Çanakkale Destanı

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve nurbotam tarafından 29 Ekim 2007 başlatılmıştır.

    29 Ekim 2007
    Konu Sahibi : nurbotam
  1. nurbotam

    nurbotam Aktif Üye Üye

    Katılım:
    11 Eylül 2007
    Mesajlar:
    102
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da
    onlarla Sohbet ediyor, ' Nerelisin?' gibi sorular soruyordu.
    Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına
    çağırdı ve merakla sordu:
    " Adın ne senin evladım?" dedi.
    " Ali, komutanım" dedi.
    " Nerelisin?"
    " Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..."
    " Peki evladım,bu kafanın hali ne?
    Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?"
    " Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden
    yaktığını da bilmiyorum."
    " Peki dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali."
    O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu.
    Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı
    da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve
    dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
    Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım
    istedi.
    " Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.
    Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?"
    Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
    " Sen söyle biz yazalım" dediler.
    Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin
    doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
    " Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada
    çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
    Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını
    sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin
    kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz
    ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
    Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek
    Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
    " Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada
    komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek
    sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın
    kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar
    ellerinden öperim anacığım."
    Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç
    almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz
    önceleri birer, birer, sonraları beşer,beşer,
    Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor,
    onlarında sayıları giderek azalıyordu.
    Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında
    çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine
    insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye
    göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
    Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,
    komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini
    istediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme
    gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
    Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,
    bile,bile ölüme gidiyorlardı.
    O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan
    Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit
    olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından
    mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile
    okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı
    mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.
    " Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim.
    Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında
    cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayı
    ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme."
    Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten
    sonra "şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
    Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından
    yazılmıştı şöyle diyordu anası:
    " Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime
    de yakma demişsin.
    Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga
    geçmesinler.


    Bizde üç işe kına yakarlar;


    1 - GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
    2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DİYE
    3 - ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE...


    Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun

    " Ali'nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken,
    hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu... "
    (Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)