Bunları çoğumuz bilmiyoruz...

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve duyguud tarafından 24 Nisan 2009 başlatılmıştır.

    24 Nisan 2009
    Konu Sahibi : duyguud
  1. duyguud

    duyguud HeR şEy çOk GüZeLL....... Üye

    Katılım:
    13 Aralık 2008
    Mesajlar:
    965
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Bunları Çogumuz Bilmiyoruz

    TERLEMENİN FAYDASI VAR MI?
    Terlemek vücudumuz için oldukça önemlidir. Öyle ki terleme hem vücudumuzdaki zehirli ve zararlı maddeleri dışarı atar, hem de
    vücudumuzun ısısını korur. Diyebiliriz ki terleme, adeta klima benzeri bir etki göstererek vücudumuzu serinletir. Eğer
    terlemeseydik, vücudumuz normal sıcaklığı olan yaklaşık 37 dereceyi muhafaza edemezdi. Sürekli ısınırdı ve vücut sıcaklığımız
    çok artardı. O zaman da hayatımız tehlikeye girerdi. İyi ki vücudumuza yaratılıştan yerleştirilmiş olan bu mekanizma var ve
    hiç durmadan bizim için çalışıyor. Terlemenin önemi hayati ama bir de şikayetlere sebep olan kokusu var. Terlemenin faydalı
    tarafını görebilmenin en iyi yolu ise ter kokusundan rahatsız olmamak ve rahatsızlık vermemek için vücut temizliği konusunda
    hassas davranmak.
    GÜNEŞTE KARPUZ SOĞUTULUR MU?
    Piknikte karpuz soğutmanın en iyi yolu, karpuzu ikiye kesip güneşe koymaktır. Çünkü karpuzun yüzeyindeki su tanecikleri
    buharlaşmak için karpuzdan ısı alır. Böylece mevcut ısısı azalan karpuz soğumuş olur. Tıpkı elimize döktüğümüz kolonyanın
    buharlaşırken bizi serinletmesi gibi. Tabiî karpuzun üzerindeki su tanecikleri buharlaştıktan sonra hala güneşte bırakmaya
    devam edersek, tekrar ısınmaya başladığını görürüz.

    GÖZÜMÜZÜ KIRPMASAK NE OLUR?
    Her bir göz kırpma, gözyaşını gözün her tarafına yayarak, adeta gözü yıkar. Göz kapağı arabalardaki silecekler gibi üst
    kısımlara kaçmış zerreleri, kapağın altına doğru sürükler. Böylelikle gözyaşı seline kapılan bu zerreler, uzaklaşıp gider.
    Göz kapaklarımız her kapandığında, gözyaşı bezlerimizden salgılanan bu tuzlu salgı, gözümüzü bir anlamda dezenfekte eder. Ve
    bize doğuştan verilmiş olan bu sistem, görevini hiç durmadan sürekli yapar. Yapmasaydı ne mi olurdu?
    Eğer insan göz kırpamasaydı ve göz kapağı hep açık kalsaydı, gözlerdeki saydam tabaka olan kornea kururdu. Üzeri başka bir
    tabakayla kaplanırdı ve insan bu yüzden kör olurdu.
    CEP TELEFONLARI ÇALMADAN ÖNCE TV VE BİLGİSAYAR EKRANLARINDAKİ DALGALANMANIN NEDENİ NEDİR?
    Cep telefonları, elektromanyetik dalgalar yoluyla iletişim sağlar. Bu elektromanyetik enerji, en yoğun olarak telefon
    çalmadan hemen önce ve telefonun yakınında hissedilir. Çünkü baz istasyonuyla bilgi alışverişi en yoğun bu anda gerçekleşir.
    Monitörler ve televizyonlar ise elektronların manyetik alanlar aracılığı ile yönlendirilmesi yoluyla görüntü oluşturur. Cep
    telefonlarından yayılan elektromanyetik dalgalar, bu manyetik alanı ve içerisindeki elektronları etkiler. Bu sebeple
    görüntüde kaymalar ve atlamalar meydana gelir.
    NEDEN İKİ KULAĞIMIZ VAR?
    Beş duyumuzdan biri olan kulağımız, hem işitme hem de denge organımızdır. Kulaklarımızın iki tane olması sayesinde ise
    duyduğumuz seslerin yönlerini ve ne kadar uzaktaki bir mesafeden geldiğini de tespit edebiliriz. Eğer tek kulağımız olsaydı,
    beynimiz gelen sesleri kıyaslayamazdı ve sesin nereden geldiğini tam olarak bulamazdık.
    SABUN KİRLERİ NASIL GÖTÜRÜR?
    Yağlı elimizi yalnızca suyla yıkadığımızda derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyu hemen dağıtır. Su elimizi ıslatamaz bile.
    Tabiî bu sebeple temizlik de sağlanamaz. Ancak sabun kullanımı bu durumu değiştirir. Çünkü sabun moleküllerinin bir ucu su
    sever, diğer ucu da su sevmez bir yapıdadır. Yani sabun molekülünün bir ucu suyla temas etmek isterken, diğer uç istemez. Bu
    durumda su sevmez taraf elimizdeki kire yapışırken, su seven taraf suyun içinde serbest kalır. Elimizi yıkadığımız suyun
    oluşturduğu basınçla sabun molekülleri elimizden akar gider. Tabiî bu moleküller giderken, su sevmez taraflarının tutunduğu
    kirleri de beraberinde götürür. Aynı durum çamaşırlarımızdaki kir ve yıkamada kullandığımız deterjan ikilisi için de
    geçerlidir.
    SERAP GÖRMEK NE DEMEKTİR?
    Güneşli bir günde, sıcak bir yol üzerinde küçük gölcükler görüp, tam onlara ulaşmaya çalışırken kaybedebilirsiniz. Çünkü
    gördüğünüz o küçük gölcükler, aslında yol yüzeyine yakın, hava tabakasından ibarettir.
    Işık, yol yüzeyine yakın sıcak hava tabakasına çarparak, yansır ve gözümüze gelir. Yansıyan yüzeyde tam karşı tarafımızdaki
    cisimleri görebiliriz. Serap dediğimiz bu görüntü ise su yüzeyinin yansımasına benzer.
    Biz de yol üzerinde su birikintisi var zannederiz.
    PARMAKLARIMIZ NEDEN ÇITLAR?
    Parmaklarımızı çıtlattığımızda çıkan ses, sanıldığı gibi kemiklerin birbirine çarpmasından meydana gelmez. Parmaklarımızın
    eklem bölgeleri, eklem kapsülüyle sınırlanmış durumdadır. Bu kapsülün içi ise yoğun ve berrak bir sıvıyla doludur. El
    parmaklarımızı bastırdığımızda, eklerimizi oluşturan kemiklerin birbirinden ayrılmasını sağlamış oluruz. Bunun üzerine eklem
    kapsülü gerilir ve eklemleri yağlayan sıvının içindeki küçük gaz kabarcıkları patlar. Sonra da o eklemden bildiğimiz çıtlama
    sesi gelir. Bu hareketin fazla yapılması, eklem kapsülünün zarar görmesine sebep olabilir. Ve bu kişilerin nesneleri kavrama
    güçleri azalabilir.
    YILDIRIM EN ÇOK NEREYE DÜŞER?
    Yıldırım, genelde gökyüzüne en yakın ve sivri yerlere düşer. Anten, telefon direği, yüksek gerilim hattı, minare, ağaçlar ve
    dik kayalar gibi... Bu nedenle yağmurlu ve şimşekli havalarda, bu gibi yıldırım düşmesi muhtemel sivri noktalardan uzak
    durmak gerekir. Ayrıca böyle havalarda sivri uçlu şemsiye taşımamaya ve bulunduğumuz yerdeki en sivri nokta olmamaya dikkat
    etmek de önemlidir.
    NİÇİN HAPŞIRIYORUZ?
    Hapşırma, burun iç yüzeyinin uyarılmasıyla havanın gürültülü ve hızlı bir şekilde burun ve ağızdan çıkarılmasıdır. Bu
    uyarılmaya, burna kaçan polen, tüy, kıl, biber gibi alerjik, tahriş edici maddeler ve solunum yolunda biriken mikroplar sebep
    olabilir. Bunun yanında ışık, heyecanlanma, titreme ve korku gibi unsurlar da kişiyi hapşırtabilir.
    Dikkat edersek hapşırırken gözlerimiz kapalıdır. Hapşırma sırasında başımız ve solunum sistemimiz üzerinde öyle büyük bir
    basınç vardır ki bu durumda gözlerimizin kapanması koruyucu, bir refleks olur. Hapşırırken ağzımızdan ve burnumuzdan çıkan
    havanın hızı, saatte yaklaşık 120 km'dir. Toz, kir, polen ya da mikropların üst solunum yollarından uzaklaştırılmasını
    sağlayan hapşırığı, asla tutmamak gerekir. Çünkü bu durumun, vücudumuza felce varacak derecede ciddi zararlar verme riski
    vardır.
    NEHİR VE GÖLLER NİÇİN ÜSTEN DONMAYA BAŞLAR?
    Su soğudukça, hâl değiştirir ve buza dönüşür. Soğuk arttıkça da bu buz tabakası kalınlaşır. Tabi buz, sudan daha hafif
    olduğundan suyun üzerinde kalır. Böylece sadece suyun en üst kısmı buz tutmuş olur. Bu durumda, buzun altında kalmış olan
    suda yaşayan canlılar soğuktan korunmuş olur. Buz, ısıyı çok zor ilettiğinden üst kısımda oluşan buz tabakası, dıştaki soğuk
    havayı içeri geçirmez. O zaman da gölün ya da nehrin derinliklerindeki su donmaz. Tabiî bu suyun içinde yaşayan canlılar da.
    Eğer su donduğunda hafiflemeseydi ve diğer birçok madde gibi ağırlaşsaydı, donan kısım en üste çıkamazdı. Donma, dipten
    başlardı ve soğuk arttıkça da yukarı doğru ilerlerdi. O zaman, tamamı donan gölde canlı kalır mıydı? Peki, hiç deniz canlısı
    olmaması bizim hayatımızı nasıl etkilerdi? Ne güzel ki suya böyle bir özellik verilmiş.

    NİÇİN UYUYORUZ?
    Su, hava ve gıdalara ihtiyacımız olduğu gibi, uyku da bizim için bir ihtiyaçtır. Çünkü uyurken; gün boyunca zihnimizi meşgul
    eden düşünceler, gerginlikler ve edindiğimiz bilgiler tek tek değerlendirilir. Günlük tecrübeler hafızaya yerleştirilir.
    Beyin hücrelerimiz gün boyu yetecek enerjiyi depolarken, bağışıklık sistemimiz de aktif hâle geçer. Ayrıca büyüme ve vücudun
    tamiri gerçekleşir. Bu yüzden neredeyse hayatımızın 1/3’ünü kaplayan uykunun, yeterli ve dinlendirici olması hayatî önem
    taşır.
    Günlük uyku süresi kişiye ve yaşa bağlı olarak değişirir, bir yetişkin için ortalama 6 ila 8 saat arası uyku yeterlidir.
    Ancak çocukların daha fazla uykuya ihtiyacı vardır. Aksi hâlde, uykuda salgılanan büyüme hormonlarından yeterince
    faydalanmaları mümkün olmayacaktır. Uyku bizlere sunulmuş bir nimet ve ikramdır.
    DÜDÜKLÜ TENCERE NİÇİN ÖTER?
    Düdüklü tencerenin içinde pişen yemeklerin meydana getirdiği bir su buharı vardır. Zaman ilerledikçe artan ısıyla birlikte bu
    su buharının basıncı da artar. Tabiî tencerenin kapağı kapalı olduğundan bu basınç dışarı sızamaz. Belirli bir zaman sonra
    kapağı fırlatıp atacak kadar artar. İşte o zaman kapak üzerindeki emniyet sübabını kaldırır. Sonra da oradaki özel olarak
    hazırlanmış küçük delikten dışarı çıkar. Çıkarken de sesli titreşimler meydana getirir. Tencerenin çalan düdüğü olarak
    bilinen, bu sesli titreşimlerdir. Düdüklü tencerede oluşan yüksek basınç sayesinde suyun kaynama sıcaklığı 100 oC’den daha
    yukarlara çıkabilir. Suyun sıcaklığı artınca da yemekler daha çabuk pişer. Böylece zamandan ve yakıttan tasarruf edilmiş
    olur.

    VANTUZLA DUVARA TUTTURULAN EŞYA NASIL DURUR?
    Genelde kauçuk ya da plastik gibi esnek maddelerden yapılmış olan vantuz askılar yarım küre şeklindedir. Vantuzu düz bir
    yüzeye doğru sıkıca bastırınca yarım kürenin içindeki hava çıkarılmış olur. Böylece duvarla vantuz arasında bir boşluk
    meydana gelir. Bu durumda dışarıdaki hava, sadece vantuzun dışına basınç yapar. Ve böylece onu yüzeye sımsıkı yapışık tutar.
    Biz de vantuzun ucuna eşyalarımızı asabiliriz. Vantuzu çıkarmak için ise tutunduğu yerle arasına tekrar hava sokmak
    yeterlidir.

    BUZLANMIŞ YOLLARA NİÇİN TUZ DÖKÜLÜR?
    Kışın soğuklar artıp, sıcaklık 0 oC’nin altına düştüğünde kar yağar ve yollarda sık sık buzlanmalar görülür. Bu nedenle kar
    yağdığında ya da sıcaklık 0 oC’nin derecenin altına düşeceği zamanlar yollara tuz dökülür. Çünkü tuz, suyun donma sıcaklığını
    düşürür. Böylece buz normalde katı olması gereken sıcaklıkta erimeye başlar ve buzlanma engellenmiş olur. Eğer donmamışsa da
    normalde donması gereken sıcaklıkta donmaz. Araba motorlarındaki antifrizin kullanım amacı da yollara dökülen tuzla aynıdır.
    Antifriz su molekülleriyle birleşerek onların belli bir kristal düzenine girip donmasını engellemiş olur.
    KAŞIĞIN İÇİNDE KENDİMİZİ NİÇİN TERS GÖRÜRÜZ?
    Parlak metalden yapılmış olan kaşıklar, bu hâlleriyle ayna görevi görür. Ancak kaşığın iç yüzeyi çukur ayna gibi, dış yüzeyi
    ise tümsek ayna gibi görüntü verir. Bildiğimiz gibi görüntü çukur aynalarda ters, tümsek aynalarda düzdür. İşte bu sebeple
    kaşığın içine baktığımızda kendimizi ters, dışına baktığımızda da düz görürüz.

    SİNEKLER TAVANDA NASIL YÜRÜR?
    Sineğin her bir ayağının ucunda minicik vantuzlar vardır. Bu vantuzlardan salgılanan özel bir sıvı, onu durduğu zemine iyice
    yapıştırır. Bu sayede sinekler, hemen hemen her türlü yüzeye rahatlıkla konabilir. Hatta tavanlarda baş aşağı bile durabilir,
    yürüyebilirler.


    MISIR PATLAYINCA NİÇİN BEYAZ OLUR
    Öz hâlindeki mısır taneciği ısıtıldığında, yapısındaki su, buhar hâline dönüşür ve bir basınç meydana getirir. Bu basınç,
    taneciğin kabuğunu zorlamaya başladığında mısırı patlatır. Bu olay gerçekleştiğinde dışarı çıkan kabarık beyazlık, mısır
    tanesinin yapısındaki nişastadır.

    KALORİFERLER NİÇİN PENCERE KENARLARINA YERLEŞTİRİLİR?
    Evlerimizdeki pencereler, özellikle de iyi bir yalıtım yapılmamışsa ısı kayıp noktalarıdır. Dışarıdaki soğuk havanın içeri
    girmesine, içerideki sıcak havanın da dışarı çıkmasına sebep olurlar. İşte bu yüzden kalorifer petekleri pencere kenarlarına
    yerleştirilir ki, yaydıkları ısıyla pencerelerden içeri giren soğuk hava bir miktar ısıtılmış olsun. Ve bu sayede odadaki ısı
    dengesi korunsun.
    ISIRILAN ELMA NİÇİN HEMEN KARARIR?
    Elmanın içinde “tanen” adlı bir asit vardır. Elmadaki hafif ekşimsi tadın kaynağı da budur. Bu asit havadaki oksijenle
    birleştiği takdirde kahve renkli “polifenol” denilen maddelere dönüşür. Elma bir kez ısırıldığında havayla teması başlamış
    olur. Isırılan kısım havayla ne kadar çok temas ederse, rengi o kadar kararır. Bu sebeple en iyisi, yemeye başladığımız
    meyveyi bekletmeden bitirmektir.
    TÜRKİYE'DE YEMEK EN GEÇ NEREDE PİŞER?
    En geç pişen yemek, Türkiye'nin en yüksek tepesinde pişendir. Yani Ağrı dağında. Dünya’da ise Everest tepesinde. Çünkü
    yükseklerde su deniz seviyesinde olduğu gibi 100 0C’de kaynamaz. Yükseklere çıkıldıkça basınç azaldığından suyun kaynama
    noktası da düşer. Isıtılan bir sıvının kaynamaya başlaması için, sıvının kendi iç basıncıyla bulunduğu ortamın basıncının
    birbirine eşit hâle gelmesi gerekir. Ancak yükseklerde kaynamaya başlayan suyun kendi iç basıncının, deniz seviyesindekine
    göre daha düşük olan dış basınca eşitlenmesi daha erken olur. O zaman da su, 100 0C’den daha düşük bir sıcaklıkta kaynamaya
    başlar. Tabiî ki kaynama suyunun sıcaklığı düşük olan bir yemek de suyu yüksek sıcaklıkta kaynayan bir yemekten çok daha geç
    pişer.
    KARETECİLER NİÇİN "HAYT" DİYE BAĞIRIR?
    Karateciler çıkardıkları "hayt" sesi ile birlikte karınlarındaki havayı boşaltırlar. Bu şekilde karın kasları sertleşmiş
    olur. Dolayısıyla aldıkları darbelerle karınlarında oluşan basınç, iç organlarına zarar verici boyutta iletilmez. Ayrıca bu
    hareketle rakipleri karşısında konsantrasyonlarını da sağlamış olurlar.
    YAĞMUR DÜZ MÜ YAĞAR EĞİK Mİ?
    Bazen yağmurun eğik yağdığını sansak da yağmur damlaları gökyüzünden yere düz iner. Özellikle bir taşıt içinde seyahat
    ederken bu yanılgıya daha kolay düşebiliriz. Arabamızın hızı sebebiyle, yağmur damlalarının hareket ettiğini zannederiz. Oysa
    ki yağmur damlaları rüzgârın tesiriyle zaman zaman yere eğimli düşse de aslında yağmur düz yağar.
    BALIKLAR UYUR MU?
    Balıkların göz kapakları yoktur ve bizim gibi gözlerini kapatamazlar. Biz, onları hep gözleri açık olarak gördüğümüz için hiç
    uyumadıklarını zannederiz. Çünkü biz uyurken gözlerimizi kapatırız. Ancak böyle bir benzetme bizi yanıltabilir. Meselâ biz de
    uyurken kulaklarımızı kapatmayız, ama uykumuz gelince beynimiz otomatik olarak kendini seslere kapatır. Uyurken kulaklarımız
    açık olduğu hâlde, beynimizdeki işitme merkezi kapalı olduğundan hiçbir şey duymayız. İşte bizim kulaklarımız gibi balıkların
    da uyurken gözleri açıktır. Ancak beyinlerindeki görme merkezi kapalıdır. Yani balıklar da gözleri açık olarak, ama hiçbir
    şey görmeden uyur.
    KATI SABUN MU SIVI SABUN MU?
    Kalıp şeklindeki katı sabunlar tüketilirken, pek çok kişi tarafından defalarca kullanılır. Tabiî her kullanıcı tarafından
    üzerlerine çeşitli mikroorganizmalar bırakılır. Bu mikroorganizmalar nemli ya da durgun sıvı ortamları sever ve oralarda
    çoğalır. O zaman da temizlik amacıyla kullanılan sabun, tam tersine mikrop yuvası hâline gelebilir. Bu sebeple katı kalıp
    sabun kullanacaksak, küçük olanlarını tercih etmeliyiz. Ayrıca her kullanımdan sonra sabunu güzelce yıkayıp, yerine öyle
    bırakmalıyız. Temiz ve kuru ortamda tutmalıyız.
    Sıvı sabunlarda ise durum farklıdır. Sıvı sabunun kutusundan sadece ele alınan miktarı kullanılır. Sabunu kullananın, sabunun
    geriye kalanı ile hiçbir teması olmaz. Bir de sıvı sabun, katı sabun gibi durduğu yerde eriyip bitmediğinden daha
    ekonomiktir.
    SÜT NİÇİN TAŞAR?
    Sütün çoğunluğu sudan oluşur. Suyun yanında süt içinde biraz yağ, protein, laktoz ve benzeri mineraller vardır. Sütün
    içindeki yağ kürecikleri ısınınca yukarı doğru yükselir ve sıcak süt üzerinde bir kabuk meydana getirir. Isınan sütün içinde
    oluşan buhar kabarcıkları, yukarı doğru çıkarken bu kabuk tarafından engellenir. Fakat bu buhar kabarcıklarının sayıları
    zamanla artar. Bir an gelir ki birleşen bu kabarcıklar, sütün üzerinde oluşan kabuğu yırtabilecek basınca sahip olur. O zaman
    da süt taşar. Sütü karıştırmak, yağ kabuğunun oluşmasını engelleyeceği için kaynayana kadar sürekli karıştırınca süt taşmaz.
    SİNEKLER NİÇİN YAZIN ORTAYA ÇIKAR?
    Sıcaklık değişikliklerine karşı çok hassas yaratılmış olan sinekler, ancak sıcak ortamlarda yaşayabilir. Güneşin önüne bulut
    geldiği zaman meydana gelen sıcaklık düşüşünden bile hemen etkilenirler. İşte bu sebeple kış günlerinde yaşama şansları hiç
    yoktur. Soğukların başlamasıyla birlikte ortadan kaybolurlar. Ancak ölmeden önce yumurtalarını toprağa gömerler ya da başka
    uygun yerlere bırakırlar. Yumurta ve larvalar soğuktan etkilenmez. Havalar tekrar ısınana kadar bırakıldıkları yerde
    dururlar. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve kısa bir süre sonra sinekler tekrar etrafta uçmaya başlar. Bir de
    sineklerin yaz ayları bitince yok olmadığını düşünün, sokaklar sinekten geçilmezdi.
    NE KADAR SU İÇELİM?
    Gün boyunca çok çeşitli sebeplerle yaklaşık 3 litre su kaybederiz. Su kaybı sadece terlemeyle olmaz, vücudumuz nefes alıp
    verirken bile su kaybeder. Tabiî kaybedilen suyun mutlaka yerine konması gerekir. Bazen diğer içecekler ve yiyecekler ile
    bunu yapmaya çalışsak bile, susuzluğumuzu giderecek en iyi madde her zaman için sudur.
    Sağlıklı bir vücuda sahip, normal çalışan böbreği ve ciğeri olan yetişkin bir insanın, günde en az 3 litre (8-10 bardak) su
    içmesi tavsiye ediliyor. Tabiî ihtiyaç duyulan miktar, yaşa göre ve kişiden kişiye değişebiliyor. Özellikle sabah yataktan
    kalkar kalkmaz, aç karnına bir bardak su içmek tüm organizmayı temizleyerek zehirlerden arındırıyor. Zinde olmayı sağlıyor.
    Yaz aylarında ise vücut, ısındıkça terleyip, su kaybettiğinden daha fazla su içmek gerekiyor. Böylece vücut ısısı dengelenip,
    ciltteki nem korunabiliyor.
    GÜNEŞLENELİM Mİ?
    Sıcakların oldukça arttığı şu günlerde, özellikle derimizi ve gözlerimizi aşırı güneş ışığından korumamız gerekiyor. Çünkü
    yaz mevsiminde güneş ışığıyla birlikte Dünya'mıza diğer mevsimlere göre çok daha fazla mor ötesi ışın ulaşıyor. Derimiz,
    güneş ışığı altında belli bir süre kaldığında kendini koruyabiliyor. Fazla ışına maruz kaldığında ise bronzlaşıyor. Yani aslında bronz ten, vücudun morötesi ışınları emdiğinin bir alarmı. Birkaç bronzlaşmadan sonra, bronzlaşmanın koruma etkisi de kayboluyor. Sonra da ciltte kuruma ve çatlaklar oluşuyor. Bu da zamanla cildin yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Bu yüzden en iyisi, morötesi ışınların yoğun olduğu 10.00 ila 16.00 saatleri arasında dışarıda gereğinden fazla dolaşmamak.
    HORTUM NASIL OLUŞUR?
    Dar bir alandaki anî basınç değişikliğiyle meydana gelen hortumlar, girdap şeklindeki çok şiddetli rüzgârlardır. Atmosferde anî basınç değişikliğine sebep olan, sıcak havanın çok büyük bir hızla yükselmesidir. Sıcak bir hava kütlesi üzerine soğuk
    bir hava kütlesinin çıkması durumunda; yoğunluğu daha düşük olan sıcak hava, çok büyük bir hızla soğuk havanın içine doğru yükselir. Bu arada basınç hızla azalır. Basınç ve sıcaklıktaki bu anî değişiklik, çok kısa zamanda şiddetli rüzgârlar doğurur. Hava yükselmeye devam ettikçe, rüzgârın hızı daha da artar ve kuvvetli bir girdaba dönüşür. Huni şeklinde dönerek
    yükselir. Girdabın ortasında hızla yükselen havanın sıcaklığı giderek soğuduğundan, içindeki su buharı yoğunlaşır. Bu da, ortası grimsi beyaz renkli bir hâl alan hava kütlesinin hortum gibi görünmesini sağlar. Yoğunlaşma oldukça aşağıya doğru uzanan hortumun ucu, yere kadar ulaşır. Saatte yüzlerce kilometre hız yapabilecek kadar güçlü olan hortumların içindeki yatay
    rüzgârlar arabaları, ağaçları, evleri bile yıkabilir. Dikey olan akımlar ise yıkılanları havaya uçurur.
    Hortumlar daha çok okyanuslara açık, düzlük bölgelerde ve tropikal yerlerde meydana gelir. Coğrafî konumu itibariyle de ülkemizde pek fazla görülmez. Ancak çok düz olan bölgelerde hava katmanları arasındaki basınç değişiminin çok anî olduğu durumlarda yaşanır.​
     
  2. 24 Nisan 2009
    Konu Sahibi : duyguud
  3. duyguud

    duyguud HeR şEy çOk GüZeLL....... Üye

    Katılım:
    13 Aralık 2008
    Mesajlar:
    965
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    BUNLARI BİLİYOR MUSUN?
    Piller, civa ve kadmiyum gibi zehirli metaller içerdiğinden, çöpe atılınca çevre kirliliğine sebep oluyor. Kullanılmış
    pilleri çöpümüze karıştırmadan ayrı toplarsak, hem sağlığımızı hem de çevremizi koruyabiliriz.
    YUMURTANIN NİÇİN BİR TARAFI YUVARLAK DİĞER TARAFI SİVRİDİR?
    Eğer yumurta köşeli olsaydı, kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu ve kolaylıkla kırılırdı. En dayanıklı
    geometrik şekil olan küre biçiminde olsaydı, bu sefer de yuvarlandığı zaman herhangi bir yere çarpana kadar ilerler giderdi.
    Bu durumda ya kaybolur ya da çarptığı yerde kırılırdı. Oysaki mevcut şekliyle yumurta, yuvarlanınca dümdüz ilerlemez. İnce
    tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve yuvarlanmaya başladığı yere yakın bir noktada durur.
    DİŞ ÇÜRÜKLERİNE NASIL “DUR” DENİR?
    Ağzımızda bulunan bakterilerin en sevdiği yiyecek şekerdir. Bakteriler dişlerimizdeki şekerli gıda artıklarını yer ve onları
    aside dönüştürür. Bu asitler de her seferinde dişlerimize saldırır ve onları bir miktar aşındırır. Zamanla dişlerimizin
    üzerinde küçük siyah delikler meydana gelir. Bir süre sonra bu delikler, devam eden asit saldırılarıyla daha da büyür ve
    çürüğe dönüşür. Ancak dişlerimizi çürükten korumanın yolu, hiç şeker yememek değildir. Genellikle öğün arası yenilen
    tatlılar, öğünde yenilenlere göre dişlere daha çok zarar verir. Çünkü gün boyunca azar azar atıştırmak, bakterilerin diş
    üzerinde sürekli asit üretmesine ortam sağlar. Bu sebeple yemeklerden sonra dişleri fırçalamanın yanı sıra, öğün dışı
    atıştırmalardan sonra ağzı su ile çalkalamak fayda getirir. Çünkü bakteriler diş çürümesine sebep olan asidi, yeme işinden
    yaklaşık 20 dakika sonra üretmeye başlar.
    AKIL İLE ZEKÂ ARASINDAKİ FARK NEDİR?
    Akıl, doğru ile yanlışı ayırabilme, herhangi bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme kabiliyetidir. İnsan
    olgunlaştıkça aklı gelişir. Zekâ ise bir olayı anlamayı, kavramayı, yargılamayı ve açıklayarak çözmeyi sağlar. Genel olarak
    12 yaşına kadar hızlı olan zekâ gelişimi 20 yaşına kadar sürer ve sonra sabit kalır. Zekâ, insanın her türlü olay karşısında
    aynı yeteneği göstermesini sağlamayabilir. Meselâ çok güzel şiir yazan bir insan, basit bir matematik problemini
    çözemeyebilir. Çünkü zekâ, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, ilgilere ve eğilimlere göre farklılıklar gösterir.
    HAYVANLAR DEPREMİ
    ÖNCEDEN SEZER Mİ?
    Depremin ne zaman olacağı bugünkü teknolojik imkânlara rağmen bilinemiyor. Ancak bazı hayvanların davranışları ipuçları
    verebiliyor. Meselâ balıklar, deprem öncesi sığda yüzmeye başlar. Martılar, denize konmamayı tercih ederken, kumsalda bol
    miktarda yengeç görülür. Depremden 1-1,5 saat önce ise ev hayvanlarında aşırı huysuzlanma başlar. Kümes hayvanları,
    arkalarından kovalanıyormuş gibi kaçışır.
    SU NİÇİN GEÇ ISINIP, GEÇ SOĞUR?
    Suyun buharlaşma ve donma hızı çok yavaştır. Böylece su, anî ısınmalarda ve soğumalarda sahip olduğu sıcaklığı belli bir süre
    koruyabilir. Bu yaratılış, büyük bir bölümü sularla kaplı olan Dünya'mızın sıcaklığının korunmasında hayatî rol oynar. Çünkü
    gündüz güneş alan yerlerdeki sular, geç ısındığından yeryüzü birden bire fazla ısınmaz. O sırada geceyi yaşayan ve güneş
    ışını alamayan kısımlarda ise gündüzden ısınmış olan ve hemen soğumayan sular, adeta kalorifer görevi görür. Yeryüzünün
    birdenbire fazla soğumasını engellerler. Böylece yeryüzünde gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı, daima canlıların
    dayanabileceği bir sınırda kalır. Eğer dünya üzerindeki suların karalara oranı daha az olsaydı, gece ile gündüz sıcaklıkları
    arasındaki fark çok artardı. Bu da canlı hayatını çok zorlaştırır, belki de imkânsız hâle getirirdi.
    BUNLURI BİLİYOR MUYDUNUZ?
    • Örümcek ağı ve kuş tüylerinden ilhamla kurşungeçirmez kumaşlar üretilmiştir. Bu kumaşların dokunduğu liflerin her biri çok
    dayanaklı yüzlerce ince liften meydana gelir.
    • Yumurta, yiyeceklerin besin değerini artırmada kullanılabilecek bir gıdadır. Meselâ sebzelerin protein miktarı düşüktür. Bu
    nedenle sebzelere yumurta kırılması protein, vitamin ve mineral açısından dengeli karışımların meydana gelmesini sağlar.
    .
    NE KADAR SÜT İÇMELİYİZ?
    Çocuklarda süt, günde yarım litreden fazla içildiğinde demir eksikliğine sebep oluyor. Bu da beyin gelişimini ve öğrenmeyi
    olumsuz etkiliyor. Bir yandan da kansızlığa ve diş çürümelerine yol açıyor. Sürekli ve fazla miktarda süt içmek, ayrıca
    beraberinde düzensiz beslenmeyi getiriyor. Bu sebeple en güzeli her zaman için tek yönlü değil, çeşitli ve dengeli beslenmek.
    BARDAK NİÇİN ÇATLAR?
    İçine sıcak su konulduğunda, soğuk bardağın sıcakla temas eden iç yüzeyi hemen genleşir. Bu arada bardağın henüz soğuk olan
    dış yüzeyi, genleşmeye vakit bulamadan içi tarafından itilir. O zaman da bardak çatlar. Aynı durum, sıcak bardağın içine
    soğuk su konulduğunda da gerçekleşir.
    BAZI BİNALARDA NİÇİN DÖNER KAPI VARDIR?
    Otellerde veya benzeri büyük binalarda genelde döner kapı kullanılır. Çünkü bu binaların içi, devamlı olarak sıcak tutulmaya
    çalışılmaktadır. Açılan normal kapıdan ise içeriye rahatlıkla soğuk hava girecektir. Bu durumda binanın ısıtma sistemleri de
    ortam her soğuduğunda yeniden çalışacaktır. Bu da fazladan enerji tüketimi demektir. Döner kapılar sıcak havanın dışarı
    çıkmasını, soğuk havanın da içeri girmesini engeller. Böylece enerji tasarrufu sağlanmış olur.
    BAL AÇIKTA KALINCA NİÇİN BOZULMUYOR?
    Besinlerin bozulma sebebi, mantar ya da bakteri gibi organizmaların çürüme, küflenme ve kokuşmaya yol açmasıdır. Ancak diğer
    bütün canlılar gibi bu organizmalar da yaşamak için suya ihtiyaç duyar. Bal ise yapısı gereği içinde canlı yaşamına yetecek
    kadar su barındırmayan bir maddedir. Bundan dolayı da bozulmaya sebebiyet veren organizmaların içinde yaşayamayacağı bir
    ortamdır.
    Bunları Biliyor Muydunuz?
    • Bir hapşırıkta yaklaşık 20.000 kadar minik damla, 4 metre kadar ileriye yayılabiliyor. Ayrıca bir odada hapşıran kişi odayı
    terk ettikten 30 dakika sonra bile, o odada bulunan bir kişi, hapşırıkla atılan bakterileri solunum yoluyla alabiliyor. Bunun
    yanında şunu da hatırlamak lâzım: Hapşırma sırasında vücuttan büyük bir hızla çıkan havayı engellemek kimi zaman ölümlere
    bile sebep olabiliyor. Bu nedenle elimizi ağzımıza kapatmak yerine biraz uzakta tutarak, hapşırığımızın çevreye vereceği
    zararı engelleyebiliriz.
    • Japon Ulusal Kanser Merkezi'nden bildirilen araştırma sonuçlarına göre 'aşırı tuzlu yemek yeme alışkanlığı' mide kanseri
    riskini artırıyor. Ve günlük tuz kullanımının 11gramı aşmaması gerekiyor.

    BAZI SAKIZLAR VE ŞEKERLER AĞZIMIZI NASIL SERİNLETİYOR?
    Ağza ferahlık veren sakız ya da şekerlerin içinde bulunan aromaların buharlaşma sıcaklıkları çok düşüktür. Böylece
    ağzımızdaki sıcaklıkla kolayca buharlaşırlar. Buharlaşırken de ağzımızdan ısı alırlar. Biz de ağzımızdaki ısı, şekere ya da
    sakıza aktarıldığı için serinlik ve ferahlık hAMPULÜN İÇİNDEKİ TEL NİÇİN ERİMİYOR?
    Ampullerde kullanılan kıvrımlı ve ince tel, tungsten metalinden yapılmıştır. Bu metalin kullanılmasının en önemli sebebi,
    erime noktasının 3410 ºC ve kaynama noktasının 5900 ºC, yani çok çok yüksek olmasıdır. Çünkü aydınlatma sırasında ampulün
    içindeki sıcaklık bu kadar yükselmez ve böylelikle tel erimemiş olur. Telin erimemesinin bir başka sebebi de ampulün içinde
    argon ve azot gazlarının bulunmasıdır. Bu gazlar, kor hâline gelen telin ısısını alıp, telden uzaklaştırır.
    KIRILAN KEMİK NASIL İYİLEŞİR?
    Kemikler çok sert bir yapıya sahip olmalarına rağmen, güçlü bir darbeye maruz kaldıklarında kırılabilir. Doktorlar da kırılan
    kemiğin yönünü düzeltip onu alçı içine alırlar. Bu sırada kemiğin kendini tamir mekanizması hemen devreye girer. Öncelikle
    kırılan kemiğin etrafındaki kan pıhtılaşır. Tabii bu çok büyük bir pıhtıdır. Sonra kemik yapıcı hücrelerden salgılanan
    minerallerle bu dev pıhtı sert bir kemiğe dönüşür. Ve eskisi gibi sapasağlam olur.
    ‘BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
    * Kedi balıkları üzerinde çalışan Japon bilim adamları, bu balıkların büyük depremlerden birkaç gün önce çok hareketli hâle
    geldiğini tespit etmişler. Bilim adamları bu balığın dünyanın elektrik alanlarındaki değişikliklere tepki gösterdiğini tahmin
    ediyorlar. İn¬san vücudunda;
    * 220 kibrit çöpünün başını kaplayacak kadar fosfor, 6 kalıp sabunun yapımı¬na yetecek kadar yağ, yaklaşık 380 gramlık kok
    kömüründeki kadar karbon, 2,5 cm'lik bir çi¬vi¬deki kadar demir vardır.
    issederiz.
    KEDİLER NİÇİN BIYIKLIDIR?
    Kedilerin bıyıklarının kökü, vücutlarında sinir ve damarların yoğun olduğu bölgelerdedir. Oldukça hassas olan bıyıklarıyla
    kediler, hava akımındaki küçük değişiklikleri bile hisseder. Cisimlerin çevrelerindeki hava akımlarını hissettikleri için de
    sağa sola çarpmazlar. Ayrıca bıyıklar tabiî cetvel görevi görerek, kedilerin bir delikten geçip geçemeyeceğine karar
    vermesine yardımcı olur.
    BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
    • Besin maddelerinin uzun süre bozulmadan saklanabilmesi, raf ömrünün uzatılması, lezzet ve görünümlerinin değiştirilmesi
    amacıyla kullanılan bazı bileşikler ve renk vericiler kanser riskini artırıyor.
    • Beynimizdeki tek bir hücre, diğerlerinden 1000 tanesi ile doğrudan bağlantı kurabiliyor.
    NİÇİN HORLUYORUZ?
    Uyurken vücudumuz oldukça rahatlar ve kaslarımız gevşer. Nefes yolumuzu açık tutmakla görevli olan kaslarımız da gevşeyince
    nefes yolumuz daralır. O zaman da aldığımız hava akciğerlerimize rahat bir biçimde gidemez. İşte horlama sırasında duyulan
    ses, nefes yollarımızdaki gevşek ve yumuşak dokuların titreşimi sebebiyle ortaya çıkar. Yaşlandıkça horlama ihtimalinin
    artmasının sebebi, yaşlanma ile birlikte kas dokuda görülen yumuşamadır. Horlama, tedavisi olmayan çözümsüz bir durum
    değildir. Nefes yollarındaki gevşek ve sarkık dokuları sertleştirmeye yönelik tedavilerle sona erdirilebilmektedir.
    .
    BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
    • Yapay tatlandırıcılar tavsiye edilen miktarın üzerinde tüketilmeleri hâlinde idrar yolu kanserlerine sebep oluyor.
    • Alüminyum, oksijen ve yağmurun etkisi ile yaklaşık 100 yıl içerisinde toprağa karışabilmektedir. Bu sebeple alüminyum
    kutuları çevreye atmak yerine yeniden alüminyum üretimi için kullanmak çok daha uygun olur.
    • Tıpkı parmak izleri gibi her insanın dil izi de farklıdır.
    MİKRODALGA FIRINLAR NASIL ÇALIŞIR?
    Bu fırınlarda ısınmayı sağlayan mikrodalgalar, elektromanyetik dalgalardır. Bu dalgalar, yemek moleküllerini doğrudan
    etkiler. Bu sırada hareketlenen moleküller arasındaki çarpışmalar sayesinde yemek çok kısa sürede ısınır ve pişer. Elektrikli
    bir fırında ise ısıyı emen yemeğin suyu ya da yağı olduğundan pişme işi daha geç olur. Mikrodalga fırınlarda cam ya da
    plastik kaplar tercih edilmeli, metal kaplar kullanılmamalıdır. Çünkü mikrodalgalar metallerin içinden geçemez. Ayrıca insan
    vücudu için çok zararlı olan mikrodalgaların fırının dışına sızmamasına çok dikkat edilmelidir.
    KİRPİ BALIĞI NİÇİN ŞİŞER?
    Çok yavaş yüzebilen kirpi balığı, düşmanlarından kaçamadığı için kendisini şişirerek korur. İçine deniz suyu çekerek şişer ve
    normal boyunun iki katı hâle gelir. Tabiî bu sırada derisinin üzerini kaplayan dikenler de dikleşir. Şişmiş dikenli bir
    balığı yemek oldukça zor olacağından, düşmanları ona saldırmaktan vazgeçer.
    KÂĞIT YIRTILIRKEN NİÇİN SES ÇIKAR?
    Kâğıt, selüloz liflerinden meydana gelmiştir. Kâğıttan bir parça yırttığımızda bu lifler birbirlerinden ayrılır. Liflerin
    koparken meydana getirdikleri titreşim, etraflarındaki havada ses dalgalarının meydana gelmesine sebep olur. Kâğıdı hızlı
    yırttığımızda daha fazla ses çıkar. Çünkü o zaman belli bir zaman içinde daha çok lif koparmış oluruz.
    BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
    • Buğday, kepeği ve özü alınarak beyaz un hâline getirildiğinde, içindeki kanserden koruyucu maddelerin yüzde 90’ı kaybolur.
    • Yılanların saydam gözkapakları vardır.
    NİÇİN KENDİ KENDİMİZİ GIDIKLAYAMIYORUZ?
    Bir insan gıdıklandığında, derisinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifçikleri hemen harekete geçer ve beyne sinyaller
    gönderir. Bu sırada beynin uyanıklığı fazlalaşırken nabız ve kalp atışı da hızlanır. Ancak beynimiz vücudumuza gelen
    uyarıların hangisinin bizzat kendimizden, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder. Ve dışarıdan gelen tepkilere öncelik
    verir. Mesela, elimizin yanması gibi acil refleks gerektiren olaylar böyledir. Bu nedenle bir başkası tarafından
    gıdıklandığımızda tepki veririz. Ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beynimiz bu noktalardaki hassasiyeti azalttır
    ve gıdıklanamayız.
    AYAKLARIMIZ NİÇİN KARINCALANIR?
    Bacaklarımızı altımıza alıp bağdaş kurarak ya da benzer şekillerde oturduğumuzda bacaklarımızdaki damarlar sıkışabilir. Bu
    durumda kanın damarlarımızda gerektiği gibi dolaşması engellenmiş olur. Sıkışma ortadan kalkınca bacaklarımızın ucunda kan
    dolaşımı dengesi kuruluncaya kadar batmalar hissederiz. Ayaklarımızda binlerce karınca yürüyormuş gibi bir his uyandıran bu
    durum, karıncalanma olarak adlandırılır.
    KURŞUN KALEMLERİN İÇİNDE GERÇEKTEN KURŞUN MU VAR?
    Kurşun kalemlerin içinde, kurşun değil, yumuşak bir karbon cinsi olan grafit bulunur. Kurşun kalem denmesinin sebebi, büyük
    ihtimalle kalemin içinden geçen kısmın kurşun renginde olmasıdır.
    HAMAKTA YATMAK NİÇİN RAHATTIR?
    Her cismin üzerinde ağırlığı ve temas ettiği yüzeye bağlı olan bir basınç vardır. Cismin ağırlığı ne kadar geniş bir alana
    yayılırsa, üzerindeki basınç o kadar azalır. İşte yumuşak bir yatağa ya da hamağa yattığımızda vücudumuzun her yeri zemine
    değdiğinden ağırlığımız geniş bir alana dağılmış olur ve rahat ederiz. Aksine sert bir taburede rahatsız olmamızın sebebi ise
    ağırlığımızın taburenin yüzeyi kadar küçük bir alana yayılmış olmasıdır. Bu durumda üzerimizdeki basınç çok daha fazla olur.
    Topuklu ayakkabıyla daha zor yürümemizin sebebi de yine budur.

    BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
    • Dünyanın en büyük bebekleri, doğduklarında iki metre olan zürafa bebekleridir.
    • Böceklerin vızıltı sesleri ağızlarından değil, kanat çırpışlarından gelir.
    • Dilimizin en üstünde ve yanlarında acıya, tatlıya, tuzluya ve ekşiye duyarlı 10 bine yakın tat noktası vardır. Bu tat
    tomurcukları milyarlarca insanda aynı besinde aynı tadı algılar. Ve herkes için tatlı, tuzlu, ekşi gibi kavramlar aynıdır.

    Leylekler niçin bazen tek ayak üzerinde dururlar?
    Leylek ve balıkçıl gibi kuşların ayakları çok kemiklidir ve ayaklarında ısıyı yalıtacak yağ gibi bir madde bulunmaz. Bu
    yüzden ayakları çabucak üşür. Onlar da ara sıra tek ayakları üzerinde durup diğer ayaklarını tüyleri arasında ısıtmak için
    vücutlarına çeker.
    Yemekten Sonra Niçin Üzerimize Yorgunluk Çöker?
    Sindirim için gerekli enerjinin sağlanması için yemekten sonra vücudumuzdaki kanın önemli bir miktarı karın bölgemize hücum
    eder. Bu da vücudumuzun diğer bölgelerine giden kan miktarını önemli miktarda azaltır. Kaslarımızın kan ile gelen oksijen ve
    besine ihtiyacı olduğundan vücudumuzda genel bir yorgunluk ve uyuşukluk meydana gelir.
    Suda Fazla Kalınca Ellerimiz ve Ayaklarımız Niçin Buruşur?
    Vücudumuzun hemen hemen her tarafı kıl ve tüylerle kaplıdır. Bunların bir kısmını rahatlıkla görebilir, büyük bir kısmını ise
    ancak dikkatli bakınca fark edebiliriz. Bu tüy ve kılların dibinde yağ bezleri vardır ve bu bezlerin çıkardığı yağ, bulunduğu
    yerde su geçirmez bir tabaka meydana getirir. Böylece suyun derimizden içeri girmesini engelleyerek derimizi yumuşak tutar.
    Ancak parmak uçlarımızda, avuç içimizde ve ayak tabanlarımızda kıl veya tüy, dolayısıyla da koruyucu yağ tabakası yoktur.
    Ayrıca bu bölgeler kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır. İşte bu sebeple ellerimiz ve ayaklarımız belli bir süre suyun
    içinde kalınca su, derimizin altına girer ve burada kendine yer bulmak ister. Ancak bu bölgelerdeki kalın derimizin
    genleşerek içeri giren suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için büzüşür.
    Gazete Kağıdı Niçin Enine Düzgün Yırtılmıyor?
    Bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya doğru kolaylıkla düzgün olarak yırtabiliriz, ama sayfayı enine yırtmaya çalıştığımızda
    mutlaka zikzaklar meydana gelir. Çünkü gazete kâğıdının ana maddesi olan ağaç lifleri kâğıt üzerinde yukarıdan aşağıya doğru
    uzanır. İşte bu sebeple sayfayı düşey olarak yırtarken yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar
    iner. Enine yırtarken ise her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.
    Bunları Biliyormusunuz?
    •Deve kuşları başını kuma sokmaz, sadece düşmanlarına karşı kamufle olmak için yere oturur ve boyunlarını toprağa uzatırlar.
    •İnsanların dilleri sonradan öğrenmesi gibi ötücü kuşlar da ötmeyi türünün diğer bireylerinden öğrenir.
    • El tırnaklarımız, ayak tırnaklarımızdan yaklaşık dört kat daha hızlı uzar.
    • En ağır ağaç, kökleri ile birlikte 6720 tondur.
    • Köstebekler bir gecede 92 metre toprak kazabilir.
    “VURGUN YEMEK” NE DEMEKTİR?
    Deniz seviyesinde hava basıncı 1 atmosferdir ve insan vücudunun solunum ve dolaşım sistemi bu basınca ayarlıdır. Ancak suyun
    içinde derinlere inildikçe, her 10 metrede basınç 1 atmosfer daha artar. Yani dibe yaklaştıkça su, vücuda daha fazla basınç
    yapar. O zaman da solunum tüpünden alınan havanın içindeki oksijen, azot gibi gazlar, kanda çözünerek dokulara kadar
    dağılırlar. Eğer dipten su yüzeyine çıkılırken acele edilir ve hızlıca çıkılırsa, basıncın azalmasıyla bu gazlar da hızla
    genleşir. Oksijen dokularda kullanıldığından herhangi bir problem yaşanmaz. Ama azot gazı damarlarda anîden genleşince, damar
    tıkanıklığı, akciğer yırtılması ve hatta felç gibi önemli vücut hasarları meydana gelebilir. Bu sebeple vurgun yememek için
    dipten yüzeye yavaş çıkılmalı, hatta belirli derinliklerde beklenmelidir.

    [/CENTER][/COLOR][/B]
    ALINTI

    EVET KIZLAR BİLİYORUM ÇÇÇÇOK UZUN BEN MRK ETTİKLERİMİ OKUDUMM YADA BAŞLIĞI MRK UYANDIRAN BİLGİLERİİ...SİZLERLEDE PAYLAŞMAK İSTEDİMM:):)
     
  4. 24 Nisan 2009
    Konu Sahibi : duyguud
  5. evrem716

    evrem716 İşte benn! Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    2.568
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    146
    :1shok:
    Bazılarını ilk defa okudum.ılginç bilgiler paylaşım için sağol!
     
  6. 24 Nisan 2009
    Konu Sahibi : duyguud
  7. EsmerYarim

    EsmerYarim Yeni Üye Üye

    Katılım:
    18 Haziran 2008
    Mesajlar:
    2.183
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    bazılarını biliyordum bende araştırıp bilgi edinmeyi severim .bilmediklerim de varmış öğrenmiş oldum .bazıları gerçekten çok ilginç :uhm:
    paylaşımın için saol a.s.
     
  8. 24 Nisan 2009
    Konu Sahibi : duyguud
  9. EU3

    EU3 Guest

    bazıalrını bilmiyordum çokteşekkür ederim bilgilendirniz için:*
     
  10. 25 Nisan 2009
    Konu Sahibi : duyguud
  11. duyguud

    duyguud HeR şEy çOk GüZeLL....... Üye

    Katılım:
    13 Aralık 2008
    Mesajlar:
    965
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    rica ederimm kızlarr bilgi paylaşılınca anlamlı oluyoo...
    bende zatenn yenii öğrendimm ve sizinle payşaltımm hemen:):)