BUGÜNÜ KENDİME AYIRDIM : Kelebek Kovalayacağım

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve Exorcist tarafından 14 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    14 Kasım 2007
    Konu Sahibi : Exorcist
  1. Exorcist

    Exorcist Pantolonlu Bulut Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    805
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    286
    BUGÜNÜ KENDİME AYIRDIM : “ Kelebek Kovalayacağım”





    Bugün düşünce uçuşmaları içerisindeyim uyarıyorum; ben de daha ne anlatacağımı bilmiyorum.

    Daha biraz evvel farkettim bahçedeki sarı güller açmak üzereler .

    Bunlar benim için özel anlamı olan güller , en sevdiklerim ve benim küçük hayatımın küçük heyecanlarından birtanesi onlar . Gülmeyin bana ,doğru söylüyorum gençkızken en büyük hayalim bahçeli bir evim olmasıydı benim. Apartman dairesi istemedim hiç.Ve evlilik arifesinde ev ararken bu evi görür görmez aşık olmuştum . Beni en çok etkileyen balkonun hemen altındaki sarı güllerdi. Bir yaz akşamı hastaneden dönüşte kahvemi hazırlayıp balkonuma kurulacaktım ; ağaçların rüzgarda çıkardığı hışırtıları dinleyecek ve hayal kuracaktım.Yanni çalacaktı arka planda.Eşim gelecekti ve ben onu karşılacaktım hatta aynı sevimli balkonumda sabahları uğurlayacaktım .Ben hepsine kavuştum. Klasik bir Türk kadını gibi mi konuşmaya başladım.İtiraf ediyorum evet içimde hala iflah olmayan evcimen küçücük bir kadın var .O kadın hekim oldu,cerrah oldu ama uslanmadı . Akşamları hastaneden çıkıp eve koşmak istiyor; bahçedeki sarı gülleri kokladıktan sonra balkona kurulup çay kahve içmek istiyor.Hoş günün birinde gül koklayacağım diye bahçenin merdivenlerinden düşüp bir tarafını da incitebiliyor aynı şaşkın kadın (!)...Unutmak istiyor gün içerisinde ardından düzenlenen komploları, katıldığı savaşları,iki yüzlü insanları, iyilikleri ve fedakarlıkları çabucak unutan yaşam kesitlerini .O kadar büyük ihtirasları var ki insanların hedeflerine ulaşmak için öyle inanılmaz tablolar sergiliyorlar ki .

    Hayatın bir oyun olduğunu uzun süre önce öğrenmiş olan ben çoğu zaman durup sadece etrafımı seyrediyorum ,herkesin aslında rol yaptığı o kadar açık ki. Neden bu yalan insanları yaşamak zorunda olduğumu düşünüyorum bazen ; ama mecburum buna benim de büyük hedeflerim var . Bu yalan hayatın en özel parçalarından biri de dostlar , hayır dostcuklar değil oldukça nadir gerçek dostlar. Çoğunluğa karışmadan , kendi küçük ama aslında kocaman dünyamın prensesiyim ben .Söz geçiremiyorum ki kendime, bütün gün iş ortamında savaştıktan sonra bambaşka bir hayata bürünmek istiyor .

    Ve asıl anlamadığım ortamların beni nasıl bu kadar değiştirebildiği. Belki de iki kişiliğim var benim : olmak istediğim ve olmak zorunda olduğum.

    İş hayatı ne kadar da kahredici , tüm felaketler üstüste gelebiliyor bazen ve pes etmeye ramak kala aklıma sevimli balkonum ve sarı güllerim geliyor.Sürekli saate bakmaya başladığımı farkediyorum neden sonra ...Eğer işime aşık olmasaydım bu karmaşa dayanılır olamazdı . Hastalarım olmasaydı ya da onların tatlı tebessümleri hayatta ne amaç kalırdı ne uğruna yapılan fedakarlıklar . Rotasyon yaparken uzun süreli ev dinlenceleri yaşadım ama bişey söyleyeyim mi uzun süreli ev hayatı da bana göre değildi. Bu yoğun tempo sonrası bu kadar dinginlik insanı depresyona bile sokabilir. İş hayatını hep büyük bir savaşa benzetirim ben .Dışarda büyük savaşlar oluyordu hergün yeni cepheler açılıyordu ve benim gibi iflah olmaz bir komutan evde oturuyor Kurtlar Vadisi’ni seyrediyordu.Neyse, nihayet eski tempoma dönmek üzereyim.Ama dikkatinizi çekerim diziye ; dinlenirken formdan da düşmemek gerek (!) tabii ...

    Hastanede çalışmak yeterince büyük bir stres, özellikle bahar ve yazları iş çıkışı kendime ayırdığım küçük kaçamaklardan birisi de evimin hemen yanındaki koruda geçirdiğim zaman dilimleri.Koru dediysem öyle küçük bir alan değil yemyeşil ağaç ve çiçeklerle dolu uçsuz bucaksız bir düş gibi. Validebağ Öğretmen Evi’nin korusu . Hastaneden çıkışta hemen hemen her ikindi vakti aynı şey oluyor. Balkon sefasının şimdilerdeki versiyonu da bu oldu. Hastanenin kapısındaki simitçiden simit ve peynir alıp ayaklarımın sözünü dinliyorum.Koruda bir yürüyüş ardından gözüme kestirdiğim ağacın altına oturup ikindi kahvaltımı yapıyorum.Alışkanlık oldu artık bende. Koca İstanbul’da hakikaten de arabaya binip uzun mesafeler katetmeden böyle bir ortama kavuşmak inanılmaz büyük bir şans.Hastaneden ev 5 dakika , koru tam ortada yani 3 dakika.Bakar mısınız bendeki şansa . Aslında bir de köpeğim olsun isterdim ama sevgili eşimin kedi köpek korkusu hayatımın şanssız tarafı.Lise yıllarına dek 3 köpeği ve bir de kedisi olan ben köpekleri ile çimlerin üzerinde yuvarlanan insanları imrenerek seyrediyorum.Simitimi kemirip iç çekiyorum. Aaah ah şimdi kedim “Abdullah” ya da ilk köpeğim “ Ringo” olsa böyle mi olurdum ben (!) Çocukken mutlu olduğum şeyler ne kadar da komik geliyor şimdi. Birgün kedime bikini diktiğimi hatırlıyorum sanıyorum bunu yaparak kendimi de epey aşmışım.Yahu yapacak o kadar şey varken sen tut eski kazağını kes ve kedine bikini dik (!) ;git elma şekeri al, saklanbaç oyna değil mi ya...Daha o zamanlardan kesim dikim işlerine meraklıymışım demek ki diyerek kendimi avutuyorum.Mutlu olmak için ne yaptığınız önemli değil , sadece sizi mutlu etmesi kafi.

    Mutlu olmak için öyle Sarıyer’de börek yemeye , Abant’ta sabah kahvaltısı yapmaya , Bodrum’da güneşlenmeye gerek yok .Etrafınıza bakın , küçük kaçamakların hemen yanıbaşınızda biryerlerde gizli oluğunu göreceksiniz. Bütün gününüzü hastanede harcayıp en büyük streslerle dolduktan sonra negatif enerjinizi “toprağa” vermelisiniz. Kimi zaman spor yaparak olur bu kimi zaman sinemaya giderek .(Kimi zaman da kedinize bikini dikerek !) .Ama bence en güzel kaçamağa sadece siz karar verebilirsiniz. Benim önerim yeşilliklerden yana ; topraktan yana .Burada önemli nokta o özel zamanın sadece kendinize ait olması . Sadece kendinizle paylaşmanız .Arkadaşlarla vakit geçirmek de hoş bir dinlence olsa da insan kendine özel zamanlar da ayırmalı . İnsanın en iyi dostu kendisi olmalı .

    Hayat sizin farkedemeyeceğiniz kadar sinsice derin yaralar açıyor yüreğinizde . Hekimde olsanız da kendinizi tedavi edemeyebiliyorsunuz. Hergün hastalarınıza yazdığınız o reçeteler kar etmiyor yaralarınıza .

    Medline taramasında bu yaraların tedavisi üzerine yapılmış çalışmalar bulamazsınız ama bu hastalığın tedavisi ortada : Koşun kırlara bayırlara , bu yaraların tedavisi oralarda . Alın kendinizi , çocukluğunuzu ve belki de köpeğinizi elinizde sıcak bir akşam simiti , ayaklarınızı toprağa değsin.Kelebekleri kovalayın bahar geldi ; yazın da kuşları kovalarsınız . Evinizin yakınlarında bir park ya da bir ağaç gölgesi mutlaka vardır .Zahmetsizce ulaşabileceğiniz gizli bir köşeniz.Bence sadece göremiyorsunuz , gözünüzün görebileceği boyutta sadece sinemalar kafeler olabilir .Ama başka bir boyutta da sonsuz yeşillikler var .

    Mayıs ayı sonunda Antalya Belek’te Ulusal Cerrahi Kongresinde iki sözlü sunumum var .Eğer alnımın akı ile çıkarsam gelecek sayıda kongre maceralarımdan söz edeceğim.

    Haa ben mi ; ben şimdi bir uğur böceği gördüm kusuruma bakmayın , onun peşinden gidiyorum.Eğer şansım varsa yakalayıp bir dilek dileyeceğim.



    Dr.Pakize DEMIRKALEM
    Marmara Üniversitesi Genel Cerrahi