Can Dündar Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Che tarafından 20 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    20 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Che
  1. Che

    Che Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    ESKİDEN
    Çember çevrilir,
    Su musluktan içilir,
    Ağaçlara tırmanılırdı.
    Bebekler bezden,
    Silahlar tahtadan,
    Resimler kömür karasından yapılırdı.
    Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin
    İsimleri konulur,
    Saatli maarif okunurdu.
    Komşuda pişen
    Bize...
    Bizde pişen komşuya düşerdi.
    Geceler ayaz,
    Sokaklar karanlık,
    Yıldızlar parlak olurdu.
    Turşu, salça, mantı
    Evde yapılır,
    Karpuz kuyuda soğutulurdu.
    Erik ağacının çiçeği,
    Pencere camımıza yaslanır,
    Güz yaprakları bahçemize düşerdi.
    Kardan adam yapılır,
    Evlerde soba yakılır,
    Kış gecelerinde masal anlatılırdı.
    Merdiven çıkılır,
    Aidat ödenmez,
    Yönetici seçilmezdi.
    Evler badanalı,
    Sokaklar lambasız,
    Mahalleler bekçili olurdu.
    Ajans radyodan dinlenir,
    Çizgi roman okunur,
    Defterlere kenar süsü yapılırdı.
    Hayat,
    Arkası yarın gibiydi,
    Kesintisizdi.
    Her gün yaşanacak bir şey vardı.
    Herkes kendi düşünü kurar,
    Kendi hayatını oynardı.

    ŞİMDİ
    Şimdi,
    Herkes
    Yoğun,
    Yorgun
    Ve
    Tek başına...
    CAN DÜNDAR...
  2. 21 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Che
  3. Che

    Che Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    DOSTLUK

    Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
    "Nereden çıktın bu vakitte"dememeli,
    Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
    "Gözünün dilini"bilmeli;
    Dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı...
    Arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
    Köklenmeli hayatında;
    Sen,her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
    İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli.
    Kovuklarına saklanabilmelisin.
    Kucaklamalı seni güvenli kolları.
    Dalları bitkin başına omuz,
    Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
    En mahrem sırlarını verebilmeli,
    En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
    Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
    Onca dalkavuk arasında bir tek o,
    Sözünü eğip bükmeden söylemeli,
    Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
    Alkışlandığında değil sadece,
    Asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
    Övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli
    Ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
    Övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin,
    "Hak ettim" diyebilmelisin.
    Teklifsiz kefili olmalı hatalarının;
    Günahlarının yegane şahidi...
    Seni senden iyi bilen,sana senden çok çok güvenen bir sırdaş...
    Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
    Ve sen ağladığında,onun gözünden gelmeli yaş...



  4. 21 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Che
  5. Che

    Che Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    AÇ GÖZLERİNİ

    En sevdigin elbiseni giydim
    Bu gece kokunu sürdüm
    Solgun yüzünü oksadim
    Sessizce saçlarindan öptüm
    Yazdigin mektuplari okudum
    Kana kana su içer gibi
    Plaklarini çaldim ah!
    En çok o sarkida özledim seni.

    Issizlik kapiyi çaldi, açmaya korktum
    gece yarisi
    Sehir uykuya daldi, baktim disariya
    katran karasi
    Rüzgar telasla kokunu getirdi bana
    aldim koynuma
    Buseni hafizamdan koparip
    ilistirdim dudaklarima
    Üsüdüm karanlikta
    Tenine dokundum hissetsin diye
    Aç gözlerini

    Erguvanlarina su verdim
    Içerken benimle konustular
    Yastigini oksadim, kokladim
    Anilar uçustular
    Solugun saçlarimi yaladi sanki yine
    bir meltem gibi
    Teninin kokusu karisti kokuma
    Yakistilar

    Boguldum karanlikta
    Yani basimdasin benden çok
    uzaklarda
    Ellerimi tut dokun bana
    Aç gözlerini.

    Attim kendimi caddelere
    Yesil ceketin sardi beni
    Yürüdüm üstüne karanligin korkusuz
    Tuttum ellerini.

  6. 21 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Che
  7. Che

    Che Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    YALANCI BAHAR

    Yalancı bahar Kaç baharı gerçek sanıp kandık söylesenize... Kaçına'Nihayet'
    hasretle kucak açtık ve kaçında yanıldık...
    Kaç kez ayaz vurmuş dallarımızda filizlerimiz söndü. Yine de uslanmadık.
    Yine geveze bir dosta sırlarımızı açar gibi açıldık yalancı bahara...
    Yine yanıldık.
    Peşinden bastıran tipiyle ayıldık.
    Ne yapalım ki, dalında patlamayı bekleyen bir tomurcuk gibi susamıştık ilkyaza...
    Kaç zaman olmuştu kendimizi güneşin kollarına bırakıp,
    ormanda yayılan kekik kokularıyla sarhoş olmayalı...
    Tahmin ediyorduk, üzerimize katran rengi bir
    kafes gibi çöken bulutların ardında güneşin gülümsediğini...
    Daha ilk ışınları deler delmez kafesi, açtık iştahla ruhumuzun
    pencerelerini...
    Bahar öyle kolay gelmezdi aslında; biliyorduk; yanlış
    baharlarda az mı ayaz yemiştik.
    Kaçımız mart güneşine aldanıp açılmış ve kara kafesin ağına düşmüştü yeniden...
    Bahar, ilan ı aşk mevsimiydi, astık aşklarımızı ilan
    panolarına, sevdalar yasakken daha...
    Bahar, barışın mevsimiydi; müjdeledik barışı, silahlar konuşurken hâlâ...
    Söyledik, ancak yazın söylenecekleri, güneş henüz toprağı ısıtmamışken...
    cemreler düşmemişken ilkyazın koynuna...
    Yalanmış meğer bahar; daha vakti değilmiş, aşkın da barışın da...
    Güneşe kananlar, yazı beklerken bahardan oldular; kesildi sesi soluğu, erken öten horozların...

    İyisi mi itirafçı olalım; biliyorduk 'İşte bahar' derken, ardından gelecek ayazı...
    Yalan bu çıkma demişti temkinliler, tedbirliler, 'çıkarken üstüne kalın bir şey al'anlar,
    'başına bir iş gelmesin'den ürkenler...
    Ama bahar, olanca işvesiyle sokağa çağırıyordu.
    Aşk, ilan panosuna asılmayı bekliyordu, barış bir kuş gagasında müjdelenmeyi...
    'Erken mi geç mi' hesabına gelmezdi ikisi de... Peşlerine düşülmeli, ilan edilmeli,
    müjdelenmeliydiler.
    Güneşi görür görmez seranada ve barış türkülerine başladık. Vakti gelmeden açıldık,
    geç kalmadan davranma telaşında...
    Erkenmiş.
    Kursağımızda kaldı bahar sevinçleri...
    Erken öten horozlar, erken açmış çiçekler, erken doğmuş bebekler gibi kesildik, solduk, öldük.
    Yine tedbirliler ulaşacak salimen yaza; biz yakalandık, zalim ayaza...

    Ama itirafçı olsak da pişman olmadık.
    Az da olsa ısındık hiç olmazsa... Vakitsiz de olsa söyledik, söylenmesi gerekeni...
    Bahar yalan mıymış gerçek mi dinlemedik. Güneşin ilk dokunuşuyla haber verelim dedik,
    ardından gelecek müjdeyi...
    Aşk için erkendi belki, barış henüz uzak...
    ama ikisi de gelecekti nasılsa sonunda...
    Hep bildik ki, habercisidir yalancı bahar, sahicisinin...
    Bazen vaat, hediyeden de kıymetlidir.
    Kesilmeyi göze alıp erken ötmek yeğdir çoğu zaman, susup doğru zamanı kollamaktan...
    Sonunda olan yalana kananlara olur, onlar müjdeledikleri şeyi göremeden giderler.
    Lakin çoğu buna gönüllüdür.
    Güneşe en erken onlar dokunmuşlardır, elbet en erken yanan onlar olacaktır.
    Belki 'İkinci Bahar'ı yaşayanlar bilir kıymetlerini...
  8. 21 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Che
  9. Che

    Che Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    AŞK DA DEPREM GİBİDİR

    Ne zaman kimi vuracağını asla bilemezsiniz.
    Geceyarisi aniden,
    dipten yukselen coskulu bir dalga
    gibi kabarır içinizde.
    Toprak ayağınızın altından kayıyor gibi olur
    ve en hazırlıksız oldugunuz anda bütün siddetiyle vurur. Sarsılır,
    neye uğradıgınızı şasırırsınız.
    Heyecan, korku, kararsızlık, cesaret, acı,
    öfke, huzun, merhamet, şiddet
    kaplar bir anda dünyanızı.
    Eş dost yardıma koşsa da kolay toparlanamazsın.
    Bittiğinde agır bir enkaz bırakır geride.
    Daha kötüsü,
    'tamamen bitti' sandıgınız sarsıntı,
    hafif bir siddette artıcı şoklar halinde yıllarca sürebilir.
    Kalbinizdeki kırık hat ara sıra yoklar yeniden...
  10. 21 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Che
  11. Che

    Che Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    KESKE

    Teypte eski bir Cohen şarkısı:
    Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim /
    karşılaştık bir süre sonra /
    Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana /
    Aşkım, ne oldu sana? /
    Böyle gerçeği söyleyince /
    ben de doğru söylemeye çalıştım ona /
    Senin güzelliğine ne olduysa dedim, /
    benim gözlerime de o oldu...

    8-10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi...
    Buruk, kırılmış oyuncaklar kadar...
    Ve yenik, 'keşke'li cümleler gibi...
    Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...

    Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, 'keşke', onun güzüne denk gelir.
    Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...
    Mağlubiyetin takısıdır 'keşke'...
    Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların,
    boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.

    Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta,
    göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde,
    dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.
    Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte...
    Yolunu gözlemeseydim, 'öyle demeseydim', 'terk edip gitmeseydim',
    'en güzel yıllarımı vermeseydim' diye diye sızlanır gider.

    Keşke'nin panzehiri iyi ki'dir.
    İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.
    Keşke, çoğunlukla bir 'ahhöla kopup gelir ciğerden...
    esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...
    İyi ki ise, muzaffer bir 'ohhöla büyür; cüretiyle övünür.
    Keşke'li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa,
    'iyi ki'lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin,
    tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.

    Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir;
    dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.
    Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.
    Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır.
    O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır 'keşke'...
    Şimdiki aklım olsaydı dövünmesindedir.
    Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş,
    'Ne derler'e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz,
    bilinçaltından el sallar.
    Keşke'cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.
    İyi ki öyle mi ya! ...
    Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın
    iç huzuru ve haklı gururu haykırır.

    İyi ki'lerinizi toplayın bugün ve keşke'lerinizden çıkartın.
    Fazlaysa kardasınız demektir.
    Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya...
    Keşke'leriniz, iyi ki lerden çoksa...
    Telafi için elinizi çabuk tutun.
    Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken,
    feri sönen gözleriniz 'keşke' diye nemlenmesin...
  12. 21 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Che
  13. Che

    Che Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    BAHAR GELME ÜSTÜME

    Bahar, yalvarırım çek git işine! ..
    Salma üstüme çiçeklerini aklımı çelme! ..
    Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra
    güneşle oynaşıp tütsülenmis¸ gibi buğulanıyor.
    Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...
    Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...
    Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü
    böcek...
    Yapma bunu bana bahar,
    Böyle üstüme gelme...!

    Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı...
    Çoktan cemreler düşmüs¸ beynime, yüreğime...
    Kalbimin buzları erimis¸
    Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum
    nicedir...
    Bir de sen çıldırtma beni...
    Krizdeyim ben... tembelliğin sırası değil, uyamam sana...
    Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.
    Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar
    beni...
    Bulutların üşüşmesin başıma...
    Girme kanıma benim...
    yoldan çıkarma...!

    Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
    afrodizyakların en etkilisi,
    Sevdanın suç ortağısın.
    Kıyma bana...!
    Biliyorum çünkü, yine kandırıp yesillendireceksin aşka; gövdemi
    azdırıp sonra birden çekip gideceksin.
    Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir
    kuraklığın ortasında terk edeceksin...
    O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman...
    Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin
    uçuştuğu günbatımları...

    Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan...
    Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında...
    Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak
    ruhumuz...
    Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden... yüreğim
    viraneye...
    Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da...
    Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.

    İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar...
    Iş¸ açma başıma...
    Git işine!
    Yoldan çıkarma beni! ..
  14. 11 Nisan 2007
    Konu Sahibi : Che
  15. yaxgxmur damlasxix

    yaxgxmur damlasxix Yeni Üye Üye

    Katılım:
    5 Mart 2007
    Mesajlar:
    28
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
    afrodizyakların en etkilisi,
    sevdanın suç ortağısın.

    Yapma bunu bana!..

    Bahar, yalvarırım çek git işine!..

    Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme!..

    Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;
    sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.

    Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...

    Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...

    Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu,
    toprakta türlü çeşit börtü böcek...

    Yapma bunu bana bahar,

    Böyle üstüme gelme!..

    Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı...

    Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime...

    Kalbimin buzları erimiş.

    Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir...
    bir de sen çıldırtma beni...

    Krizdeyim ben... Tembelliğin sırası değil, uyamam sana...

    Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.

    Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni...

    Bulutların üşüşmesin başıma...

    Girme kanıma benim... yoldan çıkarma!..


    Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,

    Sevdanın suç ortağısın.

    Kıyma bana!..

    Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi
    azdırıp sonra birden çekip gideceksin.

    Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir
    kuraklığın ortasında terk edeceksin...

    O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman...

    Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin

    uçuştuğu günbatımları...

    Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan...

    Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgârlarında...

    Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak;
    damar damar çatlayacak ruhumuz...

    Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden...
    Yüreğim viraneye...

    Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da...

    Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.


    İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar...

    İş açma başıma...

    Git işine!

    Yoldan çıkarma beni!...



    Can DÜNDAR
  16. 29 Nisan 2007
    Konu Sahibi : Che
  17. seyran

    seyran Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    851
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    18
    Özel Mesaj At
    Felluce'yim ben...

    Yıkık, harap, mağrur ve asi...

    Medeniyet denilen arsız yalanın tekzibi...

    İşgale uğradım, yağmalandım, kana bulandım.

    Evlatlarım ceset ceset yatar caddelerimde...

    ...dünyanın gözleri önünde...

    Sofrasında yer aradığınız bir ziyafetin zor lokmasıyım.

    Barbarların istilası karşısında Şark'ın nefs - i müdafaasıyım.



    * * *



    Bayramdı.

    Çatışma vardı.

    Cuma sabahı camide vuruldum.

    Yerde can çekişirken bulundum.

    Yaradan'ın evinde, Yok - eden vardı o gün...

    Aradıklarını söyledikleri kitle - sel imha silahlarıyla geldiler.

    Kafama nişan alıp, beynimi deldiler.

    Dağıldı kafam, parçalandı yüzüm.

    Kızıla kesti dayandığım duvar;

    Kendi kanıma gömüldüm.



    * * *



    Tanırsınız beni...

    Vietnam'da beynine kurşun sıkılan da bendim;

    Filistin'de taşlarla kolu bacağı kırılan da...

    İzmir'de ilk kurşunu atan da...

    Hepsinde suçum aynıydı:

    İşgalciye karşı ülkemi savunuyordum.

    Ve kanlar içinde yattığım yerden dünyaya, unuttuğu bir yemini, "isyan"ı

    hatırlatıyordum.



    * * *



    Fakat ne mümkün!

    Katilim, benden çok önce dağıtmış dünyanın beynini...

    Kara bir perde inmiş Ademoğullarının gözüne...

    Görmüyor, duymuyor, ses vermiyor.

    Susuyor riyakarca...

    Aslan tarafından parçalanan avın artığına göz dikmiş sırtlanların iştahıyla...

    ...susuyor, katliama ortak olma pahasına...



    * * *



    Şimdi yalanlar söyleyecekler sana...

    "Özgürlük götürdük, onun için öldürdük" diyecekler.

    Bir tek yüzüm var, bunun karşısına koyabilecek.

    Bu darmadağın, bu delik deşik, bu kanlı yüz, feneri olsun kör gözlerinizin...

    Felluce adını, zulmün defterine yazın.

    Ve asla unutmayın.

    Dönerim bir gün; mazlumun ahı gibi çıkar gelirim.

    İsyanlarla, sandıklarla... olmazsa, belime sarılmış bombalar, cephane yüklü

    kamyonlarla...

    "Terörist" diye işitirsiniz manşetlerde adımı yine; büyüğüne tapar, küçüğünü lanetlersiniz.

    Suçlunun savcı, mazlumun sanık olduğu bu sefil mahkemede, adım adım faşizme gidersiniz.

    Ödersiniz bedelini sükutunuzun...

    Bir gün pişman olursunuz.

    İşte o gün hatırlayın beni:

    Ben, Felluce'yim.

    21. asrın kabristanı, insanlığın son kalesiyim.



    can dundar
  18. 30 Nisan 2007
    Konu Sahibi : Che
  19. diaspora_elegance

    diaspora_elegance Yeni Üye Üye

    Katılım:
    19 Mart 2007
    Mesajlar:
    35
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Özel Mesaj At
    asırlar geçip gitmiş dünyanın ak ak saçlarından, ama değişmeyen tek şey zulüm, gözyaşı ve kan!!
    ben burda, sizinle muhabbet ederken, çeçenistanlı bir kız, en yakın dostunu yitiriyor biliyorum!

    elimde çay ekran karşısında yazarken, filistinde elleri taşlı, gözleri yaşlı küçük çocuk tarihi yeniden yazıyor biliyorum!

    ve biliyorum ki duamız kadar insanız!! kardeşlerim bir yerlerde kan kusarken, duasız kalmışsa ağzıma, melekler intizar edecek biliyorum!!
Benzer Konular: Dündar Şiirleri
Forum Başlık Tarih
Şiir Özge'nin en sevdiği şiirleri ... 25 Haziran 2014
Şiir Kadim Dolunay Şiirleri 9 Ekim 2013
Şiir Can Yücel Şiirleri 21 Temmuz 2013
Şiir Yusuf hayaloğlu şiirleri 8 Mayıs 2013
Şiir Ata'm ve Vatan Şiirleri... 23 Nisan 2013