitmiyordu. Cironun büyük kısmını oluşturan müşterilerden çoğu reklam hizmetlerini askıya almışlardı. Demet ve bölümdeki diğer elemanlar, yeni büyük müşterilerin peşindeydiler. Hemen hemen tüm gün ofis dışında oluyorlar, randevularından döndüklerinde, yaptıkları toplantılarda günün nasıl geçtiğini tartışıyorlardı; potansiyel müşterilerin öne sürdüğü şartları konuşuyor, bir sonraki ziyarette onları nasıl ikna edeceklerine dair yöntemler geliştiriyorlardı. Ancak bir süredir tüm bu çabalar boşa çıkıyordu, hiçbiri yeni bir müşteri yakalayamamıştı. Derken bir gün, daha kimse dışarı çıkmamışken, o gün ne yapacaklarını, kimlerle görüşeceklerini tartışırlarken patronları yanlarına geldi. Kocaman bir gülümseme vardı yüzünde.
    “Size çok iyi haberlerim var,” diye söze başladı. “Dün akşam büyük bir müşteri avındaydım, yemeğe çıktık. Saatler süren konuşmalarımız sonucunda adamı ikna etmeyi başardım, prensipte anlaştık. Müşteri bugün sizlerle tanışmak ve ofisimizi görmek için buraya geliyor. İşin konusu...” diye devam etti. Herkes heyecanlanmıştı, müşterinin gelmesine çok az vakit vardı ve hemen stratejilerini belirlemeleri gerekiyordu. Ellerinden geleni yaptılar, müşterileri geldiğinde hemen hemen hazırlıklar bitmişti. Toplantı beklenildiği gibi olumlu geçti. Bir sonraki hafta sözleşme imzalamak üzere randevulaştılar. Müşteri gittiğinde herkes rahatlamış, kimi patronu tebrik ederken kimi de keyifle, sohbete başlamıştı. Patron, bu başarının üzerine birer kadeh şampanya içmeyi teklif etti, hazırlıklar yapıldı, kadehler tokuşturulup ilk yudumlar alındıktan sonra kötü haberi açıkladı. Yaz sezonuna girmek üzerelerdi. Daha önceden kararlaştırılmış yıllık izinlerini kullanmaya az kalmıştı. Ancak yeni müşterinin işlerinin de bir an önce yetiştirilmesi gerekiyordu. Bugüne kadar aldıkları en büyük kampanya organizasyonuydu ve bu nedenle de patronları onlara, yıllık izinlerinin bu çalışma süresince ertelendiğini söyledi. Neşeli sesler birden sustu. Ama bu erteleme karşılığında, organizasyonda görev alacak herkese fazladan bir hafta daha izin verilecekti. Verilecekti verilmesine ama, neredeyse kışa girerken fazladan bir hafta tatil yapmak neye yarardı ki?
     
  6. 25 Ekim 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  7. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    BU GECE TELEVİZYONDA NE VAR? - 3. Bölüm
    [​IMG]


    Eve döndüğünde hala sinirliydi Demet. Bu sene, yaz tatili için çok önceden plan yapmıştı. En yakın tarihte izne çıkacaklardan biri de kendisiydi. Otel rezervasyonunu yaptırmış ve tatil bedelinin üçte birini de acenteye ödemişti. Hemen gerekli yerleri aramalıydı, ilk önce de tatile birlikte çıkacağı arkadaşlarını haberdar etmesi gerekiyordu. Aradan yaklaşık bir saat geçtiğinde bütün telefonlarını etmiş, sorunsuz bir şekilde olayı çözmüştü. Ancak canı çok sıkkındı. Bir şeyler bulurum, havam değişir umuduyla televizyonun karşısına geçti. Bir film başlamak üzereydi kanalın birinde. Başrolde de sevdiği bir aktris oynuyordu. Koltuğa iyice yayıldı, ayaklarını sehpaya dayadı ve filmi izlemeye başladı. Film, bir kadının evli bir erkekle olan ilişkisi üzerineydi. Sevgililer kaçamak bir hafta sonu tatili için plan yaptılar ve Maldiv adalarına gitmeye karar verdiler. Adaya vardıklarında inanılmaz bir manzara gördüler, oteldeki odaları Hint Okyanusu’na bakıyordu. Demet içini çekti. “Ah, keşke orada ben de olabilsem...” Alışkanlıkla gözlerini kapattı. Bir rüzgar çarptı yüzüne, saçları dağıldı birden. Gözlerini açmaya korktu bir an için ama daha fazla da bekleyemedi. Evet, okyanus karşısında duruyordu. Az önce ekranda gördüğü otel odasının balkonundaydı, hemen yanında da filmdeki sevgililer. Demet’i görmedikleri her hallerinden belliydi. Hemen odadan çıktı Demet. Az sonra kumsala varmıştı bile. Yoldayken yaptığı birkaç denemeden sonra, kimse tarafından görülmediğini kesin olarak biliyordu artık. Bu yüzden de hiç tereddüt etmeden çırılçıplak soyunup, koşar adımlarla denize girdi. Yüzdü, yüzdü... Özlemişti denizi. Kumsala geri döndüğünde kurumak için boş bir şezlonga uzandı. Gözlerini kapattı. Birden güneşin yüzüne vurmadığını fark etti. Çekinerek gözlerini açtığında yeniden evinde olduğunu gördü. Kısa sürmüştü ama yine de çok güzeldi. Televizyondan evine olan yolun aslında çift taraflı olduğunu fark etmişti. Yeni bir heyecana sahipti artık ve can sıkıntısı tamamen geçmişti. Saatine baktı, yaklaşık bir saat kadar o dünyada kalmış olmalıydı. Devam eden günlerde sık sık yolculuğa çıktı Demet. Her defasında da bir saat sonra evinde oluyordu. Aslında bu işine de geliyordu. Daha çok yer görmek için televizyonuna ihtiyacı vardı. Televizyonunu görebilmek için de bir an önce eve dönmeye... Görmek istediği her yere gidiyordu artık. Bir akşam Prag’da Çeklerin meşhur birasını yudumluyor, ertesi akşam Moskova’da Bors çorbası içip, üzerine de Paris’te Bordeaux şarabıyla envai çeşit peynirlerin dizili olduğu bir masada yaşadığı o bir saatin keyfini doyasıya çıkarıyordu. Hayatı, kendisinin de inanamadığı kadar renkliydi. Gittiği her yerde görünmeden dolaşıyor, istediği yere girip çıkıyordu. Ne vize derdi vardı, ne de dil bilme zorunluluğu. Keşke bir saatten daha fazla kalabilsem diye iç geçirmiyor değildi. Yetmiyordu o süre, bazen yarım kalan bir şey için, aynı yere geri döndüğü bile oluyordu. Tek kötü yanı bunu yapabilmek için, televizyonda aynı yeri bir kere daha görmeyi beklemesiydi. Hatta bir keresinde Brezilya’daki Iquassu şelalelerini yakından görmek için bir helikopter turuna katılmış, ancak helikopter şelaleye en yakın noktaya ulaştığında birdenbire gözlerini evinin salonunda açmış ve büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Televizyonda aynı yere bir daha da rastlayamamıştı. Artık en dikkatli okuduğu şey televizyon programlarını içeren dergilerdi. Hayatını, kanalların program akışlarına göre planlıyordu. Arkadaşlarıyla daha az birlikte olmaya başlamıştı. İş dışındaki tüm vaktini neredeyse evinde, daha doğrusu televizyonunun içinde geçiriyordu. Görmek istediği ülkelerin bir çoğunu gezmişti. Evinde değişiklik yapmak da eskisi kadar heyecanlı gelmiyordu bir süredir.

    Bir gün aklına yeniden “para” geldi. Parayı evine getiremiyordu, bunu defalarca denemiş ama başaramamıştı. Gittiği herhangi bir yerden para çalmayı deneyebilirdi, nasıl olsa görünmez olduğundan bunu yapması da aslında oldukça kolay olabilirdi. Gerçi daha önce, yanına bir şey alarak eve dönmeyi denememişti ama kendisi gidip dönebildiğine göre, parayı da pekala alıp getirebilirdi. O gün, televizyonun karşısında yapacağı iş için uygun olabilecek bir yer arayıp durdu. Sonunda kumarhaneleri tanıtan bir belgesel gördü. Kumarhane! Gözlerini kapatıp, büyülü yolculuğuna çıkmadan önce kumarhaneyi dikkatle inceledi. En sonunda da kararını verdi; masalarda dolaşmak yerine fiş değişimi yapılan kasaya gitmek en uygun hareket olacaktı. Üzerine cepleri olan bir gömlek onun üzerine de yine cepli ve büyükçe bir ceket giydi. Ceplerinin hepsini doldurabilirse düşündüğünden de fazla miktarda parayla evine dönebilirdi. İşte o zaman istediği gibi bir arabada alabilirdi. “Parayla elde edilen şeylere sahip olmakla, paranın kendisine sahip olmak çok farklı,” diye düşündü. Televizyonun karşısındaki yerini aldı ve gözlerini kapattı. İşte, istediği yerdeydi yine. Kasa ile arasında sadece birkaç masalık mesafe vardı. Heyecanla o tarafa doğru yürümeye başladı. Görevlinin yanında durdu, kasadaki paraları ceplerine doldurmaya başladı. Birinci, ikinci derken sıra ceket ceplerini doldurmaya geldi.




    “Bir kere daha çalsana kapıyı, Demet mutlaka evde olmalı bu saatte.”
    “Saçmalama ya Gülden. Kaç kere bastım zile. Yok işte kız.”
    “İyi de televizyonun sesi geliyor içeriden. Belki de banyodadır.”
    “O halde bir kere daha deniyorum.”
    “Bu kez uzunca bas zile bari...”
    “Tama... Hay Allah! Elektrik de tam kesilecek zamanı buldu!”




    Bir İz Kalır Aynada / B. Özdemir
     
  8. 25 Ekim 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  9. nevbahar

    nevbahar Herkes Olmuş Sahtekar Pro Üye

    Katılım:
    25 Nisan 2007
    Mesajlar:
    3.936
    Beğenildi:
    9
    Ödül Puanları:
    148
    İşte beğendiklerimden biri buydu ki sana da hemen yorum yapıp sormuştum ya sonunu doğrumu tahmin ettim diye şahane zaten yazım şekli uslubunla akıp götürüyor hikayeyi.

    Hep şu var "ay sonu ne" bu merakı yaratıyorsun işte bir yazarda sevdiğim özelliktir şımartmış gibi olmayım:jeyyar:

    Bi'de bak Burç benim ona göre:eek:

    Bi'de bir hikayeni daha paylaş diyecem o da çok hoşuma gitti ama bence yapma çünkü kopyala yapıştır o kadar kolay ki diğer yazılarını nerelerde gördüm yayılmış, emeğine yazzık ya:asigim:

    Çikolettili piskitime itafen:asigim:
     
  10. 25 Ekim 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  11. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    nevkuşum benim.. Şeniz Benim KK da yavaş yavaş açılmamı sağlayan biricik menajerim..
    Haklısın, kopyala yapıştır yöntemi bilginin paylaşımını sağlarken öte yandan emeğin de çalınmasına yol açabiliyor.. Aslında alıntı yapılırken altındaki isimle bütünlüğü bozulmasa sorun değil..

    Amma velakin.. Benim bu yazım zaten kitap olarak basılmış.. Birileri çıkıp uğraşsa -ki bu ben olamam- telif hakkından konu uzar gider.. Yani basılan basılmış, satışa sunulmuş, ben telif ücretimi almışım.. Dolayısı ile sıra yayılmaya, daha çok kişinin okumasına gelmiş..

    Hepsini toparlarsak, isim-yazı bütünlüğü korunduktan sonra sakıncalı değil ama bu işi ileriye götürenler de var ki ilk rastladığımda ekran karşısında dona kaldığımı bilirim.. Adamın biri, yayımlanmış bir yazımı almış eklemiş forumun birine.. Altına da kendi adını yazmış..

    Yüzsüzlüğün bu kadarı!

    Ya da hırs mı demeliydim?

    Ve dikkat çekmek isterim ki.. HIRS-IZLIK Nasıl kelime ama?
     
  12. 31 Ekim 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  13. BenAskMelegi

    BenAskMelegi ol DE olsun ALLAHIM Üye

    Katılım:
    26 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    1.896
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    gerçekten iyi bi okur olarak yazılarınızdan benede etkilendim hep bi ne olucak sonunda hissini bende taşıdım sürükleyici acaba kitabın adını alabilirmiyim buarada başarılarının devamını da dilerim yolun başındasın sanki ama güzel günler yakında gibi
     
  14. 6 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  15. Puantiye

    Puantiye en güzeli hiç doğmamış olmak........ Üye

    Katılım:
    9 Ocak 2007
    Mesajlar:
    334
    Beğenildi:
    11
    Ödül Puanları:
    86
    çok güzel bir hikaye
    valla çok hoş
    emeğine sağlık...başka hikayelerinde varsa paylaş bizimle.bir kitapta toplamayı düşündünmü hiç bunları?
     
  16. 7 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  17. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Teşekkürler.. a.s.
    Yazımın altında belirttiğim "Bir İz Kalır Aynada", bu yazımın da içinde yer aldığı kitabımın adı.. yerimseniben