Buradan Ya da Oradan Değil, ANAdan Bakış

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve hira_nur tarafından 20 Haziran 2007 başlatılmıştır.

    20 Haziran 2007
    Konu Sahibi : hira_nur
  1. hira_nur

    hira_nur Aktif Üye Üye

    Katılım:
    23 Nisan 2007
    Mesajlar:
    240
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Her tabutun içinde, kıvrılmış yatmış haliyle, kendi oğlumu görüyorum ben…
    Her bayrağa sarılmış genç vücudun üstüne kapanarak ağlayan anneyle, bir kere daha vuruluyorum can evimden… Yarım kalmış tüm telli duvaklı niyetlerle kendimi ikiye kesiyorum, genç dulların arasında eğilmiş ağlarken, bundan sonra devam edemezmişim gibi geliyor hayata, kahroluyorum… Babasızlık dağ gibi devriliyor üstüme, tabutları küçük elleriyle okşayan bebelerin avucunda atıyor kalbim… Her tabut, kulağımdan eksilen bir annecim sesi, kaybettiğim bebek kokusu… Kucağım, her tabutta biraz daha eksilip, biraz daha üşüyor… Evlat acısı güneşi eritip yakacak bir acı olarak, kıyametimizi koparıyor.
    Gök ekin biçilmiş gibi… Nefesi çoktan kaçmış genç fidanlar, bir bir yere düşüyor! Kader var elbette kısmet var, yazı, yazgı var ama gel gör ki, ateş düştüğü yerde; kor!
    Oysa sokaklarda olmasa da yükseklerde başka bir kavga var: ‘’Burası’’ ve ‘’Orası’’ söylenceleri üzerinden devam eden. Halbuki kavga edenler arasından kimsecikler kalmıyor, gençleri yatırdığımız taze kabirlerin başında. Yumruklar sıkılı, kör nefretler nişana hazır, sloganlar, alkışlar, muhtıralar, zirveler, açılışlar, kesilen kurdeleler arasında ‘’buradan’’ ve ‘’oradan’’ söylevlerin havanda dövülen su misali, en yüksek ses tonuyla uçuştuğu bir aralıktan bakıyor anneler…
    Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar diye boşa dememiş genç ölüler…
    Genç tabutlar korosu, dünyanın en muhteşem bestesini seslendiriyor susarak ve toprağa yatarak. Sırf biz biraz daha konuşalım, biraz daha gezinelim toprak üzerinde diyerek… ‘’Buradan’’ ve ‘’Oradan’’ ama aslında her halükarda ‘’Uzaktan’’ bakarak, herkes kendi gemisini yürütme derdinde. Dünya bu, gemi yürüyecek elbet. Yürüyecek yürümesine de niçin annelerin çektiği niyetlerden, hep ölüm, hep tabut çıkıyor, talihimize neden hep ölüm yazılıyor anlamış değiliz… Ama anlamamamız kar etmiyor, giden gidiyor işte!
    Dayak yemesinden korkup, mikrop kapacağından endişe ederek sokağa bile doğru dürüst salmadan, hep ellerinden tutarak büyüttüğümüz çocuklarımız, parklarda tahterevalliye bile düşer diye bindirmediğimiz, kene geçer böcek ısırır diye pikniğe bile salmadığımız, kışın sıkı sıkıya giydirip yazın soğuk su bile içirmediğimiz çocuklarımız, vurdulu kırdılı filmleri seyretmelerini yasaklayıp, hayatlarında bir kere bile silah nedir görmeden büyüttüğümüz evlatlarımız, kırmızı ışıkta geçmeden, çimlere bir gün bile basmadan, otobüste ihtiyarlara yer vererek, bayramlarda el öperek büyüttüğümüz çocuklar … Gün geliyor vakti gelince askere yollanıyor… Düğün alayı gibi davullarla, maşallahlarla askere uğurlanıyor… Üç ay eğitimden sonra cephelere yollanıyor. Hayatında bir tek sinek bile öldürmemiş oğullar, işi gücü adam öldürmek olan çetelerin üzerine yollanıyor…
    Hak mı bu? İş mi bu? Adalet mi bu?
    Örtülü Anasını gördüğünüz yerde suratınızı ekşitip, kafanızı çevirdiğiniz, ninesini ‘’sen önce Türkçeyi düzgün konuşmayı öğren’’ diye itelediğiniz, kız kardeşini ‘’kötü örnek’’ ilan ettiğiniz bu Mehmetlerin tabutları ‘’Oradan’’ nasıl görünüyor beyim? Sahi nasıl gözüküyor tabutların rengi ‘’Oradan’’?
    Ya ‘’Buradan’’ kardeşlerim, buradan nasıl duruyor sıra sıra dizili tabutlar? Birbirini hemen her fırsatta dirsekleyip, işi gücü çekememezlik, işi gücü yorgan kavgası olan ‘’Bura’’lılara ne demeli? Ne paylaşılmaz ne matah bir şeymiş şu siyaset yahu? Duygular, düşünceler, iktidarda veya muhalefette olunca, nasıl da değişirmiş… Ağladığımız veya güldüğümüz işleri dünyanın, üyesi olduğumuz partinin amblemine göre nasıl da değişirmiş… Nasıl da bir nasırlı maske takarmış kazandığımız mevkiler makamlar yüzlerimize…
    Vay anasına, vaylar dağ gibi düştü anasına, gerisi yalan imiş meğer…
    Gece yarısı muhtıra yazıp, gündüz vakti insanları sokaklara dökülmeye çağıranlar bilmiyorlar mı ki; annelerin tankı tüfeği yok!
    Tank da sizde uçak, top, tüfek de… Peki öyleyse niçin durdurmuyorsunuz dökülen kanı? Cumhurbaşkanlığı seçimleri veya diğer siyasi mevzularla uğraşacağınız yerde, işiniz olan işi yapsanıza…
    Ben bilemem ‘’oradan’’, ‘’buradan’’ hesaplarını, çünkü ‘’ana’’yım…Savaştan değil barıştan, ölümden değil hayattan yanayım…


    sibel Eraslan.